<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islami sohbet ,Kanal-7.net,dini chat,islam sohbeti, islami chat , dini sohbet , kanal 7 sohbet &#187; Dini Bilgiler</title>
	<atom:link href="http://www.islamsohbeti.net/category/dini-bilgiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsohbeti.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 14:02:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Dua okumakla fakirlikten kurtulmak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dua-okumakla-fakirlikten-kurtulmak-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dua-okumakla-fakirlikten-kurtulmak-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 14:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[fakirlikten]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[okumakla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5681</guid>
		<description><![CDATA[Dua okumakla fakirlikten kurtulmak Sual: (Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur) deniyor. Dua okumakla fakirlikten nasıl kurtulunur? CEVAP Dinimiz çalışarak kazanmayı emretmektedir. Hazret-i Ömer, (Çalışın, kazanın, çalışmadan rızık beklemeyin! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz) buyurdu. Hazret-i Lokman Hakim de, (Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu. Rızık için endişe etmemeli! Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fdua-okumakla-fakirlikten-kurtulmak-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Dua okumakla fakirlikten kurtulmak</strong></span></p>
<p>Sual: (Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur) deniyor. Dua okumakla fakirlikten nasıl kurtulunur?<br />
CEVAP<br />
Dinimiz çalışarak kazanmayı emretmektedir. Hazret-i Ömer, (Çalışın, kazanın, çalışmadan rızık beklemeyin! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz) buyurdu. Hazret-i Lokman Hakim de, (Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu.<br />
<span id="more-5681"></span><br />
Rızık için endişe etmemeli! Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Her canlının rızkı Allah’a aittir) buyuruldu. (Hud 6)</p>
<p>(Şeytan, sizi fakirlikle korkutup, fahşaya sürükler [cimriliğe, her türlü kötülüğe teşvik eder.]) [Bekara 268]</p>
<p>(Yeryüzüne dağılın, Allah’ın fazlından rızkınızı arayın!) [Cuma 10]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(En güzel rızık, helale, harama dikkat edilerek alın teri ile kazanılandır.) [Nesai]</p>
<p>(İbadet on kısımdır, dokuzu çalışıp helal kazanmaktır.) [Deylemi]</p>
<p>(Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur.) [İsfehani]</p>
<p>Çalışmak farzdır<br />
Nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar çalışıp kazanmak farzdır. Cafer Huldi hazretleri, (Büyüklerimiz, kendi için değil, din kardeşlerine yardım için, çalışıp kazanmıştır) buyuruyor.</p>
<p>Müslümanlara yardım için, cihad etmek için fazla çalışıp kazanmak müstehaptır, iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olandır.) [Kudai]</p>
<p>Şu duayı okuyan fakirlikten kurtulur demek, o dua kabul olmuşsa, ona bir çalışma kapısı açılır veya ummadığı yerden rızka kavuşur demektir. Hastalığı için dua eden de şifaya sebep olan ilaca veya başka bir sebeple sıhhate kavuşur. Çalışmak rızkı artırmaz. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak sünnettir. (El-İhtiyar)<br />
[Duaların kabul olması için Ehl-i sünnet itikadında olmak, Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasaklarından kaçmak gerekir.]</p>
<p>İhtiyaçtan kurtulmak, bereketli rızka kavuşmak için sebeplere yapışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ömrüm uzun, rızkım bol olsun diyen, akrabasını ziyaret etsin, görüp gözetsin!) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]</p>
<p>(Allah korkusunu sermaye edinen, rızka ticaretsiz ve sermayesiz kavuşur. Kur&#8217;an-ı kerimde, &#8220;Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve rızkını ummadığı yerden gönderir&#8221; buyuruldu.) [Talak 2, 3 - Taberani]</p>
<p>(Eve girerken &#8220;İhlas&#8221; suresini okuyan, fakirlik görmez.) [T. Kurtubi]</p>
<p>(Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere &#8220;La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim&#8221; derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]</p>
<p>(Günde yüz kere, La ilahe illallah, el-melikül hakkul mübin, Muhammedün Resulullah, sadikul vâdil emin diyen, fakirleşmez, zenginleşir, kabirde kendisine yoldaş olur, Cennetin kapısını da açmış olur.) [Hatib]</p>
<p>(Rızka kavuşan çok hamd etsin! Rızkı azalan istiğfar etsin!) [Hatib]</p>
<p>(Hamd; &#8220;Elhamdülillah&#8221;, İstiğfar; &#8220;Estağfirullah&#8221; demektir. İstiğfar etmek, günahların affına sebep olan iyilikleri yapmaktır.)</p>
<p>(Ana-babaya, evlada bakmak, kimseye muhtaç olmamak için çalışmak cihaddır.) [İ. Asakir]</p>
<p>(İhtiyacını halka açan, ihtiyaçtan kurtulamaz. Allah’a arz eden, ihtiyaçtan kurtulur.) [Hakim]</p>
<p>(Allahü teâlâ sanat sahibi mümini sever.) [Taberani]</p>
<p>(Çalışıp kazanmak her müslümana farzdır.) [Taberani]</p>
<p>(Çalışmayıp kendini sadaka isteyecek hâle düşüren 70 şeye muhtaç olur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Kimseye muhtaç olmamak ve ana-baba, çoluk-çocuğunu da muhtaç etmemek için işe gidenin her adımı ibadettir.) [Taberani]</p>
<p>(Geçimini helalinden kazanmak, Allah yolundaki cihad gibidir.) [Deylemi]</p>
<p>(Cihad, sadece kılıç sallamak değildir. Ana-babaya, evlada bakmak, kimseye muhtaç olmamak için çalışmak da cihaddır. Çalışıp kimseye yük olmayan mücahiddir.) [İ.Asakir]</p>
<p>Çocuklarının geçimi için sıkıntı çeken birine, Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlık, fakirlik, çocuksuzluktan şikayette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, Nuh suresinden şu mealdeki âyet-i kerimeleri okudu:<br />
(Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12]</p>
<p>İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünmelidir! Manası şöyledir: (Kendisinden başka ilâh bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah’a istiğfar eder, günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]</p>
<p>Borçtan kurtulmak için, (Allahümme ekfini bihelâlike an haramike ve agnini bi fadlike ammen sivâke) duasını okumalı.</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Ya Muaz, şu duayı okursan, dağ gibi borcun olsa da, Allah ödetmeyi nasip eder) buyuruldu. Al-i imran suresinin 26. âyeti okunduktan sonra, şu dua okunur: Ya Rahmâneddünyâ vel âhireti ve rahimehümâ tu’ti minhümâ mâ teşâü ve temne’u mâ teşâü ferhamni rahmeten tugni bihâ an rahmeti men sivâke. Allahümmekdi anni deyni. (Hakim)</p>
<p>Her türlü tedbire rağmen, zengin olamayan da, haline şükretmeli, fakirliğe sabretmelidir. Çünkü hadis-i şerifte (Fakirlik, dünyada kusur ise de, ahirette süstür) buyuruldu. Bir kişi &#8220;Ya Resulallah! Vallahi seni seviyorum&#8221; dedi, bunu üç kere tekrar etti. Resulullah efendimiz, ona (Beni seven, fakirlik için bir zırh hazırlasın. Çünkü beni sevene fakirlik, dağın tepesinden inen selden daha süratli gelir) buyurdu.</p>
<p>Mal ne kadar çok olursa hesabı vardır, haramdan kazanılmışsa azabı vardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(O gün, size verilen her nimetten sorguya çekileceksiniz.) [Tekasür 8]</p>
<p>Dert ve borçtan kurtulmak için<br />
Sual: Peygamber efendimizin, Eshab-ı kiramdan Ebu Ümâme hazretlerine, dertten ve borçtan kurtulması için öğrettiği dua nasıldır?<br />
CEVAP<br />
Eshab-ı kiramdan, Ebu Said Hudri hazretleri anlatıyor:<br />
Resulullah efendimiz, bir gün, mescide girdi ve Ensar’dan Ebu Ümâme’ye rastladı ve kendisine, (Yâ Ebâ Ümâme! Namaz dışında niye mescidde oturuyorsun?) diye sordu. Ebû Umâme, (Beni saran dertler ve borçlar yüzünden yâ Resûlallah) dedi. Resulullah, (Sana bir duâ öğreteyim, bunu okuduğun zaman, Allah derdine devâ verir, borcunu ödettirir. Sabah ve akşam bu duâyı oku) buyurdu. Dua şöyledir: (Allahümme innî eûzü bike minel-hemmi vel-hazen ve eûzü bike minel-aczi vel-kesel ve eûzü bike minel-cübni vel-buhl ve eûzü bike min galebetid-deyni ve kahrir-ricâl.)</p>
<p>Hazret-i Ebû Ümâme, (Bunu okudum, dertten ve borçtan kurtuldum) dedi. (Ebu Davud)</p>
<p>Bu dua, (Yâ Rabbi, kederden, dertten, âcizlikten, tembellikten, korkudan, cimrilikten, borcumu ödeyememekten ve insanların kahrından sana sığınırım) demektir.</p>
<p>Borçtan kurtulma duası<br />
Sual: Borçtan kurtulma duası var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Gerekli borç duaları sitemizde yazılıdır. Bir tanesini daha bildirelim. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ya Muâz! Sana bir dua öğreteyim mi? Uhud Dağı kadar borcun olsa da, Allah onu ödemek nasip eder. Şöyle dua et:<br />
Allahümme mâlikel-mülki tü’til-mülke men teşâü ve tenziül-mülke mimmen teşâü ve tüizzü men teşâü ve tüzillü men teşâü bi-yedikel-hayr inneke alâ külli şey’in kadîr. Tûlicul-leyle fin-nehâri ve tûlicün-nehâre fil-leyli ve tühricul-hayye minel meyyiti ve tühricul-meyyite minel-hayyi ve terzuku men teşâü bi-gayri hisâb. [Buraya kadar olan kısım, Âl-i İmran suresinin 26-27. âyetleridir. Aslına bakarak okumalı.] Rahmened-dünyâ vel-âhireti ve rahîmehümâ tu’tîhimâ men teşâü ve temneu min-hümâ men teşâü, irhamnî rahmeten tu’nînî bihâ ammen sivâke.) [Taberani]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fdua-okumakla-fakirlikten-kurtulmak-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-1691330401499687";
/* 468x60, oluşturulma 22.10.2010 */
google_ad_slot = "0781712208";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dua-okumakla-fakirlikten-kurtulmak-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çalışmak ibadettir</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/calismak-ibadettir-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/calismak-ibadettir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 14:01:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[ibadettir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5679</guid>
		<description><![CDATA[Çalışmak ibadettir Sual: Çalışmak ibadet midir? CEVAP Müminin çalışması ibadettir. Fakat imansızın çalışması ibadet olamaz. Ben namaz kılmam ama bak çalışıyorum, bu da ibadettir demek yanlıştır. Namaz kılmayanın da çalışması ibadet olmaz. Kimseye muhtaç olmamak için çalışmak çok kıymetlidir. Peygamber efendimiz, Hazret-i Muaz ile müsafeha edince buyurdu ki: - Ya Muaz, ellerin nasırlaşmış. - Evet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fcalismak-ibadettir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Çalışmak ibadettir</strong></span></p>
<p>Sual: Çalışmak ibadet midir?<br />
CEVAP<br />
Müminin çalışması ibadettir. Fakat imansızın çalışması ibadet olamaz. Ben namaz kılmam ama bak çalışıyorum, bu da ibadettir demek yanlıştır. Namaz kılmayanın da çalışması ibadet olmaz.<br />
<span id="more-5679"></span><br />
Kimseye muhtaç olmamak için çalışmak çok kıymetlidir. Peygamber efendimiz, Hazret-i Muaz ile müsafeha edince buyurdu ki:<br />
- Ya Muaz, ellerin nasırlaşmış.<br />
- Evet ya Resulallah, kazma elimde toprakla meşgul oluyor ve bu sayede çoluk çocuğumun nafakasını kazanıyorum.<br />
Fahr-i kâinat efendimiz, Hazret-i Muaz’ı öpüp buyurdu ki:<br />
- Bu eli Cehennem yakmaz. (Tibyan)</p>
<p>Yine bir gün bir genç, sabah erkenden işine gidiyordu. Eshab-ı kiramdan bazıları, bunu uygun görmediler. Orada bulunan Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Öyle söylemeyiniz! Eğer kimseye muhtaç olmamak, ana babasını ve aile efradını muhtaç etmemek için işine gidiyorsa, her adımı ibadettir. Eğer kazanacağı para ile öğünmek, keyf sürmek niyetinde ise, şeytanla beraberdir.) [Taberani]</p>
<p>Görüldüğü gibi bir müslümanın iyi niyetle çalışması ibadettir. Fakat kâfirin ve her haramı işleyen kimsenin çalışması ibadet olmaz. Namaza ne lüzum var, çalışmak da ibadettir demek çok yanlıştır. Böyle söyleyen kâfir olur. Namaz kılan, haramlardan kaçan kimsenin iyi niyetle çalışması ibadettir. (K. Saadet)</p>
<p>Herkesin rızkı ayrılmıştır<br />
İnsan, rızkını aradığı gibi, rızk da, sahibini arar. Çok fakirler vardır ki, zenginlerden daha iyi, daha mutlu yaşar. Allahü teâlâ kendisinden korkanlara, dinine sarılanlara, ummadıkları yerden rızk gönderir. Allahü teâlâ, insanları yaratırken, ömürleri gibi, rızklarını da takdir etmiştir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:<br />
(Allahü teâlâ, müminin rızkını ummadığı yerden verir.) [İ.Hibban]</p>
<p>(Allah’tan korkun, istediğiniz şeylere kavuşmak için, iyi sebeplere yapışın. Kötü sebeplere yanaşmayın! Hiç kimse, takdir edilen rızkına kavuşmadıkça ölmez.) [Hakim]</p>
<p>(Eceliniz sizi nasıl takip ederse, rızkınız da öylece takip eder. Rızk için sıkıntı çekerseniz, Allahü teâlânın emrine uygun hareket edin.) [Taberani]</p>
<p>(Allah korkusunu sermaye edinen, rızkına ticaretsiz ve sermayesiz kavuşur.) [Taberani]</p>
<p>(Allahü teâlâya tam tevekkül etseydiniz, sabah aç gidip, akşam tok dönen kuşlar gibi rızka kavuşurdunuz.) [Tirmizi]</p>
<p>Helal rızka kavuşmak isteyen sebeplerine yapışmalıdır! Para kazanmak, malı arttırır. Fakat, rızkı arttırmaz. Rızk, mukadderdir. Yani ezelde ayrılmıştır. Rızk, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Fakat Allah emrettiği için çalışmak gerekir. Çünkü, Allahü teâlânın işleri, sebepler altında tecelli eder. Âdet-i İlahiye böyledir. Fakat, bazen, sebebe yapışıldığı halde, iş hasıl olmayabilir. Yahut, sebepsiz de, hasıl olabilir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:<br />
(Rızkının bol olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin!) [Buhari]</p>
<p>(Sadaka vermeye devam edenin rızkı artar!) [İbni Mace]</p>
<p>(Cömerdin evine rızk, devenin göğsüne vurulan bıçaktan daha tez gelir.) [İbni Mace]</p>
<p>(Namaz kılmak rızkın bereketine sebep olur.) [Miftah-ül cenne]</p>
<p>(Hanımı ile [iyi geçinip] şakalaşanın, rızkı artar.) [İ.Lal]</p>
<p>(Rızk için üzülme, takdir edilen [ezelde ayrılmış olan] rızk seni bulur.) [İsfehani]</p>
<p>(Zikrin hayırlısı hafi [gizli] olanı, rızkın hayırlısı ise kâfi olanıdır.) [Beyheki]</p>
<p>(Allahü teâlâ sevdiğine, rızkını kâfi [yetecek kadar] verir.) [Ebuşşeyh]</p>
<p>(Helal kazanmak için sıkıntı çekene, Cennet vacip olur.) [İ.Gazali]</p>
<p>Fakirliğe sebep olan şeyler<br />
Bazı şeyler fakirliğe yol açar, rızkın güçlükle gelmesine sebep olur. Mesela tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile, sıkıntı ile hasıl olur. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyle:<br />
(Günah işlemek, rızktan mahrumiyete sebep olur.) [İbni Mace]</p>
<p>(Yalan söylemek rızkı azaltır.) [İsfehani]</p>
<p>(Zina fakirliğe yol açar.) [Beyheki]</p>
<p>(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]<br />
[Rızkların dağılması sabah namazından sonra olur. Manevi rızkların dağılması ise ikindi namazından sonradır. Bu iki vakitte uyumamaya dikkat etmelidir! (El-Envar)]</p>
<p>(Sabah namazını kıldıktan sonra uyumayın, rızkınızı aramaya çalışın!) [Taberani]</p>
<p>(Hak teâlâ rızkları, fecr ile güneşin doğacağı vakitler arasında verir.) [Beyheki]</p>
<p>(Rızka kavuşan çok hamd etsin!) [Hatib]</p>
<p>Hamd etmek, Allahü teâlâya şükretmek demektir. Her nimetin Allahü teâlâdan geldiğine inanmak gerekir. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki:<br />
(Kendine verdiğim nimeti, benden bilip kendinden bilmeyen, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmeyen ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ.Gazali]</p>
<p>Çok kazanmak için çok çalışmak<br />
Sual: Çok kazanmak için çok çalışmak dine aykırı mıdır?<br />
CEVAP<br />
Kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını kazanacak ve borçlarını ödeyecek kadar çalışıp kazanmak farzdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Çalışıp kazanmak farzdır.) [Taberani]</p>
<p>Çoluk çocuğunun bir yıllık nafakasını toplayacak kadar çalışmak mubahtır. Müslümanlara yardım için, cihad etmek için fazla çalışıp kazanmak müstehaptır, iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İnsanların en iyisi, insanlara faydalı olandır.) [Kudai]</p>
<p>Gösteriş için, övünmek için kazanmak tahrimen mekruhtur. Çalışmak rızkı artırmaz. Çalışmak takdir edilen rızka kavuşturmaya vesiledir. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak sünnettir. (El-İhtiyar)</p>
<p>Ahiret sevabı için, (çok kazanmak için, çok çalışmak gerekir) sözü elbette pek hoştur.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde mal için hayır adı verilmiş ve mal övülmüştür. Hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:<br />
(Bir zaman gelir ki, kişi dinini ve dünyasını ancak para ile ayakta tutabilir.) [Taberani]<br />
Dinimiz, parayı değil, paranın sevgisini kötülemiştir.</p>
<p>İbrahim aleyhisselam, Peygamber olup puta tapmaktan çok uzak olduğu halde, (Ya Rabbi, beni ve çocuklarımı puta tapmaktan koru!) diye dua etmiştir. Puttan maksat para sevgisidir. Demek ki, parayı sevmek, puta tapmaya benzetilmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Paraya tapan helak olur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Altın ve gümüşün [paranın] kuluna lanet olsun!) [Tirmizi]</p>
<p>(Paraya gönül vermek, sizden öncekileri mahvettiği gibi sizi de mahvedebilir.) [Taberani]</p>
<p>(Bir zaman gelir ki, kaygısı mide, şerefi mal, kıblesi kadın, dini para olan kimseler çıkar. Bunlar halkın şerlileridir.) [Sülemi]</p>
<p>Hadis-i kudside de buyuruldu ki:<br />
(Hak teâlâ buyurdu ki, &#8220;Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.&#8221;) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Dünya kötü mü?<br />
Sual: Dinimizde dünya ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Dünya, haram ve mekruhlardır. Dünya, mal, servet, dünyalık, rızk gibi manalara da gelir.<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:<br />
Dünya, seni Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeyler, demektir. Kadın, çocuk, mal, rütbe, mevki düşüncesi Allahü teâlâyı unutturacak kadar aşırı olursa, dünya olur. Çalgılar, oyunlar, faydasız, boş şeylerle vakit geçirmek (Kumar, kötü arkadaş, kötü filimler, mecmua ve romanlar) hep bunun için dünya demektir. Din ile dünyayı birlikte kazanmak imkansızdır. Ahireti kazanmak isteyenin dünyadan vazgeçmesi gerekir.</p>
<p>Bu zamanda dünyayı tamamen terk etmek kolay değildir. Hiç olmazsa hükmen terk etmek yani terk etmiş sayılmak gerekir. Bu da her işte İslamiyet’e uymak demektir. Yiyecekte, içecekte, giyecekte ve ev kurmakta İslamiyet’e uymak gerekir.</p>
<p>Dünya ahiretin kazanç yeridir. Kazanç yeri kötülenmez. Haram kazanç kötülenir. Dünyayı kötüleyen hadis-i şeriflere bu açıdan bakmak gerekir.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki.<br />
(Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.) [Hakim]</p>
<p>(Dünya melundur. Yalnız Allah için olanlar müstesnadır.) [İbni Mace]</p>
<p>(Dünya peşinde koşan, açgözlü olur, hep yokluk içinde kıvranır, işleri zorlaşır, nasibinden de fazla bir şeye kavuşamaz. Ahiret için çalışanın da, işleri kolaylaşır, gönlü zenginleşir, yüz çevirdiği dünyalık da kendisine teveccüh eder.) [Tirmizi]</p>
<p>(Emeli hep dünya olanın, Hak indinde değeri yoktur. Bunun meşgalesi tükenmez, fakirlikten kurtulamaz, zenginliğe kavuşamaz, sonu gelmeyen boş kuruntularla oyalanır.) [Taberani]</p>
<p>(Ateşin odunu yediği gibi, dünya sevgisi de imanınızı yer.) [İ.Gazali]</p>
<p>(Kalbinizi, dünyadan bahsederek meşgul etmeyin!) [Beyheki]</p>
<p>(Dünyanın yükselttiği her şeyi Allahü teâlâ alçaltır.) [Buhari]</p>
<p>(Allahü teâlâ, bir kimseye ahireti kazanması için dünyayı verir, ama dünya için ahireti vermek istemez.) [Deylemi]</p>
<p>(Allahü teâlâ, dünyanın akıbetini, yenilen yemeğin akıbetine benzetmiştir.) [Taberani]</p>
<p>(Dünyadan yüz çevir ki, Allahü teâlâ seni sevsin! Halkın eline bakma ki seni sevsinler.) [İbni Mace]</p>
<p>(Dünyayı ahirete tercih eden, üç şeye maruz kalır. Sıkıntısı hiç eksilmez, yokluktan kurtulmaz ve doymak bilmeyen bir hırsa kapılır ki, hiç bir zaman boş vakit bulamaz.) [Taberani]</p>
<p>(Cenneti isteyen hayra koşar, Cehennemden korkan, haramlardan kaçar. Ölümü bekleyen dünya lezzetlerini terk eder. Dünyaya meyledene musibetler yağar.) [İbni Hibban]</p>
<p>(Allahü teâlâ bir kuluna hayır murat edince, onu dünyadan uzaklaştırır, ahirete teşvik eder ve kusurlarını kendine gösterir.) [Deylemi]</p>
<p>(Tahsilsiz ilme, rehbersiz hidayete kavuşmak isteyen, dünyadan yüz çevirsin!) [İ.Gazali]</p>
<p>Zenginlik ve saltanat<br />
Mal ve makam sahibi olmak başka, mal ve makam sevgisi başkadır. Dünya ve ahiret saadetine kavuşmak ve insanlara hizmet edebilmek için mal ve makam sahibi olmak çok iyidir. Bütün dünya bir kimsenin olsa, mala mağrur olmadan dine uygun harcasa, çok büyük sevap kazanır. Süleyman aleyhisselam, büyük bir zenginlik ve saltanat içinde yüzdüğü halde, Cenab-ı Hak, Kur&#8217;an-ı kerimde, (O ne iyi kuldur) diye övmektedir. (Sad 30)</p>
<p>Peygamber efendimizden sonra insanların en üstünü olan Hazret-i İbrahim’in ovaları dolduran davarları yanında yalnız yarım milyon sığırı vardı. Mal ve makamı kötüye kullanmak zararlıdır. İnsanı iyilik etmekten alıkoyan her şey dünyadır. Kur&#8217;an-ı kerimde, Cennetin, makam hırsıyla büyüklük taslamayan kimselere verileceği bildirilmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(&#8220;La ilahe illallah&#8221; diyen, dünyayı dinden üstün tutmadıkça, Allahü teâlânın gazabından ve azabından kurtulur. Dini bırakıp dünyaya [haramlara] sarılırsa, Allahü teâlâ, ona; &#8220;Yalan söylüyorsun&#8221; buyurur.) [Hakim]</p>
<p>(Dünya işi için üzülen Allahü teâlâya karşı öfkelenmiş olur.) [Taberani]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fcalismak-ibadettir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/calismak-ibadettir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an Allah kelamıdır</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kuran-allah-kelamidir.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kuran-allah-kelamidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 13:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[kelamıdır]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5677</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an Allah kelamıdır Sual: Bazı dinsizler, Kur&#8217;anı Resulullah’ın kendisinin yazdığını, Allah kelamı olmadığını söylüyorlar. Bu konuda âyet-i kerime yok mu? CEVAP Âyet-i kerime elbette var, ama ateist âyete inanmaz. Muhammed aleyhisselam, peygamber olduğunu mucizelerle de ispat etmiştir. Bu mucizeler sözbirliğiyle bugüne kadar gelmiştir. Mucizelerinin başında Kur’an-ı kerim gelir. Yani devam eden bir mucizedir. Kur’an-ı kerim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkuran-allah-kelamidir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kur&#8217;an Allah kelamıdır</strong></span></p>
<p>Sual: Bazı dinsizler, Kur&#8217;anı Resulullah’ın kendisinin yazdığını, Allah kelamı olmadığını söylüyorlar. Bu konuda âyet-i kerime yok mu?<br />
CEVAP<br />
Âyet-i kerime elbette var, ama ateist âyete inanmaz. Muhammed aleyhisselam, peygamber olduğunu mucizelerle de ispat etmiştir. Bu mucizeler sözbirliğiyle bugüne kadar gelmiştir. Mucizelerinin başında Kur’an-ı kerim gelir. Yani devam<br />
<span id="more-5677"></span><br />
eden bir mucizedir. Kur’an-ı kerim çok vecizdir, hiç kimse, Kur&#8217;an gibi söz söyleyemez. Arabistan’ın meşhur şairleri ve edebiyatçıları uğraşmışlar, benzerini söyleyememişlerdir. Bu konudaki âyet-i kerime meallerinden bazıları şöyledir:<br />
(Kendi uydurdu diye inanmayanlar, haydi [Bu Kur’anın] bir benzerini söylesinler!) [Tur 33, 34]<br />
(De ki: Kendimden söylediğimi sandığınız bu Kur’anın sûreleri gibi, haydi on sûre de siz söyleyiniz!) [Hud 13]<br />
(Eğer kulumuza [Resulüme] indirdiğimizden [Kur’anın Allah’tan geldiğinden] bir şüpheniz varsa, iddianızda doğruysanız, Allah’tan başka şahitlerinizi [putlarınızı, bilginlerinizi] de yardıma çağırıp, haydi onun benzeri bir sûre meydana getirin! Bunu asla yapamazsınız.) [Bekara 23, 24]<br />
(Kur’an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42] (Kur’anı Allah indirdiği için, onu bozabilecek birisinin çıkamayacağı açıkça bildiriliyor.)<br />
(Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. Onun sözlerini [Kur'anı] değiştirebilecek [hiçbir şey, hiçbir kuvvet] yoktur.) [Enam 115]<br />
(Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]<br />
(Eğer Kur’an, Allah’tan başkasından gelmiş olsaydı, içinde pek çok tutarsızlık [tenakuz, çelişki] bulunurdu. Bunu düşünemiyor musunuz?) [Nisa 82]<br />
(Kur’anı kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: O halde Allah’tan gayri çağırabildiklerinizi [yardıma] çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.) [Hud 13]<br />
(Eğer o [peygamber] bize atfen, [Kur’ana] bazı sözler katsaydı, biz onu kuvvetle yakalayıp şah damarını koparır, helak ederdik, hiçbiriniz de buna engel olamazdınız.) [Hakka 44-47]<br />
(De ki: Bu Kur’anın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp, birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88] (14 asır geçtiği hâlde, birçok din düşmanı, hâşâ Allah’ı yalancı çıkarmak için uğraşmışsa da bunu yapamadılar.)</p>
<p>Kur’an-ı kerim, Resulullah efendimizin en büyük mucizesidir. İçinde, bütün dünyada bugüne kadar yapılmış, medeni kanunlara örnek teşkil edecek ilmî ve hukukî esaslar, eski tarihe ait birçok bilinmeyen bilgiler, insanlara verilebilecek, en büyük ahlâk esasları, nasihatler, dünya ve âhiret hakkında, o zamana kadar hiçbir kimsenin bilmediği, bilemediği, tasavvur bile edemediği hususlar vardır. Bunlar, kimsenin söyleyemeyeceği, bir ifadeyle beyan edilmiştir. Müşrikler, mucize isteyince de mealen buyuruldu ki:<br />
(Kur’an gibi [eşsiz] bir kitabı sana indirmemiz, [mucize olarak] yetmez mi?) [Ankebut 51]</p>
<p>(Bu, Allah’ın kitabı değildir) diyebileceklere karşı da, böyle şüphelere yer bırakılmamıştır. Allahü teâlâ, Resulünün böyle bir kitap yazacak kudrette olmadığını ve Kur’anı kendisinin vahiy ettiğini teyit etmektedir. Esasen Resulünün özellikle ümmî [okuma yazma öğrenmemiş] olmasını ve bu sebepten Kur’anın ancak Allah tarafından vahiy edilebileceğinin anlaşılmasını istemiştir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
([Ey Resulüm, bu Kur’an sana indirilmeden önce] Sen bir kitaptan okumuş ve elinle onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı bâtıl söze uyanlar, şüpheye düşerlerdi. [Müşrikler, “Kur’anı başkasından öğrenmiş veya önceki semavi kitaplardan almış” derler, Yahudiler de, “Onun vasfı Tevrat’ta ümmîdir, bu ise ümmî değil” derlerdi.]) [Ankebut 48]</p>
<p>O zaman, Araplar şiire çok kıymet verirdi. Aralarında çeşitli şairler yetişti. Birbirleriyle şiir yarışı yaparlardı. Kazananlarla öğünürlerdi. Kur’an-ı kerime benzer kısa bir sûre söyleyebilmek için, el ele verdiler. Çok uğraştılar. Hazırladıkları şiirleri, Muhammed aleyhisselama götürecekleri zaman, Kur’an-ı kerimden bir sûre ile karşılaştırdılar. Sûredeki belagati iyi anladıkları için, kendi sözlerinden kendileri utandılar. Resulullah&#8217;a götüremediler. Bu zavallılıkları karşısında, ilimle karşı koymaktan vazgeçip, kaba kuvvete başvurmaktan başka çare bulamadılar. Kılıca sarıldılar. Müslümanlara saldırmaya başladılar. Resulullah&#8217;ı öldürmeye karar verdiler. Bunun için hazırladıkları planı gerçekleştirmeye kalkıştılarsa da, mağlup ve rezil oldular. Muhammed aleyhisselamın böyle meydan okuması karşısında ve böyle el ele vererek uğraşmaları sonunda, bir sûre gibi veciz, beliğ bir söz söyleyebilselerdi, Resulullah’a gelir, okurlar, gürültü, patırtı koparırlardı. Bu taşkınlıkları dillere yayılır, tarihlere geçerdi. Bu başarısızlıkları, Kur’an-ı kerimin mu’ciz olduğunu, insan sözü olmadığını açıkça göstermektedir.</p>
<p>Mu’ciz, insanı âciz bırakan, aynısını yapmakta başkalarını acze düşüren, kudretsiz kılan, kimsenin yapamayacağı iş demektir. Mucize de aynı anlamdadır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkuran-allah-kelamidir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kuran-allah-kelamidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emr-i marufun önemi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/emr-i-marufun-onemi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/emr-i-marufun-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 11:54:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Emr-i]]></category>
		<category><![CDATA[marufun]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5673</guid>
		<description><![CDATA[Emr-i marufun önemi Sual: Herkesin emr-i maruf ve nehy-i münker yapması, [iyiliği emredip kötülüğü önlemeye çalışması], mesela, bir haksızlık karşısında eylemlerde bulunması, farz değil mi? Haksızlık karşısında susmak caiz midir? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı diyelim? CEVAP Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, gücü yetene farzdır. Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Femr-i-marufun-onemi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Emr-i marufun önemi</strong></span></p>
<p>Sual: Herkesin emr-i maruf ve nehy-i münker yapması, [iyiliği emredip kötülüğü önlemeye çalışması], mesela, bir haksızlık karşısında eylemlerde bulunması, farz değil mi? Haksızlık karşısında susmak caiz midir? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı diyelim?<br />
CEVAP<br />
Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, gücü yetene farzdır. Her gücü yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<span id="more-5673"></span><br />
(İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Â. İmran 104]</p>
<p>Maruf, dinimizin emrettiği, münker ise, dinimizin yasakladığı işlerdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur, cahillik, fitne ve fesat her yeri kaplar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Fitne [bid’at, sapıklık, küfür] yayıldığı zaman, hakikati, doğruyu bilen bir kimse, [imkanı nispetinde, söz ile, yazı ile, gazete, dergi, radyo, tv ile] başkalarına [mümkün olan her yere ve herkese] bildirsin, [imkanı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse], Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun!) [Deylemi]</p>
<p>(Ümmetimin bir kısmı, kabirlerinden maymun ve domuz şeklinde kalkar. Bunlar Allah’a isyan edenlere, nehy-i münker yapmayan kimselerdir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Bir toplumda, gücü yettiği halde, günah işleyenlere, mani olmayanlar, ölmeden önce de, Allahü teâlânın azabına maruz kalırlar.) [İbni Mace]</p>
<p>(Kötülük men edilmezse, azap o milletin hepsine birden iner.) [Hakim]</p>
<p>(Geçmiş ümmetlerden bir kısmı çeşitli azaba uğradı. Bunların arasında iyiler yok muydu) denildiğinde, Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Hep birlikte helak oldular. Zira günah işlenirken iyiler susmuştu.) [Taberani]</p>
<p>Âlimlerin, güçleri yettiği kadar, fitneye sebep olmadan idarecilere, emr-i maruf yapması gerekir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
(Cihadın en kıymetlisi, zalim sultan yanında, hak yolu gösteren bir söz söylemektir.) [Tirmizi]</p>
<p>Emr-i maruf yaparken, fitne çıkarmamaya çok dikkat etmelidir. Zarar geleceği bilinirken, günah işleyen herkese, emr-i maruf yapmak yanlıştır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kıyamette, bir kimseye, günah işleyene, niçin engel olmadığı sorulacak, o da, “Onun zararından korktum, Allah’ın affına güvendim” diyecek ve mazur görülecektir.) [İ Mace]</p>
<p>(Zalimin zulmünü değiştiremeyen, oradan hicret etmelidir.) [F.Bilgiler]</p>
<p>(Bozuk bir işi [nasihat ederek ve diğer meşru yollarla] düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.) [Beyheki]</p>
<p>Son hadis-i şerif, saldırganlığı değil, meşru yollardan öğüt verip sabretmeyi emretmektedir.<br />
Kudreti varken, gücü yeterken, haram işleyene mani olmamak müdahene olur.</p>
<p>Müdahene, dünyalık ele geçirmek için, dinden taviz vermektir. Haram işleyene veya yanında bulunanlara olan saygısı yahut dine olan bağlılığının gevşekliği, müdaheneye sebep olur.</p>
<p>Günah işleyene müdahale<br />
Fitne olmadığı, yani dinine veya dünyasına zarar olmadığı zaman, haram ve mekruh işleyene mani olmak gerekir. Mani olmamak, susmak haram olur.</p>
<p>Müdahene etmek, haram işlemeye razı olmayı gösterir. Susmak çok yerde iyi ise de, gücü yetenin hakkı, hayrı söyleyecek yerde susması yanlıştır.</p>
<p>İlmin zekatı, ancak ilmi öğretmekle ödenir. Âlimin mürekkebi, şehidin kanından üstün olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlânın yeryüzünde şehitlerden üstün mücahidleri vardır. Bunlar, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker yapan kimselerdir.) [İ. Gazali]</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir, (Ya Resulallah, müşriklerle savaştan başka cihad var mı) diye sorunca, Peygamber efendimiz cevap olarak buyurdu ki:<br />
(Evet, şehidlerden üstün mücahidler vardır. Emr-i maruf yaparlar, salihleri sever, facirlere buğzederler.) [Tibyân]</p>
<p>Dinimizin temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Bunlar öğretilmezse, İslamiyet yıkılır, yok olur.<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]</p>
<p>Kötüler de hizmet edebilir<br />
Sual: Dine hizmet edecek kimselerin mutlaka salih Müslüman olması mı gerekir? Günahkâr insan da hizmet edemez mi?<br />
CEVAP<br />
Öyle bir şart yok. Herkes hizmet edebilir. Bir hadis-i şerif meali:</p>
<p>(Allahü teâlâ, bu dini bir facirle de kuvvetlendirebilir.) [Buhari]</p>
<p>Facir, haramlara dalmış günahkâr ve kötü insan demektir.</p>
<p>Emr-i maruf yaparken<br />
Sual: Samimi olduğum arkadaşlarıma bile emr-i maruf yapamıyorum. Mesela birine, (Seni sabah namazında göremiyorum) desem, teşekkür etmeyi bırakın, ne bahaneler buluyor. Bu da yetmiyor. Sen benim kusurlarımı mı arıyorsun? Sen de şunları yapıyorsun ya diyor. Bir hakkı kabul etmemek neden ileri gelir?<br />
CEVAP<br />
Hakkı kabul etmemek kibirden ileri gelir. Kibirli kimse, tenkit edilmekten hiç hoşlanmaz. Kendi ayıplarını görmeyip başkalarının kusurları ile meşgul olur. Bir çocuk bile, bir cahil bile bize bir nasihat verse, onu memnuniyetle kabul etmeliyiz. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Bir kimseye dini bir öğüt tebliğ edilirse, bu, Allahü teâlâ tarafından gönderilen bir nimettir. Şükrederek onu kabul etmesi ne iyidir. Kabul etmezse Allahü teâlâ onun günahını arttırır ve ona daha fazla gazap eder.) [İ. Asakir]</p>
<p>Deli denilmedikçe<br />
Sual: (Bir kimseye deli denilmedikçe, imanı tamam olmaz) hadis-i şerifindeki deliden maksat nedir?<br />
CEVAP<br />
Deli, kârını, zararını düşünmeyen kimsedir. Bazı kimseler, insanların, dünya ve ahiret saadetine kavuşması için, aklını, fikrini dinin yayılmasına vermiştir. Hiç kârını, zararını düşünmeden çalışır. Kendi rahatını düşünmez. İnsanlar böyle kimselere deli derler. Eshab-ı kiramın hepsi böyle çalışmıştır.</p>
<p>Bir İslam âlimi, (Siz eshab-ı kiramı görseydiniz, deli derdiniz. Onlar sizi görseydi, acaba bunlar Müslüman mı, diye tereddüt ederlerdi) buyuruyor. Hazret-i Ebu Bekir, insanların azap görmemesi için kendi vücudunun büyültülerek Cehenneme atılmasını istiyor. İşin mahiyetini bilmeyenler, böyle merhametli Müslümanlara deli diyebilirler. (Mektubat-ı Rabbani)</p>
<p>Borçlunun yardımı<br />
Sual: Borçlu bir kimse, dini yayan yani farz olan emr-i maruf görevini yapan yerlere yardımda bulunabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Taksitli borçları varsa, yardım etmenin hiç mahzuru olmaz. Günü gelmiş âcil borçlar varsa, fitneye sebep olmayacak kadar borçlar ödenmeli, arta kalanıyla da, emr-i maruf yapan yerlere yardım etmek çok iyi olur.</p>
<p>Deli denene kadar<br />
Sual: Ebu Ya’la’nın bildirdiği bir hadiste, (Size mecnun [deli] denene kadar, Allah’ı çok zikredin!) deniyor. Allah’ı çok zikredene, insanlar niye deli desinler ki?<br />
CEVAP<br />
Bir hadis-i şerifi, başka bir hadis-i şerif açıklayabilir. Yukarıdaki hadis-i şerifi açıklayan başka bir hadis-i şerifin meali şöyledir:<br />
(Münafıklar size mecnun diyene kadar, Allah’ı çok zikredin!) [İ. Ahmed]</p>
<p>Genelde deli diyenler, münafıklardır, mürtedlerdir, dinsizlerdir. Meseleyi iyi bilmeyen Müslümanlar da deli diyebilir. Bir hadis-i şerif meali daha:<br />
(Bir kişiye deli denmedikçe, o kişinin imanı tamam olmaz.) [M. Rabbani 1/65]</p>
<p>Buradaki deli de, aynı anlamdadır. Hizmet delisi mânâsındadır, çünkü nefs kâfir olduğu için, bu hizmete engel olur. İnsan nefsini ayaklar altına alıp, bir kişiyi daha Cehennem ateşinden kurtarmak için yola çıkarsa, insanların hidayeti için gece gündüz demeden çalışırsa, doğru din kitaplarını tavsiye eder ve bu kitapları, hiçbir karşılık beklemeden tanıdıklarına verirse, münafıklar gibi, nefsi de ona, sen delisin der. Cahil insanlar da deli der.</p>
<p>İlmi yaymak cihaddır<br />
Sual: Ehl-i sünnet kitaplarını dağıtarak ilmi yaymak, cihad için verilen sevaba kavuşturur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, kitap dağıtarak dini yaymak günümüzün cihadıdır ve bildirilen faziletlere kavuşturur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(İlim öğrenenle öğreten, sevabda ortaktır.) [Hatîb]</p>
<p>(Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda cihada [savaşa] verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Cihad sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anil-münker sevabı yanında, denize nispetle bir damla su gibidir.) [Deylemi]</p>
<p>Görüldüğü gibi, ibadetlerin sevabı Allah yolunda savaşmanın sevabına göre çok azdır. Bu cihad sevabı da emr-i marufun yanında denizde damla kalıyor. Emr-i maruf yaparak çok sevab kazanmak isteyen, nakli esas alan muteber din kitaplarını yaymaya çalışmalıdır.</p>
<p>Hattâ ilim öğretmek, ilim öğrenmekten daha sevabdır. İlim öğrenenin ve öğretenin rızkına Allahü teâlâ kefildir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(İlim öğrenmeye çalışanın rızkına Allah kefildir.) [Deylemî, Hatîb]</p>
<p>(Cihada sarılın ki, sıhhat bulasınız ve zenginleşesiniz.) [İ. Adiy]</p>
<p>Dine hizmet ederken<br />
Sual: Dine hizmet etmek için neler yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
Dinimize hizmet etmek için, Müslümanların gayrimüslimlerde bulunan savaş araçlarının hepsini yapmaları ve kullanmaları farz-ı kifayedir. Asrımızda gayrimüslimler her türlü propaganda yoluyla soğuk savaş yapıyor, İslamiyet’e saldırıyor, gençleri aldatmaya uğraşıyorlar. Müslümanlar, her türlü teknolojiyi kullanarak gayrimüslimlerin soğuk savaşına karşı koymalı. Kitap, dergi, gazete, radyo, TV ve internetle İslamiyet’in üstünlüğünü, faydalarını hem Müslüman yavrularına öğretmeli, hem de bütün dünyaya yaymalı. Bunu yapabilmek için, İslam bilgilerinin fen kollarını da iyi öğrenmeli.</p>
<p>İslam’a hizmet etmek ve din düşmanlarının yalanlarını, iftiralarını yüzlerine çarpabilmek isteyenlerin, lüzumlu fen bilgilerini ve Ehl-i sünnetin temel bilgilerini iyi kavramaları gerekir. Bu ikisinden birinde eksiği olanların İslamiyet’e faydaları değil, zararları dokunur, fitneye sebep olur. (Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder) sözü meşhurdur.</p>
<p>Köylere Kur’an kursları açılmalı, ilmihal bilgileri de öğretilmeli. Her Müslüman, din bilgilerini öğrettikten sonra, oğlunu liseye, üniversiteye de göndermeli. Dinini, vatanını seven Müslümanlar, çocuklarını okutmazsa, devlet işleri, propaganda vasıtaları, art niyetli, kötü kimselerin elinde kalır, dinsizlik yayılır. Dinimize, vatana ve millete hizmet etmek için, üniversiteyi bitirmek ve daha da çalışmak gerekir. Her gün çarpışan İslam ile küfürden biri, elbette ötekini yener. Bu ölüm kalım savaşına katılmayan, hatta bundan haberi bile olmayan ahmaklar, ahirette ağır cezaya maruz kalacaklardır. Allahü teâlâ çalışana yardım eder. Boş oturanı sevmez ve yardım etmez. O halde, dinimizi yaymak için uygun şekilde çalışmalıdır.</p>
<p>İlmi yaymak<br />
Sual: Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı kitapları yaymak, onları yazan âlimler gibi sevab kazanmaya sebep olur mu?<br />
CEVAP<br />
Elbette, bunlar birbirine bağlıdır. Din kitabı yazılmasa, din nasıl yayılabilir ki? Tersi de böyledir. Bir kitap yazılır, öylece rafta durur, yayılmaz ve okunmazsa insanlar faydalanamaz. Onun için kitabı yazan zatlar, emr-i marufun önemini bildiğinden, onun yayılması için gerekli tedbirleri alır. Fıkıh ilmi önemlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Allahü teâlâ, hayır murat ettiği, sevdiği kulunu fıkıh âlimi yapar.) [Taberanî, Beyheki, Bezzar]</p>
<p>Yani hakiki âlim çok kıymetlidir. Allahü teâlâ, sevdiği kimseleri âlim yapar. Daha çok severse bu âlimi dinin yayılmasına hizmet ettirir. Dinin yayılmasına hizmet edenler de, Allahü teâlânın sevgili kulları arasına girerler. Onun için, (Allah bir kulu severse fıkıh âlimi yapar, daha çok severse fıkıh ilmini yayıcı yapar) buyurulmuştur. Bu kitapların yayılması için çok çalışmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri, bir zata yazdığı mektupta buyuruyor ki:<br />
Sizin bu nimete kavuşmanız, İslamiyet bilgilerini ve fıkıh hükümlerini yaymakla olmuştur. O hâlde, din bilgilerini ve fıkıh ahkâmını yaymaya elinizden geldiği kadar çalışınız! Bu ikisi bütün saadetlerin başı, yükselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. (1/275)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Femr-i-marufun-onemi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/emr-i-marufun-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hükümler uyuşmazsa</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hukumler-uyusmazsa.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hukumler-uyusmazsa.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 11:53:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümler]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşmazsa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5671</guid>
		<description><![CDATA[Hükümler uyuşmazsa Sual: Ehl-i sünnet olarak bildiğimiz bir hoca, (Kur’anla hadisin birbirine uymadığı görülürse, hadisle amel edilir. Hadisle mezhebimizin hükmünün birbirine uymadığı görülürse, mezhebimizin hükmüne uyulur) diyor. Bu görüş, bize ters geldi. Allah&#8217;ın kelamı, hadislerden, hadisler ise, mezheplerden önce gelmez mi? CEVAP Bunun öncelikle alakası yoktur. O hoca, doğru söylemiş. Biz, âyet-i kerimelerden ve hadis-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhukumler-uyusmazsa.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Hükümler uyuşmazsa</strong></span></p>
<p>Sual: Ehl-i sünnet olarak bildiğimiz bir hoca, (Kur’anla hadisin birbirine uymadığı görülürse, hadisle amel edilir. Hadisle mezhebimizin hükmünün birbirine uymadığı görülürse, mezhebimizin hükmüne uyulur) diyor. Bu görüş, bize ters geldi. Allah&#8217;ın kelamı, hadislerden, hadisler ise, mezheplerden önce gelmez mi?<br />
CEVAP<br />
Bunun öncelikle alakası yoktur. O hoca, doğru söylemiş. Biz, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden hüküm çıkaramayız. Mezhebimiz, o konuyu nasıl bildirmişse ona uyarız.<br />
<span id="more-5671"></span><br />
Hadis-i şerifler, Kur&#8217;an-ı kerime zıt olmadığı gibi, mezhebimizin hükmü de, hadis-i şeriflere zıt olmaz. Üçünü ayrı kabul etmek yanlış olur. (Kur’ana ve Sünnete değil, mezhebin hükmüne uyulur) demek, (Kur&#8217;an ve Sünnetten kendi anladığımıza değil, mezhep imamımızın anladığına uyulur) demektir. Üç örnek verelim:<br />
1- Kur&#8217;an-ı kerimde, Nur sûresinin, (Zina eden ancak zina edenle evlenir) mealindeki üçüncü âyet-i kerimesini okuyan bazı kimseler, (Yalnız Kur&#8217;an) diyen mezhepsizlerin etkisinde kalarak, (Zina etmişsek, zina edenle evlenmek zorunda mıyız?) diye soruyorlar. Peygamber efendimiz, bu konuda ne bildirmiş? Mezhep imamlarımız nasıl açıklamış? Bunları bilmeden cevap verilemez. Dinimizde delil, tek değil, dörttür. Dördüncü delilde buyuruluyor ki:<br />
Dört mezhepte de, zina eden, zina etmeyenle ve zina etmeyen, zina edenle evlenebilir. (Ebu Bekr Râzi el-Cessâs)</p>
<p>2- Kur&#8217;an-ı kerimde, (Zekât sekiz sınıfa verilir) diyor. (Tevbe 60)<br />
Sekiz sınıftan birisi, kalblerinin İslâmiyet&#8217;e ısınması istenen kâfirlerdir. Bu hüküm, nesh edilmiş ki, dört mezhebin hiçbirisinde kâfire zekât verilmez. (Fetava-i Hindiyye)</p>
<p>3- Maide sûresinin üçüncü âyet-i kerimesinde, boğazlanmadan kesilen hayvanların leş olduğu ve kan içmenin haram olduğu bildiriliyor. Bu âyet-i kerimeye bakan bazı cahiller, (Balığın başı kesilmeden ölürse yenmez) dedikleri gibi, (Kan haram olduğu için dalak yemek de haramdır) diyorlar. Hâlbuki dört mezhepte de, dalak yemek haram değildir. Balık boğazlanmaz, yani başı kesilmez. (Redd-ül muhtar)</p>
<p>Bir tane de hadis-i şeriften örnek verelim:<br />
(Ateşte ısınmış bir şeyi yiyip içmek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, İ. Mace, Tirmizi, Nesai]</p>
<p>Hâlbuki dört mezhebin hiçbirisinde, ateşte ısınmış bir şeyi yiyip içmek abdesti bozmaz. Burada hadis-i şerife değil, mezhebimizin hükmüne uymaktayız. Çünkü biz hadis-i şerifteki maksadı anlayamayız. Mezhebimizin âlimleri, o hadis-i şerifteki maksadı anlıyorlar. Biz de kendi anladığımıza değil, mezhebimizin bildirdiğine uyarız.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhukumler-uyusmazsa.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hukumler-uyusmazsa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhun mahiyeti ve ruh çağırmak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ruhun-mahiyeti-ve-ruh-cagirmak.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ruhun-mahiyeti-ve-ruh-cagirmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:13:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5669</guid>
		<description><![CDATA[Ruhun mahiyeti ve ruh çağırmak Sual: Ruhun mahiyeti nedir? Ruh uykuda, ölünce olduğu gibi bedenden ayrılır mı? CEVAP Ruhun mahiyetini bilmek imkânsızdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Ruh hakkında soranlara de ki: Ruh Rabbimin işlerindendir, size az bilgi verildi.) [İsra 85] Aklın erdiği bilgileri anlayan, his organlarından beyne gelen duyguları alan, bedendeki bütün kuvvetleri, hareketleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fruhun-mahiyeti-ve-ruh-cagirmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ruhun mahiyeti ve ruh çağırmak</strong></span></p>
<p>Sual: Ruhun mahiyeti nedir? Ruh uykuda, ölünce olduğu gibi bedenden ayrılır mı?<br />
CEVAP<br />
Ruhun mahiyetini bilmek imkânsızdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Ruh hakkında soranlara de ki: Ruh Rabbimin işlerindendir, size az bilgi verildi.) [İsra 85]<br />
<span id="more-5669"></span><br />
Aklın erdiği bilgileri anlayan, his organlarından beyne gelen duyguları alan, bedendeki bütün kuvvetleri, hareketleri idare eden, kullanan ruhtur. Ruh, göz vasıtasıyla renkleri, kulakla sesleri kavrar, sinirleri çalıştırır. Adaleleri hareket ettirir, böylece bedene iş yaptırır. Böyle işlere ihtiyarî yani istekli işler denir. Aklı kullanmak, düşünmek ve gülmek gibi şeyleri yapan ruhtur. Ruh, parçalanmadığı ve parçalardan meydana gelmediği için, hiç değişmez, bozulmaz, yok olmaz. Ruh, bir sanatkâra benzer. Beden, sanatkârın elindeki sanat aletleri gibidir. İnsanın ölmesi, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Bu da, sanatkârın sanat aletlerinin yok olmasına benzer. (Ahlak-ı alai)</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Cesetten ayrılan ruh, ya azaba, ya nimete kavuşur. İyilerinki yükselir, kötülerinki yedi kat yerin dibine iner. Bedenden ayrılan ruh, aletsiz, vasıtasız olarak her şeyi bilir. Bunun için, çeşitli nimet veya azapla karşılaşır. Ruh bedendeyken, bir uzuv, mesela insanın bir ayağı felç olsa, ruh bu ayağa tesir edemez. Ölüm ise, bütün uzuvların felç olmasına benzer; ancak ruh, bedenden ayrılınca, yine bilir, görür, anlar, sevinir, üzülür, bu halleri yok olmaz.</p>
<p>Uykuda da, ölünce olduğu gibi, ruh bedenden ayrılır; fakat rüyada ayrılmasıyla ölüm esnasında ayrılması arasında, çok fark vardır. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de, uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Elbette, düşünenler için, bunda, alınacak ibretler vardır) [Zümer 42]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:<br />
Uykuda, ruhun bedenden ayrılması, bir kimsenin, geziye, kendi vatanından, sevinerek ayrılmasına benzer ki, gezdikten sonra, sevinç içinde yine vatanına döner. Ölürken ruhun ayrılması, böyle değildir. Bu ayrılık, vatanı yıkılan, evleri, binaları yok olan kimsenin, vatanından ayrılması gibidir. Bunun içindir ki, uykudaki ayrılmasında, sıkıntı ve acı yoktur. Tersine, sevinç ve rahatlık vardır. Ölürken ayrılmasında ise, çok acılar ve güçlükler hâsıl olur. Uyuyanın vatanı dünyadır. Ona, dünyadaki gibi davranırlar. Ölenin ise, vatanı yıkılır. Ahirete göç eder. Ona ahiret muamelesi yaparlar. (3/31)</p>
<p>Allahü teâlâ, insanın ruhunu bilinemez şekilde yarattı. Ruh, madde, cisim değildir, belli bir yeri yoktur. Ruh, bedenin ne içinde, ne dışındadır, ne bitişik, ne ayrıdır. Yalnız onu varlıkta durdurmaktadır. Bedenin her zerresini diri tutan ruhtur. Âlemi varlıkta durduran Allahü teâlâ, bedeni de ruh vasıtasıyla diri tutmaktadır. (1/287)</p>
<p>Ruh çağırmak<br />
Sual: Bazı medyumlar, Kaybolan şeyleri ve başınıza gelecekleri de biliyoruz diyorlar. Medyum, fincanla ruh çağırırken Falancanın ruhu gel diyor. Şu, şöyle mi? gibi bir soru sorunca, fincan, evet veya hayır yazılı tarafa yahut harfler üzerinde dolaşarak hareket ediyor. Böylece sorulan şeye cevap verilmiş oluyor. Bazen isabet ettiği de görülüyor. Bunun sebebi nedir?<br />
CEVAP<br />
Kur&#8217;an-ı kerimde, gaybı Allah’tan başkasının bilemeyeceği bildiriliyor. (Cin 26)</p>
<p>Gayb, duyu organları ile veya hesap ile, tecrübe ile anlaşılmayan şey demektir. Birisinin altınları çalınır. Medyuma, ruhçuya veya cinci denilen kimselere gidilir. Bunlar, çalanı tarif eder. Bazen isabet ettiği de olur. Çalınan şey, bize göre gayb ise de, çalana ve onu gören başkalarına göre gayb değildir. Onu çalanı bir cin görmüşse, cin çalanı tarif eder ve bulunur. Cin gaybı bilmiş olmaz. Ruh çağırıyoruz denildiğinde de gelen cindir. Cin de geleceği, gaybı bilmez. Bilmediği Kur&#8217;an-ı kerimde yazılıdır. (Sebe 14)</p>
<p>Cin, gaybı bilmediği gibi, melek, hatta Peygamber de bilmez. Ancak Allahü teâlâ bildirirse, elbette onlar da bilir. (Cin 27)</p>
<p>Peygamber efendimizin devesi kaybolunca, münafıkın biri (Cennetten, Cehennemden bahsediyor. Halbuki kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor) dedi. O anda Allahü teâlâ, devenin nerede olduğunu Resulüne bildirdi. Peygamber efendimiz, yuları bir ağaca takılmış olduğu halde deveyi görüp tarif etti. Gittiler, tarif edilen yerde buldular. (M. Kâinat)</p>
<p>Birgivi Vasiyetnamesi’ndeki (Bir kimse, ben çalınanları, kaybolanları ve bunların yerlerini bilirim dese, diyen de, buna inanan da kâfir olur. &#8220;Bana cin haber veriyor, onun için biliyorum&#8221; derse yine kâfir olur. Çünkü cin de gaybı bilmez. Gaibi yalnız Allah bilir) yazısını Kadızade şöyle açıklıyor:<br />
(Gaybı, Allahü teâlânın vahy ve ilham ettikleri de bilir. Cin gaybı bilmez. Fakat cin, ben evliyadan duydum ki şöyle imiş derse, küfür olmaz. Ancak cinler yalan söyledikleri için onlar biz duyduk deseler de inanmamalıdır. Allahü teâlâ vahy yolu ile Peygamberlere gaybı bildirdiği gibi, ilham yolu ile de evliyaya ve müminlere de bildirir.)</p>
<p>Allahü teâlâ gaybı Peygamberine, evliyasına ve dilediğine bildirir. Evliyanın kerametleri çok görülmüştür. Mesela Hazret-i Ömer’in, Medine’den İran’daki ordusunu görüp, kumandanına (Dağa çekil dağa) dediği meşhurdur. Evliyanın ruhları da yardım eder. (Şevahid-ün-nübüvve)</p>
<p>Ruh çağıranlar, ölenin ruhu geliyor diye milleti kandırıyorlar. Kâfirlerin ruhları hapsedilmiştir. Gelmeleri mümkün değildir. Müslümanların ruhları ise, fâsıkların, kâfirlerin çağırması ile gelmez. Kâfirlerin ruhları hapis olduğu için rüyada bile görülmezler. Şeytan onların şekline girip görünür. (Miftah-ül-Cenne)</p>
<p>Ruhçuların ruh hakkındaki söylediklerinin hemen hepsi yalandır. Çünkü Kur&#8217;an-ı kerimde insanlara ruh hakkında çok az bilgi verildiği bildiriliyor. (İsra 85)</p>
<p>Ruhçular, fazla bir şey bildiklerini iddia ediyorlarsa, bu âyeti inkâr olur. İmam-ı Rabbani hazretleri, tenasühe inananın kâfir olacağını bildiriyor. (C.2, m.58)</p>
<p>Kötülerin halleri<br />
Dine aykırı birçok hareketleri bulunan, kötü kimselerden de olağanüstü bazı haller görülebilir. Böyle kimseleri makbul biri zannetmemelidir! Günümüzde böyle harikulade halleri görülen kimselere hemen evliya diyorlar. Belki bunların çoğunun imanı bile yoktur. Evliya olan kimse, keramet göstermeye utanır.</p>
<p>Muhammed Masum Serhendi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Başkalarının düşündüklerini keşfetmek, kaybolan şeylerden haber almak ve ettikleri duaların kabul olması gibi Allahü teâlânın âdeti dışında böyle şeylerin bir insanda hasıl olması, o kimsenin velî olduğunun alameti değildir. Bunlar, istidrac sahiplerinde de hasıl olur. Riyazet çekerek nefslerini parlatan kâfirlerde de hasıl olur. Bazılarında riyazet çekmeden de hasıl olmaktadır. Evliya olmak için riyazet çekmek şart olmadığı gibi, keramet göstermek de şart değildir. Fakat riyazet çekmek, harikaların çok olmasına yardım eder. Peygamberlerden başka herkesin son nefesi şüphelidir. Bu bakımdan imansız ölmekten çok korkmak gerekir.) [Mektubat-ı Masumiyye m. 182]</p>
<p>Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allahü teâlânın âdeti içinde meydana gelmektedir. Allahü teâlâ, sevdiği insanlara ikram olsun diye, azılı düşmanlarını da aldatmak için âdetini bozarak, bunlar vasıtası ile sebepsiz şeyler yaratıyor. Bu harikulade haller beş çeşittir:<br />
1- Enbiyadan meydana gelene Mucize denir.<br />
2- Evliyadan meydana gelene Keramet denir.<br />
3- Evliya olmayan müslümanlardan meydana gelene Firaset denir.<br />
4- Fâsık veya günahı çok olan müslümanlardan meydana gelene İstidrac denir.<br />
5- Kâfirlerden zuhur edene Sihir denir.</p>
<p>Kötü kimselerden ve gayrı müslimlerden meydana gelen olağanüstü hallerden dolayı onları iyi bir kimse zannetmemelidir!</p>
<p>Cinlerin etkisi<br />
Cin, insanın içine girebilir. Bu husus hadis-i şerifle sabittir. İnsanın his ve hareket sinirlerine tesir ederek, hareket ve ses hasıl ederler. İnsanın, bu kendi söz ve hareketinden haberi olmaz. Böylece vaktiyle Roma’da ve Peşte’de ve Türkiye’de konuşan çocuk ve hastalar görülmüştür. Bunları konuşturan cin, uzak ülkelerdeki veya eski zamanlardaki şeyleri söylediklerinden, bazı kimseler, bu çocukların iki ruhlu olduğunu veya başka insanın ruhunu taşıdığını sanmışlardır. Bunun yanlış olduğunu dinimiz açıkça bildirmektedir.</p>
<p>Sual: Ruh yorulur mu?<br />
CEVAP<br />
Ruh yorulmaz.</p>
<p>Sual: Hayvanların ruhu ve aklı var mıdır?<br />
CEVAP<br />
İnsanlarda olan ruhtan hayvanda yoktur. Hayvandaki ruh, ona hayatiyet yani canlılık kazandıran bir ruhtur. Ruhun Farsça’sı can’dır. Yani hayvan da canlıdır. Ama bizdeki ruhtan onda yoktur. Hayvanda akıl da yoktur. Şehvetlerine uymaları suç olmaz. Aklı olana suç olur.</p>
<p>İnsan ile hayvanlar arasındaki en büyük fark insanın ruhudur. İnsanlık şerefi bu ruhtan gelmektedir. Bu ruh, ilk olarak Âdem Aleyhisselama verildi. İnsanlara mahsus olan bu ruh hayvanlarda yoktur. Maddecilerin, felsefecilerin bu ruhtan haberleri olmadığı için, insanı maymuna yakın sanabilirler. İlk insanların şekli, yapısı, asla maymuna benzemez, fakat benzese bile insan insandır. Çünkü ruhu vardır. Maymun ise hayvandır. Çünkü bu ruhtan ve ruhun hasıl ettiği üstünlüklerden mahrumdur.</p>
<p>Sual: Hayvanların ruhunu kim alır?<br />
CEVAP<br />
Hayvanların insanlarınki gibi ruhları yoktur. Kendilerine canlılık veren, yani organlarının işlemesini sağlayan sinir sistemlerinde bir kuvvet vardır. Buna hayvani ruh veya can demişlerdir. İnsanlarda da bu hayvani ruh olmakla beraber, ayrıca âlemi emirden gelen ruhları da vardır. Azrail aleyhisselam, insanlara mahsus olan ruhu alır. Bunlardan fâsık ve kâfir olanların ruhunu ise, diğer meleklere emrederek aldırır.</p>
<p>Ruh cisim değildir<br />
Sual: Ruh cisim midir, bedene nasıl etki eder?<br />
CEVAP<br />
Eni, boyu ve yüksekliği olan şekil almış maddeye, cisim denir. Ruh, cisim değildir. (İslam Ahlakı)</p>
<p>İnsan, ruh demektir. İşiten, tasarruf ve kuvvet sahibi olan, ruhtur. Beden, çalışmakla yorulsa da, ruh yorulmaz. Bedende ruhun bulunması, sütte yağın bulunması gibi değildir. Mesela, kolu kesilen kimsenin ruhundan eksilme olmaz. Başkasının yüreğiyle yaşayan bir insanın ruhunda değişiklik olmadığı için, ahlakı bozuk olan kimsenin yüreğinin, bu adama hiç tesiri olmaz. Kalble yürek aynı şey değildir. Yürek denilen et parçası, hayvanda da bulunur. İnsana mahsus olan kalbe, gönül denir. Gönül görünmez, fakat tesirleriyle anlaşılır. Kalb, elektrik cereyanı, yürek de ampul gibidir. Ampuldeki elektriği, ampul ışık verdiği zaman anlıyoruz. Elektrik gibi, kalb de madde değildir, bir yer kaplamaz. Yürekte eserleri görüldüğü için, kalbin yeri yürektir denir. Yürek değiştirmek, sanki ampul değiştirmeye benzer. Yani takılan yürek nasıl olursa olsun, takılan kimsenin kalb kuvvetinin tesiri görülür. Ampulün değişmesiyle şehir cereyanında azalıp çoğalma olmadığı gibi, yüreğin değişmesiyle, kalb kuvvetinin tesiri değişmez.</p>
<p>Yanmakta olan bir ampul sökülünce, yani cereyanla olan irtibatı kesilince, cereyanın bir miktarı kesilmiş olmaz. Başka bir ampul takılırsa onun da rezistans telini ısıtıp ışık saçmasına sebep olur. Salih bir kimsenin yüreği, fâsık kimseye veya kâfire takılınca, o kimsenin kalbi yine hep günah işlemek ister, kötü düşünür. Tersine, fâsık insanın yüreği, salih bir kimseye takılırsa, o kimsenin kalbi yine günah işlemek istemez, hep iyi düşünür. Yüreğin manevi bir fonksiyonu yoktur. Öldükten sonra çürüyüp gidecektir. Yahut hayvan yese veya yansa fark etmez; çünkü insan ruh demektir. Beden değişse de ruh değişmez.</p>
<p>İnsan, ruhu sayesinde ayakta durur. Aklı, düşüncesi, ruhu sayesinde vardır. İnsanın, vücudu bir marangozun aletleri gibidir. İnsan ölünce, aletleri olmadığından, ruh bu aletlerle bir iş yapamaz. Ancak yine de, ruh ölü olmadığı için gider, gelir, insanları tanır. Hatta vefat etmiş olan evliyanın ruhları insanlara yardım eder. Bu yardım etmesi, dünyadaki bedenindeki aletlerle değildir. Allahü teâlâ ruhlara, aletsiz de iş yapma özelliğini vermiştir. Vefat eden Hızır aleyhisselamın ruhu çok kimseye çeşitli yardımlar yapmaktadır.</p>
<p>Bir kimseye, başkasının bütün organları takılsa, o insanın aklında, düşüncesinde değişiklik olmaz. Marangozun eski aletleri yerine, yeni aletleri gelmiş demektir. Alet değişmekle, marangozdaki bilgi, kabiliyet değişmez. Kesmeyen bir testere yerine, iyi kesen bir testere gelirse, daha kolay iş yapar. Görmeyen gözün yerine sağlam göz takılırsa görür. Kanı, kalbi, beyni de değişse, yine düşünceye tesir etmez. Sağlam organ takılmışsa, daha kolay iş görür; çünkü insan, ruh demektir. Bir insan ölmekle, hatta yanmakla ruh yok olmaz. Sadece aletleri [bedeni] elinden alınmış olur. Ahirette ona yeni aletler verilir, yeni bir beden yaratılır. Ruh, kendisine verilen vücut sayesinde, ya nimete kavuşur veya azaba düçar olur. Yani ya cennete veya cehenneme gider.</p>
<p>Ruhun mahiyetini bilmeyen veya Allah’ın kudretinden şüphe eden kimse, insanın yanınca yok olduğunu, kabir suali ve kabir azabının olmadığını zanneder. Hâlbuki kabir suali ve azabı haktır.</p>
<p>Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:<br />
İnsan ölürken ruhunun ölmediğini âyet-i kerime ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Ruhun şuur sahibi olduğu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Velilerin ruhları, diriyken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededirler.(Mişkat)</p>
<p>Ruh mahlûktur<br />
Sual: Bazıları, (Kur&#8217;an Allah&#8217;ın kelamı olup mahlûk olmadığı gibi, insanların ruhu da Allah&#8217;ın nefesidir, mahlûk değildir) diyorlar. Ruhlar mahlûk değil mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, ruhlar mahlûktur. Bu çok yanlış bir görüştür. İslam âlimleri, (İnsan, ruh demektir) buyuruyor. O zaman insan için mahlûk değil demek ne kadar yanlış, ne kadar tuhaf olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Âlimlerden birkaçı, (Yedi şey, yani Arş, Kürsi, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem ve Ruh denilen mahlûklar yok olmayacak, sonsuz var olacaklardır) dediler. Bu sözleri, bu mahlûklar, yok olamaz demek değildir. Allahü teâlâ, var etmiş olduğu şeylerden, dilediklerini tekrar yok edecek, dilediklerini de, yalnız kendi bileceği fayda ve sebeplerden dolayı, hiç yok etmeyecek, bunlar sonsuz var olacaklardır. (Mektubat 3/57)</p>
<p>Ruhun ağırlığı<br />
Sual: (Biz, ruhu iyi biliriz. Ruhun ağırlığı vardır. Bir kimseyi ölmeden önce tarttık, ölünce 26 gram eksildi. Tecrübeyle sabittir ki, ruhun ağırlığı 26 gramdır) diyenler var. Ruhun mahiyetini bildiren ilim var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Ruhun mahiyetini bilmek imkânsızdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Ruh hakkında soranlara de ki: Ruh, Rabbimin işlerindendir, ruh hakkında size az bilgi verildi.) [İsra 85]</p>
<p>Allahü teâlâ, (Size az bilgi verdim) buyururken, ruhçuların (Biz ruhu iyi biliriz) diyerek, ruh hakkındaki söylediklerine itibar edilmez. Sanki ruh bir maddeymiş gibi, (Ağırlığı 26 gramdır) denmesi çok yanlıştır. Çünkü İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Ruh, her şeyden daha latif [maddenin en hafifi olan hidrojen gazından, hattâ bir elektrondan da daha hafif] olduğundan, madde bile olmadığından, her ne ile birleşirse onun hâline, şekline ve rengine girer. (1/99)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fruhun-mahiyeti-ve-ruh-cagirmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ruhun-mahiyeti-ve-ruh-cagirmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhun ağırlığı</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ruhun-agirligi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ruhun-agirligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 15:11:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5667</guid>
		<description><![CDATA[Ruhun ağırlığı Sual: (Biz, ruhu iyi biliriz. Ruhun ağırlığı vardır. Bir kimseyi ölmeden önce tarttık, ölünce 26 gram eksildi. Tecrübeyle sabittir ki, ruhun ağırlığı 26 gramdır) diyenler var. Ruhun mahiyetini bildiren ilim var mıdır? CEVAP Ruhun mahiyetini bilmek imkânsızdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: (Ruh hakkında soranlara de ki: Ruh, Rabbimin işlerindendir, ruh hakkında size [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fruhun-agirligi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ruhun ağırlığı</strong></span></p>
<p>Sual: (Biz, ruhu iyi biliriz. Ruhun ağırlığı vardır. Bir kimseyi ölmeden önce tarttık, ölünce 26 gram eksildi. Tecrübeyle sabittir ki, ruhun ağırlığı 26 gramdır) diyenler var. Ruhun mahiyetini bildiren ilim var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Ruhun mahiyetini bilmek imkânsızdır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
<span id="more-5667"></span><br />
(Ruh hakkında soranlara de ki: Ruh, Rabbimin işlerindendir, ruh hakkında size az bilgi verildi.) [İsra 85]</p>
<p>Allahü teâlâ, (Size az bilgi verdim) buyururken, ruhçuların (Biz ruhu iyi biliriz) diyerek, ruh hakkındaki söylediklerine itibar edilmez. Sanki ruh bir maddeymiş gibi, (Ağırlığı 26 gramdır) denmesi çok yanlıştır. Çünkü İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Ruh, her şeyden daha latif [maddenin en hafifi olan hidrojen gazından, hattâ bir elektrondan da daha hafif] olduğundan, madde bile olmadığından, her ne ile birleşirse onun hâline, şekline ve rengine girer. (1/99)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fruhun-agirligi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ruhun-agirligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsraf</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/israf-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/israf-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 11:27:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5664</guid>
		<description><![CDATA[İsraf Sual: İsraf nedir? CEVAP Malı, dinin ve mürüvvetin uygun görmediği yerlere dağıtmaya israf denir. Mürüvvet, faydalı olmak, iyilik yapmak arzusudur. Dine uymayan israf, haramdır. Mürüvvete uymayan israf tenzihen mekruhtur. İsraf, malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.) [Bezzar] İsrafla cimriliğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fisraf-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İsraf</strong></span></p>
<p>Sual: İsraf nedir?<br />
CEVAP<br />
Malı, dinin ve mürüvvetin uygun görmediği yerlere dağıtmaya israf denir. Mürüvvet, faydalı olmak, iyilik yapmak arzusudur. Dine uymayan israf, haramdır. Mürüvvete uymayan israf tenzihen mekruhtur.</p>
<p>İsraf, malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir.<br />
<span id="more-5664"></span><br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.) [Bezzar]</p>
<p>İsrafla cimriliğin ortasına iktisat veya cömertlik denir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İktisat eden, sıkıntı çekmez.) [Taberani]</p>
<p>(Kurtarıcı üç şeyden biri, varlıkta, yoklukta, zenginlikte, fakirlikte, iktisada riayet etmektir.) [Beyheki]</p>
<p>(İktisat etmek, maişetin yarısıdır.) [Hatib]</p>
<p>(Tedbirli olmak, geçimin yarısıdır.) [Deylemi]</p>
<p>(Geçimde iktisat etmek, peygamberliğin yirmide biridir.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz:<br />
1- Ömrünü nasıl geçirdi?<br />
2- İlmi ile nasıl amel etti?<br />
3- Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti?<br />
4- Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?) [Tirmizi]</p>
<p>İsraf cimrilikten kötüdür<br />
Dinimizde abes, lüzumsuz şeyleri yapmak, caiz değildir. Mesela boş ve lüzumsuz yere bir şeyler karalamak, israf ve abestir. Burada birkaç israf vardır. Zaman, emek, enerji, kağıt, kalem, mürekkep. Hepsinden mühimi de faydalı bir şeyle meşgul olunmamak&#8230;</p>
<p>Eğer dünyadaki herkesin boşa harcadığı zaman, enerji ve emek hesaplansa, dünyada açlık ve yokluk içinde kıvranan milyonlarca insanın ihtiyaçlarına kâfi gelebilecek zaruri meta üretilebilirdi.</p>
<p>İsrafın miktarı ne olursa olsun zararı büyüktür. Küçük sanılan şeyler, yan yana geldiği zaman büyük rakamlar, değerler ortaya çıkar. Damlaya damlaya göl olur, atasözünü duymuşuzdur. Dakikada on damla kaçıran bir musluk ayda 170 litre su akıtıyormuş.</p>
<p>Semavi dinlerin hepsinde Allahü teâlâ kötü bir huy olan israfı yasak etmiştir. Dinimizin boşu, abesi, haramı, israfı yasaklamasında insanların saadeti, refahı, adaleti ve her şeyi yatmaktadır.</p>
<p>Dinimizde, cimriliğin, israftan daha çok kötülenmesi, israfın cimrilik kadar kötü olmadığını göstermez. Cimriliğin daha çok kötülenmesi, insanlardan çoğunun mal biriktirmeye meyilli olmasındandır. İsrafın kötülüğünü göstermek için, Allahü teâlâ buyuruyor ki:<br />
(Yiyin, için, fakat israf etmeyin! Allahü teâlâ israf edenleri elbette sevmez.) [Araf 31]</p>
<p>(İsraf etme! İsraf edenler, şeytanların kardeşleridir.) [İsra 26, 27]</p>
<p>(Müsrifleri helak ettik.) [Enbiya 9]</p>
<p>(Mallarını israf edenlere bir şey vermeyin!) emri ile müsrifleri en kötü şekilde vasıflandırıp, (Mallarınızı sefihlere vermeyin!) buyuruyor. (Nisa 5)</p>
<p>Ne israf etmeli, ne de kısmalıdır. Bunların ortasını bulmak ise makbuldür. Buna iktisat etmek denir. Cömertlik de malını iktisat ile kullanmaktır. Allahü teâlâ buyuruyor ki:<br />
(Cimri olma, israf da etme!) [İsra 29]</p>
<p>Cömertleri överken de buyuruyor ki:<br />
(Onlar sarf ettikleri zaman ne israf ederler, ne de cimrilik. İkisi arasında orta bir yol tutarlar.) [Furkan 67]</p>
<p>Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
(Yiyip için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının!) [Buhari]</p>
<p>İsrafın zararları, israf edenlerin şeytana, Firavun’a ve Hazret-i Lut’un kötü kavmine benzetilmesi ve Allahü teâlânın bunları sevmemesi ve bunlara sefih demesi ve ahirette azap çekmeleri, dünyada aşağı, muhtaç duruma düşmeleri ve pişman olmalarıdır.</p>
<p>İsrafın kötü olmasının birinci sebebi, malın kıymetli olmasıdır. Mal, Allahü teâlânın verdiği bir nimettir. Ahireti kazanmak, mal ile olur. Dünya ve ahiret, mal ile intizam bulur, rahat olur. Hac, cihad sevabı mal ile kazanılır. Bedenin sıhhat, kuvvet bulması, mal ile olur. Başkasına muhtaç olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, akrabayı dolaşmak, fakirlerin imdadına yetişmek mal ile olur. Mescitler, okullar, hastaneler, yollar, çeşmeler, köprüler yaparak insanlara hizmet de mal ile olur. Peygamber efendimiz (İnsanların en iyisi, onlara faydası çok olanıdır) buyuruyor. (Kudai)</p>
<p>İnsanlara yardım etmek için çalışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha çok sevaptır. Cennetin yüksek derecelerine mal ile kavuşulur. Mal kıymetli olunca, onu israf etmek elbette kötüdür.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, bir kuluna mal ve ilim verir. Bu kul da haramlardan kaçınır, akrabasını sevindirir, malından hakkı olanları bilip verir ise, Cennetin yüksek derecesine kavuşur.) [Tirmizi]</p>
<p>(İki şeyden birine kavuşana gıpta etmek, imrenmek yerinde olur. Allahü teâlâ bir kimseye İslam ilimlerini ihsan eder. Bu da, her hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allahü teâlâ, birine çok mal verir. Bu da malını, Allahü teâlânın razı olduğu, beğendiği yerlere harceder.) [Müslim]</p>
<p>(İyi kimseye malın iyisi, ne güzel yakışır.) [Berika]</p>
<p>Süfyan-ı Sevri hazretleri (Bu zamanda mal, insanın silahıdır. İnsan canını, sıhhatini, dinini ve şerefini mal ile korur) buyurdu. Büyük bir nimet olan malı israf, Allahü teâlânın nimetine kıymet vermemek, nimeti elden kaçırmak, küfran-ı nimet, yani şükretmemek olur. Bu ise, nimeti verenin azap etmesine sebep olacak büyük bir suçtur. Nimetin kıymeti bilinmez, hakkı gözetilmezse elden gider. Şükredilir ve hakkı gözetilirse elde kalır ve artar. Cenab-ı Hak (Şükrederseniz, verdiğim nimetleri artırırım) buyuruyor. (İbrahim 7)</p>
<p>Elbise, ayakkabı gibi giyim eşyasını iyi kullanmayıp, çabuk eskitmek, onları yırtmak, yıkarken suyu, deterjanı çok harcamak, elektriği, tüp gazı boş yere yakmak, hep israftır.</p>
<p>Acıkmadan veya doyduktan sonra fazla yemek de israftır. Nefis yemekler yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, büyük binalar yapmak ve haram olmayan daha bunun gibi şeyler, helalden kazanıldığı, kibir ve öğünmek için olmazsa, israf değildir. Ahireti kazanmak isteyenlere, gereken ile kanaat edip, fazlasını hayra vermek yakışır.</p>
<p>Sadaka vermekte de israf vardır. Hazret-i Sabit bin Kays bir anda, 500 ağaçtaki hurmaların hepsini sadaka verip evi için bir şey bırakmayınca (Hepsini vermeyin) diye âyet indi.</p>
<p>Borcundan çok malı olmayan, çoluk çocuğu sıkıntıya sabredemediği halde, bunların ihtiyacını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadığı halde, kendi muhtaç olanın sadaka vermesi israf olur.</p>
<p>Sefihlik aklın az ve hafif olmasıdır. Aksine rüşd denir ki, aklın kuvvetli olmasıdır.</p>
<p>Allahü teâlâ (Mallarınızı sefihlere vermeyin!) dedikten sonra (Onların halinde rüşd görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin!) buyuruyor. (Nisa 5, 6)</p>
<p>İsraf nedir?<br />
Sual: İsrafın cimrilikten de, kötü olduğu söyleniyor. İsraf nedir? Neler israftır?<br />
CEVAP<br />
İsraf, malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, dine ve dünyanın mübah olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe atmak, onu helak etmektir. Kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, kesmek, ağaçtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip, ekinin helak olmasına sebep olmak, hayvanları soğuktan, düşmandan korunacak yere koymamak ve soğuktan, sıcaktan ve açlıktan ölmelerini önleyecek kadar yedirmemek ve örtmemek de, helak etmek olup israftır.</p>
<p>Günah işlemek için ve günah işlenmesi için verilen mal ve paralar da israf olur.</p>
<p>Meyve ve ekin toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veya nem alarak çürümeleri veya kurt, güve, fare ve benzeri canlıların yemelerine sebep olmak israftır.</p>
<p>Ekmek, et, et suyu, peynir gibi gıdaların; karpuz, soğan gibi meyvelerin; kuru incir, kuru üzüm, kayısı gibi kuru meyvelerin; buğday, arpa, mercimek gibi hububatın ve elbise, kumaş, kitap gibi eşyaların, çeşitli yollarla israf edildiği çok görülüyor.</p>
<p>Yemek artıklarını dökmek, çatalı, kaşığı, tabağı, tası ekmekle veya parmakla sıyırıp yemeden önce, kapları yıkamak ve silmek israftır. Sofra bezi ve masa üstüne düşen ekmek ve yemek kırıntılarını toplamayıp atmak da israftır. Bu kırıntıları toplayıp kedi, köpek, koyun, sığır, kuş, tavuk gibi hayvanlara yedirmek israf olmaz.</p>
<p>Ekmeğin içini yiyip kabuğunu bırakmak, pişkin yerini yiyip, gerisini bırakmak israftır. Kalanı başkası veya hayvan yerse israf olmaz.</p>
<p>Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak israftır.</p>
<p>Sofrada lüzumundan fazla çeşitli yemekler bulundurmak israftır. İbadete kuvvetlenmek için ve misafir için bulundurmak, israf olmaz.</p>
<p>Yemek, bal, pekmez gibi şeyler bulaşmış parmağını yalamak ve düşen lokmayı alıp yemek, insanı israftan kurtardığı gibi, kibir ve riyayı giderir, berekete kavuşturur. Özellikle de Peygamberlerin efendisine uymak ve emrini yapmak şerefini kazandırır.</p>
<p>Fasulye, pirinç, nohut gibi şeyleri yıkarken dökülenleri toplamamak israftır. Elbise, çorap, ayakkabı gibi giyim eşyasını iyi kullanmayıp çabuk eskitmek, yıkarken suyu, deterjanı çok harcamak, lambayı, elektriği, doğalgazı boş yere yakmak israftır.</p>
<p>Malı kıymetinden aşağı fiyatla satarak veya kiraya vererek ve kıymetinden yukarı fiyatla satın alarak veya kiralayarak aldanmak israf olur. Aldanarak alışverişe zaruri ihtiyaç olursa veya yardım, sadaka gibi niyetle böyle yaparsa israf olmaz. Ölünün kefenini miktar ve cins bakımından, dinde bildirilenden fazla yapmak israftır.</p>
<p>Doyduktan sonra fazla yemek de israftır. Yalnız, misafir utanmasın diye, ev sahibinin fazla yemesi ve orucu rahat tutmak için sahurda çok yemek israf değildir. Her istediğini yemek israf olduğu gibi, acıkmadan günde ikinci defa yemek de israftır. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Her istediğini yemek israftandır.) [İbni Mace]</p>
<p>(Ya Âişe! Günde iki kere yemek israftandır.) [Beyheki]</p>
<p>Günde iki kere yemekten ve her istediğini yemekten maksat, doyduktan sonra veya acıkmadan tekrar yemek demektir. Çünkü gündüz ikinci olarak yemek, hele kısa günlerde veya yorucu bir işte çalışmayan kimseler için, genelde tam acıkmadan yemek olur.</p>
<p>Lüzum yokken, sofrada yemek çeşitlerini arttırmak israftır. Fakat bir yemekten usanıp her birinden biraz yiyerek ibadet yapmak, mesela oruç tutmak, helal kazanmak için çalışmak veya Müslüman kardeşlerine yardım etmek gibi ibadetler için kuvvetlenmek düşüncesiyle veya sofrada misafir bulundurmak niyetiyle olursa, israf olmaz.</p>
<p>Sofraya lüzumundan fazla ekmek koyup, sonra bunları tekrar yemek için kaldırmamak israftır. Yani, yenmeyen ekmek parçalarını atmak ve riya, gösteriş, şöhret için fazla ekmek koymak israf olur.</p>
<p>Nefis yemekleri yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, yüksek, büyük binalar yapmak ve dinin haram etmediği daha bu gibi şeyler, helalden kazanıldığı, kibir ve öğünmek için olmadığı zaman israf değildir. Lüzumundan fazla olunca tenzihen mekruh olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(İstediğini ye, istediğini giy! İnsanı yanlış yola götüren, israf ve tekebbürdür.) [Buhari]</p>
<p>İmam-ı Muhammed Mâsum hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Yemekte, içmekte orta yolu gözetmeli. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli. İbadet edemeyecek kadar da, az yememeli. Evliyanın büyüklerinden Şah-ı Nakşibend hazretleri, (İyi ye, iyi çalış) buyurdu. İbadet ve iyilik etmeye yardımcı olan her şey, iyi ve mübarektir. Bunlara mani olan her iş yasaktır. (2/110)</p>
<p>Hayra verilen para israf olmaz diyen âlimler varsa da, sadaka vermekte de, israf olabilir. Mesela borcundan çok malı olmayan veya çoluk çocuğu sıkıntıya sabredemediği hâlde, bunların ihtiyacını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadığı hâlde, kendisi muhtaç olan kimsenin sadaka vermesi israf olur. Ödünç vermekte de böyle israf olur.</p>
<p>İsraftan kurtulmanın yolu, ilacı üçtür:<br />
1- İlimle ilaç: İsrafın zararlarını bilmek ve bunları düşünmektir.</p>
<p>2- İşle, uğraşmakla ilaç: Malı dağıtmamaya gayret etmek ve güvendiği birine bu derdini anlatıp, malına ve harçlarına dikkat etmesini, israfını görünce, kendine hatırlatmasını, hatta zorla önlemesini rica etmektir.</p>
<p>3- İsrafın sebeplerini söküp atmak. İsrafın sebepleri altıdır:<br />
Birinci sebep, sefahattir. Çok kimseyi israfa alıştıran budur. Sefahat, aklın az olmasıdır. Buna sefih denir. Çok kimse, yaratılışta sefih olur. Bu kötü hâlleri, bazı sebeplerle zaman zaman artar. Çalışmadan, alın teri dökmeden eline mal girer, kötü arkadaşlar, bu mala konmak için dağıtmasına, saklamanın, arttırmanın erkeklik, yiğitlik olmadığına kandırır. İsrafa yol açarlar. Bunun içindir ki, kötü arkadaşlardan kaçmakla emrolunduk. Zengin çocuklarının çoğu, böyle israfa alışmakta ve mirasyedi olup çıkmaktadır. Sefahati arttıran bir sebep de, insanların çok saygı göstermesi ve övmesidir. Makam sahiplerinin ve zenginlerin çocukları bu yoldan sefahate düşmektedir.</p>
<p>İkinci sebep, israfı veya çeşitlerini iyi tanımaz. İsraf olduğunu bilmez, hatta cömertlik sanır. Lüzumsuz yere, yasak, zararlı yerlere verilen mal, cömertlik sanılır.</p>
<p>Üçüncü sebep, riya ve gösteriş yapmaktır.</p>
<p>Dördüncü sebep, gevşeklik ve tembelliktir.</p>
<p>Beşincisi, utanıp sıkılmaktır.</p>
<p>Altıncısı, dini kayırmamak, İslamiyet’i gözetmemektir.</p>
<p>Sual: Pahalı kumaşlardan elbise giymek israf ve haram mıdır?<br />
CEVAP<br />
Bazı kimseler, israfın mahiyetini bilmedikleri için, mubah olan birçok içeceğe bile haram demişlerdir. Harama helal, helale haram demek çok tehlikelidir. İsraf haramdır. Fakat kendi görüşüne göre, (Şunlar israf olduğu için haramdır) demek çok yanlıştır. Dinde herkes, kendi görüşünü ortaya koyarsa, insan sayısı kadar din ortaya çıkar. Buna da din değil, felsefe denir. Eğer islam âlimlerinden nakil yapılırsa, fetva verilen kavil seçilirse, sadece bir hüküm meydana çıkar.</p>
<p>Mubah olan işlerde niyet önemlidir. Niyet iyi olursa sevap, kötü olursa günah olur. Fakat haramlar, iyi niyetle de işlense haram olmaktan çıkmaz. Gücü yetenin pahalı kumaştan güzel elbise giymesi caizdir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Allahü teâlâ cemildir, cemal sahiplerini sever.) [Müslim]</p>
<p>(Bahr-ür-raık)da buyuruluyor ki:<br />
(Cemal ile ziyneti birbirine karıştırmamalıdır! Cemal, çirkinliği gidermek vakar sahibi olmak ve şükretmek için nimeti göstermek demektir. Allahü teâlâ cemal sahibi olmayı övmektedir. Cemal için temiz, güzel giyinmek mubahtır. Kibir, gösteriş için giyinmek haram olur.) [Oruç Bahsi]</p>
<p>Vakar için giyinmek<br />
Cemal, çirkinliğe, başkalarının iğrenmelerine, alay etmelerine, hakaretlerine sebep olacak şeyleri yapmamak, bunları izale yani yok etmektir. Ziynet [süs] ise, başkalarını imrendirecek, onlara üstünlük sağlayacak ve övünülecek şeyleri yapmak demektir. Cemal sahibi olmak için bulunduğu yerde âdet olan şeylerden, haram olmayan en iyi elbiseyi giyinmek gerekir. Hazret-i Ömer, (İki çeşit elbiseniz olsun, biri şık, diğeri de mütevazı. Elbisenin şık, temiz olması, insanın şerefinin icabıdır) buyurdu.</p>
<p>İbni Ömer hazretleri de (Nasıl elbise giyineyim?) diye sual soran birine, (Aşağı kimselerin alayına, kültürlü kimselerin de seni ayıplamasına sebep olmayacak bir elbise giy!) buyurmuştur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Güzel giyinin ki, Allahü teâlânın size verdiği nimetlerin eseri görülsün!) [Taberani]</p>
<p>(Allahü teâlâ bir kuluna nimet verdiğinde, o nimetin eserinin o kulun üzerinde görülmesini sever.) [Taberani]</p>
<p>Peygamber efendimiz, perişan kılıklı birine, malının olup olmadığını sordu. O kimse de her çeşit malının bulunduğunu söyledi. Bu kimseye buyurdu ki:<br />
(Allahü teâlâ sana bir mal verince, bu nimetin eseri senin üzerinde görülsün.) [Nesai]<br />
Hikmet ehli buyuruyor ki:<br />
(Öyle bir elbise giy ki, sen ona değil, o sana hizmet etsin!)</p>
<p>Gösteriş için giyinmek<br />
Süs ve gösteriş için giyinmek ise haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Süsten kaçınmak imandandır.) [İbni Mace]</p>
<p>(Allahü teâlâ mütevazı elbise giyineni sever.) [Beyheki]</p>
<p>(Süs ve gösteriş için giydiği elbiseyi, üstünden çıkarmadığı müddetçe Allahü teâlâ, ona rahmet etmez.) [Taberani]</p>
<p>(Kibir ve gösteriş için, şöhret sahibi kimselerin giydiği elbiseyi giyineni, Allahü teâlâ, o elbiseleri ile birlikte ateşe atar.) [Ruzeyn]</p>
<p>Görüldüğü gibi süs ve gösteriş için elbise giyinmek haram, cemal için, müslümanlık şerefi için şık giyinmek mubahtır.<br />
Elbise eski de olsa, temiz olmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ya Âişe, şu iki elbiseyi yıka, bilmiyor musun elbiseler tesbih eder, kirlenince tesbih etmeleri kesilir.) [İbni Asakir]</p>
<p>Mühim mevkide bulunan veya önemli bir zatın huzuruna çıkan kimsenin şık, temiz elbise giymesi gerekir. Allahü teâlânın huzuruna çıkıldığı zaman buna daha çok dikkat etmelidir! (Her namaz kılarken, süslü, temiz, sevilen elbiselerinizi giyiniz!) mealindeki âyet-i kerime ile (Güzel koku gamı, güzel, temiz elbise kederi azaltır) mealindeki hadis-i şerife uymaya çalışmalı, eski bile olsa temiz elbise giymelidir! (M.Rabbani, Edeb-üd-dünya, Bostan)</p>
<p>Lüks hayat<br />
Sual: Muhtaçların bulunduğu bir ülkede zenginlerin lüks hayat yaşaması, villalar yaptırması israf ve haram değil midir?<br />
CEVAP<br />
Zekatını fakirlere veren ve alın teri ile helalinden kazanan kimsenin villalar yaptırması haram değildir. Helal ve mübarektir. Tembel oturup, çalışmayıp, fakir kalmak, yahut kazandıklarını haram şeylere verip, basit meskende kalmak uygun değildir. Böyle tembellerin ve malını haramlara israf edenlerin yüzünden, çalışkanlar niçin suçlu olsun! Zekatını verenlerin köşklerde, villalarda oturmaları, şık giyinmeleri, fennin bulduğu bütün kolaylıklardan faydalanmaları, helaldir. Allahü teâlâ, (Verdiğim nimetleri, kullananları severim) ve (Çalışana veririm) buyuruyor. Çalışıp kazanmak ibadettir. Zenginlik günah değildir. Allahü teâlâ şükreden zenginleri sever. Zengin olduğu için, kendini beğenmek, kendini başkalarından üstün görmek haramdır.</p>
<p>Hazret-i Zübeyr tüccar idi. Medine, Basra, Kufe ve Mısır’da mülkleri, geniş arazileri ve bin hizmetçisi vardı. Gelirlerini fakirlere dağıtırdı, ölünce mirasçılarının herbirine kırkbin dirhem gümüş kaldı.</p>
<p>Hazret-i Talha da çok zengindi, günlük geliri bin altın idi. Şık giyinir, süslü gezerdi. Yüzüğünde çok kıymetli yakut taşı vardı.</p>
<p>Abdurrahman bin Avf hazretleri, ayrılan hanımına, son hastalığında mirasının yirmidörtde birinin verilmesini söylemişti. Buna 83 bin altın verildi.</p>
<p>Hazret-i Osman da zengin tüccardı. Tebük gazasında on bin altın ve mal yüklü bin deve verip Resulullah efendimizin duasına kavuştu.</p>
<p>Bunların dördü de aşere-i mübeşşereden [Cennete gideceği ismen müjdelenen on kişiden] idi.</p>
<p>Zekat ve ganimet ve ticaret sebebi ile Medine’de fakir kimse kalmadı.<br />
Peygamberlerden Hazret-i İbrahim, Hazret-i Davud ve Hazret-i Süleyman çok zengin idi. Zenginlik nimettir. Eshab-ı kiramın fakirlerinden çoğu, zenginler de bizim gibi ibadet ettikten başka, malları ile de hayırlı işler yaparak çok sevap kazanıyorlar diye, agniya-yı şakirine [şükreden zenginlere] imrenirlerdi. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Ahir zamanda zengin olmak saadettir.) [İ. Rafii]</p>
<p>Kırılan şeyler<br />
Sual: Kırılan şey belayı önlermiş. Kırılmazsa, kırmak mı gerekir?<br />
CEVAP<br />
Belayı önlemesi doğrudur. Fakat kırmak israftır.</p>
<p>Suyu boşa akıtmak<br />
Sual: Kışın, banyo ısınsın diye sıcak suyu boşa akıtıyoruz. Bu israf oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Böyle bir ihtiyaçtan dolayı yapılınca israf olmaz. Mümkünse boşa akıtmayıp bir kovaya almalı, o suyu başka işte kullanmalıdır.</p>
<p>İsraf mı, cimrilik mi?<br />
Sual: İki arkadaştan biri, diğerine (Sen cimrisin) dedi. Öteki de (Sen de müsrifsin) dedi. Birincisi, (İsraf cimrilikten daha kötü) dedi. İkincisi (Cimrilik israftan kötüdür) dedi. Dinimizde hangisi daha kötüdür?<br />
CEVAP<br />
Bazılarına göre cimrilik daha kötüdür. Mesela zenginin cimri olması daha kötüdür. Fakir cimrilik etse de, o kadar zararı olmaz. Zenginin israf etmesiyle fakirin israf etmesi de aynı olmaz. Duruma göre her ikisi de kötüdür.</p>
<p>Cimri, malı harcamıyor, mal kullanılmadığı için işe yaramıyor. Müsrif, malı boşa harcıyor, yok ediyor, netice de onunki de işe yaramıyor. Cimri, kendine yazık etse de, malı mirasçısına falan kalabilir, yani bir faydalanan çıkabilir. Hırsız bile çalsa, cimri ahirette çalınan malın karşılığını alır. Hayvan yese sadaka olur.</p>
<p>Cimriliğin daha çok kötülenmesi, insanlardan çoğunun mal biriktirmeye meyilli olmasındandır. Kur’an-ı kerimde israf edenlerin şeytana, Firavun’a ve Hazret-i Lut’un kötü kavmine benzetilmesi ve Allahü teâlânın bunları sevmemesi, bunlara sefih demesi ve ahirette azap çekmeleri, dünyada aşağı, muhtaç duruma düşmeleri ve pişman olmaları, israfın zararlı olduğunu göstermektedir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(İsraf ve kibirden sakının!) [Buhari]</p>
<p>İsraf kibirle beraber zikredilmiştir. Demek çok kötü ki, kibir gibi büyük bir günahla beraber söyleniyor.</p>
<p>İsrafın kötü olmasının birinci sebebi, malın kıymetli olmasıdır. Mal, Allahü teâlânın verdiği bir nimettir. Âhireti kazanmak, malla olur. Dünya ve âhiret, malla intizam bulur, rahat olur. Hac, cihad sevabı malla kazanılır. Bedenin sıhhat, kuvvet bulması, malla olur. Başkasına muhtaç olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, akrabayı dolaşmak, fakirlerin imdadına yetişmek malla olur. Mescidler, okullar, hastaneler, yollar, çeşmeler, köprüler yaparak insanlara hizmet de malla olur. (İnsanların en iyisi, onlara faydası çok olanıdır) hadis-i şerifi de, malın önemini bildiriyor. İnsanlara yardım etmek için çalışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha çok sevabdır. Cennetin yüksek derecelerine malla kavuşulur. Mal kıymetli olunca, onu israf etmek elbette kötüdür. İsraf kötü diye cimrilik de yapmak yanlış olur. İslamiyet orta yoldur. Aşırılıklardan uzak durmak gerekir. İsraf ifrat, cimrilik tefrittir. İkisinden de uzak durmalı, cömert olmalıdır.</p>
<p>Haram ve israf<br />
Sual: İçki ve genelev gibi haram bir şeye para verilirse, ayrıca israf da olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, israf da olur. İsraf ise haramdır. (Hadika)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fisraf-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/israf-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hicri ayları tespit</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hicri-aylari-tespit.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hicri-aylari-tespit.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 11:26:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5662</guid>
		<description><![CDATA[Hicri ayları tespit Sual: Mübarek geceler geldiğinde bazıları, (Hilâl görülmedi, bugün değil, yarın mübarek gecedir) diyorlar. Mübarek geceler için illa hilâlin o bölgeden görünmesi mi gerekir? Ramazan hilâli, bir bölgeden görülemese de, dünyanın herhangi bir yerinden görülünce, her yerde görülmüş sayılıyor ve Ramazan başlıyor. Hicri aylar da böyle değil mi? Kurban Bayramında her bölgede hilâlin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhicri-aylari-tespit.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Hicri ayları tespit</strong></span></p>
<p>Sual: Mübarek geceler geldiğinde bazıları, (Hilâl görülmedi, bugün değil, yarın mübarek gecedir) diyorlar. Mübarek geceler için illa hilâlin o bölgeden görünmesi mi gerekir?<br />
Ramazan hilâli, bir bölgeden görülemese de, dünyanın herhangi bir yerinden görülünce, her yerde görülmüş sayılıyor ve Ramazan başlıyor. Hicri aylar da böyle değil mi? Kurban Bayramında her bölgede hilâlin görülmesi gerektiği hükmüne<br />
<span id="more-5662"></span><br />
kıyasla, (Hilâl burada görülmedi) denilerek, hicri aylarla, mübarek gün ve geceleri de bir gün sonraya almak doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Çok yanlıştır. Herhangi bir yerde ramazan hilâli görülünce, dünyanın her yerinde oruca başlanır, fakat hac, kurban ve namaz vakitleri böyle değildir. Bunlar, vakitlerinin bir yerde bilinmesiyle, başka yerlerde de böyle olmaları gerekmez. (İslam Ahlakı)</p>
<p>Dünyanın her yeri bulutlu olduğu için ramazan ayının hilâli hiçbir yerden görülmese, ramazan ayı başlamış olursa da, oruca başlamak için hilâlin görülmesi şarttır. İkinci gün de görülmezse şaban ayı otuza tamamlanır.</p>
<p>Diyelim ki, zilhicce hilâli İstanbul’da görülmedi, fakat Amerika’da görüldü. Zilhiccenin 10. günü Amerika’da bayram yapılır, İstanbul’da ise zilhiccenin 11. günü bayram yapılır. Bayramın yapıldığı gün, değişirse de, zilhicce ayında değişiklik olmaz. Bu incelik bilinmeyince, bayram yapılan gün, o bölgede zilhiccenin 10’u olur zannediliyor, yanlışlıklara sebebiyet veriliyor. Dünyanın bir yerinde, 10 zilhicce, diğerinde 11 zilhicce olmaz. Mesela hilâl Suriye’de görülmeyip Mısır’da görülünce, Mısır’da 10 muharrem olup da, Suriye’de 9 muharrem olmaz. Günler dünyanın her yerinde aynı olduğu gibi aylar da aynıdır. Amerika’da şaban ayı başlasa, Türkiye’de hâlâ receb ayı devam etmez.</p>
<p>Hicri ayların hilâli bir yerde görülünce bütün dünyada görülmüş sayılır. Mesela Afrika’da hilâl görülüp de Ankara’da görülmemişse, Ankara’dakilerin, (Biz hilâli görmedik, Aşure günü 11. gündür) demeleri yanlış olur. Yani Afrika’da muharremin 10. günü ise, Ankara’da 11. günü olmaz. Hicri aylar, miladi aylar gibi, dünyanın her yerinde aynıdır. Bir yerde 3 şubat, başka yerde 4 şubat olamayacağı gibi, kameri aylarda da böyledir. Bu inceliğe dikkat etmeli, mübarek gün ve geceleri yerinden oynatarak karışıklığa sebep olmamalıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhicri-aylari-tespit.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hicri-aylari-tespit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mevlid gecesi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mevlid-gecesi-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mevlid-gecesi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 13:20:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5660</guid>
		<description><![CDATA[Mevlid gecesi Sual: Mevlid nedir, bid’at midir? CEVAP Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartıyla, seni azat ettim) demişti. Bunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmevlid-gecesi-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Mevlid gecesi</strong></span></p>
<p>Sual: Mevlid nedir, bid’at midir?<br />
CEVAP<br />
Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.</p>
<p>Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine<br />
<span id="more-5660"></span><br />
müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartıyla, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafifler. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminler pek çok sevab kazanır. Hâfız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb’e rüyada hali sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, Resulullahın dünyaya gelişini müjdeleyen cariyemi sevincimden azat ettiğim için, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar. (M. Nasihat)</p>
<p>Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halifeyken, Eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin doğumundaki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutmak iyi olur, sevab olur. İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta Mevlid gecesi Kadir gecesinden de kıymetlidir diyen âlimler de vardır.</p>
<p>El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun)</p>
<p>(Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bunların asr-ı saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin, imanı gereği Resulullahı çok sevmesi gerekir. Çok sevmek kâmil müminin alametidir. Buhari’deki hadis-i şerifte, (Beni ana baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz) buyuruldu. Mevlid okumak değil, mevlidde dine aykırı şeyler yapmak günahtır.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.)</p>
<p>(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)</p>
<p>Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi. Resulullah efendimiz de buyurdu ki:<br />
(Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat]</p>
<p>Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle:<br />
(Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari]</p>
<p>Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. (Hakim)</p>
<p>Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle:<br />
(Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari]</p>
<p>(Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari]</p>
<p>Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid’at olmaz. Bu övgüden ancak, Allah’ı ve Resulünü sevmeyen rahatsız olur; çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]</p>
<p>(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]</p>
<p>(Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4]</p>
<p>Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]</p>
<p>(Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]</p>
<p>Erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için mevlid okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, Mevlid gecesinin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Nimet-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat)</p>
<p>Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır.</p>
<p>Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır. Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda bildirilmektedir.</p>
<p>İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur.</p>
<p>Resulullah efendimizi çok övmek, mahlûkların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi?</p>
<p>İslam âlimleri buyuruyor ki:<br />
Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak çok sevap olur. (İbni Battal maliki)</p>
<p>Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram karıştırmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer)</p>
<p>Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, neşe ve sevinç göstermek, haram karıştırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevap olur. (Allame Nasirüddin)</p>
<p>Haram şeyler karıştırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehaptır. (S.ibni Mace şerhi)</p>
<p>Pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okuyan hâfızın, okutanın verdiği hediyeyi alması caiz olur. Kur&#8217;an okuyup hediye almayı meslek haline getirmemelidir! Zira âdet haline gelen hediye, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar)</p>
<p>Ücretle okunan Kur&#8217;andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye)</p>
<p>Mevlid okuturken günah işlemek<br />
Sual: S. Ebediyye’de, Mektubat-ı Rabbani’den alınan bir mektupta, (Zamanımızın Müslümanları, farzları bırakıp, nafile ibadetlere sarılıyor. Nafile ibadetleri yapmaya [mesela, kadın erkek karışık olarak mevlid okutmaya, cami yapmaya, sadaka ve hayrat yapmaya] ehemmiyet verip, farzları hafif ve ehemmiyetsiz görüyorlar) deniyor. Kadın erkek karışık mevlid okutmak günah iken, niye nafile ibadetler arasında sayılıyor?<br />
CEVAP<br />
Nafile ibadetler arasında sayılmıyor. S. Ebediyye’nin birçok yerinde, kadın erkek karışık mevlid okumanın günah olduğu bildiriliyor. Burada, farzın önemi anlatılırken, mevlid okutmanın nafile ibadet olduğu bildiriliyor. Farzı bırakıp nafileyle meşgul olmanın yanlışlığı açıklanırken, üstelik bir de kadın erkek karışık yapılarak, haram karıştırıldığı vurgulanıyor. Yani haram işlenmeye nafile ibadet denmiyor.</p>
<p>Sual: Mevliddeki (Habibim sana aşık olmuşam) ifadesi caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet. Şimdi nefsin şehvani arzularına aşk deniyor. Dinde ise, fazla sevgiye denir.</p>
<p>Sual: Kadın kadına mevlid okur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet. Erkekler duyarsa caiz değildir.</p>
<p>Sual: Mevlidde (Doğdu ol saatte&#8230;) denirken ayağa kalkılır mı?<br />
CEVAP<br />
Mahzuru olmaz.</p>
<p>Sual: Yılbaşı gecesi, toplanıp mevlid okumak uygun mu?<br />
CEVAP<br />
Uygun değil. Bu gecede de, her gece ne yapılıyorsa aynı şeyler yapmalı, farklı bir şey yapmamalı.</p>
<p>Sual: Mevlid münasebetiyle Peygamber aşırı övüldü. “O da bir beşer [insan] idi, Kur’anı getirmekle görevi bitti. Aşırı övmek şirk değil mi?<br />
CEVAP<br />
O, ilah değildi, elbette beşer idi, ama “Seyyid-ül-beşer” idi, bütün insanların efendisi idi. Hiç kimse Onu Allahü teâlânın övdüğü kadar övemez. Bu övgüden de ancak başka dinde olan rahatsız olur.</p>
<p>Hatırlatma: Bazı Hıristiyan fırkaları, doğum günü kutlamazlar. Doğum günü kutlamasına yaratıklara tapınmak derler. Selefiyeciler de doğum günü olan mevlidi bid’at sayar, Peygambere tapmak derler. Bunların, Hıristiyanlarla bu benzer inanışlarında bir sebep olması gerekir.</p>
<p>Sual: İslamiyet’in emretmediği bir şeyi ibadet olarak, sevab kazanmak niyetiyle yapmak bid’at olduğunu göre, mevlid okumak bid’at değil midir?<br />
CEVAP<br />
Hadis-i şerifte, (Beni övmek ibadettir) buyuruluyor. Resulullahı övmek, bid’at değil ibadettir. Mevlid kandilinde, Peygamber efendimizin doğum zamanlarında görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek çok sevabdır. Kendisi de anlatırdı. Eshab-ı kiram da bir yere toplanıp, okurlar ve birbirlerine anlatırlardı.</p>
<p>Mevlid okunurken bid’atler işlenmesi, mevlidi ibadet olmaktan çıkarmaz. Bugünkü şekliyle yapılan Mevlid cemiyetlerinin çoğu bid’attir. Kadın erkek karışık oluyor, hatta teganni yapılıyor. Mevlide Kur’an-ı kerimden daha çok öncelik tanınabiliyor. Çalgı eşliğinde okuyanlar da var. Bunları ibadet olarak görmek yanlıştır. Bu yanlışlara bid’at denecek yerde, mevlidin aslına bid’at demek yanlış olur.</p>
<p>Nitekim devir-iskat işine de bid’at diyenler oluyor. Bugünkü yapılış şekli uygun değil diye, devir-iskat yapmaya bid’at denemez.</p>
<p>Mevlide bid’at diyenler, (Bugünkü mevlidlere çok bid’at karıştırılıyor) deseler doğru olur, ama Vehhabiler işin aslını inkâr ediyorlar. Peygamber efendimizin övülmesine tahammül edemiyorlar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmevlid-gecesi-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mevlid-gecesi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullah efendimizi anmak ibadettir</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/resulullah-efendimizi-anmak-ibadettir-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/resulullah-efendimizi-anmak-ibadettir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 13:17:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[anmak]]></category>
		<category><![CDATA[efendimizi]]></category>
		<category><![CDATA[ibadettir]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5658</guid>
		<description><![CDATA[Resulullah efendimizi anmak ibadettir Sual: Mevlid ne demektir, mevlid okumaya bazıları bid’at diyor, doğru mu? CEVAP Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Resulullah efendimiz dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fresulullah-efendimizi-anmak-ibadettir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Resulullah efendimizi anmak ibadettir</strong></span></p>
<p>Sual: Mevlid ne demektir, mevlid okumaya bazıları bid’at diyor, doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.</p>
<p>Resulullah efendimiz dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek<br />
<span id="more-5658"></span><br />
kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafiflemektedir. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminlerin pek çok sevap kazanacağı buradan da anlaşılmaktadır. Hâfız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb rüyada görülüp, ne halde olduğu sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor. Resulullah dünyaya gelince, müjde veren cariyemi sevincimden azat etmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar.) [M. Nasihat]</p>
<p>Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halife iken, eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutulması iyi olur, sevap olur.</p>
<p>İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur.</p>
<p>Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta, Mevlid gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır.</p>
<p>(Allahü teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullah efendimizi övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullah efendimizin dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin Resulullah efendimizi çok sevmesi gerekir. Bu da zaten imanın gereğidir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın da alametidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari]</p>
<p>(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)</p>
<p>(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de Onu çok anar.)</p>
<p>Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid&#8217;at olmaz. Bu övgüden ancak Allah’ı sevmeyen rahatsız olur; çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir:<br />
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]</p>
<p>(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]</p>
<p>(Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4]</p>
<p>(Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor. Ey iman edenler, siz de salevat getirin!) [Ahzab 56]</p>
<p>Erkek kadın karışık olmadan, çalgı, müzikli ilahi ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni&#8217;met-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat)</p>
<p>Resulullah efendimizi çok övmek, mahlûkların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi?</p>
<p>Vehhabi mantığına bakın!<br />
Vehhabi Feth-ul-mecid kitabının önsözünde, (Süud torunu Abdülaziz tevhidi yeniledi. Arabistan yarım adasına sulh ve emniyet getirdi. Oğlu Süud da, geçmişlerinin yoluna hayat verdi. Hulefa-i raşidinin yolunu açtı) diyor. Süud oğullarının kılıçlarının keskin olmasına dua ediyor. Yunanistan’da, Atina’nın en lüks otellerinde, yüzlerce gayri meşru cariye ile, Yunan kızları arasında, yıllarca sefalet, içki ve fuhuş âlemleri sürerek 1384 [m. 1964] de zevk, safa, işret içinde ölen Süudü ve dedelerini övmek için (hayat verdi, yol açtı) gibi methiyeler söylemesi, ondan yardım dilemesi şirk, suç olmuyor da, ehl-i sünnetin, Allahü teâlânın sevgili Peygamberini övmesi, o yüce Peygamberin, mahlukların en yüksek derecesinde olduğunu bildirmesi, (Her istediğini vereceğim) müjdesi ile şereflenmiş olan o en yüksek Peygamberden yardım ve şefaat istemesi, suç ve şirk oluyormuş.</p>
<p>Utanmadan bu yazıları, din kitabı diyerek müslümanların önüne sürmektedir. Gençleri aldatmak, mezhepsiz yapmak için, İslam âlimlerine, müslümanların gözbebeklerine, müşrik, sapık demekten haya duymamaktadır. Hadis-i şeriflerde, Resulullahın kendi yüksek makamını anlatmasına, acaba ne diyecektir. Peygamberlerin seyyidi, gelmiş gelecek, bütün insanların en üstünü olduğunu bildirdiği için, o şerefli Peygambere de, (hâşâ) kirli kalemini bulaştırmak küstahlığını mı yapacak?</p>
<p>Peygamber efendimiz hem habib hem halildir<br />
“Bazı kimseler, Peygamberimize Habib denmesi uygun değildir. Habib sevgili demektir. Allah’ın sevgilisi olur mu!“ diyorlar.</p>
<p>Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselama &#8220;Habibim&#8221; buyuruyor. Habib, sevgili demektir. Sevgi ise çeşitlidir. Ormanı, çiçeği, suyu sevmek başkadır, yemekleri, meyveleri sevmek başkadır. Ana babayı, evladı sevmek başka, hanımı sevmek başka, Allahü teâlâyı sevmek daha başkadır. Bütün sevgileri yalnız hanımı sevmek gibi kabul etmek çok yanlıştır.</p>
<p>Şimdi imam-ı Gazali, imam-ı Kastalani hazretleri gibi İslam âlimlerinden naklen Allahü teâlânın sevip sevmediği kimseleri bildirelim!</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde mealen (Allah, onları [Eshab-ı kiramı, salihleri] sever, onlar da Allah’ı sever) buyuruluyor. (Maide 54)</p>
<p>Allahü teâlâ şunları sever:</p>
<p>(Sabredenleri sever.) [A.İmran 146]</p>
<p>(Tevekkül edenleri sever.) [A.İmran 159]</p>
<p>(İyilik edenleri sever.) [Bekara 195]</p>
<p>(Adalet edenleri sever.) [Maide 42]</p>
<p>(Tevbe edenleri sever.) [Bekara 222]</p>
<p>Allahü teâlâ şunları sevmez:</p>
<p>(Aşırı gidenleri sevmez.) [Bekara 190]</p>
<p>(Fesadı sevmez.) [Bekara 205]</p>
<p>(Zalimleri sevmez.) [A. İmran 57]</p>
<p>(Kibredenleri sevmez.) [Nahl 23]</p>
<p>(Hainleri sevmez.) [Enfal 58]</p>
<p>Allahü teâlâ, Peygamber efendimize, (De ki, eğer, Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin, günahlarınızı affetsin!) buyuruyor. (A.İmran 31)</p>
<p>Peygamber efendimiz de, (Allah ve Resulü bir kimseye, herkesten daha sevgili olmadıkça, iman etmiş olmaz) buyuruyor. (Buhari)</p>
<p>Selman-ı Farisi hazretlerinin bildirdiği hadis-i kudside buyuruluyor ki:<br />
(Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost] edindiysem de, seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i Ledünniyye]</p>
<p>Yine aynı kitaptaki hadis-i şerifte, (Allah, İbrahim’i halil edindiği gibi beni de halil edindi) buyuruluyor. Şu halde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.</p>
<p>Sevginin kuvvetli olmasına aşk denir. Mevlidde de (Habibim sana aşık olmuşam) ifadesi geçer. Bazı kimseler, nefsin şehvani arzularına aşk dedikleri için Allahü teâlânın, Habibini çok sevmesini, yani aşk ile sevmesini kabul edemiyorlar. (Mevlidin burası yanlış) diyorlar.</p>
<p>Allahü teâlâ, en çok Habibini sever.</p>
<p>Dinde, fazla sevgiye aşk denir. Mevlidde geçen ifade de yanlış değildir. İlahi tenzihe aykırı yeri yoktur. (Allah Habibini çok sevmez) demek yanlıştır.</p>
<p>Sual: Mevlid kitabında, (Habibim sana âşık olmuşam) ifadesini, bazı kimseler uygun bulmuyor, hatta, Hıristiyanları seven bazı kimseler, o kısmı değiştirip okuyorlar. Bunun dinen mahzuru var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Sevginin kuvvetli olmasına aşk denir. Aşk denilince illa şehevî aşk anlaşılmamalıdır. Kitap okuma aşkı olur, parayı sevme aşkı olur. Allah aşkı olur, hocayı sevme aşkı olur, dine hizmet etme aşkı olur. Ana babaya yardım etme aşkı olur, olur da olur.</p>
<p>Mevlitte bildirilen aşkla ilgili ifade, Allahü teâlânın habibini [sevgilisi olan Muhammed aleyhisselamı] sevdiğini bildiriyor. Elbette Allahü teâlâ habibini her şeyden, herkesten çok seviyor. Allah için niye seviyor ki denmez. Yani Mevlitteki ifade çok yerindedir.</p>
<p>Mevlid okumak ibadettir<br />
Sual: İmam-ı Şa’rani’nin ve İbni Âbidin’in mevlid okutmaya bid’at dediği doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır doğru değildir. Bu Selefilerin uydurmasıdır. Bu iki zat, dine aykırı olarak yapılanlara ve bid’at karıştırılanlara bid’at demişlerdir. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
Minarede yakılmak için yağ adamak bâtıldır. Seyyid Abdülkadir’e yağ adarlar da, minarenin doğu tarafına yakılır. Bundan daha çirkini de, minarelerde mevlid okutmayı nezrederler. Hâlbuki bu mevlide çalgı katıyorlar, şarkı ve oyun gibi şeyler karıştırıyorlar. (Redd-ül muhtar)</p>
<p>Demek ki, o günkü mevlidlerde de, bugünkü bazı mevlidlerde olduğu gibi teganni ve uygunsuz şeyler varmış. Onun için bu iki büyük âlime isnat edilen yazılarda, mevlid kötülenmiyor, mevlid cemiyetlerinde işlenen haramlar kötüleniyor. Bugün de mevlidlere bid’at karıştırılıyor. Kadın erkek beraber oturup dinliyorlar. (Böyle mevlid okumak uygun değil) demek, mevlidin kendisi kötü anlamına gelmez. Mevlid, Resulullah efendimizi övmektir. Resulullah’ı övmek ise ibadettir, fakat Selefler bu övmeye bid’at demektedir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fresulullah-efendimizi-anmak-ibadettir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/resulullah-efendimizi-anmak-ibadettir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsraf nedir?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/israf-nedir.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/israf-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 13:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5656</guid>
		<description><![CDATA[İsraf nedir? Sual: İsrafın cimrilikten de, kötü olduğu söyleniyor. İsraf nedir? Neler israftır? CEVAP İsraf, malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, dine ve dünyanın mübah olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe atmak, onu helak etmektir. Kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, kesmek, ağaçtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip, ekinin helak olmasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fisraf-nedir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İsraf nedir?</strong></span></p>
<p>Sual: İsrafın cimrilikten de, kötü olduğu söyleniyor. İsraf nedir? Neler israftır?<br />
CEVAP<br />
İsraf, malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, dine ve dünyanın mübah olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe atmak, onu helak etmektir. Kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, kesmek, ağaçtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip, ekinin helak olmasına sebep olmak, hayvanları soğuktan, düşmandan<br />
<span id="more-5656"></span><br />
korunacak yere koymamak ve soğuktan, sıcaktan ve açlıktan ölmelerini önleyecek kadar yedirmemek ve örtmemek de, helak etmek olup israftır.</p>
<p>Günah işlemek için ve günah işlenmesi için verilen mal ve paralar da israf olur.</p>
<p>Meyve ve ekin toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veya nem alarak çürümeleri veya kurt, güve, fare ve benzeri canlıların yemelerine sebep olmak israftır.</p>
<p>Ekmek, et, et suyu, peynir gibi gıdaların; karpuz, soğan gibi meyvelerin; kuru incir, kuru üzüm, kayısı gibi kuru meyvelerin; buğday, arpa, mercimek gibi hububatın ve elbise, kumaş, kitap gibi eşyaların, çeşitli yollarla israf edildiği çok görülüyor.</p>
<p>Yemek artıklarını dökmek, çatalı, kaşığı, tabağı, tası ekmekle veya parmakla sıyırıp yemeden önce, kapları yıkamak ve silmek israftır. Sofra bezi ve masa üstüne düşen ekmek ve yemek kırıntılarını toplamayıp atmak da israftır. Bu kırıntıları toplayıp kedi, köpek, koyun, sığır, kuş, tavuk gibi hayvanlara yedirmek israf olmaz.</p>
<p>Ekmeğin içini yiyip kabuğunu bırakmak, pişkin yerini yiyip, gerisini bırakmak israftır. Kalanı başkası veya hayvan yerse israf olmaz.</p>
<p>Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak israftır.</p>
<p>Sofrada lüzumundan fazla çeşitli yemekler bulundurmak israftır. İbadete kuvvetlenmek için ve misafir için bulundurmak, israf olmaz.</p>
<p>Yemek, bal, pekmez gibi şeyler bulaşmış parmağını yalamak ve düşen lokmayı alıp yemek, insanı israftan kurtardığı gibi, kibir ve riyayı giderir, berekete kavuşturur. Özellikle de Peygamberlerin efendisine uymak ve emrini yapmak şerefini kazandırır.</p>
<p>Fasulye, pirinç, nohut gibi şeyleri yıkarken dökülenleri toplamamak israftır. Elbise, çorap, ayakkabı gibi giyim eşyasını iyi kullanmayıp çabuk eskitmek, yıkarken suyu, deterjanı çok harcamak, lambayı, elektriği, doğalgazı boş yere yakmak israftır.</p>
<p>Malı kıymetinden aşağı fiyatla satarak veya kiraya vererek ve kıymetinden yukarı fiyatla satın alarak veya kiralayarak aldanmak israf olur. Aldanarak alışverişe zaruri ihtiyaç olursa veya yardım, sadaka gibi niyetle böyle yaparsa israf olmaz. Ölünün kefenini miktar ve cins bakımından, dinde bildirilenden fazla yapmak israftır.</p>
<p>Doyduktan sonra fazla yemek de israftır. Yalnız, misafir utanmasın diye, ev sahibinin fazla yemesi ve orucu rahat tutmak için sahurda çok yemek israf değildir. Her istediğini yemek israf olduğu gibi, acıkmadan günde ikinci defa yemek de israftır. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Her istediğini yemek israftandır.) [İbni Mace]<br />
(Ya Âişe! Günde iki kere yemek israftandır.) [Beyheki]</p>
<p>Günde iki kere yemekten ve her istediğini yemekten maksat, doyduktan sonra veya acıkmadan tekrar yemek demektir. Çünkü gündüz ikinci olarak yemek, hele kısa günlerde veya yorucu bir işte çalışmayan kimseler için, genelde tam acıkmadan yemek olur.</p>
<p>Lüzum yokken, sofrada yemek çeşitlerini arttırmak israftır. Fakat bir yemekten usanıp her birinden biraz yiyerek ibadet yapmak, mesela oruç tutmak, helal kazanmak için çalışmak veya Müslüman kardeşlerine yardım etmek gibi ibadetler için kuvvetlenmek düşüncesiyle veya sofrada misafir bulundurmak niyetiyle olursa, israf olmaz.</p>
<p>Sofraya lüzumundan fazla ekmek koyup, sonra bunları tekrar yemek için kaldırmamak israftır. Yani, yenmeyen ekmek parçalarını atmak ve riya, gösteriş, şöhret için fazla ekmek koymak israf olur.</p>
<p>Nefis yemekleri yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, yüksek, büyük binalar yapmak ve dinin haram etmediği daha bu gibi şeyler, helalden kazanıldığı, kibir ve öğünmek için olmadığı zaman israf değildir. Lüzumundan fazla olunca tenzihen mekruh olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(İstediğini ye, istediğini giy! İnsanı yanlış yola götüren, israf ve tekebbürdür.) [Buhari]</p>
<p>İmam-ı Muhammed Mâsum hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Yemekte, içmekte orta yolu gözetmeli. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli. İbadet edemeyecek kadar da, az yememeli. Evliyanın büyüklerinden Şah-ı Nakşibend hazretleri, (İyi ye, iyi çalış) buyurdu. İbadet ve iyilik etmeye yardımcı olan her şey, iyi ve mübarektir. Bunlara mani olan her iş yasaktır. (2/110)</p>
<p>Hayra verilen para israf olmaz diyen âlimler varsa da, sadaka vermekte de, israf olabilir. Mesela borcundan çok malı olmayan veya çoluk çocuğu sıkıntıya sabredemediği hâlde, bunların ihtiyacını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadığı hâlde, kendisi muhtaç olan kimsenin sadaka vermesi israf olur. Ödünç vermekte de böyle israf olur.</p>
<p>İsraftan kurtulmanın yolu, ilacı üçtür:<br />
1- İlimle ilaç: İsrafın zararlarını bilmek ve bunları düşünmektir.</p>
<p>2- İşle, uğraşmakla ilaç: Malı dağıtmamaya gayret etmek ve güvendiği birine bu derdini anlatıp, malına ve harçlarına dikkat etmesini, israfını görünce, kendine hatırlatmasını, hatta zorla önlemesini rica etmektir.</p>
<p>3- İsrafın sebeplerini söküp atmak. İsrafın sebepleri altıdır:<br />
Birinci sebep, sefahattir. Çok kimseyi israfa alıştıran budur. Sefahat, aklın az olmasıdır. Buna sefih denir. Çok kimse, yaratılışta sefih olur. Bu kötü hâlleri, bazı sebeplerle zaman zaman artar. Çalışmadan, alın teri dökmeden eline mal girer, kötü arkadaşlar, bu mala konmak için dağıtmasına, saklamanın, arttırmanın erkeklik, yiğitlik olmadığına kandırır. İsrafa yol açarlar. Bunun içindir ki, kötü arkadaşlardan kaçmakla emrolunduk. Zengin çocuklarının çoğu, böyle israfa alışmakta ve mirasyedi olup çıkmaktadır. Sefahati arttıran bir sebep de, insanların çok saygı göstermesi ve övmesidir. Makam sahiplerinin ve zenginlerin çocukları bu yoldan sefahate düşmektedir.</p>
<p>İkinci sebep, israfı veya çeşitlerini iyi tanımaz. İsraf olduğunu bilmez, hatta cömertlik sanır. Lüzumsuz yere, yasak, zararlı yerlere verilen mal, cömertlik sanılır.</p>
<p>Üçüncü sebep, riya ve gösteriş yapmaktır.</p>
<p>Dördüncü sebep, gevşeklik ve tembelliktir.</p>
<p>Beşincisi, utanıp sıkılmaktır.<br />
Altıncısı, dini kayırmamak, İslamiyet’i gözetmemektir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fisraf-nedir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/israf-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kutlu doğum haftası</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kutlu-dogum-haftasi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kutlu-dogum-haftasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 11:52:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5654</guid>
		<description><![CDATA[Kutlu doğum haftası Sual: Kutlu doğumu, miladi yıla göre kutlamak caiz midir? CEVAP Dinimizde mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela hep ocakta yapmak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkutlu-dogum-haftasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kutlu doğum haftası</strong></span></p>
<p>Sual: Kutlu doğumu, miladi yıla göre kutlamak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela hep ocakta yapmak, orucu, ramazanda değil de, hep şubatta tutmak, dini<br />
<span id="more-5654"></span><br />
değiştirmek olur. Bütün mübarek geceler de, kameri aylara göre tespit edilir. Kadir gecesini ramazanda değil de, şubat ayında aramak, Berat Gecesini şaban ayında değil de, temmuz ayında kutlamak, Aşure Gecesini muharrem ayında değil de, eylül ayında kutlamak dini bozmak olur. Her Müslüman bilir ki, İslamiyet&#8217;te güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Kutlu doğum, 12 Rebiul-evvelde olmuştur. Miladi her sene, başka tarihe denk gelir. Bunu 20 Nisana almak caiz olmaz.</p>
<p>Dinimize aykırı bir husus için, (Niyetimiz iyi) demek veya (Herkes kutlu doğumdan bahsederken, susmak uygun olmaz) demek de, geçerli bir mazeret değildir. Haram bir iş, iyi niyetle de yapılsa haramlıktan çıkmaz. İçki içen de, zina eden de veya her türlü haramı işleyen de, iyi niyetle yapıyorum diyebilir. Böyle iyi niyet insanı kurtarmaz. (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyurulmuştur. Bir kimse, iyi niyetle işlediği harama alışır, sonra bunu dinin emri zanneder. Hazret-i Ömer, (Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın. Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyuruyor.</p>
<p>Doğum günü kutlamak<br />
Sual: İnsan olarak doğduğumuz için, şükretmek niyetiyle doğum günümüzü kutlamak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Evet, İslamiyet’te doğum gününü kutlamak vardır, Allahü teâlâya şükretmek olur. Mevlid kandili, Peygamber efendimizin doğum günüdür. Peygamber efendimiz, Pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed, H. S. Vesikaları)</p>
<p>Doğum günü kutlarken<br />
Sual: (Doğum günü ve mübarek geceler, hicri sene ile kutlanır) deniyor. Biz mübarek geceleri, hicri seneye göre kutluyorsak da, doğum günlerini miladi yıla göre kutluyoruz. Bunun mahzuru var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Doğum günü kutlamak, ibadet değil, âdettir. Ayrıca, herkes miladi yıla göre kutlarken, hicri seneye göre kutlamak, fitneye de sebep olabileceği için miladi yıla göre kutlamakta mahzur yoktur. Mübarek gecelerin durumu farklıdır, bunlar ibadet olduğu için hicri yıla göre kutlanır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkutlu-dogum-haftasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kutlu-dogum-haftasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaralı yeri yıkamak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yarali-yeri-yikamak.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yarali-yeri-yikamak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 11:49:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaralı]]></category>
		<category><![CDATA[yeri]]></category>
		<category><![CDATA[yıkamak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5652</guid>
		<description><![CDATA[Yaralı yeri yıkamak Sual: S. Ebediyye’de, (Bir yara iyi olduktan sonra, üzerindeki ilaca, merheme, sargıya mesh etmek caiz olmaz, bunları çıkarıp, altını yıkamak lazımdır. Eğer bunları kaldırmakta harac olursa, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. Çünkü bunlar, kendiliğinden hâsıl olmamıştır, ortada bir zaruret de yoktur. Diğer üç mezhepte de harac varsa, altlarını yıkamak sakıt olur) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyarali-yeri-yikamak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Yaralı yeri yıkamak</strong></span></p>
<p>Sual: S. Ebediyye’de, (Bir yara iyi olduktan sonra, üzerindeki ilaca, merheme, sargıya mesh etmek caiz olmaz, bunları çıkarıp, altını yıkamak lazımdır. Eğer bunları kaldırmakta harac olursa, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. Çünkü bunlar, kendiliğinden hâsıl olmamıştır, ortada bir zaruret de yoktur. Diğer üç mezhepte de harac varsa, altlarını yıkamak sakıt olur) deniyor.<br />
İyi olan yaranın altını yıkamak niye harac oluyor? Hanefî&#8217;de olduğu gibi, diğer üç mezhepte de, iyi olmuş yaranın altını yıkamak lazım değil midir?<br />
CEVAP<br />
Dört mezhepte de, iyi olmuş yaranın altını yıkamak lazımdır. Yukarıda anlatılmak istenen şey şudur:<br />
(İyi olmuş yara üstündeki sargıyı çıkarmakta, bir harac varsa, sargıyı çıkarmadan, üstünü mesh etmek, üç mezhepten hangisinde caizse, o mezhep taklid edilir. Eğer üç mezhepte de harac varsa, o sargının altını yıkamak gerekmez.)<br />
<span id="more-5652"></span><br />
Şöyle bir örnek verelim:<br />
Diş çürüğü, tedavi edilip, üzerine dolgu yapılırsa, gusülde bunu çıkarmakta harac vardır. Diğer üç mezhebin ikisinde, ağzın içini yıkamak farz olmadığı için, bu iki mezhepten birisi taklit edilir. Eğer bu iki mezhepte de, ağzın içini yıkamak farz olsaydı, o zaman dört mezhepte de, dolguyu çıkarmakta harac olacağı için, dolgunun altını yıkamak sakıt olurdu, yani yıkamak gerekmezdi. Ama diğer iki mezhepte çıkış yolu olduğu için, zaruret olmuyor. Eğer hiçbir mezhepte çıkış yolu olmasaydı, işte o zaman zaruret olurdu. Bu inceliği bilmeyenler, (Diş dolgusu zarurettir) diyerek Hanefî Müslümanları cünüp gezdiriyorlar. Ortada bir çıkış yolu varken, zaruret demek ne kadar yanlıştır. Zaruret, başka çare bulamamak demektir. Hâlbuki burada bir çare, bir çıkış yolu vardır. Bu çareyi yok sanmak, ya taassup veya cehalettir. Bu cehalet, (Mezheplerin farklı hükümleri rahmettir) mealindeki hadis-i şerifi anlayamamaktan kaynaklanıyor.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyarali-yeri-yikamak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yarali-yeri-yikamak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İntihar etmek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/intihar-etmek.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/intihar-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 14:30:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5648</guid>
		<description><![CDATA[İntihar etmek Sual: Düşmanın işkence ve tecavüzüne maruz kalacağını bilenin kendini ve yakınlarını öldürmesi veya acı duymamak için uyku hapı ile intihar etmesi günah mı? CEVAP Hastalık ve dünya sıkıntılarından kurtulmak için ölümü istemek caiz değildir. Fakat dindeki fitneler sebebiyle ölüm istenebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ölümü istemeyin! Çünkü bir kişi iyi ise, yaşadıkça iyiliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fintihar-etmek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İntihar etmek</strong></span></p>
<p>Sual: Düşmanın işkence ve tecavüzüne maruz kalacağını bilenin kendini ve yakınlarını öldürmesi veya acı duymamak için uyku hapı ile intihar etmesi günah mı?<br />
CEVAP<br />
Hastalık ve dünya sıkıntılarından kurtulmak için ölümü istemek caiz değildir. Fakat dindeki fitneler sebebiyle ölüm istenebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ölümü istemeyin! Çünkü bir kişi iyi ise, yaşadıkça iyiliği artar. Kötü ise, hatalarından dönüp doğru yola<br />
<span id="more-5648"></span><br />
gelebilir.) [Buhari]</p>
<p>(Sıkıntılardan dolayı ölümü istemeyin! Dayanamayan, &#8220;Ya Rabbi, hakkımda yaşamak hayırlı ise, yaşamayı, ölmek hayırlı ise, ölümü nasip et!&#8221; desin!) [Buhari]</p>
<p>Düşmanın her türlü işkence ve tecavüzüne maruz kalacağını bilen kimsenin kendini ve yakınlarını öldürmesi caiz değildir. Zorla tecavüze uğrayan günah işlemiş de olmaz. Ayrıca düşman elinde ölen şehid olur. Şehid olan kimse, ölüm acısını duymaz.</p>
<p>Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Şehid, ölüm acısı duymaz, kabirde üzülmez, kıyametin dehşeti, hesap, mizan, sırat onu rahatsız etmez, doğruca Cennete gider.) [Beyheki]</p>
<p>Genel olarak imansız veya imanı zayıf olan intihar eder. Müslüman, intiharı düşünmez. Çünkü intihar, bir çare, bir kurtuluş değil, aksine tarifi imkansız azaplara kendini atmak demektir.</p>
<p>Ölüm acısı çok şiddetlidir<br />
İntihar etmek, küfre yakın çok büyük günah olduğu için, ölürken dayanılmaz acılara maruz kalınır. Ölüm acısı, sanıldığı gibi bir an değildir. İntihar edince ahirette de daha büyük acılara girilir. Ahiret sıkıntıları dünya sıkıntıları gibi değildir. Çok ağırdır. Dünya sıkıntılarına dayanamayıp intihar eden, ölüm acısına ve ahiret sıkıntılarına nasıl dayanır? İntihar eden, dirilene kadar intihar acısını duyar. Kendini öldürmek, başkasını öldürmekten daha büyük günahtır.<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
(Kendinizi öldürmeyiniz!) [Nisa 29]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(Bir şeyle canına kıyana, Cehennemde onunla azap edilir.) [Buhari]</p>
<p>(İple boğazını sıkarak intihar eden, boğazı sıkılarak azap görür. Herhangi bir bıçakla intihar eden, Cehennemde bıçaklanarak azap görür.) [Buhari]</p>
<p>Bir kâfir, uyku hapı içerek veya narkozla her tarafı uyuşturulduktan sonra da ölse, çok şiddetli olan ölüm acısını duyar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ölüm meleğini görmek, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Ölüm acısı çok şiddetli ise de, ölümden sonraki acılara göre çok hafiftir.) [İ.Ahmed]</p>
<p>Dirilene kadar ölüm acısı duyulur. (İ.Evzai)</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Ölmek felaket değil, öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek, tedbirini almamak felakettir.)</p>
<p>Narkozlu hasta, ameliyat acısını duymadığı gibi, salih mümin de kurşun yağmuruna tutulsa, vücudu dilim dilim dilinse ölüm acısını duymaz. Hazret-i Yusuf’un güzelliği karşısında kendinden geçen kadınlar, ellerini kestikleri halde farkına varamadılar. Ölüm meleğinin güzel suretini gören mümine Allahü teâlâ acı duyurmaz. İntihar etmek çok büyük günah ise de, intihar eden kâfir olmadığı için cenaze namazı kılınır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İntihar etmiş olsa da, her müslüman ölünün cenaze namazını kıl!) [Deylemi]</p>
<p>Bizde, Tanzimat’tan sonra tek tük intihar olayları görülmeye başladı. Müslümanların çok olması intiharın yaygınlaşmasını önlemiştir. İntihar kelimesi, Tanzimat’tan önce yazılan lügatlarda bile yoktu. Dinsizliğin ve inanç zayıflığının intihar üzerindeki etkisi büyüktür. Avrupa’da, hayat standardı yüksek olan yerlerde, intihar oranı daha yüksektir. Bu oran, kuzeye gidildikçe artıyor. Avrupa’daki intihar oranı Türkiye’dekinden 15-20 kat daha fazladır. Mesela Fransa’da 100 bin kişiden 44’ü intihar etmektedir. İntiharda Türkiye en alt sıralardadır.</p>
<p>Eskiden İstanbul’da yıllarca kalmış olan araştırmacı Fransız Dr. A. Bayer diyor ki:<br />
(Batı ülkelerinde insanların yalnız kalması, hayattan nefret etmeye, hatta intihara yol açmaktadır. Halbuki Müslüman Türkler arasında hiçbir zaman bu hâle tesadüf edilmez; medeni sayılan milletlerde çok sık görülen intiharı onlar bilmez. Müslümanlar, Allah’ın kendilerine bahşettiği varlığa tecavüzün, Allah’a karşı gelmek olduğuna inandıkları için, intiharı düşünmezler. Bunun için, intihar eden hiçbir İslam âlimi yoktur.)</p>
<p>Maalesef şimdiki bazı gençler, Avrupa&#8217;nın her türlü kötülüğüne özeniyorlar. İntihar etmek de bunlardan birisidir.</p>
<p>Sual: İntihar eden veya öldürülen kimse, eceli ile ölmez mi?<br />
CEVAP<br />
Muteber kitaplarda diyor ki:<br />
Öldürülen kimse de, eceliyle ölür, ömrü ortadan kesilmiş olmaz. Ecel birdir. (Akâid-i Nesefi s.3, Cevheret-üt-tevhid 89. beyt, Avn-ül-mürid c.2 s.982, Bed-ul-emâli 62. beyt, Merah-ul-meâli s.209, Hediyyet-ül-mehdiyyin s.5, Nűr-ul-islâm s.246, Fıkhi ekber şerhi 334, Hadika c.1 s.265, Teftâzâni-Şerh-il-akâid s.211, Ithaf-ul-mürid s.213, Tenvir-ul-kulűb s.61, Berika s.233, Nuhbet-ül-leâli s.36, Hak dini Kur’ân dili c.2 s.1195)</p>
<p>Ecel değişir mi?<br />
İntihar eden eceli ile ölmez diyorlar. Bu yanlıştır. Şeyh-ül-islam Ahmed bin Süleyman bin Kemal paşa buyuruyor ki:<br />
(Rad suresindeki, (Allahü teâlâ, dilediğini siler. Dilediğini değiştirmez. Ümm-ül-kitab, Ondadır) mealindeki âyette, levh-i mahfuz bildirilmektedir. Ümm-i kitab, ezeli olan kelam-ı İlahinin ismidir. Melekler, bunu anlayamaz. Zamanlı değildir. Allahü teâlâdan başka, kimse bilmez. Hiç yok olmaz. Levh-i mahfuzda değişiklik olur. İnsanın, işine göre, ömrü ve rızkı değişir. İyiler kötü, kötüler iyi olarak değiştirilebilir. Böylece biri ölümüne yakın, iyi işler yapıp, son nefeste iman ile gider. Bir başkası kötü amel işler, imansız gider. Bunun için, Resulullah her zaman, (Allahümme, ya mukallibelkulub, sebbit kalbi, ala dinik) duasını okurdu. Hadis-i kudside, (İnsanların kalbi Rahmanın kudretindedir. Kalbleri, dilediği gibi çevirir) buyurulmuştur. Yani, Celal ve Cemal sıfatları ile, kötüye ve iyiye çevirir. Levh-i mahfuza, kıyamete kadar gelecek insanların iyileri, said olarak, kötüleri de, şaki olarak yazıldı.</p>
<p>Kader değişmez. Kaza, kadere uygun olarak meydana gelir. Kaza, her gün çok değişip, sonunda kadere uygun olunca, yaratılır. Kaza-i muallak şeklinde yaratılacağı yazılmış olan bir şey, kulun iyi ameli ile değişip yaratılmaz. İmam-ı Gazali hazretleri, (Kaza-i muallak, Levh-i mahfuzda yazılıdır. Eğer o kimse, iyi amel yapıp, duası kabul olursa, o kaza değişir) buyurdu.</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan dua, o bela gelirken korur) buyuruldu. Duanın belayı önlemesi de, kaza ve kaderdendir. Kalkan, oka siper olduğu gibi dua da, Allahü teâlânın merhametinin gelmesine sebeptir. Bir hadis-i şerifte, (Kaza-i muallakı, hiçbir şey değiştiremez. Yalnız dua değiştirir ve ömrü, yalnız, ihsan, iyilik arttırır) buyuruldu. Allahü teâlânın takdirinin, yani kaderin, Levh-i mahfuzda yazılması kazadır. Bir kimseye takdir edilen bela, kaza-i muallak ise, yani, o kimsenin dua etmesi de, takdir edilmiş ise, dua eder, kabul olunca, belayı önler. (Ecel-i kaza)’yı da, iyilik etmek geciktirir.</p>
<p>Fakat, (Ecel-i müsemma) değişmez. Ecel-i kazaya bir misal verelim: Bir kimse, eğer iyi iş yapar, yahut sadaka verir, hac ederse ömrü 60 yıl, bunları yapmazsa 40 yıl takdir edilmişse, vakit tamam olunca, eceli bir an gecikmez. Birinin 3 gün ömrü kalmış iken akrabasını, Allah rızası için ziyaret etmesi ile, ömrü 30 yıla uzar. 30 yıl ömrü olan da, akrabasını terk ettiği için, ömrü 3 güne iner.</p>
<p>Takdir, ezelde Levh-i mahfuzda yazılmıştır. Yani, Levh-i mahfuzda olacak değişiklikler ve ömürlerin artması ve kısalması da, ezelde yazılmıştır ki, buna kaza-i muallak denir. (Lübab-üt-te&#8217;vil)</p>
<p>Allahü teâlânın kaderi [ezeldeki ilmi] nasıl ise, Levh-i mahfuzdaki değişiklikler, ona uygun olur.</p>
<p>Hazret-i Ömer yaralanınca, Ka&#8217;bül-ahbar, “Ömer daha yaşamak isteseydi, dua ederdi. Çünkü onun duası elbette kabul olur” buyurdu. İşitenler şaşırıp, “(Ecel, bir an gecikmez ve vaktinden önce gelmez) mealindeki âyet-i kerimeye ne dersin” denilince, buyurdu ki: “Evet, ecel hazır olunca, gecikmez. Fakat, ecel hasıl olmadan önce, sadaka ile, dua ile, iyi amel ile, ömür uzar. Fatır suresinde, (Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması yazılıdır) buyuruluyor.”) [Levh-il-mahfuz ve Ümm-ül-kitab]</p>
<p>Emali&#8217;deki, (Öldürülen kişinin eceli, o anda, ömrü ortadan kesilmiş değildir) ifadesini Ahmed Asım efendi, (Öldürülen kimsenin [ve intihar edenin] o anda eceli gelmiştir. Ömrü ortadan kesilmemiştir. Herkesin eceli bir tanedir) şeklinde açıklamaktadır. Öldürülen kimse, eceli geldiği için ölür. Fakat, bunu öldüren de, cezasını görür. İntihar eden de eceli geldiği için ölür. Herkes, eceli gelince ölür. Araf suresi 34. âyetinde mealen, (Ecelleri gelince, onu azıcık ileri-geri alamazlar) buyuruldu. Kişi doğmadan önce, ne kadar yaşayacağı takdir edilmiştir. Kişi, nerede ölür, tevbe ile mi ve tevbesiz mi, hangi hastalıktan, iman ile mi, imansız mı gider, hepsi levh-i mahfuza yazılmıştır.</p>
<p>Sual: (İntihar etmek benim kaderimde, alınyazımda var ise, günahı bana ait olmaz) demek doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Bu çok yanlıştır. Ezeldeki takdir, yani alınyazısı, bir emir değil, bir ilimdir. Kader, yani alınyazısı, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, insanların ve diğer yaratıkların yapacağı işleri bilmesi demektir. Kur&#8217;an-ı kerimde, (Allah her şeyi en iyi bilir) buyuruluyor. Allahü teâlâ da, ezeli ilmi ile, kulların kendi istekleri ile, günah veya sevap işleyeceğini, ne kadar yaşayacağını ve intihar edip etmeyeceğini bilir. Onun bu bilmesi, kulların yaptıkları işlere zorla bir müdahale değildir. Bu bakımdan günah işleyen de, intihar eden de, kendi isteği ile bunları yapmıştır.</p>
<p>Günah işleyen kâfir olmaz<br />
Sual: Mehdi olduğunu söyleyen biri, «İntihar etmek küfürdür. Nisa suresinin 29. âyetinde yazıyor. Kâfir olduğu için cenaze namazı da kılınmaz» diyor. İntihar eden dini inkâr etmiyor ki, niye küfür olsun? Sadece haram işliyor. Amel imandan parça değil ki. Bu mutezile itikadı değil mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, Mutezile inancı böyledir. Bu bâtıl inanç, sinsice Müslümanlar arasında yayılmaya çalışılmaktadır. Amel imandan parça değildir. Yani günah işleyen kâfir olmaz. Günah işleyen kâfir olsaydı, yeryüzünde müslüman kalmazdı. İntihar edene kâfir denmez. Din kitapları diyor ki:</p>
<p>Şuuru yerinde iken intihar etmek, başkasını öldürmekten daha büyük günahtır. (Berika)</p>
<p>İntihar eden kâfir olmadığı için cenaze namazı kılınır. (Dürer ve Gurer)</p>
<p>Şimdi bildirilen âyete bakalım:<br />
(Ey iman edenler, aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaret hâli müstesna, mallarınızı, bâtıl [haksız ve haram] yolla yemeyin ve nefslerinizi öldürmeyin. Elbette Allah size merhamet eder. Düşmanlıkla, zulüm ve tecavüz ile bu yasakları işleyeni ateşe koyarız; bu ise Allah’a çok kolaydır.) [Nisa 29-30]</p>
<p>Burada faiz, kumar gibi bâtıl yollarla kazanç sağlayanların da Cehenneme atılacağı bildiriliyor. Haram yoldan para kazanmak küfür değil haramdır. Haram işleyenler elbette cezalandırılır.</p>
<p>(Nefslerinizi öldürmeyin) âyeti için, tefsirlerde, (Birbirinizin canına kıymayın) demek olduğu bildiriliyor. Başkasının canına kıymak da haramdır, küfür değildir. Sadece, müslümanı, müslüman olduğu için öldürmek küfürdür. Bu ise farklı şeydir. Müslümanı, müslüman olduğu için öldürmek ise İslam’a düşmanlık olduğundan dolayı küfürdür.</p>
<p>İntihar ederken tevbe<br />
Sual: Bir Müslüman Boğaz köprüsünden intihar etmek için kendini denize atarken pişman olup gerçekten tevbe etse, intihar günahından kurtulmuş olur mu? Yahut zehir veya zehirli hap içse, sonra pişman olsa, ama hemen ölse, intihar günahından kurtulmuş olur mu?<br />
CEVAP<br />
Yeis halindeki tevbenin kabulü hususunda ihtilaf edilmiş ise de, muhtar kavle göre Müslümanın tevbe etmesi sahih olur, fakat, kâfirin imana gelmesi sahih olmaz. (Dürr-ül muhtar)</p>
<p>Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.) [Bekara 37]</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Ölmeden az bir süre önce, tevbe edenin tevbesi kabul olur.) [İ. Ahmed]</p>
<p>İntihar, onursuz bir davranıştır<br />
Sual: Bazı ülkelerde, işinde başarılı olmayanlar, yolsuzluğa karıştığı anlaşılan bakanlar, yöneticiler intihar ediyorlar. Bunun için de, intihar için onurlu davranış diyorlar. Bu doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Kesinlikle doğru değildir. Batının ilim ve teknikteki yenilikleri alınacağı yerde, her türlü ahlaksızlıkları taklit ediliyor. İntihar etmek de bunlardan biridir.</p>
<p>İmanı olan, intiharı düşünmez. İntihar bir kurtuluş değil, sonsuz acı azapların başlangıcıdır. İntihar etmek, başkasını öldürmekten daha büyük günahtır!</p>
<p>İntihara tevbe<br />
Sual: Bir Müslüman intihar etmek için çok hap veya zehir içse, sonra pişman olup tevbe etse, az sonra ölse, intihar günahı affolur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, affolur. İntihar etmek, başkalarını öldürmekten daha büyük günahtır. Kabirde Cehennem azabı çeker. Hemen ölmeyip tevbe ederse, bütün günahları affolur. Kabir azabı da çekmez. (İslam Ahlakı)</p>
<p>Ötanazi<br />
Sual: Ötenazi caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Fransızcası euthanasie’dir. Ötenazi değil, doğrusu ötanazidir. Kelime olarak ölme hakkı demektir. Tedavisi mümkün olmadığı söylenen hastalıklarda, ilaç verip uyutarak veya başka şekilde, insanı veya hayvanı öldürmek demektir. Batılılar buna, acı çektirmeden öldürme diyorlar. Ölüm acısının dehşetini bilmedikleri için böyle yanlışlıklar yapıyorlar. Ölüm acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır. Bir kâfir, uyku hapı içerek veya narkozla her tarafı uyuşturulduktan sonra da ölse, çok şiddetli olan ölüm acısını duyar. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
(Allahü teâlâya yemin ederim ki, ölüm meleğini görmek, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Ölüm acısından bir damla, dağ üzerine konsa, dağ tamamen erirdi. Şerh-i Hutab’da da böyle bildiriliyor. (Şir’a şerhi)</p>
<p>Avrupalılar, acı çekmeyeceğini zannederek, hayvanların başına tokmak vurup bayıltarak öldürüyorlarmış. Bu iş, hayvanlara eziyettir, haramdır. Hâlbuki boğazından Besmeleyle kesilince, hayvanlar acı duymaz. Şehidler ve mümin olanlar da, ölüm acısını duymazlar. Acıyı duyurmayan Allah’tır. Dinin emrine uygun kesilen hayvan acı duymaz.</p>
<p>Peygamber efendimiz, (Abdestli olarak ölen, ölüm acısı çekmez, çünkü abdest, imanlı olmanın alametidir) buyuruyor. Salih mümin, kurşun yağmuruna tutulsa, bu acıyı duymaz. Bir hadis-i şerifte, (Şehid, ölürken acı duymaz) buyuruluyor. (Beyheki)</p>
<p>Yusuf aleyhisselamın güzelliği karşısında, kadınlar ellerini kestikleri hâlde, bunun acısını duymadıkları gibi, mümin de, ölürken rahmet meleklerini ve Cennetteki makamını görüp, kalbi oradaki nimetlerle meşgulken ölüm acısını duymaz. (Şir’a şerhi)</p>
<p>Acı ve sıkıntı sebebiyle ölümü istemek caiz değildir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Sıkıntılardan dolayı ölümü istemeyin! Dayanamayan, “Ya Rabbi, hakkımda yaşamak hayırlı ise, yaşamayı, ölmek hayırlı ise, ölümü nasip et!” desin!) [Buhari]</p>
<p>Ötanazi, hastanın kendi rızasıyla olursa intihar olur. İntihar ise, büyük günahtır. İntihar bir kurtuluş değil, acı azaplara kendini atmaktır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Bir şeyle canına kıyana, Cehennemde onunla azap edilir.) [Buhari]</p>
<p>Kur’an-ı kerimde de mealen, (Kendinizi öldürmeyiniz!) buyuruldu. (Nisa 29)</p>
<p>Hastanın rızasıyla değil de, yakınlarının izniyle veya doktorun takdiriyle, acı çekmesin diye hasta öldürülürse, bu da cinayet olur. Cinayet de, yani insan öldürmek de, intihar gibi büyük günahtır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Allah’a şirk koşmak, ana babaya asi olmak, adam öldürmek ve yalan yere yemin etmek büyük günahtır.) [Buhari]</p>
<p>(Doğuda bir adam öldürülür de, batıda olan buna razı olursa, onu öldürme günahına ortak olur.) [İ. Gazali]</p>
<p>Üç âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
(Bir mümini kasten öldürenin cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.) [Nisa 93]</p>
<p>(Âdem peygamberin oğlu Kabil, kardeşi Habil’e “Seni öldüreceğim&#8221; dediği zaman, Habil, “Sen beni öldürmek için elini uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam, ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” dedi.) [Maide 27, 28]</p>
<p>(Geçim endişesiyle, çocuklarınızı öldürmeniz, çok büyük günahtır.) [İsra 31]</p>
<p>Bu vesikalardan anlaşıldığına göre, ötanazi, intihar veya cinayettir, İslâmiyet&#8217;e aykırıdır. Hayvanları, tokmakla veya şokla bayıltarak öldürmek de hayvanlara eziyettir. İslâmiyet&#8217;in emrine uyan, dünyada da, âhirette de rahat eder.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fintihar-etmek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/intihar-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ötanazi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/otanazi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/otanazi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 14:29:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ötanazi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5646</guid>
		<description><![CDATA[Ötanazi Sual: Ötenazi caiz midir? CEVAP Fransızcası euthanasie’dir. Ötenazi değil, doğrusu ötanazidir. Kelime olarak ölme hakkı demektir. Tedavisi mümkün olmadığı söylenen hastalıklarda, ilaç verip uyutarak veya başka şekilde, insanı veya hayvanı öldürmek demektir. Batılılar buna, acı çektirmeden öldürme diyorlar. Ölüm acısının dehşetini bilmedikleri için böyle yanlışlıklar yapıyorlar. Ölüm acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır. Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fotanazi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ötanazi</strong></span></p>
<p>Sual: Ötenazi caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Fransızcası euthanasie’dir. Ötenazi değil, doğrusu ötanazidir. Kelime olarak ölme hakkı demektir. Tedavisi mümkün olmadığı söylenen hastalıklarda, ilaç verip uyutarak veya başka şekilde, insanı veya hayvanı öldürmek demektir.<br />
<span id="more-5646"></span><br />
Batılılar buna, acı çektirmeden öldürme diyorlar. Ölüm acısının dehşetini bilmedikleri için böyle yanlışlıklar yapıyorlar. Ölüm acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır. Bir kâfir, uyku hapı içerek veya narkozla her tarafı uyuşturulduktan sonra da ölse, çok şiddetli olan ölüm acısını duyar. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
(Allahü teâlâya yemin ederim ki, ölüm meleğini görmek, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Ölüm acısından bir damla, dağ üzerine konsa, dağ tamamen erirdi. Şerh-i Hutab’da da böyle bildiriliyor. (Şir’a şerhi)</p>
<p>Avrupalılar, acı çekmeyeceğini zannederek, hayvanların başına tokmak vurup bayıltarak öldürüyorlarmış. Bu iş, hayvanlara eziyettir, haramdır. Hâlbuki boğazından Besmeleyle kesilince, hayvanlar acı duymaz. Şehidler ve mümin olanlar da, ölüm acısını duymazlar. Acıyı duyurmayan Allah’tır. Dinin emrine uygun kesilen hayvan acı duymaz.</p>
<p>Peygamber efendimiz, (Abdestli olarak ölen, ölüm acısı çekmez, çünkü abdest, imanlı olmanın alametidir) buyuruyor. Salih mümin, kurşun yağmuruna tutulsa, bu acıyı duymaz. Bir hadis-i şerifte, (Şehid, ölürken acı duymaz) buyuruluyor. (Beyheki)</p>
<p>Yusuf aleyhisselamın güzelliği karşısında, kadınlar ellerini kestikleri hâlde, bunun acısını duymadıkları gibi, mümin de, ölürken rahmet meleklerini ve Cennetteki makamını görüp, kalbi oradaki nimetlerle meşgulken ölüm acısını duymaz. (Şir’a şerhi)</p>
<p>Acı ve sıkıntı sebebiyle ölümü istemek caiz değildir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Sıkıntılardan dolayı ölümü istemeyin! Dayanamayan, “Ya Rabbi, hakkımda yaşamak hayırlı ise, yaşamayı, ölmek hayırlı ise, ölümü nasip et!” desin!) [Buhari]</p>
<p>Ötanazi, hastanın kendi rızasıyla olursa intihar olur. İntihar ise, büyük günahtır. İntihar bir kurtuluş değil, acı azaplara kendini atmaktır.</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Bir şeyle canına kıyana, Cehennemde onunla azap edilir.) [Buhari]</p>
<p>Kur’an-ı kerimde de mealen, (Kendinizi öldürmeyiniz!) buyuruldu. (Nisa 29)</p>
<p>Hastanın rızasıyla değil de, yakınlarının izniyle veya doktorun takdiriyle, acı çekmesin diye hasta öldürülürse, bu da cinayet olur. Cinayet de, yani insan öldürmek de, intihar gibi büyük günahtır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Allah’a şirk koşmak, ana babaya asi olmak, adam öldürmek ve yalan yere yemin etmek büyük günahtır.) [Buhari]</p>
<p>(Doğuda bir adam öldürülür de, batıda olan buna razı olursa, onu öldürme günahına ortak olur.) [İ. Gazali]</p>
<p>Üç âyet-i kerime meali de şöyledir:<br />
(Bir mümini kasten öldürenin cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.) [Nisa 93]</p>
<p>(Âdem peygamberin oğlu Kabil, kardeşi Habil’e “Seni öldüreceğim&#8221; dediği zaman, Habil, “Sen beni öldürmek için elini uzatsan da, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam, ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” dedi.) [Maide 27, 28]</p>
<p>(Geçim endişesiyle, çocuklarınızı öldürmeniz, çok büyük günahtır.) [İsra 31]</p>
<p>Bu vesikalardan anlaşıldığına göre, ötanazi, intihar veya cinayettir, İslâmiyet&#8217;e aykırıdır. Hayvanları, tokmakla veya şokla bayıltarak öldürmek de hayvanlara eziyettir. İslâmiyet&#8217;in emrine uyan, dünyada da, âhirette de rahat eder.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fotanazi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/otanazi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nikah düşenlerle görüşmek ve halvet</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/nikah-dusenlerle-gorusmek-ve-halvet-3.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/nikah-dusenlerle-gorusmek-ve-halvet-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 16:12:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5644</guid>
		<description><![CDATA[Nikah düşenlerle görüşmek ve halvet Sual: Halvet nedir? CEVAP Halvet, yabancı bir kadınla bir erkeğin bir odada, bir yerde yalnız kalmaları demektir. Bu haramdır. Sual: Yakınlarım fâsık, kötü insanlar. Onlarla iyi geçinmem için günah işlemem caiz olur mu? Mesela nikah düşen bayan akrabalarıma hoş geldin diyerek kucaklaşıp öpüşmem caiz olur mu? CEVAP Zaruretsiz caiz olmaz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fnikah-dusenlerle-gorusmek-ve-halvet-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Nikah düşenlerle görüşmek ve halvet</strong></span></p>
<p>Sual: Halvet nedir?<br />
CEVAP<br />
Halvet, yabancı bir kadınla bir erkeğin bir odada, bir yerde yalnız kalmaları demektir. Bu haramdır.</p>
<p>Sual: Yakınlarım fâsık, kötü insanlar. Onlarla iyi geçinmem için günah işlemem caiz olur mu? Mesela nikah düşen bayan akrabalarıma hoş geldin diyerek kucaklaşıp öpüşmem caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
<span id="more-5644"></span><br />
Zaruretsiz caiz olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Eşin, dostların gönüllerini yapmak için, kendini günaha sokmak ve ahiretin sonsuz azaplarına atılmak, aklı olanın yapacağı iş değildir) buyuruyor.<br />
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Bir kimse kötü insanların kızacakları şeyde Allahü teâlânın rızasını ararsa, Allahü teâlâ onu, insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, Allahü teâlânın kızacağı şeyde, insanların rızasını ararsa, Allahü teâlâ onun işini insanlara bırakır.) [Tirmizi]</p>
<p>Sual: Yenge, baldız, amca ve dayı hanımları gibi akraba kadınlarla yalnız bir odada bulunmak günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Bahsettiğiniz kadınlar namahremdir. Böyle kadınlarla halvet haramdır. Halvet, yabancı bir kadınla bir erkeğin, bir yerde yalnız kalmasıdır. Kadın çok olsa da halvete mani değildir. Erkeğin hanımı veya annesi, bacısı gibi mahrem bir kadın bulunursa halvet olmaz.</p>
<p>Müslüman kadın, fâsık kadınların yanında da saçı açık duramaz. Mürted amca ve dayının yanında da açık duramaz. Mürted ana-babanın yanında, başı açık durmak caiz ise de, ellerini öpmek caiz değildir.<br />
Zaruret olmadıkça namahremle konuşmamalıdır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Ey kadınlar, mahreminiz olan erkeklerle konuşunuz, namahremle konuşmayınız!) [İ.Sa’id]</p>
<p>[Mahrem, kendisi ile evlenmek haram olan yakın akraba demektir. Namahrem, kendisi ile evlenmek haram olmayan yabancı veya uzak akraba demektir.]</p>
<p>Peygamber efendimiz, (Kadınlarla beraber olmaktan, onlarla yalnız kalmaktan sakının) buyurunca, oradakiler, bir kadının, kayınbirader, enişte gibi akrabalarla yalnız kalmasının hükmünü sorunca, Resulullah efendimiz, (Kayınbirader daha tehlikelidir, ölüm gibidir) buyurdu. (Buhari)</p>
<p>Bunun sebebi, toplumda kayınbirader, enişte yabancı sayılmadığı için, yengesinin, baldızının yanına teklifsiz girip çıkar. Bunlar yalnız kalınca üçüncüleri şeytan olur. Sonra da, (Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü) derler. Bayram da olsa, yalnız bir yerde kalmak, zaruretsiz konuşmak, tokalaşmak haramdır. Şeytan insanı kadınlarla aldatmaya çalışır. Zaruretsiz, akraba da olsa, yabancı kadınlardan uzak durmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir erkekle bir kadın yalnız kalınca, aralarına şeytan girer. Yabancı bir kadınla sıkışık durmak, üstü pis bir hınzırla sıkışık durmaktan daha kötüdür.) [Taberani]</p>
<p>(Şeytanın, takva sahiplerini avlamakta, kadınlardan daha uygun bir tuzağı yoktur.) [Deylemi]</p>
<p>(İblis, şeytanlara der ki: Et, kadın ve içki ile insanları aldatmaya çalışın! Bu işte bunlardan daha etkilisi yoktur.) [Deylemi]</p>
<p>(Ümmetim için en korktuğum şey, kadın ve içki fitnesidir.) [İ. Süyuti]</p>
<p>(Bir fâcire [kötü] kadının fücuru [kötülüğü] bin erkeğin fücuru gibi ve bir iyi kadının iyiliği, yetmiş sıddıkın iyiliği gibidir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Gençlik, delilikten bir şubedir, kadınlar da şeytanın tuzağıdır.) [E.Nuaym]</p>
<p>(Kadın avrettir ve dışarı çıkınca şeytan onu gözetler.) [İbni Hibban]</p>
<p>(Bir genç kız ile genç bir erkek beraber idi. Onları şeytandan emin görmedim.) [Tirmizi]</p>
<p>Sual: Eniştemle veya beyimin kardeşi ve hanımı ile veya damadım ile uzun yola gitmemiz caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Enişteniz, yani kız kardeşinizin kocası size yabancı olduğu gibi beyinizin kardeşi de yabancıdır. Mahrem akraba olmadığı için bunlarla beraber uzun yola gitmeniz caiz olmaz, haram olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında babası veya oğlu veya kocası veya erkek kardeşi veya bir mahremi olmadan üç günlük ve daha fazla bir yola, gitmesi helal olmaz.) [Buhari, Müslim]</p>
<p>(Kocası veya mahremi olmayan müslüman bir kadının hacca gitmesi helal olmaz.) [Taberani]</p>
<p>Damadınız size mahrem olduğu için uzun yola gidebilirsiniz. Ancak bir zaruret veya ihtiyaç olunca, mesela mahrem kimse bulamayıp sefere de çıkmak gerekince, yanında mahrem erkekleri bulunan saliha hanımlarla beraber gitmek caiz olur. Fâsık akraba yerine, salih olan yabancılar tercih edilir. Salih kimse, insanın düşmanı bile olsa, haram işlemekten korktuğu için malımıza, canımıza, ırzımıza zarar vermez. Seferde olan bir hanım ise, yanında mahrem akrabası olmasa da, beyinin ikamet ettiği yere gelebilir.</p>
<p>Sual: Baldızımı veya yengemi İstanbul’un bir semtinden öteki semtine arabamla götürebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Yenge de baldız da yabancı kadındır. Zaruret olmadıkça da onları yalnız olarak bir yere götürmenizi tavsiye etmeyiz.</p>
<p>Sual: Yanlarında yedi yaşında akıllı bir çocuk olursa yine de halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet yine halvet olur.</p>
<p>Sual: Yirmi yaşın üzerinde, akıl-baliğ olmayan, kadın-erkek münasebetlerini bilmeyen, konuşamayan zararsız deli olan biri erkek, diğeri kız olmak üzere iki çocuğum var. Kadın-erkek münasebetlerindeki durumları nedir? Komşu kadınlar, oğlumun yanında başı açık oturabilirler mi? Bunlarla halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Kızınız, her ne kadar, kadın-erkek münasebetlerini bilmese de, netice itibarıyla bir kadındır. Ona şehvetle bakmak, onunla halvet etmek haramdır. Açık gezmesinin ona günahı olmaz ise de, bakanlara günah olacağı için, tesettüre riayet ettirmeye çalışmalı! Yabancı kadınların oğlunuzla halvet etmeleri ve yanında açık durmaları haramdır.</p>
<p>Sual: İnançsız bir dayım var. Yanımda da 8 yaşında bir oğlum ve 10 yaşında da bir kızım var. Oğlumla beraber veya oğlum kızım ve dayımla birlikte İstanbul’dan Trabzon’a gidebilir miyiz? Yahut kızımı dayımla gönderebilir miyim?<br />
CEVAP<br />
Kendiniz oğlunuzla veya dayınızla gidemediğiniz gibi, kızınız da dayınızla gidemez.</p>
<p>Müslüman bir kadın, dinsiz veya emin olmayan mahremiyle ve baliğ olmamış çocuk mahremiyle sefere çıkamaz. Baliğa olmamış, gösterişli kız da, kadın gibidir. Yani mahremsiz sefere çıkamaz. (Hadika)</p>
<p>Sual: Hadım olan erkekle, felçli ve deli ile de halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, olur.</p>
<p>Sual: 20 yaşında ihtilam olmayan dilsiz bir deli ile halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Halvet olur.</p>
<p>Sual: Şehir otobüsünde ve caddedeki dükkanlarda halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Olmaz.</p>
<p>Sual: Salih erkek birden fazla olunca halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Halvet olmaz.</p>
<p>Sual: Muayenehanede başkaları yoksa, dışarıdan da görülmüyorsa halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Olur.</p>
<p>Sual: Hastanenin özel bir odasında yatarken, erkek doktor gelince halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hastalık zaruri olduğu için hastaya günah olmaz.</p>
<p>Sual: Hastanede yanımdaki hasta şuursuzdur. Refakatçi olarak hanımı var. Benimle halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hanımınızı getirmek veya tek odada kalmak mümkün olmazsa, zaruret olur, caiz olur.</p>
<p>Sual: On yaşında bir oğlum var. Bu oğlum yanımda iken eniştemle bir odada oturmamız halvet olur mu? Günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Evet günahtır. Çünkü bu yaştaki çocuk, halvete mani değildir.</p>
<p>Sual: Yabancı bir erkek ile yabancı bir kadın ahiret kardeşi olur mu? Komşumuz bir kadın, yabancı bir erkek ile ahiret kardeşi olmuş. Beraber bir odada kalıp, yiyip içiyorlar. &#8220;Namahremlik şartları aradan kalktığı için bize günah olmaz&#8221; diyorlar. Bu hususun dinimizdeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
Bir erkek, yabancı bir kadınla &#8220;Ahiret kardeşi&#8221; olup onunla yalnız kalamaz. O kadın ona yine yabancıdır. Onunla evlenebilir. &#8220;Aradan namahremlik şartları kalkar&#8221; demek, dinsizlerin, mülhidlerin, zındıkların uydurdukları şeylerdir. Nikah olmadan hiç bir yabancı kadın, bir erkeğe helal olmaz. Beraber bir odada bulunmaları haram olur.</p>
<p>Dinimizin hükümleri ortadadır. Haram belli, helal bellidir. Hiç kimse, haramı helal, helali haram yapamaz. Harama helal diyen kâfir olur. İslamiyet’te din kardeşliği vardır. Din kardeşiyle de evlenebilir. Ahiret kardeşi olmak da, din kardeşi olmak demektir. Bir kimse, ahiret kardeşiyle de evlenebilir. (Hadika)</p>
<p>Sual: Bir kızla birbirimizin kanını yaladık. Kan kardeşi olduğum bu kız ile evlenmem uygun mudur? Kan vermekle de kan kardeşliği olur mu?<br />
CEVAP<br />
Kan yalamak, kan içmek haramdır. Eti yenen koyun, sığır gibi hayvanların da kanlarını içmek haramdır. Birbirinin kanını yalamakla veya birbirine vermekle kan kardeşi olunmaz. Yani birbirinin kanını yalayan veya birbirine kan veren kimseler, birbiriyle evlenebilir.</p>
<p>Sual: Babam yengemin yanında kal diyor. Kalmazsan hakkımı helal etmem diyor. Ne yapmalıyım?<br />
CEVAP<br />
Asla yenge ile oturulmaz. Babanın haksız bedduası da tutmaz.</p>
<p>Sual: Ana-baba ve mahrem dinsiz akrabayla, emr-i maruf gayesiyle görüşmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Bu niyetlerle caiz, bu niyet olmadan caiz olmaz.</p>
<p>Sual: Uygunsuz namahrem akrabalarımın ziyaretlerine gitmeyişim günah oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Dinimizdeki şu ölçü iyi bilinmeli:<br />
Günah işlenerek farz yapılmaz. Farz ile haram bir araya gelirse farz tehir edilir. Mesela bayanların hacca gitmesi farz, fakat yanında mahrem akrabası yoksa başka kadınlarla gitmesi haramdır. Kadın bu halde hacca bile gidemez. Haram işlenecekse, akrabaların evine gitmezsiniz. Amca dayı gibi mahrem akrabalarınıza telefon edersiniz, telefonla bayramlarını tebrik edersiniz.</p>
<p>Sual: Eşim, yabancı erkeklerle çok nazik konuşuyor. Ciddi konuş diyorum. Benim kötü niyetim yok ki diyor. İyi niyetle nazik konuşmakta mahzur var mı?<br />
CEVAP<br />
Tam İlmihal’de diyor ki:<br />
Allahü teâlâ, Kur&#8217;an-ı kerimde kadınların, kızların, yabancı erkeklerle yumuşak sesle, nezaketle konuşmalarını, böylece kötü adamların kalblerine kötülük getirmelerini yasaklamakta, buna sebep olmayacak şekilde söylemelerini istemektedir. Kadınların, yabancı erkeklere süslenmelerini yasak etmektedir. Bileziklerinin sesini duyurmamak için, yavaş, sessiz yürümelerini emretmektedir. Yani günaha sebep olan her şey de günahtır. O halde günaha, harama sebep olan şeylerden kaçmak gerekir</p>
<p>Sual: Şehvetsiz olarak bir kadınla iyi niyetle konuşmak, mesela din bilgisi vermek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir.</p>
<p>Sual: Benim çok sevdiğim hıristiyan bir yengem var. Hıristiyan arkadaşlarım da var. Yengeme Müslümanlığı anlattık, daha Müslümanlığı seçmedi. Diğer arkadaşlar da Müslümanlığı seçmezse onlarla ve yengemle mükemmel bir şekilde devam ettirdiğim dostluğumu bozmam mı gerekecek?<br />
CEVAP<br />
Dost olmak ayrı, onlarla arkadaşlık etmek ayrıdır. Onların dinini sevmek yanlıştır. Bir hıristiyan kızı sevip onunla evlenmek de caizdir. Kendisini sevmek ayrı, dinini sevmek ayrıdır. Âyet-i kerimede kastedilen mana dinlerini sevmektir. Normal arkadaşlık dinlerini de sevmeye sebep olabilir. Onun için dikkatli olmak gerekir. Mesela onların bayramlarını falan tebrik etmek caiz değildir.</p>
<p>Sual: İslamiyet’i öğrenmek isteyen bir bayana yabancı bir erkek nasıl yardımcı olabilir?<br />
CEVAP<br />
Sadece kitap verebilir veya gönderebilir.</p>
<p>Sual: Müslüman kadının, kâfir kadınla tokalaşması caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Zaruretsiz caiz olmaz. İhtiyaç olunca Hanbeli mezhebi taklit edilir.</p>
<p>Sual: Hadis-i şerifte, bir kadının evinden başka yerde başını açmasının günah olduğu bildiriliyor. Namahremin yanında mı kastediliyor?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Bir erkek, evleneceği kızı daha iyi tanımak için konuşması haram mıdır?<br />
CEVAP<br />
Evlenmek için kız görmeye gidildiği zaman kıza bakmak ve konuşmak sünnettir, günah değildir.</p>
<p>Sual: Kız görmeye gidince, babamın da bakması caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: İstenilecek kızın neresine bakmaya izin vardır?<br />
CEVAP<br />
Yalnız yüzüne bakılır.</p>
<p>Sual: Nikahtan önce sadece oğlanın kızı görmesi kâfi mi?<br />
CEVAP<br />
Birbirini görmek sünnettir.</p>
<p>Sual: Evlenecek kızı ikinci defa görmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Üçüncüsü bile caizdir.</p>
<p>Sual: Bir kadın, şeyhinin elini öpebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimiz, yabancı kadınlara el öptürmemiştir. Kadınlar, kızlar şeyh denilen kimselerin elini öpemezler. Böyle zamane şeyhlerinden uzak durmalı.</p>
<p>Sual: Üniversitede okuyoruz. Ben de, erkek arkadaşım da namaz kılıyoruz. İkimiz de haramdan kaçıyoruz. İkimizin de kötü niyeti yok. Beraber aynı evde, ayrı odalarda kalıyoruz. Bir arkadaş, erkekle kadının aynı odada kalması halvet olur, haram olur dedi. Biz gündüz beraberiz ama gece ayrıyız. Gündüz aynı odada kalmak gerçekten haram olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bahsettiğiniz olay, dinimize aykırı olduğu gibi eşyanın tabiatına da aykırıdır. Siz ne kadar namuslu olursanız olun, yabancı bir kadınla bir erkek aynı odada halvet edemez, yalnız kalamaz. Yalnız kalmaları haramdır. Şeytan bunları rahat bırakmaz. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Bir erkekle bir kadın yalnız kalınca, aralarına şeytan girer.) [Taberani]</p>
<p>(Bir erkekle bir kadın halvet ederse, [yalnız kalırlarsa] üçüncüleri şeytan olur.) [Tirmizi]</p>
<p>Kadınla erkek, iki zıt varlıktır. Ateşle barut gibidir. Ne kadar masum olurlarsa olsunlar, barut ateşe yaklaşırsa yanar. Ateşle suya da benzer. Ateş suyun içine girerse söner. Aç kurtla kınalı kuzuya da benzer. Ormanda taze otlar var diye kuzuyu götürür. Sonra kuzunun canına okur. Ateistler, feministler, (aynı odada kalsalar ne olur) diyebilirler, yani onlar için bu normaldir ama Müslüman bir kızla Müslüman bir erkek için normal değildir, yani dinimize aykırıdır. Dinimize aykırı bir husus için de niyetimiz iyi demek doğru değildir. Haram bir iş, iyi niyetle de yapılsa haramlıktan çıkmaz. İçki içen, zina eden veya her türlü haramı işleyen de, iyi niyetle yapıyorum diyebilir. Böyle iyi niyet insanı kurtarmaz. Hadis-i şerifte, (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyuruluyor. Bir kimse, iyi niyetle işlediği harama alışır, sonra bunu dinin emri zanneder. Hazret-i Ömer, (Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın. Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyuruyor. İyi ve halis niyete bir örnek verelim:</p>
<p>Odunların arasına ayağı sıkışan bir ayıyı adamın biri kurtarır. Ayı da, adam uyurken, benim de ona bir iyiliğim dokunsun diye, yüzüne konan sinekleri öldürmek ister. Kocaman taşı, adamın yüzündeki sineklere vurur. Evet, ayı iyi niyetiyle sinekleri öldürmüşse de, adamın başını da ezmiş oldu. Görüldüğü gibi tek başına iyi niyet insanı kurtarmıyor, ilim de şarttır. Ayının ilmi olsaydı, sineğe vurduğu taşın adamı öldüreceğini bilirdi. Bir kadınla bir erkek halvet edince, halvetin günahı ve zararı bilinirse, elbette halvetten, nikâhsız görüşmekten uzak durulur.</p>
<p>Sual: Bir kadın, günah olur diye, erkek doktora gitmese, hastalığı ilerleyip ölse, günaha girmiş olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bu hususta kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir:</p>
<p>İlaç kullanmayıp ölen, günaha girmez. Çünkü, ilacın faydası kesin değildir. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Yemeyip, içmeyip, açlıktan, susuzluktan ölen, günaha girer. Halbuki, ilaç almayıp ölen, günaha girmez. Fakat, faydası kesin olan ilaçları kullanmak farzdır. (S.Ebediyye)</p>
<p>Etkisi kesin olan sebeplere yapışmak lazımdır; bu sebeplere yapışmayıp zarar görmek günah olur. (Hadika)</p>
<p>Kadın doktor bulunmazsa, hastalık tehlikeli veya çok ağrılı ise, (Zaruretler haramları mubah kılar) hükmüne uyularak erkek jinekologa da gidilebilir.</p>
<p>Yaşlılarda halvet<br />
Sual: Yaşlı erkekle yaşlı kadının, beraber yolculuğa çıkmaları ve yalnız bir odada kalmaları günah olur mu?<br />
CEVAP<br />
Yabancı kadınla, bir yerde yalnız kalmaya halvet denir ki, haramdır. Fakat ihtiyar kadınla müsafeha etmek ve yalnız kalmak caiz olur. (S. Ebediyye)</p>
<p>Çok ihtiyar kadınla, ihtiyar erkek sefere çıkabilir ve yalnız kalabilir. (Eşbah)</p>
<p>Halvete mani olmak için<br />
Sual: Tesisat veya tamir işleri için gidilen bir evde, evin hanımı yalnızsa, halvet olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evin hanımı başka odada durursa veya bu işleri yapmak için, iki kişi gidilirse, halvet olmaz.</p>
<p>Kuzen yabancıdır<br />
Sual: Benim bir kuzenim var. Bana namahrem olduğu hâlde, devamlı mail yazıyor, uygunsuz şeyler yazıyor, hem kendi günaha giriyor, hem de beni günaha sokuyor. (Amca oğlu, dayı oğlu, hala oğlu ile yapılan görüşmeler günah olmaz) diyor. Öyle bir şey var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Nikâh düşen kimse, ne kadar yakın akraba olursa olsun yabancı hükmündedir. Ablasının kocası, yani eniştesi de, baldız da yabancıdır. Yabancılarla flört etmek veya halvette bulunmak caiz olmaz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fnikah-dusenlerle-gorusmek-ve-halvet-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/nikah-dusenlerle-gorusmek-ve-halvet-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çalgılı cep telefonu</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/calgili-cep-telefonu.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/calgili-cep-telefonu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 16:09:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5641</guid>
		<description><![CDATA[Çalgılı cep telefonu Sual: Cep telefonuyla müzik de dinleniyorsa, TV’de haber ve dizi seyrediliyorsa, yine çalgı çalan alet hükmüne girer mi? Cep telefonunu sırf konuşmak için kullananın ve TV’de sadece haber ve dizi seyredenin, bu kullanış maksadı, hükmü değiştirir mi? Yani bunların bulunduğu odada kılınan namaz mekruh olur mu? CEVAP Elbette mekruh olur. Çünkü S. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fcalgili-cep-telefonu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Çalgılı cep telefonu</strong></span></p>
<p>Sual: Cep telefonuyla müzik de dinleniyorsa, TV’de haber ve dizi seyrediliyorsa, yine çalgı çalan alet hükmüne girer mi? Cep telefonunu sırf konuşmak için kullananın ve TV’de sadece haber ve dizi seyredenin, bu kullanış maksadı, hükmü değiştirir mi? Yani bunların bulunduğu odada kılınan namaz mekruh olur mu?<br />
CEVAP<br />
Elbette mekruh olur. Çünkü S. Ebediyye’de, (Çalgı da dinlenen ve bakması haram olan resimlerine de bakılan şeyler,<br />
<span id="more-5641"></span><br />
çalgı aleti gibidir) deniyor. Kapalı da olsa, çalgı çalmasa da, yine o odada namaz kılmak mekruh olur. İçki, kumar, çalgı aleti bulunan mahalde namaz kılmanın mekruh olduğu, buraya rahmet meleklerinin girmeyeceği ve burada yapılan duanın kabul olmayacağı Tergib-üs-salât ve Nisab-ül-ahbâr’da bildirildiği S. Ebediyye’de yazılıdır.</p>
<p>Bir odada herhangi bir çalgı aleti bulunsa, çalınmasa da, o odada namaz kılmak mekruh olduğu gibi, TV kapalı da olsa, orada namaz kılmak mekruh olur. İçki içilmese de, içki bulunan odada namaz kılmak da mekruhtur. Bilgisayarda günah da işleniyorsa, mesela ara sıra açık kadınlara da bakılıyorsa veya müzik çalınıyorsa, o odada namaz kılmak mekruh olur.</p>
<p>Namazı mekruh etmesi için TV’de hep açık kadın bulunması ve hep çalgı çalınması şart değildir. Ara sıra açık kadın gösterilse de, ara sıra müzik çalınsa da, çalgı aleti hükmündedir. S. Ebediyye’de (Çalgı da dinlenen) ifadesi geçiyor. (Hep çalgı çalan) denmiyor. Çalgı aleti olarak TV’yi kullanmasak da, TV yine çalgı aleti hükmündedir. Çünkü TV’de çalgı da çalınıyor. Günümüzde çalgı çalınmayan ve açık kadın gösterilmeyen TV de yoktur. Her iki yönden, TV bulunan odada namaz kılmak mekruh olur.</p>
<p>Cep telefonunda çalgı da çalınıyorsa, internete girilip günah işleniyorsa, o da çalgı aleti gibidir. Telefon zilinin bile melodili olması mekruhtur. Hele çalgı dinleniyorsa, o odada namaz kılmak mekruh olur
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fcalgili-cep-telefonu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/calgili-cep-telefonu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Camilere saygı</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/camilere-saygi-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/camilere-saygi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 14:05:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5638</guid>
		<description><![CDATA[Camilere saygı Sual: Camide riayet edilmesi gereken hususlar nelerdir? CEVAP Bazıları şunlardır: 1- Camiye girenin orada namazı bekleyenlere selam vermesi iyi olur. Fakat camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve nafile namaz kılmak sünnetin sevabını yok eder. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fcamilere-saygi-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Camilere saygı</strong></span></p>
<p>Sual: Camide riayet edilmesi gereken hususlar nelerdir?<br />
CEVAP<br />
Bazıları şunlardır:<br />
1- Camiye girenin orada namazı bekleyenlere selam vermesi iyi olur. Fakat camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve nafile namaz kılmak sünnetin<br />
<span id="more-5638"></span><br />
sevabını yok eder. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza namazı kılmalı! Eğer Kur’an-ı kerim okunuyorsa, dinlemek çok sevaptır. Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse de, camiye gelince, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz.</p>
<p>2- Camiye girince ön safa durmalı, yaşlılar var diye geride durmamalı! Birinci safta yer varken, ikinci safta durmak mekruhtur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İmamın tam arkasında durana 100, onun sağındakilere 75, solundakilere 50 ve diğer saflarda duranlara da 25 sevap verilir) [Şir’a]</p>
<p>(Mescid ehline rahmet, önce imama, sonra sağ taraftakilere, sonra da diğer saflara iner.) [Deylemi]</p>
<p>(Allahü teâlâ, ilk saftakilere rahmet eder, melekler de ilk saftakilere dua ve istiğfar eder.) [Ebu Davud, Nesai, İ. Ahmed]</p>
<p>(En hayırlı saf, ilk saftır. Sevabı en az olan da geri saflardır.) [Müslim]</p>
<p>(İlk safın fazileti bilinseydi, oraya geçmek için kur’a çekilirdi.) [Müslim]</p>
<p>(Namaz kılarken [cemaat içinde] daha faziletli olanlara ilk safta, ötekilere de, son safta bulunmak nasip olur.) [Müslim]</p>
<p>Cennete girmek için ne yapacağını soran bir zata, Peygamber efendimiz (Müezzin veya imam ol) buyurdu. O da (yapamam) dedi. (Öyle ise namazını ilk safta kıl) buyurdu. (Buhari)</p>
<p>Ön safa geçerken kimseyi incitmemeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Halkı incitmemek için ön safa geçmeyen, iki misli sevaba kavuşur.) [Taberani]</p>
<p>3- Peygamber efendimiz, mescidin sağ tarafında bulunmanın daha sevap olduğunu söyleyince, Eshab-ı kiram, mescidin sağ tarafını doldurmaya başladı. Sol tarafta açıklık kaldı. Bunu gören Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Mescidin solundaki açıklığı dolduran, iki misli sevap kazanır.) [Taberani]<br />
Demek ki, önce sağ tarafa durmak sol tarafa durmaktan daha sevaptır. Solda boşluk kalırsa burayı doldurmak sağ taraftan daha sevaptır.</p>
<p>4- Büyük camide cemaat bir saf da olsa, yine sık durmak gerekir. Safların sık olması, rahmetin gelmesine sebep olur. Saflar sıklaştırılıp omuzlar birbirine sıkıca değmelidir! Eshab-ı kiram safta çok sık durduğundan elbiselerinin omuzları eskirdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Namazda omuz omuza sık durun! Açıklıkları kapatın ki, şeytan girmesin!) [Hakim]</p>
<p>(Hak teâlâ safı sıklaştırana rahmet eder, safta boşluk bırakana gazap eder.) [Nesai]</p>
<p>(Saftaki boşluğu dolduranın günahları affolur.) [Bezzar]</p>
<p>5- Büyük camide ayaklar ile secde yeri arasından, küçük camide, ayakları ile kıble duvarı arasından geçen günaha girer. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Bir kimse, namaz kılanın önünden geçmenin, ne kadar çok günah olduğunu bilseydi, geçmeyip, yüz yıl beklemeyi tercih ederdi.) [İbni Mace]</p>
<p>Herkesin gelip geçeceği yere durana da günah olur. Ancak ön safta boş yer var iken, boşluğu doldurmak için namaz kılanın önünden geçmek günah olmaz. Çünkü bu kimse, kendisine olan hürmeti kaldırmış demektir. Namaz kılanın önünden, insan veya hayvan geçmekle namaz bozulmuş olmaz. Namazı bir sütre, yani direk gibi bir şeyin arkasında kılmak gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Namaza dururken sütre koyun! Geçmek isteyene mani olun!) [İbni Mace]<br />
[Geçene işaretle, yüksek sesle okumakla mani olmak caiz ise de, bunları yapmamak daha iyidir.]</p>
<p>6- Camide konuşmak, gülmek, şakalaşmak sevapları yok eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Mescitte dünya kelamı söyleyenin ağzından kötü bir koku çıkar. Melekler, “Ya Rabbi, bu kulun mescitte söylediği kelamdan dolayı, ağzından çıkan fena koku bizleri rahatsız ediyor” derler. Hak teâlâ da buyurur ki: “İzzim celalim hakkı için, onlara büyük bela veririm.”) [Ey Oğul İlm.]</p>
<p>Camiye girince, önce iki rekat tehıyyet-ül-mescid namazı kılıp veya başka ibadet yapıp, itikâfa niyet ettikten sonra, yüksek sesle olmamak şartı ile konuşmak caizdir. İhtiyaç olmadan mescitte konuşulmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Ahir zamanda bazı kimseler, mescidlerde dünyadan konuşacaklar, dünya kelamı söyleyecekler. Onlarla beraber olmayın! Allahü teâlânın böyle kimselerle işi yoktur.) [İbni Hibban]</p>
<p>Mescide girince, farz veya başka namaz kılınınca, tehıyyet-ül-mescid namazı da kılınmış olursa da, sünnete veya farza başlarken, (Vaktin sünnetine ve tehıyyet-ül-mescid namazına) diye niyet edilirse, niyetinin de sevabını alır.</p>
<p>7- Sünnet ile farz arasında dua, sure veya üç İhlas okumamalı. Hele bunu âdet haline getirmek bid’attir. İbadetlere ilave yapmak dini değiştirmek olur. Hadis-i şerifte, (İbadetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir) buyuruluyor.</p>
<p>Peygamber efendimiz nasıl ibadet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde ibadet edilir. (Şunu da yapalım, ötekini de ilave edelim) demek, dinde reform olur. Asla caiz olmaz. Sünnet ile farz arasında bir şey okumanın sünneti iskat [iptal] edeceği Bahr-ür-raık’ta da yazılıdır.</p>
<p>8- Cemaatle namaz kılınırken, sünnete başlamak mekruhtur. Sabah sünnetini kılmamış olan, sünneti kılarsa, cemaat ile namazda oturmayı da kaçıracağını anlarsa, sünneti kılmaz, hemen imama uyar. Cemaat ile ikinci rekatta oturabileceğini anlarsa, sünneti caminin dışında, sofada [holde] çabuk kılar. Hol yoksa, içerde direk arkasında kılar. Böyle yer yoksa sünneti kılmaz. Çünkü, cemaat ile kılınırken, nafile kılmak mekruhtur. Mekruh işlememek için sünnet terk edilir. Cuma günü imam minbere çıkınca sünnete başlamak da mekruhtur.</p>
<p>9- Camide farzı yalnız kılmış olan, öğle ve yatsı namazlarında, yanında cemaatle namaz kılınmaya başlanırsa, ya cemaate uyup nafile olarak kılar veya camiden çıkar. Diğer üç namazı yalnız kılmış olanın, cemaat ile kılınırken bile, cemaate uyup nafile olarak kılamayacağı için, camiden çıkması vacip olur. Çünkü, orada bulunup da cemaate uymamak günahtır.</p>
<p>10- Soğan, sarmısak gibi pis kokulu şey yiyerek, camiye gelmek de doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Sarmısak yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın, insanın rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.) [Taberani]</p>
<p>Yağlı, kirli ve pis kokan iş elbisesiyle, kirli ayakla camiye gelip halkı rahatsız etmemelidir! Bazıları sigara kokusundan da rahatsız olur. Onun için ağzında ve elbisesinde sigara kokanlar da temizleyip, kokuyu giderdikten sonra camiye gelmelidir. Çıplak ayakla namaz kılmak Hanefi’de mekruhtur. Çorabı kirli olan ve temiz çorap da bulamayan kimse, halkı rahatsız etmemek, yani haram işlememek için çorapsız namaz kılabilirse de, mekruh işlememek için daha önceden tedbir alıp, eski de olsa, temiz çorapla camiye gelmelidir.</p>
<p>Müslümanların vücutları, elbiseleri, çamaşırları, yemekleri temiz olur. Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz. Kur’an-ı kerimde, (Temiz olanları severim) buyuruluyor. (Bekara 222)</p>
<p>Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olanlar girer.) [Deylemi]</p>
<p>11- İtikâfa niyet edenler hariç, camide bir şey yiyip içmek mekruhtur. Onun için camiye girerken itikâfa niyet etmelidir. Ondan sonra ihtiyaç olursa yiyip içmek mekruh olmaz.</p>
<p>12- Camide oturmak sevaptır. Hadis-i şerifte, (Beş şey ibadettir: Az yemek, camide oturmak, Kâbe’ye, Mushafa ve âlimin yüzüne bakmak) buyuruldu. (Deylemi)</p>
<p>Camiye kötü niyetle, mesela ayakkabı çalmak için giren, günah işlemiş olur. Caminin Allahü teâlânın sevdiği yer olduğunu düşünen kimse, burayı ziyarete de niyet ederse sevabı daha çok olur. Namaz kılmayı beklemek için, camide itikâf edip ahireti düşünmek için, vaaz dinlemek için de niyet ederse, her niyeti için ayrı sevaba kavuşur.</p>
<p>13- Çok kimse, sandalyeye, koltuğa oturmaya alıştığı için camide diz üstü oturamıyorlar. Ya bağdaş kuruyorlar veya ayaklarını dikerek oturuyorlar. Mecbur kalmadıkça, böyle oturmak edebe uygun değildir. Kur’an-ı kerim okumak Allahü teâlâ ile konuşmak demektir. Kur’an-ı kerim okunurken yaylanıp oturmak çirkin olur. Tesbih çekerken, zikrederken de mümkün mertebe diz üstü oturmaya gayret etmelidir. Müslümanların yanında da edepli oturmak gerekir. Peygamber efendimiz, kızının yanında bile bir defa olsun, ayağını uzatıp oturmamıştır.</p>
<p>Evliyadan bir zat, diz üstü oturmakla yorulmuş, biraz da bağdaş kurayım demiş. Bağdaş kurup otururken, (Köle efendisinin yanında böyle mi oturur?) diye bir ses gelir. O da artık ömür boyu hep diz üstü oturur. Kul olan da zaruret olmadıkça, Rabbinin huzurunda edepli oturmaya çalışmalıdır.</p>
<p>14- Müezzinlik yapanların bazı hususları bilmesi gerekir. Mesela yürüyerek ikamet okunmaz. İkamet okurken el bağlanmaz. Üç istiğfar, namazların sonunda okunur. Sabah ve ikindinin farzından selam verip Allahümme entesselamü&#8230; dedikten sonra, öğle, akşam ve yatsıda ise son sünnetten sonra okunur. Müezzin, cemaatle namaz kılınırken arkada bir yerde durmaz, cemaatle beraber safa girer. Cemaatten arkada müezzin yeri denilen yerde yalnız başına durması mekruhtur.</p>
<p>15- Evde, camide veya minarede ezan kıbleye karşı okunur. Hayyealessalah derken sadece yüzü sağa, hayyealelfelah derken yüzü sola döndürmek sünnettir. Vücut döndürülmez. Minarede ise dönerek okurken de, göğüs kıbleden başka yöne döndürülmez.</p>
<p>Ezan okunurken, Resulullah efendimizin ismini işiten, iki elin baş parmaklarını, gözlerinin üstüne koyarak, (İki gözümün nurusun sen ya Resulallah) der. Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık, ezan okunurken, Resulullahın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öpüp gözlerine sürdü. Peygamber efendimiz, sebebini sorunca, (Ya Resulallah, senin mübarek isminle bereketlenmek için) dedi. Peygamber efendimiz, (Güzel yaptın. Böyle yapan göz ağrısı çekmez) buyurdu.</p>
<p>16- Atalarımız, camileri loş yapmışlardır. Fazla aydınlıkta kılmak, huşua engel olur. Bu bakımdan camilerde fazla ışık yakmak hem huşua mani olmak, hem de israf yönünden mahzurludur. Mübarek gecelerde, camide fazla ışık yakmak ise bid’attir. Kitap okurken, Kur’an-ı kerim çalışırken veya başka bir ihtiyaç halinde, ihtiyaç miktarı fazla ışık yakmakta mahzur olmaz.</p>
<p>17- Hiç zarar vermese de, camiye küçük çocuk getirmek mekruhtur. Zarar verir, kirletirse haram olur. Hadis-i şerifte (Camiye çocuk ve deli koymayın) buyuruluyor. (İbni Mace)</p>
<p>Namaza alıştırmak için yedi yaşından büyük çocukları, zarar vermiyorsa getirmek iyi olur.</p>
<p>18- Cemaate yetişilemeyecek bile olsa, yine camiye giderken koşmamalı. Peygamber efendimiz, (Namaza giderken koşmayın!) buyurdu. Cemaate yetişebilmek için koşmak mekruhtur.</p>
<p>19- Yolda konuşmayacaksa, sabahın sünnetini evde kılmalı. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Sabahın sünnetini evde kılmak, rızkın bereketine, ev halkı ile iyi geçime ve imanla ölmeye sebep olur.) [İmad-ül-islam]</p>
<p>20- İmamın, son sünneti, farzı kıldığı yerde kılması mekruhtur. Cemaatin aynı yerde kılması caizdir. Yer değiştirmek için birini çekip ona sıkıntı vermemelidir.</p>
<p>21- Camide hikmet, güzel ahlak, nasihat bildiren şiir ve ilahileri ara sıra okumak günah değildir. Devamlı böyle vakit geçirmek mekruhtur.</p>
<p>22- Camilerde birinci cemaatin imamı mihrapta kıldırmazsa, mekruh olur. İmamı ve cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazları, imam mihrapta olarak, cemaat ile kılındıktan sonra, tekrar cemaatler yapılabilir. Ancak sonraki cemaatler, mihraptan başka yerde kılmalı! (Eğer sonraki cemaatin imamı mihrapta bulunur, ezan ve ikamet okunmazsa, mekruh olmaz) diyen âlimler de vardır. İhtiyaten sonraki cemaatler mihrapta kılmamalıdır! Yol kenarlarındaki belli bir imamı olmayan mescidlerde, ezan ve ikamet okunarak, mihrapta veya mescidin başka yerinde cemaatler yapılabilir. (Halebi)</p>
<p>23- İmam efendi, namazı uzatıp cemaati rahatsız etmemelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(İmam olunca namazı hafif kıldırın! Cemaatin içinde, küçük, yaşlı, hasta ve ihtiyaç sahibi olabilir. Yalnız kılarken uzatabilirsiniz.) [Buhari]</p>
<p>(İmam olan, Allah’tan korksun, imamlık ettiklerinin sorumluluğunu yüklendiğini bilsin! Eğer imam namazı eksiksiz kıldırırsa, cemaatin sevabı kadar da imama sevap verilir. Eğer eksik kıldırırsa, günahı yalnız imama olur.) [Taberani]</p>
<p>24- Yalnız namaz kılan, selam verirken hafaza meleklerine niyet eder. Cemaatle kılan, meleklerle birlikte sağındaki, solundaki cemaate de niyet eder.</p>
<p>25- Camiye giren kimse, ikamet okunup farza başlandığını görünce, hemen imama uymalıdır. Çünkü cemaatle namaz kılınırken sünnet kılmak mekruhtur.</p>
<p>Sabah namazının farzı kılınırken camiye gelen, cemaatten ayrı bir yerde sünneti kılıp, sonra imama uyar. Eğer sünneti kılınca cemaate yetişemeyeceğini zannederse, hemen imama uyar. Artık farz kılındıktan sonra da bu sünneti kılamaz. Çünkü sabah namazının farzı kılındıktan sonra sünnet kılınmaz.</p>
<p>Öğleyin camiye gelen, ikamet okunmuş veya farza durulmuşsa, o da hemen imama uyar. Farzı kıldıktan sonra kılamadığı ilk sünneti kılar. Sonra da son sünneti kılar. Yatsı namazının farzı kılınırken camiye gelen kimse ise, öğle namazında anlatılan gibi hareket eder. (Halebi)</p>
<p>İkindi namazının farzı kılınırken camiye gelen kimse, hemen imama uyar. Farzdan sonra da artık sünneti kılmaz. Çünkü ikindinin farzından sonra nafile kılmak mekruhtur. Fakat kaza namazı kılmak caizdir. Akşama kırk dakika kalıncaya kadar kaza namazı kılınabilir.</p>
<p>Camiye girip, cemaat başlamadan ikindinin sünnetini iki rekat olsun kılma imkanı varsa, iki kılmalıdır. Peygamber efendimizin, ikindinin sünnetini iki rekat kıldığı zamanlar da olmuştur. Eshab-ı kiramdan, (Resulullah, ikindinin farzından önce, iki rekat namaz kılardı) rivayetleri de vardır.</p>
<p>Camilerde yapılan bazı hatalar<br />
Sual: Camilerde genellikle yapılan hatalar nelerdir?<br />
CEVAP<br />
Abdest alırken ayaklar üç kere yıkanmıyor, üç kere hilallenmiyor, kaplama mesh sünneti yapılmıyor. Gerek ayakları üç defa yıkama sünnetine ve gerekse kaplama mesh sünnetine riayet etmelidir. Hadis-i şerifte (Unutulmuş, terkedilmiş bir sünnetimi ortaya çıkarana, yüz şehid sevabı vardır) buyuruldu. (Hakim)</p>
<p>Abdest alıp ıslak ayakla camiye girilmemeli. Çıplak ayakla, kolları kısa ve başı açık namaz kılmak mekruhtur.</p>
<p>Kameti yürüyerek yapanlar, kamet getirirken ellerini bağlayanlar oluyor. Böyle yapmak mekruhtur.</p>
<p>Evinde ezan okurken de elleri kulaklara koymalı, ezan okurken göğsünü kıbleden çevirmemelidir.</p>
<p>Camilerde kimisi ayakları çok açıyor, kimisi de hiç açmıyor. Hanefi’de ayakların dört parmak kadar açılması sünnettir. Şafii’de bir karış kadar açılır.</p>
<p>Tekbir alırken avuç içleri yüze karşı tutanlar oluyor ve parmaklarını bitiştirenler çıkıyor. Tekbir alırken avuç içleri kıbleye karşı getirmek ve parmakları kendi haliyle açık bırakmak gerekir.</p>
<p>Kavme ve celselerde [yani rükudan kıyama kalkınca ve iki secde arasında] sübhanallah diyecek kadar durmak vaciptir. Çok fazla durmak da uygun değildir.</p>
<p>Secdeden kıyama kalktıktan sonra ayaklarını dört parmak kadar açanlar oluyor. Secdeden kalkmadan önce açmak gerekir.<br />
Tehiyatta otururken dizler tutulmaz, parmaklar diz hizasında olur.<br />
Tehiyatta parmaklar kendi halinde açık kalır.</p>
<p>Hanefi’de tehiyatta iken parmak kaldırmak sünnet, mekruh, haram diyen âlimler vardır. Parmak kaldırılmamalı. Şafii’de parmak kaldırmak sünnettir.</p>
<p>İki kişi cemaatle namaz kılarken biri yarım metre kadar geride duruyor. Aynı hizada durmak gerekir. Sadece imamdan öne geçme ihtimaline karşı, imamdan bir topuk kadar geri durmak iyi olur.</p>
<p>Sünnetle farz veya farz ile sünnet arasında konuşanlar çok oluyor. (Kamet getir, pencereyi kapa, saftaki, boşluğu doldur, buyurun siz geçin) gibi sözler söyleniyor. Hatta bir yerden gelmiş arkadaşına hoş geldin diyorlar. Camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve dua okumak, zikir çekmek sünnetin sevabını yok eder. Bazı âlimlere göre sünneti yeniden kılmak gerekir. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza borcu var ise, kaza namazı kılmalıdır.</p>
<p>Secdede parmakları kapalı tutmalı, dirsekleri yere koymamalı, iki yana da çıkarıp sağ ve solundakileri rahatsız etmemelidir. İmam selam verince cemaat hemen ayağa kalkıyor. Kalkmadan önce, otururken Allahümme entesselâm ve minkesselâm tebârekte yâ zelcelâli velikrâm demeli. Öğle, akşam ve yatsıda, sünnetler kılınıp namaz bitince, ikindi ve sabah namazının farzını kılınca, Allahümme entesselam&#8230; dedikten sonra, üç kere istiğfar söylenmiyor. Bazıları da Allahümme entesselamdan önce söylüyorlar. Bu da yanlıştır.</p>
<p>Küçük mescidlerde, namaz kılanlar varken, yüksek sesle Kur’an okuyanlar oluyor. Onların şaşırmasına sebep olmamalı. İmam Kur’an okurken namaz kılmak, hele sünnet veya nafile kılmak çok yanlıştır. Ömür boyu kılınacak sünnet ve nafileler, Kur’an-ı kerimi dinleme farzının sevabına erişemez.</p>
<p>Camide kıbleye ayak uzatanlar, biçimsiz şekilde oturup tesbih çekenler oluyor. Özürsüz böyle yapmak uygun değildir. İmam namaza başlayacağı zaman sünnete başlamamalı. Başlanmışsa, iki rekat kılıp selam vererek imama uymalıdır.</p>
<p>Tefekkür eder<br />
Sabahın sünnetini evinde kılıp, camiye gelen kimse, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz. Dudağını kıpırdatmadan kalbinden kelime-i tevhid okuyabilir veya tefekkür eder. Eğer kazaya kalmış namazı varsa, kaza kılar. Kur’an-ı kerim okunuyorsa dinler.</p>
<p>Sabah namazının farzı ile sünneti arasında okunması bildirilen dualar vardır. Bu duaları sabah namazının sünnetinden önce veya farzdan sonra okumalıdır. Çünkü, İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
Sünnetten sonra yalnız, (Allahümme entesselam&#8230;&#8230; ikram) denir. Fazla bir şey okunursa, sünnet namazı, sünnet olan yerinde kılınmamış olur. Bazı âlimler, “Sünnet sakıt olur, tekrar kılınması lazım olur” buyurdu. Farzdan sonra olan sünneti (Allahümme entesselam&#8230;.) dedikten sonra, daha fazla geciktirmek mekruh olur. Resulullah efendimiz, farzdan sonra, (Allahümme entesselam&#8230;) diyecek kadar oturup, hemen son sünnete başlardı. Hadis-i şeriflerde, namazlardan sonra okunmaları bildirilen “Evrâd” son sünnetlerden sonra okunur. Çünkü sünnet namazlar, farzların devamıdır. Son sünnetlerden sonra okumaya, farzdan sonra okumak denilir. (Resulullah farz namazdan sonra Tesbih, Tahmid, Tekbir ve Tehlil okurdu) demek, (Son sünnetlerden sonra okurdu) demektir. (Redd-ül Muhtar)</p>
<p>Bunlar, Hanefi mezhebine göredir. Şafii mezhebinde durum farklıdır. Herkes kendi mezhebine göre amel etmelidir. Mesela bir Hanefi, “Şafiiler imam arkasında Fatiha okuyor” diye Fatiha okursa, tahrimen mekruh işlemiş olur. Namazı iade etmesi vacip olur.</p>
<p>Camide ilahi okumak<br />
Sual: Büyük camide birkaç imam var. İmamlar sıra ile namaz kıldırıyor. İmamın birisi, kendi sırası gelince, namazdan sonra ilahi ve şiir okuyor. Hep aynı ilahiyi okuyor. Böyle ilahi okuması bid’at midir?<br />
CEVAP<br />
Mümini kötülemek, şehevi aşk, ahlaksızlık gibi haram şeyler bulunan şiiri okumak tahrimen mekruhtur. Vaaz, nasihat, hikmet, Allahü teâlânın nimetleri bulunan, müminleri öven şiirleri yani ilahi ve mevlidi teganni etmeden okumak sevap ve tarihi şiirleri ara sıra okumak mubah ise de, şiirle meşgul olmak makbul değildir. Camilerde ilahi ve mevlidleri [namaz kılanlara mani olmamak şartı ile], ara sıra okumak caizdir. Her zaman okuyup, âdet haline getirmek caiz değildir. (Redd-ül Muhtar)</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
İlahi, kaside ve Kur&#8217;an-ı kerimi teganni ile okumak ve dinlemek, bizim yolumuzda yasaktır. (1/266 ve 3/7)</p>
<p>Şiir, vezinli söze denir. Nağme bulunmayan güzel sesi dinlemek mubahtır. Sıkıntı gidermek için, nağme ile, kendi kendine okumak caiz diyenler vardır. Fakat, başkalarını eğlendirmek veya para kazanmak için okumak haramdır. (Ahlak-ı alai)</p>
<p>Görüldüğü gibi, imamın ilahiyi âdet haline getirmesi uygun olmaz.</p>
<p>Camide koku sürmek<br />
Sual: Bizim mahallenin muhtarı camide bazen yanındakilere esans sürer. Emekli bir hoca, &#8220;Bana verme bu bid&#8217;at&#8221; diyerek camide huzursuzluğa sebep oldu. Camide koku sürmek bid&#8217;at midir?<br />
CEVAP<br />
Günah olan bid&#8217;at dinde değişiklik yapmak demektir. Esans sürmekle dinde değişiklik yapılmıyor. Camide koku sürmek belki dikkati çeker, rahatsız olan olabilir, istemeyene de koku sürmüş olunabilir. Ama bid&#8217;at demek uygun olmaz.</p>
<p>Koku sürünmek sünnettir. Güzel kokuyu reddetmek sünnete aykırıdır. Tirmizi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah (Güzel kokuyu reddetmezdi) buyuruluyor.</p>
<p>Koku hakkında bildirilen hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:<br />
(Şu üç ikram geri çevrilmez: güzel koku, süt ve minder veya yastık.) [Tirmizi]</p>
<p>(Güzel bir koku ikram edilen, onu sürünsün ve reddetmesin.) [Taberani, Hakim]</p>
<p>(Verilen reyhanı reddetmeyin. Reyhan Cennet kokusudur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Şu üç şey her Müslümana vaciptir: Cuma günü yıkanmak, misvak kullanmak ve güzel koku sürünmek.) [Buhari, İ.Ahmed] [Buradaki vacib, bilinen vacib değildir, lüzumlu anlamındadır.)</p>
<p>(Güzel koku sıkıntıyı giderir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Güzel kokuyu severim.) [Nesai]</p>
<p>(Dört şey Peygamberlerin sünnetidir: Haya, güzel koku, misvak ve evlenmek.) [Tirmizi]</p>
<p>(Koku sürünürken Besmele çekmeyen şeytanları sevindirmiş olur.) [İ.Sünni]</p>
<p>(Rahmet melekleri kadınlara mahsus koku sürünen erkeğe yaklaşmaz.) [Taberani]</p>
<p>(Bir kadın, cezbedici koku sürer ve erkekler de ona bakarsa, evine gelinceye kadar Allahü teâlânın gazabında olur.) [Taberani]</p>
<p>Kadınların güzel kokuyu eşlerine karşı evinde sürünmesi gerekir.</p>
<p>Sünnetleri camide kılmak<br />
Sual: Camilerde sünnet namaz kılmak bid&#8217;at mi?<br />
CEVAP<br />
Camide sünnet ve nafile kılmak bid&#8217;at değildir. Farzdan sonra son sünnet yoksa, farzı kılınca veya son sünneti kılınca, imamın, sağa, sola veya cemaate dönmesi müstehaptır. İşlerini görmesi için hemen gitmesi de caizdir. Âyet-el-kürsi ve tesbihleri okumaları ve ellerini kaldırarak dua etmeleri müstehaptır. (Merakıl-felah)</p>
<p>Dare Kutni’nin bildirdiği hadis-i şerifte, (Peygamber efendimiz, farz namazdan sonra, sünneti farz kıldığı yerde kılmazdı) buyuruldu. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:</p>
<p>(Farz namazı kıldıktan sonra nafile [sünnet] kılmak isteyen, biraz ileri veya geri çekilsin! Yahut biraz sağa sola gitsin!) [Abdürrezzak]</p>
<p>(Namazını mescitte kılan, evi için de bir nasip ayırsın! Çünkü Allahü teâlâ, onun evinde kıldığı namaza da sevap verir.) [Müslim]</p>
<p>(Mescide girince, oturmadan önce iki rekat namaz kılın! Sonra ister oturun, ister işinize gidin!) [Ebu Davud]</p>
<p>(İkamet okunduktan sonra farzdan başka namaz kılmayın!) Orada bulunanlar, (Ya Resulallah, sabah namazının iki rekat sünnetini de mi kılmayalım?) diye sual edince buyurdu ki:<br />
(Evet sabahın iki rekat sünnetini de kılmayın!) [Beyheki]</p>
<p>Sual: İkamet okunurken camiye girince oturmak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
İkamet okunurken camiye giren, imam ayağa kalkmamışsa, oturur. İmam otururken ayakta beklemek mekruh olur. İmam ayakta ise ayakta durmanın mahzuru olmaz. (Nimet-i İslam)</p>
<p>Sual: Birçok camilerin giriş yerlerine sandalyeler konmuş. Sandalyede namaz kılanlar oluyor. Sebebini sorunca da, dini bir gerekçe gösteremeyip, (Dinimizde kolaylık olduğu, güçlük olmadığı için sandalyede namaz kılıyoruz) diyorlar. Doğru mu?<br />
CEVAP<br />
Doğru değildir. Dinde güçlük yok demek, (Size güç gelen ibadetleri yapmayın veya bu ibadetleri istediğiniz gibi değiştirin) demek değildir. Dinimizin izin verdiği ruhsatlardan istifade edin demektir.</p>
<p>Ayağını yıkamak zor gelen kimse, çıplak ayağına veya naylon çoraba mesh edemez. Ojenin üstünü veya kaplanmış dişini mesh edemez. Fıkıh kitapları, hastanın nasıl namaz kılacağını en ince teferruatına kadar bildirmiştir. Gerek Peygamber efendimiz ve gerekse ulema, sandalyede namaz kılmaya izin vermemiştir. Kendi kafasına göre, dini değiştirenler büyük vebal altındadır.</p>
<p>Sual: Camide her namazdan sonra müsafeha etmek sünnet mi?<br />
CEVAP<br />
Muteber eserlerde, âdet etmeden namazlardan sonra camide ara sıra müsafeha etmenin caiz olduğu bildiriliyor. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
Camide her namazdan sonra müsafeha etmek bid&#8217;attir. Şiilerin âdetidir. (Redd-ül Muhtar)</p>
<p>Sual: Camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve nafile namaz kılmak gibi sünnetin sevabını yok eder mi?<br />
CEVAP<br />
Evet. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza namazı kılmalıdır!</p>
<p>Sual: Camiye gidene kesin olarak Müslüman denebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Beş vakit namaza cemaatle devam eden kimse Müslümandır. Dünyevi bir menfaat için beş vaktin hepsine devam etmek çok zordur. Bilhassa yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmak münafıklara ağır gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Mescide devam edenin imanlı olduğuna şahitlik edin! Çünkü Allahü teâlâ “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahirete inanan imar eder” buyurdu.) [İbni Mace]</p>
<p>Demek ki, mescidlerin imarının içinde, mescide [camiye] devam etmek de vardır.</p>
<p>Sual: Müezzinin, arkada tek başına imama uyması mekruh mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Kıble yönündeki büyük harfli yazılara karşı namaz mekruh mu?<br />
CEVAP<br />
Mekruh olmaz.</p>
<p>Sual: Öğleyin camiye girince, vaktin sünnetine, ilk kazaya kalmış öğlenin farzına, tehıyyet-ül-mescide de, bir de sübha namazına niyet etmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, her niyet için ayrı sevap verilir.</p>
<p>Sual: Camide arka saftaki bir yaşlıya yer vermek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Unutulan şeyi almak için, camiye abdestsiz girmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Girip hemen çıkmalı.</p>
<p>Sual: Mescide girince okunması gereken bir şey var mı?<br />
CEVAP<br />
Besmele ile girmeli ve itikâfa niyet etmeli.</p>
<p>Kıble duvarı<br />
Sual: Mescidlerin kıble duvarına levhalar asılıyor, süsler yapılıyor, hatta saat başı çalan sarkaçlı saat bile konuyor. Bir de, yere işlemeli seccadeler seriliyor, Bunlar, zihni meşgul ettiği için mekruh olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
Zihni meşgul eden şeyler, mekruh olur.</p>
<p>Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olması mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Resimli, nakışlı seccadeler, zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır. (S. Ebediyye)</p>
<p>Sual: Camiye girip oturduktan sonra, tehıyyet-ül-mescid kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
Kılınır.</p>
<p>Sual: Camide, Kur&#8217;an-ı kerim okunan tarafa dönmek efdal midir?<br />
CEVAP<br />
Evet. Kâbe’ye karşı dönmek de caizdir.</p>
<p>Sual: Sabahın sünnetini evde kılıp camide, kaza namazı kılmak caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Kazası varsa caizdir.</p>
<p>Sual: Camide imam Kuran-ı kerim okuduktan sonra el-fatiha deyince fatiha okumak şart mı?<br />
CEVAP<br />
İmam el-fatiha deyince Fatiha okumak gerekmez. Okunmasında da mahzur yoktur.</p>
<p>Sual: Bulunduğumuz mahalleye bir mescit yapıyoruz. Fakat arsanın durumuna göre helasını kıble tarafına yapmak gerekiyor. Bir mahzuru var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Mescidin kıble tarafına hela yapmak mekruhtur. Ancak, mescidle hela arasında cami duvarına bitişik olmayan bir duvar varsa mekruh olmaz. (Hindiyye)</p>
<p>Sual: Turistlerin camiye gusülsüz girmeleri günah değil midir?<br />
CEVAP<br />
İmansız turistler, Rabbimizin emir ve yasaklarına muhatap değildir. İmansızlık, bütün günahlardan büyüktür. Sevap günah müslümanlar içindir.</p>
<p>Sual: Bir mescidin, bir caminin üstü de semaya kadar mescit hükmünde olduğuna göre, mescidlerin üstüne bina yapmak caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Yapılmış bir caminin, bir mescidin üstüne bina yapmak caiz değildir. Nitekim ceddimizin yaptığı camilerin üstünde bina yoktur.</p>
<p>Mescit yapılırken, üstüne imam lojmanı gibi bina yapılmasının caiz olduğu Redd-ül Muhtar&#8217;da yazılı ise de, caiz olan bir şeyi zaruret bulunmadıkça yapmamak iyi olur.</p>
<p>Sual: İşyerimizin mescidinde imamlık yapıyorum. Cemaatin sıcaktan rahatsız olmaması için mescide klima koyduk. Klima ile cemaat oynayınca, arıza olabiliyor. (Görevlilerden başkası klimaya dokunmasın) diye bir yazı yazdık. Cemaatten biri, (Mescide Latin harfiyle yazı yazılmaz) diyerek yazıları söküp atıyor. Orada bulunan takvimi de alıyor. Bu şahsın yaptığı uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Yazdığınız yazıda mahzur yoktur. Faraza günah olsa bile, idarecilerden başkasının buna müdahale etmeye hakkı yoktur. Herkes, her suçu kendi eliyle düzeltmeye kalkarsa, anarşi çıkar. Hiç kimse, başkalarının işine karışmamalıdır! Camide yanlış bir iş yapılıyorsa, oranın idarecisi kimse, ona bildirilir.</p>
<p>Sual: Beytullah ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Kâbe’ye de, camiye de &#8220;Beytullah&#8221; denir. Allah’ın evi demektir. Allah’ın evinden maksat, Allahü teâlâya ibadet edilen yer demektir. Her fırsatta camiye gitmeye çalışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Camiler Allah’ın evidir.) [Hakim]</p>
<p>(Allahü teâlânın en çok sevdiği yer, camilerdir.) [Hakim]</p>
<p>(Camiye gelen Allah’ın misafiri olur. Allahü teâlâ da, misafirine elbette ikram eder.) [Taberani]</p>
<p>Süslü camiler<br />
Sual: Camileri süslemek günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Camilerin kıbleden başka duvarını süslemek caiz ise de, bu parayı fakirlere vermek daha iyidir. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. Yan duvarların fazla süslü olması da mekruhtur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İnsanlar camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) [İbni Mace]</p>
<p>(Bir zaman gelir ki Kur&#8217;anın merasimi ve Müslümanlığın da ismi kalır. Müslüman denilen kimseler Müslümanlıktan çok uzak olur. Camileri süslü, hidayet bakımından ise viran olur.) [Deylemi]</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Namazda huşu esastır. Buna mani olan her şeyden kaçınmalıdır.<br />
Mescidlerdeki nakış ve işlemeler, namaz kılanın gözüne dokunur, onu meşgul eder, huşuya mani olursa, namazın sevabı azalır. Bunun vebali o süsleri yaptıranlaradır.</p>
<p>Arkadaşları İsa aleyhisselama dediler ki:<br />
- Şu mabed, ne kadar da güzel bir sanat eseridir, ne güzel tezyinatlı bir şekilde yapılmış.</p>
<p>İsa aleyhisselam buyurdu ki:<br />
- Allahü teâlâ, bu mabedde taş üstüne taş koymaz, hepsini harap eder. Sizin hayran olduğunuz süslere Allahü teâlâ kıymet vermez.</p>
<p>Resul-i ekrem efendimiz, Medine mescidini inşa ederken, Cebrail aleyhisselam gelip, (Nakışsız olarak yapın!) dedi.) [İhya]</p>
<p>Mescid-i dırar nedir?<br />
Peygamber efendimiz zamanında münafıkların, fitne ve fesat yuvası ve silah deposu olarak kullandıkları ve Kubâ denilen yerde yaptırdıkları bir mescittir.</p>
<p>Zındığın birisi, (Allah camilerin yıkılmasını emrediyor, Peygamber de yıktırdı. Bugünkü camiler, mescidler geleneğe dayanan bir bid’attir) diyor. Bu çok cahilce bir iddiadır.</p>
<p>Peygamber efendimizin Medine’ye hicretinden sonra, birçok kimsenin Müslüman olması, münafıkları iyice endişelendirmişti. Münafıkların başı olan Abdullah bin Ubey bin Selûl’ün dayısının oğlu olan Ebû Âmir, papazlığa özenir ve papaz elbisesi giyerdi. Peygamber efendimizi kıskanarak, kendisine uyanlarla birlikte Mekke’ye gitti ve müşriklere katıldı. Bedir, Uhud ve Hendek muharebelerinde Müslümanlara karşı savaştı. Mekke’nin fethinden sonra Şam’a kaçtı. Oradan Medine ve Kubâ’daki münafıklara haber gönderip, kendisine Kubâ’da bir mabet yapmalarını ve burasını silah deposu olarak kullanmalarını istedi. Kendisinin de Bizans ordusuyla yardıma geleceğini bildirdi.</p>
<p>Münafıklar da Peygamber efendimizin hicreti esnasında Medine’ye gelirken Kubâ’da inşa ettirdikleri Kubâ Mescidi karşısında gösterişli bir mescit yaptırdılar. Buna mescid-i dırar denmiştir.</p>
<p>Münafıklar, Müslümanları bölerek birbirine düşürmek istiyorlardı. Hatta Bizans askerleri Medine’ye gelince, mescide depo ettikleri silahlarla onlara yardım edeceklerdi. Peygamber efendimizin orada namaz kılmasını sağlamakla da, Mescid-i Dırâr’ın mukaddes bir yer olduğu intibaı hasıl olacaktı. Böylece Müslümanlar da namaz kılmaya koşacak ve münafıkların oyununa geleceklerdi.</p>
<p>Dırar Mescidinin kurucularından beş münafık gelerek; “Yâ Resulallah, kış gecesinde ve yağmurlu zamanlarda hasta ve hacet sahibi olanların namaz kılmaları için bir mescit yaptık. Sel geldiği zaman vadi, Kubâ Mescidi cemaatı ile aramıza engel oluyor. Namazımızı kendi mescidimizde, sel çekilip gidince de onlarla birlikte kılacağız. Mescidimizde bize namaz kıldırmanı arzu ediyoruz” dediler.</p>
<p>Peygamber efendimiz de; “Ben, şimdi sefere çıkıyorum. Seferden dönersek ve Allahü teâlâ da dilerse, orada size namaz kıldırırız” buyurdu.</p>
<p>Peygamber efendimiz, Tebük’ten dönüp Medine’ye gelirken, Zi-Evân denilen yerde konakladı. Bu sırada Dırar Mescidini kuran münafıklar, gelip Peygamberimizi Dırar mescidine götürmek istediler. Allahü teâlâ, Tevbe suresi 107-110. âyet-i kerimelerini indirerek oraya gitmemesini bildirdi. Âyet-i kerimelerin kısaca meali şöyledir:<br />
(Müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescit kuranlar, “Bununla iyilikten başka bir şey istemedik, diye yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kubâ Mescidi) içinde namaz kılman elbette doğru olanıdır.)</p>
<p>Peygamber efendimiz bu âyetler indikten sonra, Mâlik bin Duhşüm ile Âsım bin Adiy’e, “Şu halkı zalim olan mescide gidiniz. Onu yıkınız, yakınız” buyurdu. Onlar da gidip, binayı ateşe verdiler.</p>
<p>İlk camiler ve Allah’ın evleri<br />
Yeryüzünde yapılan ilk ibadet yeri, Mekke şehrinde bulunan Kâbe’dir. Buraya &#8220;Mescid-i Haram&#8221; da denir. Allahü teâlânın &#8220;Benim evim&#8221; buyurduğu Kâbe’ye &#8220;Beytullah = Allah’ın evi&#8221; denir. Bunun gibi, camilere de &#8220;Beytullah&#8221; denir. Böyle söylemek, camilerin çok şerefli olduğunu bildirmek içindir.</p>
<p>Kâbe, Hazret-i Âdem tarafından yapılmıştı. Nuh aleyhisselam tufanında yıkıldı.<br />
Bugünkü Kâbe’yi İbrahim aleyhisselam ile oğlu Hazret-i İsmail yapmıştır.</p>
<p>Müslümanların önemli mabedi olan &#8220;Mescid-i Aksâ&#8221;; Hazret-i Süleyman zamanında, M.Ö. 965-926 yıllarında onun tarafından Finikeli mimarlara yaptırılmıştır. Fakat Kudüs’ü zapteden Buhtunnasar tarafından yaktırıldı. Binanın arsası Kudüs Müslümanlarının eline geçince, &#8220;Mescid-i Aksâ&#8221; denilen cami tekrar yapıldı.</p>
<p>Müslümanlar için değeri çok yüksek olan camilerden biri de, Medine’deki &#8220;Mescid-i Nebi&#8221;dir. Medine’nin en büyük camisidir. Resulullah efendimiz, Medine’ye hicret ettiği zaman, devesinin ilk çöktüğü yerde inşa edilmiştir. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’den ödünç aldığı 10 altın ile bu mescit tamam oldu. Medine’de iken, Peygamberimiz vefat edinceye kadar, bütün namazlarını hep bu camide cemaatle kıldı.</p>
<p>Peygamber efendimiz, Medine’ye hicret ederken, önce Kubâ köyüne uğradı. Burada Kubâ Mescidi denilen camiyi yaptırdı.</p>
<p>İlk Cuma namazının kılındığı cami, Ranuna Vâdisindeki &#8220;Mescid-i Cuma&#8221;dır. Mescid-i Fadih, Mescid-i beni Kureyzâ, Mescid-i Ümm-i İbrâhim, Mescid-i Beni Zafer, Mescid-ül-İcâbe, Mescid-ül-Fetih, Mescid-ül-Kıbleteyn, Mescid-i Zühâbe, Mescid-i Cebel-i Ayniyye, Mescid-ül-Baki ilk camilerden bazılarıdır.</p>
<p>Mescid-i Dırâr, Kubâ köyünde bulunan münafıkların ileri gelenleri tarafından, kötü maksatla yaptırılan toplantı yeridir. Resulullah efendimiz bunu yıktırmıştır. Camiler Allah’ın evleridir. Allahü teâlâ; cami yapmayı, tamir etmeyi emretmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kâfirliklerini itiraf eden müşriklerin, Allah&#8217;ın mescidlerini imar etme yetkileri yoktur. Allah’ın mescidlerini sadece, Allah’a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah’tan korkanlar imar eder.) [Tevbe 17-18]</p>
<p>(Allah&#8217;ın mescidlerinde, Allah&#8217;ın adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır?) [Bekara 114]</p>
<p>(Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin.) [Araf 31]</p>
<p>(Mescidler elbette Allah’ındır.) [Cin 18]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(Mümin öldükten sonra, 7 amelinin sevabı kabrinde de kendisine yazılır. Bunlardan birisi de cami yaptırmaktır.) [Ebu Davud)</p>
<p>(Allah rızası için bir cami yapana, Allahü teâlâ da Cennette bir ev yapar.) [Buhari]</p>
<p>Mihrab ne demektir?<br />
Sual: Birçok camilerde Mihrabın üstünde, Al-i İmran suresinin 37.âyeti yazılıdır. Buradaki mihrab ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Mihrab, müstakil bir ev, mescit veya mescit içinde müstakil bir oda diye tarif edilmiştir. Arabide, meclisin en kıymetli yerine ve ön tarafına da mihrab denir. Mihrab, harb kökünden gelir. Çünkü burada şeytanla harb yapılır. (Kadı Beydavi)</p>
<p>Hazret-i Meryem’in validesi Hanne ihtiyarlamıştı. Bir ağaç gölgesinde otururken, bir kuşun, yavrusuna bir şeyler yedirdiğini gördü, kendisinde de annelik hevesi uyandı. (Ya Rabbi, eğer bana bir çocuk ihsan edersen, nezrim olsun onu Beyt-ül-mukaddese hizmetçi olarak vereceğim) dedi.</p>
<p>Bu duası kabul olduktan sonra kocası İmran bin Masan vefat etti, daha sonra da Hazret-i Meryem’i doğurdu. Hanne, Hazret-i Meryem’i bir hırkaya sararak Mescid-i Aksaya götürdü. Oradaki din âlimleri olan 29 zatın yanına bıraktı. (Bu bir adaktır, kabul ediniz) dedi. Herbiri, onu alıp himaye etmek istedi. Bu yüzden aralarında ihtilaf çıktı. Zekeriyya aleyhisselam, o zatların reisi ve Hazret-i Meryem’in teyzesinin kocası idi. Bu sebeple Hazret-i Meryem’i kendi alıp himaye etmek istedi. Diğer zatlar ise, (Meryem’e anası herkesten daha yakın iken, onu kendi yanında bırakmıyor, artık senin yanında bırakılması uygun olur mu? En iyisi kur’a çekelim kime çıkarsa, o alıp baksın) dediler. Irmağa gittiler, kalemlerini suya attılar.</p>
<p>Hangisinin kalemi sabit kalıp suyun yüzüne çıkarsa, Hazret-i Meryem’e o bakacaktı. Bunlardan yalnız Hazret-i Zekeriyya’nın kalemi su üzerine çıkıp kaldı. Hazret-i Meryem’i, Zekeriyya aleyhisselam alıp, teyzesinin yanına götürdü. Hazret-i Meryem, genç bir kız olunca, onun için Mescid-i Aksa’da merdivenle çıkılan, yüksek bir çardak yaptırdı. Bu çardağa mihrab deniyordu. Sonra Hazret-i Meryem’i buraya bıraktı, onun yiyecek ve içeceğini yalnız kendisi götürür, ona verirdi. Başkaları onun yanına giremezdi. Bu esnada, Hazret-i Meryem’e Allahü teâlâ, çeşit çeşit nimetler; yaz mevsiminde kış meyvesi, kış mevsiminde de yaz meyvesi ihsan etti. Hazret-i Zekeriyya, (Ya Meryem! Bu nimetler sana nereden geliyor) diye sual etti.</p>
<p>Hazret-i Meryem’in cevabı âyet-i kerimede şöyle bildirilmektedir:<br />
(Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mihraba her girişinde orada bir rızık bulur, &#8220;Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?&#8221; der; o da, &#8220;Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir&#8221; dedi.) [Al-i İmran 37]</p>
<p>Camide yer ayırmak<br />
Sual: Camide safta boş yer görünce gidip oraya oturdum. Bir arkadaş geldi, burası benim yerim, dedi. Ben az önce okuduğum Mushafı kitaplığa koymak için kalkmıştım dedi. Ben de camide yer mi yok, birkaç başka yere otursan, ne fark eder dedim. Tartışmayı büyütünce kalkmak zorunda kaldım. Ne yapmak uygundu?<br />
CEVAP<br />
Camide kendine muayyen yer ayırmak mekruhtur. Fakat, dışarı çıkarken, kimse oturmasın diye, yerine ceketini bırakırsa, gelince oraya tekrar oturabilir. (S. Ebediyye)</p>
<p>Camide böyle şeyler konuşmak uygun olmaz.</p>
<p>O arkadaş, ceketini veya başka şey bırakmadığı için oturmanız normal. Kalk burası benim demek hoş olmadığı gibi, sizin de ısrar etmeniz hoş olmamış. Böyle işlerde hep fedakârlık bizden olmalı. Haklı da olsak, hak benim dememeli, peki demeli hemen yeri teslim etmeli. Sesi yükseltmeden konuşmalı, iki taraftan biri yaşlı ise, yaşlı olana da saygılı davranmalı.</p>
<p>Sual: Camide konuşmak, şakalaşıp, gülüşmek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Zaruretsiz konuşmamalı ve gülmemelidir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Camide gülmek, kabirde karanlığa maruz kalmaya sebeptir.) [Deylemi]</p>
<p>(Ahir zamanda camide dünya kelamı konuşanlarla beraber olmayın! Allahü teâlânın böyle kimselerle işi yoktur.) [İbni Hibban]</p>
<p>(Hayvanların otu yediği gibi, camide konuşmak da sevapları yer, yok eder.) [İ.Gazali]</p>
<p>(Mescitte dünya kelamı söyleyenin ağzından kötü bir koku çıkar. Melekler, “Ya Rabbi, bu koku bizi rahatsız ediyor” derler. Hak teâlâ da buyurur ki: “İzzim celalim hakkı için, onlara büyük bela veririm.”) [Ey Oğul İlm.]</p>
<p>Farz ile sünnet ve sünnet ile farz arasında da konuşuluyor. Bu konuşma, sünnetin sevabını yok eder. Zaruretsiz konuşmamalıdır.</p>
<p>Camiye girerken<br />
Sual: Camiye girerken, dua edilir mi? Oradakilere selam verilir mi?<br />
CEVAP<br />
Eğer Camide Kur’an okunmuyorsa oradakilere selam verilir. Caminin kapısından içeri girerken dua etmeli, mesela (Ya Rabbi, bana fazlınla rahmet kapısını aç) demelidir. Evimize girerken de aynı şekilde dua etmelidir. Bir hadis-i şerif meali:</p>
<p>(Mescide giren, Peygamberinize [Esselamü aleyküm ya Resulallah diyerek] selam versin! Sonra, “Ya Rabbi, bana rahmet kapılarını aç” diye dua etsin.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai]</p>
<p>(Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş kapısı olan kalbler, herkeste açık değildir. Bunun açılması için dua etmeliyiz!)</p>
<p>Camiden çıkarken de aynı şekilde, (Ya Rabbi, bana fazlınla rahmet kapısını aç) diye dua etmelidir.</p>
<p>Camide konuşmak<br />
Sual: Camilerde dünya kelâmı konuşmak sevablarımızı azalttığına göre, camide ihtiyâç halinde konuşmak, (Soğuk geliyor, pencereyi kapatın, ön saftaki boş yerleri doldurun, balkonda yer var, oraya çıkın) gibi sözler dünya kelâmı sayılır mı?<br />
CEVAP<br />
Camiye girerken itikâfa niyet edilirse, konuşmak zarar vermez. İhtiyaç halinde yukarıdaki sözleri konuşmakta mahzur yoktur. İtikâf edene, hep ibâdet etmiş, namaz kılmış gibi sevab yazılır. İtikâf demek, bir müddet camiye girip orada kalıp ibadete niyet etmek demektir.</p>
<p>Sual: Mescid olarak da kullanılan odaya, abdestsiz girmek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Hayır, abdestsiz girip oturulmaz, fakat ihtiyaç olunca bir şey almak için girilip çıkılabilir.</p>
<p>Haram parayla cami<br />
Sual: Avrupa’da uygunsuz yerlerden toplanan haram parayla yaptırılan camide namaz kılınır mı?<br />
CEVAP<br />
Haram parayla cami yaptırmak, kirli elbiseyi idrarla yıkamaya benzer, daha çok pislenir. Böyle camide namaz kılınmaz. Elde haram para varsa, bir miktar helâl para karıştırmalı. Haramla helâl karışınca, mülk olur. Her ne kadar tayyib [temiz] olmasa da, kullanmak caiz olur. Böyle, helal haram karışık paralarla yapılan camide, namaz kılmak caiz olur. (Hadika)</p>
<p>Sual: Cami de, kilise ve havra da Allah’ın evidir denebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Kiliseler ve havralar Allah’ın değil, şeytanın evidir. Allahü teâlâya, Onun istediği gibi ibadet edilen yere Allah’ın evi denir. Mesela Kâbe’ye Beytullah, yani Allah’ın evi denir. Hadis-i şerifte, (Camiler, Allah’ın evidir) buyuruldu. (Hâkim)</p>
<p>Kilisede namaz kılınmaz ve Kur’an-ı kerim okunmaz; çünkü kilisede, şeytanlar toplanır. Kilise putlardan temizlenirse, namaz kılmak mekruh olmaz. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Sual: Camide kermes düzenlemek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Hayır, caiz değildir. Caminin içinde alış veriş yapmak, mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)<br />
Bir hadis-i şerifte, (Mescitlerde alış veriş yapmayın) buyuruldu. (Tirmizi, Nesai, Ebu Davud)</p>
<p>Camide telefonu kapatmak<br />
Sual: Bir caminin kapısına, camide cep telefonlarını kapatın anlamında, (Hak’la irtibata geçilince, halkla irtibatı kesin) diye levha asılmış. Uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
İnsan dışarıdayken de, yani halkın içindeyken de Hak’la beraber olabilir. Camideyken de halkla, dünya ile meşgul olabilir. Telefonunu kapatsa da yine halkla beraber olabilir. Bu bakımdan, (Camiye girerken telefonları kapatalım) demek daha uygun olurdu.</p>
<p>Camiye abdestsiz girmek<br />
Sual: Unuttuğu şemsiyeyi almak için, camiye abdestsiz girmek caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
İhtiyaç olunca, o kadar zaman için abdestsiz girmek caiz olur, mekruh olmaz.</p>
<p>Kıble duvarına levha asmak<br />
Sual: Cami ve mescitlerde yahut evde namaz kılınan odada, kıble duvarına, içinde canlı resmi olmayan tablolar Besmele veya ayet yazılı levhalar asmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Zihni meşgul eden şeyler, mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olması mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)</p>
<p>Kıble duvarını sade yapmalı, hiç bir şey asmamalı ve yazı yazmamalıdır.</p>
<p>Cami yaparken<br />
Sual: Caminin altına şadırvan, hamam yapmak, bir cami yaparken altını dükkân, üstünü de mesela imam ve müezzin için lojman yapmak veya apartmanın giriş katını mescid yapmak caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet, hepsi caizdir.</p>
<p>Mahya kurmak<br />
Sual: Camilerde iki minare arasına mahya kurmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Çifte minareli camilere mahya kurulması, sultan üçüncü Ahmed han devrinde sadrazamlık yapmış olan Damat İbrahim Paşa’nın 1719’de ihdas eylediği bid’attir. (Mirat-ül-Haremeyn s.802)</p>
<p>Minarede ışık yakmak<br />
Sual: Vaktin girdiğini belirtmek için minarede ışık yakmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Caiz değildir. Minarelerde ışık yakmak Mecusilere benzemek olur, bid’attir. (Tahtavi)</p>
<p>Camide fazla ışık yakmak<br />
Sual: Özellikle mübarek gecelerde, camilerde çok ışık yakıyorlar. Bu israfa girmiyor mu?<br />
CEVAP<br />
Mübarek gecelerde, camilerde fazla ışık yakmak bid’attir. (Eşbah, Ukud-üd-dürriyye)</p>
<p>Önce camiye gitmek<br />
Sual: (Herhangi bir şehre gidince önce camiye gitmeli) deniyor. Bunun hikmeti nedir?<br />
CEVAP<br />
Önce Allahü teâlânın evini ziyaret etmek, onun misafiri olmak önemlidir. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Camiler Allah’ın evleridir ve müminler de Onun ziyaretçileridir. Ziyaretçisine ikram etmesi, ziyaret edilen üzerine haktır.) [Hâkim]</p>
<p>(Güzel abdest alıp camiye giren misafirine Allahü teâlâ mutlaka ikram eder.) [Beyheki]</p>
<p>Hadis-i şerifte bildirilen hususların doğruluğundan şüphe etmemeli. Birçok kimseden bir memlekete gidince önce camiye giden Müslümanın işinin rast gittiğini işittik. Şahsen biz de, önce camiye gidince, işimizin rast gittiğini çok gördük. Bu ziyaret işini îtiyat [alışkanlık] hâline getirmeli. Mekruh vakit değilse, iki rekât tehıyyet-ül-mescid namazı kılmalı.</p>
<p>Cünübün mescide girmesi<br />
Sual: Âcilen bir şey almak zorunda kalan cünüp kimse, mescide girip o şeyi alıp çıksa, caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Mescide teyemmüm ederek girip, o eşyayı alıp hemen çıkar. (S. Ebediyye)</p>
<p>Başkasını rahatsız etmek<br />
Sual: Camide, öndeki boş yerlere geçmekte mahzur olur mu?<br />
CEVAP<br />
Kimseye çarpmadan, sıkıntı vermeden geçilebilirse mahzuru olmaz. Geçerken ister istemez insanlar rahatsız olur. Başkalarını rahatsız etmek günahtır. Geç kalanın, başkalarını rahatsız etme ihtimali olduğu için, ön saflara geçmemesi daha uygun olur.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fcamilere-saygi-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/camilere-saygi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Potine mesh edilir</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/potine-mesh-edilir.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/potine-mesh-edilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 14:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5635</guid>
		<description><![CDATA[Potine mesh edilir Sual: Mâlikî’de, mestin lastik veya plastik olması caiz midir? Askeri potinler, mest olarak kullanılabilir mi? Altları lastik olsa mahzuru olur mu? CEVAP Hiç mahzuru olmaz. Potin, tamamen lastik veya plastik de olsa yine mesh edilebilir. Mâlikî’de mestin deriden olması demek, deri vasfına haiz olması demektir. Maliki’de, mestin altı ve üstü deriden yapılıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fpotine-mesh-edilir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Potine mesh edilir</strong></span></p>
<p>Sual: Mâlikî’de, mestin lastik veya plastik olması caiz midir? Askeri potinler, mest olarak kullanılabilir mi? Altları lastik olsa mahzuru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hiç mahzuru olmaz. Potin, tamamen lastik veya plastik de olsa yine mesh edilebilir. Mâlikî’de mestin deriden olması<br />
<span id="more-5635"></span><br />
demek, deri vasfına haiz olması demektir.</p>
<p>Maliki’de, mestin altı ve üstü deriden yapılıp da, yan tarafları keçeden veya ketenden yapılmış olursa mesh caiz olur. (El fıkh-u alel mezahib-i erbaa)</p>
<p>Mâlikî’de mest üzerine, birinci abdest bozulmadan önce, ikinci bir mest, çizme, plastik, naylon, lastik ayakkabı giyse, dıştaki, su geçirmezse, bunun üzerine mesh edebilir. Suyu çok geçirirse yine edebilir, çünkü içteki ıslanarak, içtekine mesh etmiş olur. (S. Ebediyye)</p>
<p>Secdede parmakları kapatmak<br />
Sual: Bir arkadaş, (Secdede parmakları kapatmak küfürdür, çünkü müşrikler parmakları arasına put koyarlarmış) dedi. Bir Şâfiî arkadaş da, (Münafık müşrikler, namaz kılarken putları koltuklarının altına alırlarmış, ara tekbirleri için ellerini kaldırınca putlar yere düşermiş. Bunun için ara tekbiri alırken elleri omuza kaldırmamak küfür olur) dedi. Bildirilen iki husus küfür müdür?<br />
CEVAP<br />
Hayır, ikisi de küfür değildir. Secdede parmakları bitiştirmek sünnettir. Parmaklar açık olursa günah olmaz. İntikal tekbirleri denilen ara tekbirlerde elleri kaldırmak, Şâfiî’de farz değildir, sünnettir, ancak secde-i sehvi gerektiren sünnetlerden de değildir. Yani unutularak yapılmazsa bir şey gerekmez. Hanefî&#8217;de intikal tekbirlerinde elleri kaldırmak mekruhtur.</p>
<p>Başkasını rahatsız etmek<br />
Sual: Camide, öndeki boş yerlere geçmekte mahzur olur mu?<br />
CEVAP<br />
Kimseye çarpmadan, sıkıntı vermeden geçilebilirse mahzuru olmaz. Geçerken ister istemez insanlar rahatsız olur. Başkalarını rahatsız etmek günahtır. Geç kalanın, başkalarını rahatsız etme ihtimali olduğu için, ön saflara geçmemesi daha uygun olur.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fpotine-mesh-edilir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/potine-mesh-edilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amel imandan parça değildir</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/amel-imandan-parca-degildir-3.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/amel-imandan-parca-degildir-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 12:17:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[imandan]]></category>
		<category><![CDATA[parça]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5633</guid>
		<description><![CDATA[Amel imandan parça değildir Sual: Amel imandan parça mıdır, yani bir farzı yapmayan veya bir haramı işleyen kâfir olur mu? CEVAP Hayır, kâfir olmaz. Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olurdu. Hiç müslüman kalmazdı. Vehhabiler diyor ki: (Amel [ibadet], imanın parçasıdır, azalır çoğalır. Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Famel-imandan-parca-degildir-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Amel imandan parça değildir</strong></span></p>
<p>Sual: Amel imandan parça mıdır, yani bir farzı yapmayan veya bir haramı işleyen kâfir olur mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, kâfir olmaz. Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olurdu. Hiç müslüman kalmazdı.</p>
<p>Vehhabiler diyor ki:<br />
<span id="more-5633"></span><br />
(Amel [ibadet], imanın parçasıdır, azalır çoğalır. Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde, tembellikle namaz kılmayan kâfir olur. Bu öldürülür, malları vehhabilere taksim edilir.)<br />
CEVAP<br />
İbadetin vazife olduğuna inanmak imandandır. İnanmak başka, yapmak başkadır. Bunları birbirlerine karıştırmamalıdır. İnandığı halde, tembellikle yapmayan kâfir olmaz. Vehhabiler, “Müslümanlar şirk üzere yaşadılar, bu yüzden, ölenleri müşriktir yani kâfirdir” diyorlar. Bir müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Aslında bu itikadları yüzünden, yani vehhabi olmayan müslümanlara kâfir demeleri yüzünden bunlara cevap vermeye lüzum yok ise de, müslümanların bunları yakından tanımaları için bu hususlara açıklık getiriyoruz.</p>
<p>İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri, ameller imandan parça değildir buyurdu. İman, inanmak demektir. İnanmakta azlık çokluk olmaz. İbadetler, iman olsaydı, iman azalıp çoğalırdı.</p>
<p>Âyet-i kerimelerde, imanı olanlara, ibadet yapmaları, günahtan sakınmaları emrediliyor.<br />
(Ey iman edenler, rüku edin; secde edin; Rabbinize ibadet edin.) [Hac 77]</p>
<p>(Ey iman edenler, Cuma günü namaz için ezan okununca, Allah’ı anmaya koşun.) [Cuma 9]</p>
<p>(Ey iman edenler, faiz yemeyin.) [Al-i imran 130]</p>
<p>(İman edip salih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.) [Hac 50]</p>
<p>(İman edip salih amel işleyenlere kesintisiz mükafat vardır.) [İnşikak 25]</p>
<p>(İman edip salih ameller işleyenlere Cennetler vardır.) [Tin 11]<br />
Bu âyetler, imanın ibadetten başka olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Şu âyet-i kerime de, amellerin imandan ayrı olduklarını açıkça göstermektedir:<br />
(Erkek veya kadın, mümin olarak, iyi amel işleyeni mutlaka güzel bir hayata kavuşturacağız.) [Nahl 97]</p>
<p>İman edip, hiç ibadet yapamadan, hemen ölenin, mümin olduğu söz birliği ile bildirilmiştir. Cibril hadisinde de imanın [Amentü’deki altı esasa] inanmak olduğu bildirilmiştir.</p>
<p>Meşhur (Emali kasidesi) 43. beytinde diyor ki:<br />
(Farz olan ibadetler, imandan sayılmaz.)</p>
<p>Ehl-i sünnet âlimlerinden bazıları, şu âyet ile hadis-i şerifi delil getirerek, iman [yani imanın nuru] artar eksilir dediler:<br />
(Müminler ancak, Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran kimselerdir.) [Enfal 2]</p>
<p>(İman artarak, sahibini Cennete götürür. Azalarak da, Cehenneme sürükler.) [M. Nasihat]</p>
<p>İmam-ı a’zam hazretleri, bu âyet ve hadis-i şerifi şöyle açıkladı:<br />
İmanın artması, devam etmesi, çok zaman sürmesi demektir. İmanın çok olması, inanılacak şeylerin çoğalması demektir. Mesela, Eshab-ı kiram, önce az şeylere inanırlardı. Yeni emirler gelince, imanları çoğalırdı. İmanın artması demek, kalbde nurunun artması demektir. Bu parlaklık, ibadet ile artar. Günah işlemekle azalır. (Şerh-ı Mevakıf , Cevheret-üt-tevhid)</p>
<p>Mutezile ile Vehhabiler ve diğer bazı bid’at fırkaları, (Amel, imandan parçadır) demişlerse de, amel, imanın parçası değildir. Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların muayyen hallerinde olduğu gibi, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmak caiz ve gerekirken, imanı hiçbir zaman bırakmak caiz olmaz.</p>
<p>Yalnız iman ile Cennete girilirse de, yalnız amel ile Cennete girilmez. Amelsiz iman makbul, imansız amel ise makbul değildir. İmanı olmayanların yaptığı ibadetler, ahirette hiçbir işe yaramaz. İman başkasına hediye edilmez, fakat amelin sevabı, başkalarına hediye edilir. İman vasiyet edilmez, fakat kendi için amel yapılması vasiyet edilir. Ameli terk eden kâfir olmaz ise de, imanı terk eden hemen kâfir olur. Özrü olan kimseden amel affolur ise de, iman kimseden affolunmaz.</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
Sapık fırkalar, (Onlar, iman edip salih amel işlediler) mealindeki (Rad) suresinin 29.âyet-i kerimesini delil gösterip, (Amel imanın parçasıdır) dediler. Halbuki bu ve benzeri âyetler, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, (ve amilussalihat) sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu. Mutezile fırkasının [ve vehhabilerin], günah işleyenlerin ebedi Cehennemde kalacağını söylemesi yanlıştır. Çünkü hadis-i şerifte, (İkrar ettiği şeyi, inkâr etmeyen, kâfir olmaz) buyuruldu. Günah işleyen, tasdik ettiği imanın esaslarını inkâr etmiş olmaz. Ahirette yalnız imansızlara şefaat edilmez. Bu da, şefaat edilen günahkârların kâfir olmadığını gösterir. Hadis-i şerifte, (Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim) buyuruldu. Ebüdderda hazretleri, (Ya Resulallah, zina ve hırsızlık eden de, şefaate kavuşacak mıdır?) diye sual etti. Cevabında, (Evet zina ve hırsızlık edene de şefaat edeceğim) buyurdu. İman ile ölen herkes, er geç Cennete girer.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Şirk üzere ölmeyen her mümine şefaat edeceğim.) [Bezzar, Hakim, Beyheki]</p>
<p>(Zina etmiş, hırsızlık yapmış, içki içmiş mümin de Cennete girer.) [Buhari]</p>
<p>(Kalbinde zerre kadar imanı olan Cehennemde kalmaz.) [Buhari]</p>
<p>Günahkâr mümin, cezasını çektikten sonra, Cennete girer. (Zina edenden, içki içenden iman çıkar) hadis-i şerifi, günahkârların kâmil mümin olmadığını bildirmektedir. (İman, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla ameldir) sözünün manası şudur: İnsanda iman, vücuttaki baş gibidir. El kol gibi uzuvlar da ameller gibidir. Elsiz, kolsuz insan olursa da, başsız insan olmaz. Normal bir insan tarif edilirken, bütün azaları ile tarif edilir. Yani bazı azaları eksik olsa bile insan yine insandır. Bunun gibi, kâmil mümin tarif edilirken, amel de dahil edilmiştir. Eli ayağı kesik kimseye (yaşayan ölü) dendiği gibi, büyük günah işleyene de, kâmil mümin değil manasına &#8220;mümin değildir&#8221; buyurulmuştur. (İhya)</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri de buyurdu ki:<br />
İbadetler, imandan, parça değildir. Fakat ibadetler, imanın kemalini artırır. İmam-ı a’zam hazretleri, &#8220;İman artmaz ve azalmaz&#8221; buyurdu. Çünkü iman, kalbin tasdiki, kabul etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Azalan ve çoğalan inanışa, iman değil, zan ve vehim denir. Mümin büyük günah işlese de imanı gitmez, kâfir olmaz.</p>
<p>Günahı çok olan bir mümin, tevbe etmeden ölmüş ise, Allahü teâlâ dilerse, günahlarının hepsini affeder, dilerse günahları kadar azap eder; fakat sonunda yine Cennete koyar.<br />
Ahirette kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa kavuşur. (M. Rabbani 2/67)</p>
<p>Günah ile imansızlık ayrı şeylerdir<br />
Sual: (Zani, zina ederken; içkici, içki içerken; hırsız, çalarken mümin değildir) hadis-i şerifi, günah işleyenlerin kâfir olacaklarını göstermiyor mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır, kâfir olacaklarını göstermiyor. Âlimler, bunların kâmil mümin olmadıklarını gösterdiğini bildirdiler. Bunların iman kuvveti zayıftır, küfre düşmeleri kolay olur. (Fuhuş söz söyleyen, komşusu zararından emin olmayan, komşusu aç iken tok olan mümin değildir) hadis-i şerifleri de böyledir. (Şu günahı işleyen Cennete giremez, Cehennemliktir, mümin değildir) demek, (O günahtan tevbe edilmezse, af veya şefaate uğramazsa, günahının cezasını çekmeden Cennete giremez) demektir. Çünkü günah ile, imansızlık ayrı şeylerdir. Günah ne kadar büyük olursa olsun, o günahı işleyen kâfir olmaz. Fakat hangi günah olursa olsun, günaha devam edenin kalbi kararır, küfre sürüklenir. Onun için her günahtan kaçmalıdır.</p>
<p>İbadet yapmayan ve günah işleyen müslümana kâfir dememelidir. Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamaları olmadan hadis-i şeriflerden, âyet-i kerimelerden hüküm çıkarmak çok yanlış olur. Mesela, (Bir mümini kasten öldüren Cehennemdedir) mealindeki âyet-i kerimeyi İslam âlimleri, (Bir mümini, mümin olduğu için öldüren Cehennemliktir) şeklinde açıklamışlardır.</p>
<p>Allahü teâlânın var ve bir olduğunu ve Peygamberi ile bildirdiği ahkamı tasdik eden bir mümin, bu ahkama uymakta kusur ederek günah işlerse elbette üzülür. Günah işlemekle kâfir olmaz.<br />
Allah’ı ve Peygamberi tanımayan ve yaptığı iyi işleri, Allah’ın emri olduğu için değil de, başka sebeple yapan bir kimse, Allah’a kul olmayı bile kabul etmiyor. Bu ikisine karşı Allahü teâlânın muamelesi, elbette bir olmaz. Çünkü birisi suçlu ise de müslümandır. Diğeri iyi iş yapmış olsa da kâfirdir. (Hadika)</p>
<p>Vehhabi İbni Baz’ın bozuk kitabı<br />
Sual: Abdülaziz bin Baz’ın &#8220;Akidet-üs-sahiha&#8221; adlı kitabı &#8220;Doğru İnanç&#8221; ismi altında Türkçeye tercüme edilerek dağıtılıyor. Kitapta (İman, dil ile ikrar ve inanılanı yapmaktır. İman itaat ile artar, isyan ile azalır) diyor. Böyle söylemesi doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Yanlıştır. Dikkat edilirse kalb ile tasdik demiyor. Halbuki bir kâfir de dil ile ikrar edebilir. Kalb ile tasdik etmedikçe kıymeti olmaz. İnanılanı yapmak ameldir. Mesela orucun farz olduğuna inanan kimse bunu yapmazsa günaha girer, imanı gitmez. İbni Baz, inanılanı yapmak iman diyerek amel, imanın parçasıdır diyor. Halbuki amel imandan parça değildir. Mesela namaz kılmayana kâfir denmez.</p>
<p>(İman artar, eksilir) demekle de, gerçekte imanın artıp eksildiğini zannediyorlar. Halbuki iman, &#8220;Amentü&#8230;&#8221; de bildirilen altı esasa inanmaktır. Bunun birine inanmamak küfür olur. Bu bakımdan iman zamanla azalıp çoğalmaz. Tevilsiz (iman artar, eksilir) demeleri küfür olur. (İmanın parlaklığı artar, eksilir) demekte mahzur olmaz.</p>
<p>Ehl-i bid’at, (Amel, imandan parçadır) demişlerse de, amel, imanın parçası değildir. Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların muayyen hallerinde olduğu gibi, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmak gerekirken imanı hiçbir zaman bırakmak caiz olmaz.</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
Bid’at ehli, (İman edip salih amel işleyenler) mealindeki âyetleri delil gösterip, (Amel imanın parçasıdır) dediler. Halbuki bu ve benzeri âyetler, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, (ve amilussalihat) sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu.</p>
<p>İmam-ı a&#8217;zam hazretleri de buyurdu ki:<br />
İman, dil ile ikrar, kalb ile de tasdiktir. İmanda azalma, çoğalma olmaz. Ancak parlaklığında, kuvvetinde çoğalma olur. Amel, imandan parça değildir. Günah işleyene kâfir denmez. İman herkese gerekirken, her amel herkese gerekmez. Mesela nisaba ulaşmayan fakir zekat vermez. Hayz halinde namaz kılınmaz. Fakat fakire ve hayzlıya iman gerekmez denilemez.</p>
<p>Avrupa’dan bir okuyucumuz diyor ki:<br />
İbni Hudayri diye birisinin Tevhid inancı diye Türkçe’ye çevirdiği kitap ektedir. Bu kitap Vehhabi kitabı mıdır?<br />
CEVAP<br />
Evet Vehhabi kitabıdır. İbni El Hudayri, İbni Baz’a göre daha yumuşak yazmıştır. Mesela ahirette Resulullahın şefaat edeceğine, kerametin hak olduğuna inanıyor. Ama yine bir mezhebi kabul etmemekte direniyor, delil sadece kitab ve sünnet diyor. İbni Teymiyye ve ibni Hazm gibi ehli bid’atten deliller veriyor. İbni Baz’a şeyh ve âlim diyor. Her Vehhabi gibi, evliya ve peygamberlerden istigaseye [yardım istemeye] şirk diyor. (Bilerek namazı terk eden kâfir olur) diyerek de şu âyeti delil gösteriyor:<br />
(Tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, din kardeşiniz olurlar.) [Tevbe 11]</p>
<p>Burada namazı zekattan ayırmak yanlıştır. O zaman zekat vermeyen de kâfirdir. Zekat vermeyen, namaz kılmayan kâfir olunca, diğer farz olan ibadetleri yapmayan da kâfir olur. Yani amel imandan parça olur. Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olurdu. Yeryüzünde hiçbir Müslüman kalmazdı. Sadece namaz kılmayan kâfir demekle sanki biraz yumuşadıklarını göstermek istiyorlar. Daha başka yanlışlıkları da vardır.</p>
<p>İbadet etmeyenin imanı yok mudur?<br />
Sual: İman ile amel bir midir? İbadet etmeyenin imanı yok mudur?<br />
CEVAP<br />
(İman edenler ve salih, iyi amel işleyenler) ve (Mümin olarak salih amel işleyenler) mealindeki âyet-i kerime, iman ile amelin başka başka olduklarını göstermektedir. Eğer amel, imanın parçası olsa idi, âyet-i kerimede ayrıca bildirilmezdi. Bir şey başka şeye atfedilince, ikisinin başka başka oldukları anlaşılır. Hucurat suresinde, (Müminlerden iki fırka birbiriyle döğüşürse, aralarını bulun) mealindeki âyet-i kerimede, savaşarak günah işleyenlere mümin denmektedir. Devamındaki, (Müminler, elbette kardeştir. Kardeşlerinizin arasını bulun) mealindeki âyet-i kerime, bunların mümin olduklarını bildirmektedir.</p>
<p>Nisa suresinde mealen, (Allah, şirki elbette affetmez. Dilediklerinin, şirkten [imansızlıktan] başka günahlarını affeder) buyuruldu. Bir hadis-i şerifte, (Cebrail aleyhisselam, şöyle müjdeledi ki, şirk üzere ölmeyen, zina ve hırsızlık etse de, sonunda Cennete girer) buyuruldu. (Buhari)<br />
Bu âyet-i kerime ile hadis-i şerif, iman ile amelin başka başka olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Günahkâra kâfir denmez<br />
Allahü teâlânın var ve bir olduğunu ve Peygamberi ile bildirdiği ahkamı tasdik eden bir mümin, bu ahkama uymakta kusur ederek günah işlerse elbette üzülür. Günah işlemekle kâfir olmaz. Allah’ı ve Peygamberi tanımayan ve yaptığı iyi işleri, Allah’ın emri olduğu için değil de, başka sebeple yapan bir kimse, Allah’a kul olmayı bile kabul etmiyor. Bu ikisine karşı Allahü teâlânın muamelesi, elbette bir olmaz. Çünkü birisi suçlu ise de müslümandır. Diğeri iyi iş yapmış olsa da kâfirdir.</p>
<p>Amel imandan bir parça olsaydı, her günah işleyen kâfir olurdu. Hiç müslüman kalmazdı. Hadis-i şeriflerde bazı iyilikler imana, bazı kötülükler küfre bağlı olarak bildirilmiş ise de, böyle buyurulması, bu iyilik ve kötülüklerin önemini, şiddetini bildirmek içindir. (Haya imandan bir şubedir), (Temizlik imanın yarısıdır) ve (İman namazdır) hadis-i şerifleri böyledir. Başka âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin yardımı ile, bunların, imandan veya küfürden parça olmadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Büyük günah işleyenin imanı gitmez, kâfir olmaz. Günah işleyen müslümana (fâsık) denir. İtikadı [imanı] düzgün olan fâsıklar, ahirette Cehennem azabını görse de, sonunda mutlaka Cehennemden çıkar.</p>
<p>Müslümanlığın temeli, Allahü teâlânın birliğine ve Muhammed aleyhisselamın bildirdiği belli olan emirlerin ve yasakların hepsini Allah tarafından getirmiş olduğuna inanmaktır. Yani emirleri yapmak ve yasak edilenleri yapmamak imanın şartı değil ise de, yapmak ve yapmamak gerektiğine inanmak imanın şartıdır. Böyle imanı olmayan, yani müslüman olmayana (kâfir) denir. Kâfirler, ne kadar iyi iş ve faydalı buluşlar yapsa da, ahirette azaptan kurtulamaz.</p>
<p>Önce iman, sonra amel<br />
İbadetler ve bütün iyi işler kıymetli ise de, bunları yapmak, imanın yanında ikinci derecede kalır. İman temel, iyi işleri yapmak ikinci derecededir, imandan sonra gelir. İmanın ve iman ile birlikte olan iyi işlerin dünyada da, ahirette de faydaları vardır. İnsanı saadete ulaştırırlar. İmansız olan iyi işler insanı dünyada saadete kavuşturabilir. Ahirette faydası olamaz.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Allah’a iman etmeyenlerin yaptıkları faydalı işler, fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu küller gibidir. Ahirette o işlerin hiçbir faydasını bulamazlar.) [İbrahim 18]</p>
<p>(Kıyamet günü onların iyi işlerini, bizim için yapmadıklarından, kimler için yaptılar ise, onlara doğru saçılan ince toz haline getiririz.) [Furkan 23]</p>
<p>(Emekleri en ziyade boşa gidenler, dünyada güzel iş yaptıklarını sanır. Halbuki boşuna uğraşırlar, Rablerinin âyetlerine ve kıyamette Onun huzuruna çıkacaklarına inanmazlar. Biz de onların iyiliklerini yok ederiz. İyilikleri ile kötülüklerini ölçmeyiz.) [Kehf 103-105]</p>
<p>(Kâfirlerin cami yapmaları caiz değildir. Yerinde ve yarar bir iş değildir. Onların cami yapmaları ve diğer bütün beğendikleri işleri, kıyamette boşa gidecek ve Cehennemde, sonsuz olarak cezalandırılacaktır.) [Tevbe 17]</p>
<p>(İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da bâtıldır.) [Hud 16]</p>
<p>(Kâfirlerin dünyada yaptıkları iyi işler, çölde görünen seraba benzer. Susuz kalan adam onu uzaktan su sanır. Fakat, yanına varınca, umduğunu bulamaz. Kâfirler de, kıyamette, dünyada yaptıkları iyilikleri serap gibi yapan, yani yok eden Allah’ı bulur ve hesabını Ona verir.) [Nur 39]</p>
<p>Bu âyet-i kerimeler de, amelin, imanın bir parçası olmadığını, kâfirlerin hiçbir amelinin fayda vermeyeceğini göstermektedir.</p>
<p>İddia sahipleri de müslüman olamazdı<br />
Sual: Mısırlı bir yazarın (Biz Müslüman mıyız?) isimli bir kitabını okudum. Kitabın adı tuhafıma gitmişti. Kitapta büyük günah işleyenlerin Müslüman olmadıklarını bildiriyor. Dinimizde büyük günah işleyen kâfir mi olur?<br />
CEVAP<br />
30 sene önce, bir dergide, bu kitabın ismi için bir fiske yazılmıştı. (Biz Müslüman mıyız diyorsunuz, sizi bilmeyiz, ama Elhamdülillah biz Müslümanız) denmişti.</p>
<p>Müslüman, imanından, Müslümanlığından şüphe etmemelidir. Günah ayrı, kâfirlik ayrıdır.<br />
Mısırlı yazarlar genelde, Selefiye itikadında mezhepsiz kimselerdir. Ameli imandan parça bilirler ve günah işleyen Müslümanlara kâfir derler. Özel olarak şu hadis-i şerifi delil olarak alırlar:<br />
(Zâni, zina ederken, şârib, şarap içerken, hırsız, çalarken mümin değildir.) [Buhari]</p>
<p>Halbuki İslam âlimleri, bu hadis-i şerifi açıklarken, kâmil mümin değildir diye açıklamışlar. İmanı parlak değildir, kuvvetli değildir diye açıklamışlardır. Çünkü başka bir hadis-i şerifin meali şöyledir:<br />
(Cibril aleyhisselam, “Allah’a şirk koşmadan ölen Cennete girecektir” dedi. Ben “hırsızlık yapsa, zina etse de mi?” dedim evet dedi. Üç kere sordum. Sonra evet şarap içse de dedi.) [Buhari, Tirmizi]</p>
<p>Demek ki, zina eden, içki içen ve hırsızlık eden de, sonunda Cennete gidecektir. Çünkü Ehl-i sünnet itikadında amel imandan parça değildir. Günah işleyen kâfir olsaydı, dünyada Müslüman kalmazdı. Bu iddia sahipleri de Müslüman olamazdı. Masum olmak, yani günah işlememek Peygamberlere mahsustur.</p>
<p>Bedenin işi, kalbin işi değildir<br />
Sual: Vehhabi kitabı, (Bir kimse, beni çocuklarından, ana babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, imanı tamam olmaz) hadis-i şerifini yazıyor. (Muhabbet, kalbde olur. Kalbin işidir. Bunun için, bu hadis, amellerin, ibadetlerin imandan parça olduğunu, imanın şartı olduğunu gösteriyor) diyor.<br />
CEVAP<br />
Muhabbet, kalbin işi değil, sıfatıdır. Kalbin işi olduğunu kabul etsek bile, bedenin, organların işi, kalbin işi değildir. Büyük günahları işleyen ceza görür. Bunları kalbinde bulunduran, yapmaya niyet eden ceza görmez. Kalbin iyi işi, inanmaktır. Kalbin kötü işi inanmamaktır, imansızlıktır. Bedenin kötü işi, imansızlık değildir. Mesela, yalan söylemek haramdır. Yalan söyleyen kötü iş yapmış olur. Fakat, kâfir olmaz. Ancak yalan söylemenin haram olduğunu kabul etmeyen veya beğenen kâfir olur.</p>
<p>Vehhabi [Feth-ül-mecid] kitabının 339. sayfasında, (Allah sevgisi olunca, Ona itaat edenleri, Onun Peygamberlerini, salih kullarını, Allah’ın sevdiklerini de sevmek lazım olur) diyor. O halde, Evliyayı sevmek, Allah sevgisinin alametidir. Bu sevgisini açıklayanlara dil uzatılamaz. Vehhabi kitabının da yazdığı gibi, Allahü teâlânın sevmediklerini sevmek yasaktır, küfürdür. Allahü teâlânın sevdiklerini sevmek lazımdır ve imanın alametidir. İbadetlerin en üstünü olduğu bildirilen hubb-i fillah ve buğd-ı fillah da bu demektir. Kâfirler, müşrikler, Allahü teâlâyı sevmiyor. Başka şeyleri seviyor. Müslümanlar, Allahü teâlâyı sevdikleri için, Onun sevdiği Peygamberi ve Evliyayı seviyorlar. Vehhabi kitabı, bu iki sevgiyi birbirine karıştırıyor. Birincisinin kötü olduğunu bildiren âyet-i kerimeleri, ikinci sevgiye de yaymaya kalkışıyor.</p>
<p>[Aslında burada da maksatlarını gizlemektedirler. Yani demek istiyorlar ki:<br />
“Ey müslüman olduğunu iddia edenler! Vehhabilikten önce atalarınızın asırlarca küfür üzere yaşayıp, müşrik olarak öldükleri gibi siz de küfür üzere yaşıyorsunuz. Böyle devam ederseniz siz de müşrik olarak öleceksiniz. Vehhabilik gelince İslam dini tamam oldu, kemal buldu. Vehhabiliğin dışındaki itikadınız yanlıştır. Şirk üzeresiniz. Gerçek Allah sevgisi bizde vardır. Gerçekte Ona itaat biz ediyoruz. Onun salih kulları biziz. Bu yüzden Allah bizi sevmektedir. Bize inanmak, bizi sevmek herkese lazım olur.”]<br />
Evet, aslında böyle demek istiyorlar.</p>
<p>Biz de aynı mantıkla diyoruz ki, ingilizlerin kurduğu bu yolunuzdan dönün, tevbe edin, müslüman olun, yani ehl-i sünnet olun. Küfrü gerektiren diğer inanışlarınız bir yana, müslümanlara kâfir dediğiniz için, sadece bu yüzden kâfir olmaktasınız. Bu yüzden sizi sevmiyoruz. Sevmemiz de mümkün değildir.</p>
<p>Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İmanın temeli müslümanları sevmek ve kâfirleri sevmemektir.) [İ. Ahmed]</p>
<p>(İmanın efdali Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, diliyle de Allah’ı anmak, kendisine hoş geleni, başkasına da hoş görmek, istemediği bir şeyi başkası için de istememek, hayır konuşmak veya susmaktır.) [Taberani]</p>
<p>Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa’ya buyurdu ki:<br />
(Yer ve göklerdeki bütün mahlukatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K. Saadet]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Famel-imandan-parca-degildir-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/amel-imandan-parca-degildir-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mestteki yırtık</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mestteki-yirtik.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mestteki-yirtik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 12:15:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Mestteki]]></category>
		<category><![CDATA[yırtık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5631</guid>
		<description><![CDATA[Mestteki yırtık Sual: Mestteki yırtığın sınırı nedir? CEVAP Hanefî’de, mestteki yırtık, üç parmak girecek kadar olursa, mesh etmek sahih olmaz. İki parmak girecek kadar delik olursa, mahzuru olmaz. Astarı varsa, astarı da mest sayılır, o kısmı yırtık sayılmaz. Bir mestin birkaç yerinde küçük yırtıklar olsa, bunlar toplanınca üç parmak kadar olursa, buna mesh etmek caiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmestteki-yirtik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Mestteki yırtık</strong></span></p>
<p>Sual: Mestteki yırtığın sınırı nedir?<br />
CEVAP<br />
Hanefî’de, mestteki yırtık, üç parmak girecek kadar olursa, mesh etmek sahih olmaz. İki parmak girecek kadar delik olursa, mahzuru olmaz. Astarı varsa, astarı da mest sayılır, o kısmı yırtık sayılmaz.<br />
<span id="more-5631"></span><br />
Bir mestin birkaç yerinde küçük yırtıklar olsa, bunlar toplanınca üç parmak kadar olursa, buna mesh etmek caiz olmaz. Bir mestte iki parmak, diğer mestte de iki veya bir parmak görünecek kadar yırtık varsa, bunlara mesh edilebilir. Mesh caiz olmayan yırtık, üç parmağın ucu değil, tamamı görünecek kadardır.</p>
<p>Şâfiî’de, mestin hiç yırtığı, deliği olmaması gerekir. Mâlikî’de ise, yırtık, ayağın üçte birinden azsa, mesh caiz olur. Mâlikî’yi taklit eden Hanefî’nin ise, bu hususta kendi mezhebindeki şartlara uyması lazımdır. Mâlikî’nin kavline uyarsa, Hanefî’ye göre sahih olmaz. Çünkü Hanefî’de, üç parmak girecek kadar ve daha fazla delik olursa, meste mesh etmek caiz olmaz.</p>
<p>Görmek ve bakmak<br />
Sual: Marketlerde, dolmuşlarda veya başka yerlerde istemeden müzik sesini işitiyoruz. Sokakta, ister istemez açık gezen bayanları görüyoruz. Günah oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Dinlemekle duymak, görmekle bakmak farklıdır. Haram seslerin kulağımıza gelmesi günah değildir. Kasten haram sesleri dinlemek günahtır. Namahremi görmek günah değil, ona isteyerek bakmak günahtır. (İlk bakış günah değil, sonrakiler günahtır) diyerek, ilk bakışta kasten bakmak da günahtır. Ama kasıt olmadan gözümüze birkaç defa da çarpsa, yani görsek günah olmaz. Hadis-i şerifteki (İlk bakış günah olmaz) ifadesi, göze çarpması günah olmaz demektir. İlk bakış da olsa, kasten bakmak günahtır.</p>
<p>Tevazu örneği<br />
Sual: S. Ebediyye’de, Abdülhakîm-i Arvâsî hazretlerinin bir mektubunun sonunda, (Merkez-i dâire-i iflâs ve bî nevâî, Ser şâr-ı sahbây-ı hodgâmî ve nâ âşinâî. Es-Seyyid Abdülhakîm Arvâsî) deniyor. Bu ne demektir?<br />
CEVAP<br />
(İflas dairesinin merkezi ve bir şeyi olmayan, egoistlikle dopdolu ve bir şey bilmeyen) demektir. Büyük zatlar, kendilerinde hiçbir varlık görmedikleri, bütün iyilikleri, nimetleri Allahü teâlâdan bildikleri için böyle söylüyorlar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmestteki-yirtik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mestteki-yirtik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kiraya vermek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kiraya-vermek-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kiraya-vermek-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:54:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kiraya]]></category>
		<category><![CDATA[vermek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5629</guid>
		<description><![CDATA[Kiraya vermek Sual: Müslümanlar kiralık ev sıkıntısı çekerken, evini boş tutmak günah değil midir? Bazıları iyi kimselerin, salihlerin gücü yetmediği için, yüksek fiyat veren fâsıklara, kötü kimselere, evini kiraya veriyorlar. Salihleri düşünmemek vebal değil midir? CEVAP Müslümanlar kiralık ev sıkıntısı çekerken evi boş tutmak israf ve günah olduğu gibi, yüksek fiyatla kiraya vermek de asla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkiraya-vermek-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kiraya vermek</strong></span></p>
<p>Sual: Müslümanlar kiralık ev sıkıntısı çekerken, evini boş tutmak günah değil midir? Bazıları iyi kimselerin, salihlerin gücü yetmediği için, yüksek fiyat veren fâsıklara, kötü kimselere, evini kiraya veriyorlar. Salihleri düşünmemek vebal değil midir?<br />
CEVAP<br />
Müslümanlar kiralık ev sıkıntısı çekerken evi boş tutmak israf ve günah olduğu gibi, yüksek fiyatla kiraya vermek de asla uygun değildir.</p>
<p>Allahü teâlâ, (Bana şükredin, nankörlük etmeyin) buyuruyor. (Bekara 152)<br />
<span id="more-5629"></span><br />
Şükür nedir? İslam âlimleri şükrü çeşitli şekilde tarif etmişlerdir: Şükür, İslamiyet’e uymak, Allahü teâlânın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Her uzvun şükrü vardır. Mesela gözün şükrü, arkadaşların kusurunu görmemek, kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmak, ayağın şükrü, kötü yerlere gitmemek, bedenin şükrü, oruç tutmaktır. Malın şükrü ise zekât, sadaka vermektir.</p>
<p>Allahü teâlâ insanları sabır ve şükürle imtihan etmektedir. Daha çok fakiri sabırla, zengini ise şükürle imtihan etmektedir. Allahü teâlânın, (şükredin nankörlük etmeyin) buyurduğunu bildirmiştik. Nankörlük nedir? Nankörlük şükretmemektir.</p>
<p>İmam-ı Mücahid, Nahl süresinin, (Nimetin Allah’tan geldiğini itiraf eder, daha sonra da, onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfirdir) mealindeki 83. âyet-i kerimesini (Nimetlerin Allah’tan olduğunu bilirler. Fakat &#8220;Bunları biz kazandık veya bize miras kaldı&#8221; diyerek nankörlük ederler) diye tefsir etmiştir.</p>
<p>Allahü teâlâ, bir müslümana iki ev ihsan etmiştir. O da, birini boş tutuyor veya yüksek fiyatla veriyor. Sebep olarak da, (Sen benim ortağım mısın? Ben bu evi ne sıkıntılarla yaptırdım. Ben evimi istediğim fiyatla istediğim kimseye fâsık, salih ayırmadan veririm) demek, imam-ı Mücahidin tefsirinde bildirdiği nankörlüğe benzemiyor mu? O civarda kiralar 100-150 milyon iken, iyi insanlar arasında oturmayı arzu eden kimselere evini, 250-300 milyona kiraya vermek bu iyi niyetli insanları, dışlamak kötüler arasına atmak olmaz mı? Çoluk çocuğunun bozulmasına, sebep olmak değil midir? Kendi akrabasına veya mesai arkadaşına fazla para veremiyor diye, fâsıklara, kötü insanlara yüksek fiyatla vermek şükür müdür? Kimi de, yüksek fiyatla kiraya verenleri örnek gösterip, (Herkes yüksek fiyatla veriyor, beni mi görüyorsun) diyor, herkese uymak iyi değildir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(İnsanların çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.) [Enam 116]</p>
<p>Dinimiz, iyi zenginleri över, kötü zenginleri yerer. Allahü teâlâ buyuruyor ki:<br />
(Kullarımdan şükreden azdır.) [Sebe 13]</p>
<p>(İnsan, zengin olunca azar.) [Alak 6-7]</p>
<p>(Malı pek çok seviyorsunuz.) [Fecr 20]</p>
<p>(Altın ve gümüşü [parayı] biriktirip Allah yolunda sarf etmeyene çok acı bir azap vardır.) |Tevbe 34]</p>
<p>(Mallarınız ve çocuklarınız, Allah’ı anmaktan [iyilik ve ibadet yapmaktan] alıkoyarsa, hüsrana uğrarsınız.) [Münafikun 9]</p>
<p>Peygamber efendimiz de buyuruyor ki:<br />
(İyilik çok, yapan ise azdır.) [Hatib]</p>
<p>(Cehennemdeki insanların çoğu, zenginlerdir.) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Zenginler helak olur. Ancak malını hayra harcayan kurtulur. Böyle zenginler ise azdır.) [İbni Mace]</p>
<p>Evin şükrü nasıl olur? Tecrübelerle sabittir ki, birden fazla evini kiraya verip bunu geçim vasıtası yapan, bu paranın hayrını görmez. Çünkü dinimiz, fazla olan evin, satılıp parasının değerlendirilmesini veya salihlere Allah rızası için, ücretsiz veya ucuz kiraya verilmesini tavsiye etmektedir. Fazla evin şükrü ancak böyle olur. İyilik etmenin, ahiretten başka, dünyaya da faydası vardır. Malı bereketli olur. Harcadığı para, fazlası ile geri döner. Hadis-i şerifte, (Bir kimsenin namazı, orucu sizi yanıltmasın. Onu iyi anlamak için, para ile arasının nasıl olduğuna bakın) buyuruldu.</p>
<p>Bir kimsenin para ile arasının nasıl olduğu da böyle hallerde belli olur. O kimsenin namazı doğru olsaydı, onu kötülükten alıkoyar, iyileri sıkıntıya sokmazdı. Peygamber efendimiz, giden birinin kim olduğunu sordu. Oradakiler dedi ki: Bu, öyle bir zengindir ki, hangi kadınla evlenmek istese, hemen verilir, birisi için aracı olsa, hemen kabul edilir, ortaya bir fikir atsa, sözü dinlenir. Peygamber efendimiz sustu. Oradan biri daha geçince, Resulullah onun da kim olduğunu sordu. Oradakiler dedi ki: Bu öyle bir fakirdir ki, bir kadınla evlenmek istese, verilmez, birine aracı olsa, aracılığı kabul edilmez, bir şey söylese, sözü dinlenmez. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Şu salih fakir, öteki fâsık zengin gibi dünya dolusu kişiden daha hayırlıdır.) [Buhari]</p>
<p>Ne mutlu malını hayra harcayan zengine.</p>
<p>Acıyana acınır<br />
Yukarıdaki insaflı olmakla ilgili yazıdan dolayı dört sual soruldu.</p>
<p>Birinci sual:<br />
Bir evim olduğu halde, borçlanarak bir ev daha yaptırdım. Borcumu ödeyene kadar evimi normal rayice göre kiraya vermem günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Günah değildir.</p>
<p>İkinci sual:<br />
Evim, işyerime uzak olduğu için, işyerime yakın küçük bir evde kirada oturuyorum. Boş duran kendi evimde, bazen çocuklarım kalıyor. Rahat iş yapabilmek ve dinlenmek için ve daha başka sebeplerle kendim de gidip kalıyorum. Misafirim gelince, rahat etsin diye, boş duran eve alıyorum. Bazı komşular da piknik yeri gibi kullanıyor. Evimi böyle kullanmam günah mı?<br />
CEVAP<br />
Günah değildir. Evi sırf misafir için ayırmak da caizdir.</p>
<p>Peygamber efendimiz, (Her şeyin bir zekâtı vardır. Evin zekâtı ise, misafir odasıdır) buyurdu.<br />
Evin bir odası yerine tamamını misafire ayırmak elbette daha iyi olur.</p>
<p>Üçüncü sual:<br />
Evimizi kiraya vermek üzere istişarede bulunduk. Bir büyüğümüz, (Evi sat, parasını değerlendir. Yahut birine ucuz ver, duasını al) dedi. Durumu hanıma anlattım. (Büyüklerin sözüne her zaman uymadığına göre, bu sefer de uyma) dedi. Bu söz, benim de aklıma yattı. Yine hanımın sözünü dinleyip evi yüksek fiyatla kiraya verdim. Allahü teâlâya üç türlü şükrediyorum:<br />
1- Bir ev sahibi olduğum için.<br />
2- Ev boş kalmadığı için.<br />
3- Yüksek kiraya verebildiğim için.<br />
Bir ev için üç defa şükreden nankör olamaz. Nahl suresinin, (Nimetlerin Allah’tan olduğunu bilirler; fakat “Bunları biz kazandık veya bize miras kaldı” diyerek nankörlük ederler) mealindeki 83. âyet-i kerime ile benim ilgim yok. Biz kazandık demiyor, Allah verdi diyoruz.<br />
Gelecek yıl, daha yüksek fiyata kiraya verir, daha çok şükrederim. Şükreden bir kimse ile, nankör bir olur mu, aynı kefeye konur mu?<br />
CEVAP<br />
Şükür nedir? Şükür, her uzvu, her malı Allah rızasına uygun kullanmaktır. Mesela gözü Allahü teâlâ verdiği için, o göz ile Allahü teâlânın haram ettiği şeylere bakmamalı. Evi Allahü teâlâ verdiği için, o evde haram işlememeli, kiraya verilecekse, iyi kimselere ucuz vermelidir! Böylece, o kulun şükrettiği anlaşılır. Evi yüksek fiyata verip, (Ya Rabbi, evimi daha yüksek fiyata verirsem, daha çok şükrederim) demek, şükür müdür?</p>
<p>İnsanlara acıyana ahirette acırlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Merhamet etmeyene, merhamet edilmez, acımayana acınmaz.) [Müslim]</p>
<p>Dördüncü sual:<br />
Evi veya başka bir malı yüksek fiyatla kiraya vermek günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Ev, diğer ticaret malları gibi değildir. Her malı, alıcısı varsa, kandırmamak şartı ile, yüzde yüz, hatta yüzde bin kârla satmak günah değildir. Çünkü Peygamber efendimiz, dinimizde kâr haddinin bulunmadığını bildirmektedir. Fakat ev, dinimizde nafakaya dahildir.</p>
<p>Nafakadan olan gıda maddelerini, (Mal benim) diye pahalanınca satmak üzere saklamak günahtır.</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
Gıda maddelerini piyasadan toplayıp, pahalandığı zaman satmak üzere stok etmek, ihtikâr [karaborsa] olur, günah olur. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Aldığı gıda maddelerini, pahalanınca satmak için, kırk gün saklayan, hepsini fakirlere parasız dağıtsa, günahını ödeyemez.) [Deylemi]</p>
<p>(Gıda maddelerini kırk gün saklayan, Allah’tan uzaklaşmış olur.) [Hakim]</p>
<p>(Başka yerden gıda maddesi satın alıp, şehre getirip piyasaya göre satan, onu sadaka vermiş veya köle azat etmiş gibi sevap kazanır.) [İ.Gazali]</p>
<p>Gıda maddesi gibi nafakadan olan evde de karaborsacılık yapmak doğru değildir.</p>
<p>İhtikâr yapmak, ev arayanların çok olmasını ganimet bilmek, eğer parayı sevmekten ileri geliyorsa çok kötüdür. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Parayı seven helak olur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi]</p>
<p>(Para sevgisi mahvedebilir.) [Taberani]</p>
<p>Vezir, padişaha der ki:<br />
- Öyle bir iş yap ki, herkes seni sevsin.<br />
- Ne yapayım?<br />
- Parayı düşman bilene, herkes dost olur. Para kılıç gibidir; kullanmasını bileni güldürür, bilmeyeni öldürür.</p>
<p>Kira anlaşması<br />
Sual: Bir kimse ile (Sen benim evimde kirasız otur. Ben de senin tarlanı ücretsiz ekeyim) diyerek bir anlaşma yapılsa, uygun olur mu?<br />
CEVAP<br />
Uygun değildir. Evin kirası karşılığı olarak tarlayı kiralamak caizdir. Evimin kirasına karşılık tarlanı kiralıyorum denir. Böyle bir anlaşma yapmak caizdir. Bazıları da, yüklü bir ödünç para veriyor, (evinde ücretsiz oturayım) diyor. Yani, (Para faizsiz, ev kirasız) deniyor. Hâlbuki paranın faizine karşılık evde oturuluyor. Bu caiz olmaz.</p>
<p>Sual: Hırsız kapıyı kırıp eve girse, kapıdaki zararı kiracı mı öder? Depremden ev yıkılsa kim öder?<br />
CEVAP<br />
Depremin ve hırsızın verdiği zararı kiracı ödemez. Kiracı, kendi ihmali olan işlerdeki zararı öder.</p>
<p>Sual: Ev sahibi, anlaşmamız sona erdikten sonra, rayicin üstünde kira istiyor. Rayiçten fazla vermesem günah olur mu?<br />
CEVAP<br />
Evet günah olur.</p>
<p>Sual: Açık kalan musluk, komşuya zarar vermiş. Zararı ödemek lazım mı?<br />
CEVAP<br />
Evet. (Mecelle)</p>
<p>Sual: Apartman çatısının ve bahçenin tamir masrafını kim verir?<br />
CEVAP<br />
Anlaşmaya göredir.</p>
<p>Sual: Biri, (Oturduğun evden çık, sana başka bir ev buldum) dedi. (Evin boyasını da yap) dedim. Bu şartla evi vermek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Akit tamirden sonra olur. Akitte şart söylenmez.</p>
<p>Sual: Sözleşme müddeti bitmeden kiracıyı çıkarmak caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Hayır.</p>
<p>Sual: Evi bir seneliğine kiraladım. Bir müddet sonra sahibi öldü. Oğlu sene dolmadan evden çıkarabilir mi, kirayı artırabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Sözleşme süresi dolana kadar çıkaramaz, artıramaz.</p>
<p>Sual: 5 ortaklı dükkanda kiracıyım. Ortağın biri, dükkanda durmama razı olmazsa, çıkmam gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Kiraladığım tarla mahsul vermedi. Ücret vermem lazım mı?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Köyde az bir arazim vardır. Bir arkadaş, &#8220;Tarlanı ben ekip süreyim&#8221; dedi. Ücret falan söylemedi. Ben de samimi olduğumuz için bir şey demedim. Hiç ücret istemesem, ne verirse alsam, vermezse almasam mahzuru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Ücret alacaksanız pazarlık edin! Durumu iyi olanın evinden kira, tarlasından ücret almamasının çok daha iyi olduğunu (Din kardeşine tarlasını kiraya vermek yerine ücret almadan ektirmek çok sevaptır) hadis-i şerifi açıkça bildirmektedir. (Nesai)</p>
<p>Sual: Kiracı, eskiyen banyo kazanını, satıp yerine yenisini alsa, ev sahibine haber vermesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Haber vermek iyi olur.</p>
<p>Sual: Evimi kiraya verirken bir yıllığını peşin istememde mahzur var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Mahzur yoktur. Fakat fakirleri gözetip kollamak çok sevaptır. Genel olarak kiracı fakir kimsedir. İnsanlara merhamet etmeli, ödeme kolaylığı göstermelidir. Müslümanın hacetini yerine getirmeli, sıkıntısını gidermelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kim, din kardeşinin hacetini yerine getirirse, Allahü teâlâ da onun hacetini yerine getirir. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse, Allahü teâlâ da kıyamet günü, onun bir sıkıntısını kaldırır.) [Buhari]</p>
<p>(Allahü teâlânın, kullarına faydalı olmaları için, kendilerine özel nimetler ihsan ettiği bazı insanlar vardır. Bu nimetleri diğer insanlara dağıttıkları müddetçe, Allahü teâlâ onları, bu nimetler içinde bulundurur. Eğer dağıtmaktan imtina eder, kaçarlarsa, bu nimetleri onlardan alır, başkalarına verir.) [Taberani]</p>
<p>(Bir kul, din kardeşine yardım ettiği müddetçe, Allahü teâlâ da onun yardımcısı olur.) [Müslim]</p>
<p>Müslüman zengin, insaflı olmalı, evine yüksek kira istememelidir.</p>
<p>Bankaya veya içki satana kiraya vermek<br />
Sual: İş yerini, bir bankaya veya içki de satan birine kiraya vermek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Helal işler de yaptığı için bankaya kiraya vermek caiz ise de, içki satana vermek caiz olmaz.</p>
<p>Sual: Ev sahibi ile, bir yıllık kira kontratı imzalayınca, bir yıllık kira bedelinin hepsi, zekatı hesaplarken borçtan düşülür mü?<br />
CEVAP<br />
Hayır, borç tahakkuk etmedikçe nisaptan düşülmez. Tahakkuk edip de, verilmemiş ev kiraları, borçtan düşülür.</p>
<p>Sual: Okumak için, ücretle kitap kiralamak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Okumak için kitabı kiralamak caiz değildir. (Hulâsa)</p>
<p>İhtiyaç halinde, kütüphanelere, derneklere, aidatı verilerek üye olunur, kitap alırken ayrıca ücret verilmezse, okumak için kitap almak caiz olur.</p>
<p>Rayiç bedel<br />
Sual: Dükkânı 5 yıllığına kiraya verdim, fakat şimdi paranın değeri düştü. Aynı emsaldeki dükkân, 2-3 katı fiyata kiraya veriliyor. Rayiç bedelini istemek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
İstemek caiz olur, fakat cebretmek, vermeye mecbursunuz demek caiz olmaz. Çünkü anlaşmayı tek taraflı olarak bozma hakkı yoktur. Razı olursa, piyasaya uygun olarak kira artırılır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkiraya-vermek-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kiraya-vermek-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haram maddeyi ilaç olarak kullanmak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haram-maddeyi-ilac-olarak-kullanmak.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haram-maddeyi-ilac-olarak-kullanmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:53:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanmak]]></category>
		<category><![CDATA[maddeyi]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5627</guid>
		<description><![CDATA[Haram maddeyi ilaç olarak kullanmak Sual: Hastalık için, haram olan bir şeyi yemek veya kullanmak caiz olur mu? CEVAP İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: (Haram olan şeylerin ilaç olarak kullanılması, bunun hastaya iyi geleceği bilinirse ve helal olan ilaç bulunmazsa, caiz olur. Şifa olduğu tecrübe edilen maddeler, ilaç için helal olur. Haram olan bir şeyin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fharam-maddeyi-ilac-olarak-kullanmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Haram maddeyi ilaç olarak kullanmak</strong></span></p>
<p>Sual: Hastalık için, haram olan bir şeyi yemek veya kullanmak caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Haram olan şeylerin ilaç olarak kullanılması, bunun hastaya iyi geleceği bilinirse ve helal olan ilaç bulunmazsa,<br />
<span id="more-5627"></span><br />
caiz olur. Şifa olduğu tecrübe edilen maddeler, ilaç için helal olur. Haram olan bir şeyin hastaya iyi geleceğinin bilinmesi, mütehassıs olan müslüman bir doktorun söylemesi ile anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, haram olan şeylerde size şifa yaratmamıştır.) [Buhari]</p>
<p>Etkili olduğu tecrübe ile bilinen haram maddeleri, zaruret halinde ilaç olarak kullanmak haram olmaz.) [Redd-ül Muhtar]</p>
<p>(Zaruretler haramları mubah kılar) kaidesine göre, bir hastalığı tedavi için haram bir şey kullanmak, yedirmek, içirmek gerekince, bu haram şey mubah oluyor. Hasta, haram olan şeyi değil, mubah olan şeyi kullanmış oluyor. Yani haram mubah hâle geliyor, şifa mubah madde ile sağlanıyor.</p>
<p>Bunu bir misalle açıklayalım:<br />
Böbreklerdeki taşı eritecek, hiçbir ilaç bulunmazsa, müslüman bir doktor da haram bir madde ile tedaviyi tavsiye etmişse, ilaç bulunmadığı için haram madde kullanma zarureti hasıl olmuştur. Zaruretler haramları mubah kılacağından haram madde kullanmak mubah olacaktır. Hasta şifa bulursa, mubah sayesinde bulmuş olacaktır. Haram olan madde sayesinde şifa bulmuş olmayacaktır.</p>
<p>Bu husus iyice anlaşılınca haram maddenin, mubah hâle geldikten sonra kullanılması (Haramda şifa yoktur) hadis-i şerifine aykırı olmaz.</p>
<p>Tedavi için<br />
Sual: Doktor, derideki hastalığım için başka etkili bir ilaç bulunmadığını, yılan yağı sürmek gerektiğini söyledi. Bu caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Salih doktor lüzum görmüşse caizdir. Namaz kılmadan önce, yıkamak gerekir.</p>
<p>Domuz insülini<br />
Sual: Domuz insülininden olduğu gibi, inek insülininden de ilaç yapan firmalar varmış. Fakat inek insülinin tesiri çok azmış. Şeker hastası çocuğum için domuz insülininden yapılan ilacı kullanmam uygun olur mu?<br />
CEVAP<br />
Tesirli başka ilaç bulunmazsa caiz olur.</p>
<p>Tedavide haram madde<br />
Sual: Alkol, kan gibi haram olan bir maddeyi tedavide kullanmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Namaz kılan ve o konuda tecrübesi olan salih bir doktor, (Tecrübelerimle biliyorum ki, bu hastalığın bu haram maddelerden başka etkili mubah ilacı yoktur) derse, o zaman haram olan bu maddeleri tedavi maksadıyla kullanmak caiz olur.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fharam-maddeyi-ilac-olarak-kullanmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haram-maddeyi-ilac-olarak-kullanmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emanet çeşitleri</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/emanet-cesitleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/emanet-cesitleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 15:51:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Emanet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5625</guid>
		<description><![CDATA[Emanet çeşitleri Sual: Dinimizde emanetin önemi nedir? Kur’anda insanın, yüklenmekten çekinmediği bildirilen emanet nedir? CEVAP Emanet, emin, güvenilir olmak demektir. Peygamberlerde bulunması lâzım olan yedi sıfattan biri emanettir. Fıkıh ilminde, güvenilen kimseye bırakılan mala emanet denir. Emanete bir zarar vermeden aynen sahibine iade etmek gerekir. Emanete riayet etmemek, münafıklık alametidir. Bir hadis-i şerif meali: (Münafığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Femanet-cesitleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Emanet çeşitleri</strong></span></p>
<p>Sual: Dinimizde emanetin önemi nedir? Kur’anda insanın, yüklenmekten çekinmediği bildirilen emanet nedir?<br />
CEVAP<br />
Emanet, emin, güvenilir olmak demektir. Peygamberlerde bulunması lâzım olan yedi sıfattan biri emanettir.</p>
<p>Fıkıh ilminde, güvenilen kimseye bırakılan mala emanet denir. Emanete bir zarar vermeden aynen sahibine iade etmek<br />
<span id="more-5625"></span><br />
gerekir. Emanete riayet etmemek, münafıklık alametidir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Münafığın üç alameti vardır: Yalan söyler, sözünde durmaz ve emanete hıyanet eder.) [Buhari]</p>
<p>Bu çeşit emanetle ilgili bazı hadis-i şerif mealleri şöyledir:<br />
(Emanet kaybedilince kıyamet yaklaşır. İşleri, ehli olmayana vermek, emaneti kaybetmektir.) [Buhari]<br />
(Dinde ilk kaybedilecek şey emanet, sonra namazdır.) [Taberani]<br />
(Emanete riayet rızkı artırır, hıyanet ise fakirliğe yol açar.) [Kudai]<br />
(Namazı, zekâtı, emaneti, namusu, mide ve dilini koruyan Cennete girer.) [Taberani]<br />
(Allah ve Resulü, emanete riayet edeni sever.) [Taberani]</p>
<p>Allahü teâlâ, canımızı ve vücudumuzun her organını bize emanet etmiştir. Bize verdiği nimetlerin hepsi birer emanettir. Onları Rabbimizin rızası dışında kullanmak, o emanete hıyanet olur. Mesela çocuklarımız, hanımımız bize bir emanettir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kadınlar size Allahü teâlânın emanetidir.) [İbni Cerir]<br />
(Eşinizi üzmeyin! O, Allahü teâlânın size emanetidir.) [Müslim]<br />
(Hanımının cinsellikle ilgili sırlarını başkalarına söylemek, emanete büyük hıyanettir.) [Müslim]<br />
(Bir kimse, kızını fâsık kimseye verirse, Allahü teâlânın emanetine hıyanet etmiş olur. Emanete hıyanet edenlerin gideceği yer, Cehennemdir.) [S. Ebediyye]</p>
<p>Fakirlik de bize bir emanettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Fakirlik emanettir. Onu gizleyen ibadet etmiş olur. Fakirliğini açığa vuran da, din kardeşlerini borçlu çıkarmış olur.) [İbni Asakir]</p>
<p>Birinin bize söyleyip başkalarının duymasını istemediği söz de, emanettir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Sözleriniz emanettir. Çirkin bir sözü götürmek [laf taşımak] helal olmaz.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerim ve Ehl-i beyt de bize emanettir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Size iki emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve Ehl-i beytim.) [İ. Ahmed]</p>
<p>Başka bir hadis-i şerifte de, (Kur’anla Ehl-i beyt birbirinden ayrılmaz) buyuruluyor. Bunun mânâsı şudur: Kur’an-ı kerime sarılanın, Ehl-i beyti sevmesi ve Ehl-i beyti sevenin de Kur&#8217;ana sarılması gerekir. Bu ikisi birbirinden ayrılmaz. Kur&#8217;an-ı kerimin bazı âyetlerini, mesela (Eshabın tamamı cennetliktir) âyetini inkâr eden Ehl-i beyti sevmiş olmaz. (Kurret-ül ayneyn)</p>
<p>Emanete riayet etmemek, bir mümin için düşünülecek bir şey değildir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Emanete riayet etmeyenin imanı kâmil değildir.) [Taberani]<br />
(Emanete riayet etmeyenin namazı da, zekâtı da kabul olmaz.) [Bezzar]<br />
(Mümin her suçu işleyebilir, ama hıyanet etmez ve yalan söylemez.) [İbni Ebi Şeybe]<br />
(Hile ve hıyanet sahibi ateştedir.) [Ebu Davud]<br />
(Bir kimse, Allah ve Resulünün, kendisini sevmesini isterse, emanete riayet etsin!) [Taberani]</p>
<p>Hazret-i Lokman’a (Bu makama nasıl yükseldin?) derler. O da (Doğru konuşmak, emanete riayet etmek ve faydasız sözleri terk etmekle) diye cevap verir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde, müminler övülürken, (Emanetlerine [dinin emir ve yasaklarına] riayet ederler ve verdikleri sözleri yerine getirirler) buyuruluyor. (Müminun <img src='http://www.islamsohbeti.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Başka bir âyet-i kerimede de, (Allah size, mutlaka emanetleri [işleri] ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder) buyuruluyor. (Nisa 58)</p>
<p>İnsanın, yüklenmekten çekinmediği emanet hakkındaki âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de, onlar, [emanetin hakkını gözetemeyiz diye] sorumluluktan çekindiler, korktular. İnsan ise, cahilliğinden yani sonunu bilemediğinden nefsine zulmetti ve bu sorumluluğu yüklendi.) [Ahzab 72]</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Allahü teâlâ Âdem aleyhisselama, “Emaneti kabul eden olmadı, sen yüklenir misin?” buyurdu. O da, “Yüklenmenin mesuliyeti nedir” dedi. Allahü teâlâ da, “Emanete riayet edene sevab, etmeyene azap vardır” buyurdu. Âdem aleyhisselam, emaneti kabul edince Cennette öğleden ikindiye kadar kalabildi. Sonra İblis’in hilesi ile oradan çıkarıldı.) [Ebu-ş-şeyh]</p>
<p>Ahzab sûresindeki emanet, işlenmesinde sevab ve terkinde ceza olan Allahü teâlânın bütün emir ve yasaklarıdır. (Celaleyn)</p>
<p>Bu âyet-i kerimede, beş vakit namazın önemi bildirilmektedir. Nisa sûresinin 58. âyetindeki emanet kelimesini Resulullah, ibadet olarak açıklayıp beş vakit namaz kılmayı emretmiştir. (Beydavi)</p>
<p>Müminun sûresinin 8. âyetinde mealen, (Emanetleri güzelce kullanıp, yerli yerine ifa edeni, korktuğundan emin kılıp, Cennetime koyarım) buyuruldu. Mearic suresinin 32. âyeti de aynı mealdedir. Her iki sûrede de ondan sonra gelen âyetlerde namaza riayetin önemi bildirilmektedir.</p>
<p>Ahzab suresinin 72. âyetinden önceki âyette, (Allah ve Resulüne itaat edenler [emirleriyle yasaklarına uyanlar], büyük kurtuluşa [ebedi saadete] kavuşurlar) buyuruluyor. Bu emirlerle yasaklar, emanete benzetiliyor. Emaneti yerine vermek gerektiği, ibadetleri yapmanın önemi bildiriliyor. Emanete, akıl ve İslamiyet diyen âlimler de oldu. Çünkü aklı olan İslamiyet&#8217;e uyar. Demek ki, aklı olup, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eden, namaz kılan emanete riayet etmiş olur. (Hak Sözün Vesikaları)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Femanet-cesitleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/emanet-cesitleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sigara ve saygısızlık</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sigara-ve-saygisizlik.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sigara-ve-saygisizlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 16:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[saygısızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5623</guid>
		<description><![CDATA[Sigara ve saygısızlık Sual: Felsefeci bir hoca, (Sigaranın haram olduğuna dair en büyük delil şudur. Sen Resulullahın huzurunda sigara içebilir misin?) diyor. Sonra kendisi cevap veriyor, (İçemezsin, içersen saygısızlık olacağı için küfür bile olur. O halde, Resulullahın huzurunda içilmeyen bu mereti Allah’ın huzurunda nasıl içersin?) diyor. Hocanın sözü doğru değil mi? CEVAP Çok yanlış bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsigara-ve-saygisizlik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sigara ve saygısızlık</strong></span></p>
<p>Sual: Felsefeci bir hoca, (Sigaranın haram olduğuna dair en büyük delil şudur. Sen Resulullahın huzurunda sigara içebilir misin?) diyor. Sonra kendisi cevap veriyor, (İçemezsin, içersen saygısızlık olacağı için küfür bile olur. O halde, Resulullahın huzurunda içilmeyen bu mereti Allah’ın huzurunda nasıl içersin?) diyor. Hocanın sözü doğru değil mi?<br />
CEVAP<br />
Çok yanlış bir kıyas. Peygamber efendimizin huzurunda yapılamayan ve Allah’ın huzurunda yapılmasında mahzur olmayan çok şey vardır. Mesela bir kimse, Resulullahın huzurunda hela ihtiyacını yapamaz, eşi ile beraber olamaz. Ama bunları<br />
<span id="more-5623"></span><br />
Allah’ın huzurunda yapmak günah olmaz. Çünkü Allahü teâlânın görmediği yer yoktur. Bunun için sigaraya bir delile dayanmadan haram demek çok veballi bir iştir. Çünkü meşhur olan helale haram, harama helal demek küfür olur.</p>
<p>Allah görmüyor mu?<br />
Sual: İçkinin kötülüğünden değil de, her fırsatta sigaranın haramlığından bahseden bir hoca, (Bir edepsizliği, bir haramı, Resulullah’ın huzurunda yapabilir misiniz?) dedi. Biz de, (Elbette yapılmaz) dedik. (O hâlde sigarayı Allah&#8217;ın huzurunda nasıl içiyorsunuz? Allah görmüyor mu sanıyorsunuz? Resulullah’ın huzurunda yapılamayan bir şey, Allah&#8217;ın huzurunda hiç yapılmaz. İşte bu sebepten dolayı da sigara haramdır) dedi. Hocanın kıyası doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Doğru değildir. Sigarayı içkiden daha çok kötüleyen hocalardan biri, kırk yıl önce aynı şeyi bana da sormuştu. Ona, (Resulullah&#8217;ın huzurunda yapılamayan bir şey Allah&#8217;ın huzurunda yapılamaz mı?) diye sordum. Gayet kendinden emin bir tavırla, (Elbette yapılamaz) dedi. (Bir Müslüman, Resulullah&#8217;ın huzurunda avret yerini açıp ihtiyacını giderebilir mi? Resulullah&#8217;ın gözü önünde hanımıyla beraber olabilir mi?) dedim. (Elbette bunları yapamaz) dedi. (Peki, bunları siz, Allah&#8217;ın huzurunda nasıl yapıyorsunuz? Yoksa Allah görmüyor mu sanıyorsunuz?) dedim. (Allah görmez mi, elbette görür) dedi. (O hâlde, “Resulullah&#8217;ın huzurunda yapılamayan bir şey Allah&#8217;ın huzurunda yapılamaz” demek yanlış değil mi? Böyle yanlış bir kıyasla sigaraya haram denir mi?) dedim. Cevap veremeyip mahcup oldu.</p>
<p>Böyle mantıksız kıyaslarla sigaranın haram olduğuna dair tam on delil gösterdi. Hiçbiri ilmî değildi. Hepsi akla dayanıyordu, mugalata idi. Bir de şöyle bir hikâye anlattı:<br />
(Köylüler, Berika kitabının müellifi Muhammed Hadimi hazretlerine, bir petek bal hediye götürüp, sigaranın haram olup olmadığını soruyorlar. O zat da, bu bal peteğini kovandan nasıl aldıklarını soruyor. Onlar da, dumanla arıları uzaklaştırıp aldıklarını söylüyorlar. O büyük zat, “İşte, duman girince, arı nasıl kovandan çıkarsa, sigara dumanı içeri girince, iman da böyle çıkar” buyurmuş.)</p>
<p>(İman çıkar demekle, sigara içmenin küfür olduğunu söylüyorsun) dedim. Berika kitabını okuduğumu, bu hikâyenin tamamen uydurma olduğunu söyledim. Maalesef sigaraya böyle düşman olanlar olduğu gibi, günde birkaç paket sigara içip, başkalarına zarar veren, açıkça haram işlemekten çekinmeyen kimseler de vardır. Sigaranın zararları herkesçe bilinmektedir. Zarar verecek derecede sigara içmeyi mubah sanmak da çok yanlıştır. Bu aşırılıkların birisi ifrat, diğeri tefrittir. İfrat ve tefrit aşırılıklarından uzak durmalıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsigara-ve-saygisizlik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sigara-ve-saygisizlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah görmüyor mu?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-gormuyor-mu.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-gormuyor-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 16:28:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[görmüyor mu?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5621</guid>
		<description><![CDATA[Allah görmüyor mu? Sual: İçkinin kötülüğünden değil de, her fırsatta sigaranın haramlığından bahseden bir hoca, (Bir edepsizliği, bir haramı, Resulullah’ın huzurunda yapabilir misiniz?) dedi. Biz de, (Elbette yapılmaz) dedik. (O hâlde sigarayı Allah&#8217;ın huzurunda nasıl içiyorsunuz? Allah görmüyor mu sanıyorsunuz? Resulullah’ın huzurunda yapılamayan bir şey, Allah&#8217;ın huzurunda hiç yapılmaz. İşte bu sebepten dolayı da sigara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fallah-gormuyor-mu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Allah görmüyor mu?</strong></span></p>
<p>Sual: İçkinin kötülüğünden değil de, her fırsatta sigaranın haramlığından bahseden bir hoca, (Bir edepsizliği, bir haramı, Resulullah’ın huzurunda yapabilir misiniz?) dedi. Biz de, (Elbette yapılmaz) dedik. (O hâlde sigarayı Allah&#8217;ın huzurunda nasıl içiyorsunuz? Allah görmüyor mu sanıyorsunuz? Resulullah’ın huzurunda yapılamayan bir şey, Allah&#8217;ın huzurunda hiç yapılmaz. İşte bu sebepten dolayı da sigara haramdır) dedi. Hocanın kıyası doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Doğru değildir. Sigarayı içkiden daha çok kötüleyen hocalardan biri, kırk yıl önce aynı şeyi bana da sormuştu. Ona, (Resulullah&#8217;ın huzurunda yapılamayan bir şey Allah&#8217;ın huzurunda yapılamaz mı?) diye sordum. Gayet kendinden emin bir<br />
<span id="more-5621"></span><br />
tavırla, (Elbette yapılamaz) dedi. (Bir Müslüman, Resulullah&#8217;ın huzurunda avret yerini açıp ihtiyacını giderebilir mi? Resulullah&#8217;ın gözü önünde hanımıyla beraber olabilir mi?) dedim. (Elbette bunları yapamaz) dedi. (Peki, bunları siz, Allah&#8217;ın huzurunda nasıl yapıyorsunuz? Yoksa Allah görmüyor mu sanıyorsunuz?) dedim. (Allah görmez mi, elbette görür) dedi. (O hâlde, “Resulullah&#8217;ın huzurunda yapılamayan bir şey Allah&#8217;ın huzurunda yapılamaz” demek yanlış değil mi? Böyle yanlış bir kıyasla sigaraya haram denir mi?) dedim. Cevap veremeyip mahcup oldu.</p>
<p>Böyle mantıksız kıyaslarla sigaranın haram olduğuna dair tam on delil gösterdi. Hiçbiri ilmî değildi. Hepsi akla dayanıyordu, mugalata idi. Bir de şöyle bir hikâye anlattı:<br />
(Köylüler, Berika kitabının müellifi Muhammed Hadimi hazretlerine, bir petek bal hediye götürüp, sigaranın haram olup olmadığını soruyorlar. O zat da, bu bal peteğini kovandan nasıl aldıklarını soruyor. Onlar da, dumanla arıları uzaklaştırıp aldıklarını söylüyorlar. O büyük zat, “İşte, duman girince, arı nasıl kovandan çıkarsa, sigara dumanı içeri girince, iman da böyle çıkar” buyurmuş.)</p>
<p>(İman çıkar demekle, sigara içmenin küfür olduğunu söylüyorsun) dedim. Berika kitabını okuduğumu, bu hikâyenin tamamen uydurma olduğunu söyledim. Maalesef sigaraya böyle düşman olanlar olduğu gibi, günde birkaç paket sigara içip, başkalarına zarar veren, açıkça haram işlemekten çekinmeyen kimseler de vardır. Sigaranın zararları herkesçe bilinmektedir. Zarar verecek derecede sigara içmeyi mubah sanmak da çok yanlıştır. Bu aşırılıkların birisi ifrat, diğeri tefrittir. İfrat ve tefrit aşırılıklarından uzak durmalıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fallah-gormuyor-mu.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-gormuyor-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meni pis değil mi?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/meni-pis-degil-mi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/meni-pis-degil-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jan 2012 20:51:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[değil mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Meni]]></category>
		<category><![CDATA[pis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5616</guid>
		<description><![CDATA[Meni pis değil mi? Sual: Oral seks konusunda, meninin pis olduğu ve meniyi yutmanın günah olduğu söyleniyor. Bu çok yanlıştır. Kadınların göğsünden çıkan temiz süt, ağzımızdaki tükürük, vücuttan çıkan ter, yiyip içtiğimiz bal, baklava gibi gıdalardan hâsıl olduğu gibi, meni de, aynı temiz gıdalardan hâsıl oluyor. İşte bu temiz meniden çocuk da oluyor. Meniye nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmeni-pis-degil-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Meni pis değil mi?</strong></span></p>
<p>Sual: Oral seks konusunda, meninin pis olduğu ve meniyi yutmanın günah olduğu söyleniyor. Bu çok yanlıştır. Kadınların göğsünden çıkan temiz süt, ağzımızdaki tükürük, vücuttan çıkan ter, yiyip içtiğimiz bal, baklava gibi gıdalardan hâsıl olduğu gibi, meni de, aynı temiz gıdalardan hâsıl oluyor. İşte bu temiz meniden çocuk da oluyor. Meniye nasıl pis denebilir ki?<br />
CEVAP<br />
Bu, çok acayip ve çok yanlış bir kıyastır. İdrar yolundan çıkan meni, temiz gıdalardan hâsıl olduğu gibi, insanın idrarı da, pisliği de bu temiz gıdalardan meydana gelmektedir. Bunlar da yenip içilir mi?<br />
<span id="more-5616"></span><br />
Çocuk meniden olduğu için meniye temiz demek, Hurufî inancına benziyor. Onlar diyor ki:<br />
(Karım bana helâl olduğu hâlde, kızım niye haram olsun? O da bana helâl olan karımdan çıkmıştır. Hanım helâl olunca, ondan çıkan da helâl olur.)</p>
<p>Dinde, ne sizin, ne de bizim kıyasımız senettir. Senet ancak, muteber din kitaplarımızın bildirdikleridir. Kitaplar, (Meni yenmez, içilmez) diyor. (Redd-ül muhtar)</p>
<p>Elbiseye bulaşan meni, Şâfiî&#8217;de namaza mani değildir, ama meniyi yalayıp yutmak, Şâfiî mezhebinde de haramdır. Kezzabı veya başka zehri cebe koyarak namaz kılınabilir, çünkü necis değildir. Ama içmek haram olur. Bir şeyin necis olmaması, onun yenilip içilmesinin haram olmadığı anlamına gelmez.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmeni-pis-degil-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/meni-pis-degil-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlışa yanlış diyememek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yanlisa-yanlis-diyememek.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yanlisa-yanlis-diyememek.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 15:49:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[diyememek]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[Yanlışa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5614</guid>
		<description><![CDATA[Yanlışa yanlış diyememek Sual: Kadir Mısıroğlu, (Akif, “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal” diyor. Biz Yunanla ırk için mi savaştık? Niye dinime, Müslümanlığa izmihlal yok demiyor?) diyor. Bu kadar söz için onu tenkit etmesi normal midir? CEVAP Kadir Bey’in tenkidi, o bir söz için değildir. Akif’in, Safahat’ta kırdığı yumurta kırkı geçmiştir. Bu tenkidi, onlardan sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyanlisa-yanlis-diyememek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Yanlışa yanlış diyememek</strong></span></p>
<p>Sual: Kadir Mısıroğlu, (Akif, “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal” diyor. Biz Yunanla ırk için mi savaştık? Niye dinime, Müslümanlığa izmihlal yok demiyor?) diyor. Bu kadar söz için onu tenkit etmesi normal midir?<br />
CEVAP<br />
Kadir Bey’in tenkidi, o bir söz için değildir. Akif’in, Safahat’ta kırdığı yumurta kırkı geçmiştir. Bu tenkidi, onlardan sadece biridir.<br />
Akif, Mason Abduh’u övmekten tutun, mezhepsizliğe övgüler yazmış, Sultan Abdülhamid’e hattâ Allah&#8217;a kadar dil<br />
<span id="more-5614"></span><br />
uzatmıştır. Kendisi Arnavut’tur. Tanıdığım kıymetli Arnavut arkadaşlarımız var. (Arnavut’ta ırkçılık çok ileridir. Nihal Atsız’ın ırkçılığı gibidir) diyorlar. Peygamber efendimiz, (Irkçılık yapan bizden değildir) buyuruyor. Kadir Mısıroğlu’nu bu hususta tebrik etmek yerine, (Niye doğruyu söylüyorsun?) diye ona saldırmak çok yanlıştır.</p>
<p>Taassup ehli, (Bedr’in aslanları, ancak bu kadar şanlı idi) sözünü bile tevil etmek rezaletini gösteriyorlar. Eğer Akif, (Çanakkale şehitleri, Bedr’in aslanları kadar şanlı idi) deseydi, mübalağa etmiş olsa da, o kadar tepkiye maruz kalmazdı. Bu ters kıyaslara birkaç örnek verelim:<br />
1- (Bizim kedi, aslan gibi yırtıcıdır) dense, buna gülüp geçilir. Ama tersini söylemek, (Aslan, bizim kedi kadar ancak yırtıcıdır) demek çok yanlıştır, aslana hakaret olur.</p>
<p>2- (İlkokul talebesi, profesör kadar bilgili olur) dense, buna da gülüp geçilir. Fakat tersini söylemek, (Profesör, ancak ilkokul talebesi kadar bilgilidir) demek yanlıştır, profesöre hakaret olur.</p>
<p>3- (Falanca âlim, peygamber kadar ilim sahibidir) dense, uygunsuz bir benzetme olsa da, o kadar tepki görmez. Fakat, (Peygamber ancak, falanca âlim kadar bilgilidir) demek, affedilmez bir yanlıştır, peygambere hakaret olur. Bu kadar basit kıyasları anlamayan gâfiller, Mısıroğlu’na hücum ediyorlar. Doğruya doğru, eğriye eğri diyemediğimiz ve doğru söyleyenlere saldırdığımız müddetçe, hâlimiz perişandır.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde, cennetlik oldukları bildirilen, Resulullah&#8217;ın askeri olan Bedr’in aslanları, başka askerlerle mukayese edilmez. Bedir’deki askerlerin kumandanı Resulullah’tı, Çanakkale’deki kumandanların içinde ise ittihatçı paşalar bile vardı. Hattâ oradaki askerlerin içinde Müslüman olmayan, mürted olan da olabilir. Üstelik sanki Kâbe sıradan bir yermiş gibi, (Taşındır diyerek Kâbe’yi diksem başına) diyor. Kâbe&#8217;yi oraya dikmesi tavaf ettirmek için değildir herhalde. Osmanlı devleti çok şehit verdi. Çanakkale şehitlerinin diğer şehitlerden, mesela Fatih Sultan’ın askerlerinden üstünlüğü nedir?</p>
<p>Akif, baytar olup, dinden fazla haberi olmadığı için, böyle çirkin ifadeler kullanmaktadır. Akif’i tabulaştırıp, ona toz kondurmayanlar, Kadir Mısıroğlu’na hücum ediyorlar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyanlisa-yanlis-diyememek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yanlisa-yanlis-diyememek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman kadının ölümü</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/musluman-kadinin-olumu-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/musluman-kadinin-olumu-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 15:46:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[kadının]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5612</guid>
		<description><![CDATA[Müslüman kadının ölümü Sual: Müslüman kadının ölümü nasıl olur? CEVAP Bir Müslüman kadın, lohusa veya hâmileyken veya bulaşıcı bir hastalıktan yahut iç hastalıklardan ölmüşse veyahut yabancı erkeklere açık saçık görünmemişse ve kendisinden kocası razı olmuşsa, o kadına, ölürken Cennet melekleri gelip karşısında, saf saf durarak ona izzet ve ikramla selam verip şöyle derler: (Allahü teâlânın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmusluman-kadinin-olumu-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Müslüman kadının ölümü</strong></span></p>
<p>Sual: Müslüman kadının ölümü nasıl olur?<br />
CEVAP<br />
Bir Müslüman kadın, lohusa veya hâmileyken veya bulaşıcı bir hastalıktan yahut iç hastalıklardan ölmüşse veyahut yabancı erkeklere açık saçık görünmemişse ve kendisinden kocası razı olmuşsa, o kadına, ölürken Cennet melekleri gelip karşısında, saf saf durarak ona izzet ve ikramla selam verip şöyle derler: (Allahü teâlânın sevgili, şehid<br />
<span id="more-5612"></span><br />
kulu, gel çık, ne durursun bu viranede? Senden Allahü teâlâ razı oldu ve senin bu hastalığını bahane edip, günahını bağışladı, sana Cennet ihsan etti, gel emanetini teslim et!)</p>
<p>O kadın, bu ihsanı görüp, ruhunu vermek istediğinde, etrafına bakıp, (Arkadaşlarımı da rahmetle yargılasın, sonra ruhumu teslim edeyim) der. Melekler onun bu ricasını arz edince, Cenab-ı Hak, (İzzetim hakkı için, kulumun ricasını kabul ettim) buyurur. Melekler bu müjdeyi ona söylerler. Sonra, ölüm meleği, 120 rahmet meleğiyle gelir. Yüzlerinin nuru Arşa çıkmıştır. Ellerinde, Cennet yemişleri, kokuları misk gibi gelerek, izzet ve ikramla selam verip, (Allahü teâlâ, sana selam söyler ve Cennet verip, habibi Muhammed aleyhisselama komşu ve hazret-i Âişe’ye arkadaş eyler) derler. Bu imanlı kadın, bu sözleri işitince, gözlerinin perdesi açılır, ehl-i iman kadınları görür. Bunlardan, günahkâr olup, azap olunanları görünce, (Onların günahlarını da bağışla Rabbim!) diye dua eder. Cenab-ı izzetten, (Ey kulum! Arzularını yerine getirdim, ver emanetini, Habibimin hanımı ve kızı seni bekliyorlar) diye bir ses gelir.</p>
<p>Hemen bu hitabı işitince, canı titrer, ayakları atılır, terler döker ve can vermek üzereyken, iki melek gelir. Ellerinde ateşten bir çomak vardır, sağ yanında biri, sol yanında biri durur.</p>
<p>Şeytan da koşup gelir ve (Gerçi bundan bize fayda yok, ama ben yine görevimi yerine getireyim) diyerek, elinde bir cevherli çanak içinde buzlu su vardır, bu sûretle gelip, suyu gösterir. O melekler, o habisi görünce, ellerindeki çomaklarla vurarak, elindeki çanağı kırıp, kendisini kovarlar. O Müslüman kadın bunu görünce güler. Sonra, o huriler, ona cevherli kâseyle Kevser şarabı verirler, içer. Cennet şarabının lezzetinden canı sıçrayıp kadehe yapışır ve ölüm meleği canını o kadehten alır. Melekler, (İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’ûn) derler. Canı alıp, gökleri seyrettirip, Cennete götürürler ve oradaki makamını gösterip, derhal yine, ölünün başucuna getirirler.</p>
<p>Ne zaman ki, elbiselerini çıkarıp, saçını çözdüklerinde, ruhu hemen cesedinin başucuna gelip, (Ey yıkayıcı! Yavaş ol! Çünkü Azrail pençesinden can yarası yemiştir. Tenim de gayet zahmet çekmiştir ve sarsılmıştır) der. Teneşire geldiğinde, (Suyu çok sıcak etme! Tenim pek zayıftır. Tez beni elinizden kurtarın ki, rahat olayım) der. Yıkayıp kefene sarılınca bir miktar durur, yine der ki:<br />
(Bu dünyayı son görüşümdür. Hısım ve akrabalarımı göreyim, onlar da beni görsünler ve ibret alsınlar. Onlar da bir gün benim gibi öleceklerinden, ardımdan feryat etmesinler. Beni unutmayıp, Kur’an-ı kerim okuyarak sevabını göndersinler. Her gün yapamasalar da, cuma ve bayramlarda beni hatırlayıp hayır hasenat yapsınlar. Benim mirasım için, aralarında çekişmesinler ki, kabirde azap görmeyeyim.)</p>
<p>Sonra, musalla üzerine konulduğunda ise, (Rahat kalın, ey oğlum ve kızım, anam ve babam! Bunun gibi ayrılık günü yoktur. Görüşmemiz kıyamete kaldı. Elveda olsun sizlere, ey ardımdan gözyaşı dökenler!) der. Namazı kılınıp, omuza alındığında da (Beni yavaş yavaş götürün! Eğer kastınız sevab kazanmaksa, bana zahmet vermeyin! Sizden Allahü teâlâya hoşnutluk götüreyim!) der. Kabir kenarına konulduğunda ise şu nasihati yapar:<br />
(Görün benim hâlimi de, ibret alın! Şimdi beni, karanlık yere koyup gidersiniz. Ben amelimle kalırım. Bu anları görüp vefasız, yalancı dünyanın hilesine aldanmayınız!)</p>
<p>Definden sonra salih bir kimse, sünnet olan telkini yapmasını bekler. Kabrine konunca can, ölünün başucuna gelir. Allahü teâlânın emriyle, ölü, kabirde uykudan uyanır gibi uyanır ve görür ki, bir karanlık yerdedir. Yakınlarına seslenip, ışık yakmalarını söyler, ama ses gelmez.</p>
<p>Kabir yarılıp, iki sual meleği [Münker ve Nekir] görünür. Bunların ağızlarından yalın ateşler ve burunlarından, siyah dumanlar çıkmaktadır. Bu hâlde, ona (Rabbin kim, dinin ne ve Peygamberin kim?) derler. Bunlara doğru cevap verirse, o melekler, onu Hak teâlânın rahmetiyle müjdeleyip giderler. Hemen o anda kabrin sağ tarafından bir pencere açılır ve bir ay yüzlü kişi çıkıp yanına gelir. Bu imanlı kadın ona bakıp sevinir. (Sen kimsin?) diye sorar. (Ben senin, dünyada, sabrından ve şükründen yaratıldım. Kıyamete kadar, sana yoldaş olurum) diye cevap verir. (Cennet Yolu İlmihali)</p>
<p>Müslüman olarak yaşayıp, Müslüman olarak ölmeye çalışmalıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmusluman-kadinin-olumu-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/musluman-kadinin-olumu-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kâinatın idaresi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kainatin-idaresi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kainatin-idaresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 15:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[idaresi]]></category>
		<category><![CDATA[Kâinatın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5610</guid>
		<description><![CDATA[Kâinatın idaresi Sual: Allahü teâlâ, kâinatın idaresini kutup denilen kimselere nasıl bırakır? CEVAP (Nasıl bırakır) sözü çok yanlıştır, sanki kendisi hiç karışmıyor gibi anlaşılır. Her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Bütün işleri idare eden Odur. Her işi sebeplerle yaratmak âdetidir. Dilerse, mucize ve kerametlerde olduğu gibi sebepsiz de yaratır. Ol demekle her şey olduğu hâlde, (Niye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkainatin-idaresi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kâinatın idaresi</strong></span></p>
<p>Sual: Allahü teâlâ, kâinatın idaresini kutup denilen kimselere nasıl bırakır?<br />
CEVAP<br />
(Nasıl bırakır) sözü çok yanlıştır, sanki kendisi hiç karışmıyor gibi anlaşılır. Her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Bütün işleri idare eden Odur. Her işi sebeplerle yaratmak âdetidir. Dilerse, mucize ve kerametlerde olduğu gibi sebepsiz de yaratır.<br />
<span id="more-5610"></span><br />
Ol demekle her şey olduğu hâlde, (Niye böyle sebeplerle yaratıyor?) demeye kimsenin hakkı yoktur. Birkaç örnek verelim:</p>
<p>Naziat suresinin, (İşleri tedbir eden, yöneten melekler…) mealindeki beşinci âyeti açıklanırken şu hadis-i şerif bildiriliyor:<br />
(Dünya işlerini dört melek idare eder: Cebrail, Mikail, İsrafil ve ölüm meleği Azrail.) [Kurtubi]</p>
<p>Dört büyük meleğin vazifeleri şöyledir:<br />
1- Cebrail aleyhisselamın vazifesi, Peygamberlere vahiy getirmek, emir ve yasakları bildirmektir. Dileseydi, Cebrail aleyhisselama bildirdiği gibi peygamberlerine de direkt bildirirdi. Cebrail aleyhisselamı bu işle vazifelendirmiştir. Niye böyle yaptığını bilemeyiz.</p>
<p>2- İsrafil aleyhisselam Sur’a iki defa üfürecektir. Birincisinde, Allahü teâlâdan başka her diri ölecektir. İkincisinde, hepsi tekrar dirilecektir. Bu işi de Cebrail aleyhisselama verebilirdi yahut hiç kimseye vermez, Ol demekle olurdu.</p>
<p>3- Mikail aleyhisselama, yağmur, kar, rüzgâr gibi hava olayları, ekonomik nizamı, yani ucuzluk, pahalılık, kıtlık, bolluk yapmak, ferahlık ve huzur getirmek ve her maddeyi hareket ettirmek vazifesini vermiştir. Bunu da Cebrail aleyhisselama verir yahut hiç kimseye vermez, Ol demekle bu işler rahatça olurdu.</p>
<p>4- Azrail aleyhisselamı insanların ruhunu almakla vazifelendirmiştir. Eceli gelenleri öldüren Allah’tır, ama bu işi Azrail aleyhisselam yapıyor. Çocukları yaratan da O. Ama ana babayı sebep kılıyor. Ana babasız da yaratırdı elbette.</p>
<p>Kâinatı da idare eden Allahü teâlâdır. Yukarıda açıklandığı gibi bir kısmını melekler vasıtasıyla yapıyor. Kutup denilen evliya zatlara da görev vererek sebeplerle idare ediyor.</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Kutb-i irşad, kayyum-i âlemdir. Herkese rüşd ve iman, bunun vasıtasıyla gelir. (3/3)</p>
<p>Kutb-i ebdal yani kutb-i medar âlemde, dünyada her şeyin var olması ve varlıkta durabilmesi için feyz gelmesine vasıta olur. Kutb-i irşad ise, âlemin irşadı ve hidayeti için feyzlerin gelmesine vasıta olur. Her şeyin yaratılması, rızıkların gönderilmesi, dertlerin, belaların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin afiyette olması, kutb-i ebdalin feyzleriyle olur. İman sahibi olmak, hidayete kavuşmak, ibadet yapabilmek, günahlara tevbe etmek ise, kutb-i irşadın feyzleriyle olur. Her zamanda, her asırda kutb-i ebdalin bulunması lazımdır. Hiçbir zaman, bunsuz olamaz, çünkü âlem bununla nizam bulur. (Mearif-i ledünniyye)</p>
<p>Süper sapık bir mezhepsiz, âyet-i kerimeleri anlayamadığı için bunu kabul edemiyor. (Allah idareyi kimseye vermez) diyor. Süper mezhepsiz, aşağıdaki iki âyet-i kerimeyi ileri sürerek Azrail aleyhisselamın canları almadığını söylüyor:<br />
(Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]<br />
(Ölüm zamanında insanı, Allah öldürüyor.) [Zümer 42]<br />
Peki, şu iki âyet-i kerimeyi inkâr mı ediyor:<br />
(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [Secde 11]<br />
(Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü.) [Maide 30]</p>
<p>Demek ki, öldüren ve dirilten Allahü teâlâ olduğu hâlde, bu işleri sebeplerle, vekillerle yapıyor.</p>
<p>Kutb-i irşada da hidayete vesile olma yetkisini vermesi böyledir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkainatin-idaresi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kainatin-idaresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberlerin en üstünü</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygamberlerin-en-ustunu-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygamberlerin-en-ustunu-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:22:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[en]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberlerin]]></category>
		<category><![CDATA[üstünü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5605</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberlerin en üstünü Sual: Mısırlı Reşat Halife’yi öven biri, (Peygamberlerin biri diğerinden üstün değildir. Bekara suresinin 285. âyetinde, (Allah’ın resulleri arasında ayrım yapmayız) deniyor. Bunun için Muhammed&#8217;i üstün bilmek yanlıştır) dedi. Peygamberimiz her peygamberden üstün değil midir? CEVAP Elbette üstündür. Bunlar, Reşat Halife’yi peygamber bilen sapıkların iftirasıdır. Onlar Muhammed aleyhisselam bile demezler. Bekara sûresinin, (Allah’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fpeygamberlerin-en-ustunu-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Peygamberlerin en üstünü</strong></span></p>
<p>Sual: Mısırlı Reşat Halife’yi öven biri, (Peygamberlerin biri diğerinden üstün değildir. Bekara suresinin 285. âyetinde, (Allah’ın resulleri arasında ayrım yapmayız) deniyor. Bunun için Muhammed&#8217;i üstün bilmek yanlıştır) dedi. Peygamberimiz her peygamberden üstün değil midir?<br />
CEVAP<br />
Elbette üstündür. Bunlar, Reşat Halife’yi peygamber bilen sapıkların iftirasıdır. Onlar Muhammed aleyhisselam bile demezler.<br />
<span id="more-5605"></span><br />
Bekara sûresinin, (Allah’ın resulleri arasında ayrım yapmayız) mealindeki 285. âyetinin tefsirlerde, (Yahudi ve Hristiyanlar gibi, peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demek olduğu bildiriliyor, çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]<br />
(Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]</p>
<p>Demek ki resullerin de, nebilerin de birbirinden üstün olanları vardır. Peygamberlerin birbirinden üstün olduğunu kabul etmemek, bu iki âyet-i kerimeyi inkâr etmek olur. Her peygamber kendi milletine geldi, fakat Muhammed aleyhisselam bütün âlemlere geldi. Birkaç âyet-i kerime meali:<br />
(Âlemlere [cin ve insanlara, ilâhî azapla] korkutucu [uyarıcı] olsun diye Furkan’ı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şanı] ne yücedir.) [Furkan 1]<br />
(De ki: “Ey insanlar! Ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği resulüyüm.”) [Araf 158] (Her elçi bir millete gelmişken, Muhammed aleyhisselam bütün insanlara gelmiştir.)<br />
(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]<br />
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Başka hangi peygamber âlemlere rahmet olarak gönderildi? Bu rahmet, yalnız insanlar için değil, bütün mahlûklar içindir. Hatta kâfirler bile faydalanır. Nitekim bir âyet-i kerimede mealen buyuruldu ki:<br />
(Sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onlara [kâfirlere] azap etmez) buyuruluyor. (Enfal 33) [Başka hangi peygamber için böyle buyuruldu?]</p>
<p>Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfir olur) buyuruldu. (Hatib)</p>
<p>Allahü teâlâ, bütün peygamberlere, (Yâ Âdem, Yâ Musa, Yâ İsa) diyerek ismiyle hitap ederken, Resulullah’a (Yâ eyyühennebiyyu, yâ eyyüherresul) yani (Ey Peygamberim, ey Resulüm) diye hitap ediyor. Bu hitap şekli de, onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir. Fatiha suresinde bildirdiği gibi, Allahü teâlâ âlemlerin Rabbi’dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, Rabbüke, Rabbike yani Senin Rabbin buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)</p>
<p>Birkaç âyet-i kerime meali:<br />
(Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4] (Başka hangi peygamber böyle övülüyor?)<br />
(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Razı olana kadar nimet verecek. Başka hangi peygambere bu nimetler veriliyor?)<br />
(Allah ve melekleri, Nebiye salât ediyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] (Başka hangi peygambere bu makam veriliyor? Hangi peygambere Allahü teâlâ salât ediyor?)</p>
<p>Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak dinle gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün getirdiği dinin ve kendisinin en üstün olduğunu göstermektedir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fpeygamberlerin-en-ustunu-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygamberlerin-en-ustunu-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yolculuğa çıkarken ne okumalı</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yolculuga-cikarken-ne-okumali-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yolculuga-cikarken-ne-okumali-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 08:41:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarken]]></category>
		<category><![CDATA[ne]]></category>
		<category><![CDATA[okumalı]]></category>
		<category><![CDATA[Yolculuğa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5602</guid>
		<description><![CDATA[Yolculuğa çıkarken ne okumalı Sual: Yolculuğa çıkarken neler yapmak gerekir? CEVAP Yolculuğa çıkan iki rekat namaz kılmalı ve sadaka vermelidir! Kazaya kalmış namazı varsa, kaza kılmalı! Çünkü kaza borcu varken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Bey ve Şir’a risalesi) Bir hadis-i şerif meali: (Evinden çıkarken iki rekât namaz kılan, dışarıdan gelecek her çeşit beladan korunur. Evine girince [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyolculuga-cikarken-ne-okumali-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Yolculuğa çıkarken ne okumalı</strong></span></p>
<p>Sual: Yolculuğa çıkarken neler yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
Yolculuğa çıkan iki rekat namaz kılmalı ve sadaka vermelidir! Kazaya kalmış namazı varsa, kaza kılmalı! Çünkü kaza borcu varken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Bey ve Şir’a risalesi)</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali:<br />
<span id="more-5602"></span><br />
(Evinden çıkarken iki rekât namaz kılan, dışarıdan gelecek her çeşit beladan korunur. Evine girince iki rekât namaz kılan da, içteki kötülüklerden korunmuş olur.) [Beyheki]</p>
<p>Zahid Ebül-Hasen-i Gazvi hazretleri, (Yolculuğa çıkarken, Li ilafi’yi [Kureyş suresini] okuyan, bütün kötülüklerden emin olur) buyurdu. (Şir’a)</p>
<p>Evden çıkarken Âyet-el kürsi’yi okuyan, eve dönünceye kadar belalardan emin olur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Evinden çıkarken Âyet-el kürsi okuyana, yetmiş melek, evine dönünceye kadar dua ve istiğfar eder.) [Ey oğul ilmihâli]</p>
<p>(Bir kimse, sefere çıkarken 11 kere İhlâs okusa, Allahü teâlâ, seferden dönünceye kadar onun evini muhafaza eder.) [İ. Neccar]</p>
<p>(Evinden çıkarken &#8220;Bismillahi, tevekkeltü alellahi, La havle vela kuvvete illa billah&#8221; diyen, tehlikelerden korunur, şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizi]</p>
<p>Sual: Ticaret, hac, ziyaret, ilim tahsili gibi sebeplerle yolculuğa çıkarken neler yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
İlim tahsili için yolculuk yapılıyorsa, öğrenilecek ilim de vacip olan ilim ise, yolculuk da vacip olur. Öğrenilecek ilim nafile cinsinden ise yolculuk da nafile olur. Vacip olan ilmi öğrenmek için yolculuğa çıkmak çok faziletlidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İlim talebi için evinden çıkan, evine dönünceye kadar Allah yolundadır.) [Tirmizi]</p>
<p>Bir kimse, dünya ve ahiret saadetine sebep olacak bir cümleyi öğrenmek için Van’dan İstanbul’a gelse, yolculuğu boşa gitmez. Evine dönünceye kadar Allah yolundadır. Bişr-i Hafi hazretleri, (Seyahat edin ki, geçiminiz kolaylaşsın ve güzel olsun. Akan su temiz olur, duran su kirlenir) buyurdu.</p>
<p>Hac, cihad gibi ibadet maksadıyla da yolculuğa çıkılır. Evliyanın kabirlerini ziyaret etmek de sevaptır. Yolculukta salih âlimler ziyaret edilir. Çünkü salihlerin yüzüne bakmak ibadettir. İnsan, kötü bir muhitte bulunursa, gün geçtikçe ahlakı bozulur. Kötülerden uzak olmak için yolculuk etmek güzeldir.</p>
<p>Peygamber sünnetidir. İyi insanların bulunduğu mahalleye veya şehre gitmek de iyidir. Geçim sıkıntısı çekilen bir yerden, işleri daha kolay bir yere gitmekte de mahzur yoktur. Ana babaya asi olarak yola çıkmak doğru değildir.</p>
<p>Yolculuğa çıkarken borçlarını ödemeli, kul hakkı kalmaması için helalleşmeli, dualarını almalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Sizden biriniz yolculuğa çıkmak isteyince, arkadaşlarıyla vedalaşıp dualarını alsın! Çünkü Allahü teâlâ, onların duasında onun için bereket yaratır.) [Harâiti]</p>
<p>Böylece yakınların duasını aldıktan sonra erken yola çıkmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allah’ım, erken işine giden ümmetimin işlerini bereketli kıl!) [Bezzar]</p>
<p>Bilhassa uzun yolculuklarda, büyüklerimizden izin alma imkânı yoksa istihare yapmalı.</p>
<p>Misafirliğe eli boş gitmemek iyi olur. Atalarımız, bir yere boş gitmeyi, değirmene buğdaysız gitmeye benzetmiştir. Hediye az da olsa bir kıymeti olur. &#8220;Çam sakızı, çoban armağanı&#8221; cinsinden de olsa bir şey götürmelidir. Kendi evimize de eli boş dönmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Seferden dönerken, çoluk çocuğunuza faydalı bir taş da olsa, hediye getirin!) [İbni Asakir]</p>
<p>Hediye, sevgiyi artırır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Hediyeleşmek sevgiyi artırır.) [Taberani]</p>
<p>(Hediye dostluğu artırır, kırgınlığı giderir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Vasıtalara binerken<br />
Sual: Otobüs, tren, uçak, gemi gibi bir vasıtaya binince hangi duaları okumalıdır?<br />
CEVAP<br />
Şu duaları okumalıdır:<br />
1- Âyet-el kürsi’yi okumalıdır. Âyet-el kürsi, âyetlerin seyyididir, efendisidir. Onu okuyandan şeytan kaçar, melekler o kişinin kazadan beladan korunması için dua ederler.</p>
<p>2- (Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semî’ul alîm) duasını üç kere okuyan her türlü kazadan beladan ve nazar değmesinden emin olur.</p>
<p>3- Hud suresinin 41. âyet-i kerimesini okumalı. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Gemiye binince, Besmeleyle, Hud suresinin 41. âyetini okuyan, boğulmaktan emin olur.) [Taberani]</p>
<p>Hud suresi 41. âyeti, Mushafta 225. sayfanın ortasında, (Bismillahi mecrâhâ&#8230;) diye başlayan âyet-i kerimedir. 225. sayfa için tıklayınız.</p>
<p>Bu âyet-i kerimeyi, [otobüs, tren, uçak gibi] her vasıtaya binerken okuyan kazadan, beladan emin olur. Yine bir hadis-i şerifte, gemiye binince, Zümer suresinin 67. âyet-i kerimesini okuyanın boğulmaktan emin olacağı bildirilmiştir. (Kurtubi)</p>
<p>Zümer suresi 67. âyeti de, Mushafta 464. sayfanın sonundaki, (ve mâ kaderû&#8230;) diye başlayan âyet-i kerimedir. 464. sayfa için tıklayınız.</p>
<p>Sual: Dedem bana &#8220;Sefere çıkarken yedi âyet-el-kürsi oku! Öne, arkaya, aşağıya, yukarıya, sağa ve sola üfür, bir tanesini de yut, sonra Kelime-i tevhid söyle!&#8221; dedi. Böyle yapmamda mahzur var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Mahzuru yoktur, çok iyi olur.</p>
<p>Sual: Seferden gece eve haber vermeden dönmek mekruh mu?<br />
CEVAP<br />
Evet.</p>
<p>Sual: Seferden gece dönen, evin zilini çalsa, haber yerine geçer mi?<br />
CEVAP<br />
Telefon veya biri ile haber göndermek lazımdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyolculuga-cikarken-ne-okumali-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yolculuga-cikarken-ne-okumali-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir mezhebe uymak vacib mi?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/bir-mezhebe-uymak-vacib-mi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/bir-mezhebe-uymak-vacib-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 08:39:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[mezhebe]]></category>
		<category><![CDATA[uymak]]></category>
		<category><![CDATA[vacib mi?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5600</guid>
		<description><![CDATA[Bir mezhebe uymak vacib mi? Sual: Selefiyim diyenlerin sitesindeki bir yazıda, Muhammed el-Useymîn isimli bir Selefi, (Belirli bir mezhebi taklid etmek vacib midir) diye sorulduğunda şöyle diyor: {Evet, belirli bir mezhebi taklid etmek kesin olarak vacibdir. Bu mezhep, (Peygamber mezhebi)dir. Sadece bu mezhebe uymak vacibdir. Bu mezhebin dışındakilere uymak ise, hilâfına delil yoksa câiz, hilâfına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fbir-mezhebe-uymak-vacib-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #ff0000;">Bir mezhebe uymak vacib mi?</span></strong></p>
<p>Sual: Selefiyim diyenlerin sitesindeki bir yazıda, Muhammed el-Useymîn isimli bir Selefi, (Belirli bir mezhebi taklid etmek vacib midir) diye sorulduğunda şöyle diyor:<br />
{Evet, belirli bir mezhebi taklid etmek kesin olarak vacibdir. Bu mezhep, (Peygamber mezhebi)dir. Sadece bu mezhebe uymak vacibdir. Bu mezhebin dışındakilere uymak ise, hilâfına delil yoksa câiz, hilâfına delil varsa uymak haram olur. Şeyhülislam şöyle diyor:<br />
Bir mezhebe veya bir âlime uymanın vacib olduğunu söyleyen kişi, tevbe etmezse öldürülür. Çünkü bunda Resulullah&#8217;tan<br />
<span id="more-5600"></span><br />
başkasına itaat etmek vardır. Peygamber hariç, hiçbirinin görüşünü almak vacib değildir. Vacib olan Resulullah’ın sözünü almaktır. O ise, şöyle buyurdu:<br />
(Benden sonra şu ikisine, Ebu Bekir ve Ömer’e uyun!) [Tirmizî, İbni Mace]<br />
(Eğer Ebu Bekir’le Ömer’e itaat ederseniz rüşde erersiniz.) [Müslim]<br />
Bir başka hadis de şöyledir:<br />
(Benden sonra ihtilaflar çıkınca, sünnetime ve Hulefa-i raşidinin sünnetine uyun! Onlara azı dişinizle ısırır gibi sımsıkı sarılın!) [Buhari, Tirmizi]}<br />
Bu yazıda çelişki yok mudur? Hem Peygamberimizden başkasına uymak vacib değil diyor, hem de, Hazret-i Ebu Bekir’e ve Hazret-i Ömer&#8217;e uyun deniyor.<br />
CEVAP<br />
Elbette tenakuzlu bir yazıdır. Günümüzde, dört mezhebe inanmayanlar, (Peygamber mezhebi) diye bir şey uydurdular. Peygamber efendimiz, böyle bir mezhep bildirmediği gibi, hiçbir İslam âlimi de böyle bir şey bildirmedi. Resulullah efendimizin vârisleri olan İslam âlimleri, sadece dört hak mezhebi bildirdiler.</p>
<p>İmam-ı a&#8217;zamın mezhebinin hilafına delil nereden bulunacak? (Kur’andan bulunur) diyorlar. İmam-ı a&#8217;zam Kur&#8217;an-ı kerimi bilmiyor muydu? Bunun için İmam-ı a&#8217;zamın mezhebinin Kur&#8217;an-ı kerime aykırı olduğunu hiç kimse söyleyemez. Söylese de geçerli olmaz. Hilafına kim, nasıl delil bulacak ki? İbni Teymiyye’nin görüşüne aykırı ise, hilafına mı delil olur?</p>
<p>Şeyhülislam dedikleri kimse, (Bir mezhebe veya bir âlime uymanın vacib olduğunu söyleyen kişi, tevbe etmezse öldürülür) demiş.</p>
<p>Hep İbni Teymiyye’den bahsedildiğine göre, şeyhülislam dedikleri kişi, bu sapık olabilir. Başkalarına da, şeyhülislam diyorlar mı bilmiyoruz. Ona şeyhülislamlığı kim verdi? Niye Hanefî âlimlerine hiç şeyhülislam denmiyor da, asrındaki âlimler tarafından çeşitli sapıklıkları yüzünden hapse atılan bir kimseye bu unvan veriliyor? Şahısların görüşüne uymak vacib değil de, bu sapığa uymak neden vacib oluyor? Yoksa hâşâ onu peygamber mi kabul ediyorlar? Neden onun sözü bir senet gibi bildiriliyor? Bu elbette apaçık bir tenakuzdur.</p>
<p>Bir başka tenakuz da, hem Resulullah&#8217;ın sözlerine uymak vacib diyor, hem de kabul etmiyor. Resulullah efendimiz, (Benden sonra Ebu Bekir’e ve Ömer&#8217;e uyun!) buyuruyor. Hani şahıslara uymak vacib değildi? Bu ne biçim tenakuz böyle? Hem hadis-i şerifi yazıyor, hem aksini savunuyor. İnsan bu kadar kör olamaz. Hani bir insana uymak vacib değildi? Bu iki zat insan değil mi? Resulullah (Onlara uyun!) buyurduğuna göre onlara uymak Resulullah&#8217;a uymak olmuyor mu? Allahü teâlâ, (Resulüme uyun!) buyuruyor. Resulüne uymak vacib olmaz mı? Kendisi de vacib olur diyor. Allahü teâlânın Resulü de, (Ebu Bekir’e ve Ömer&#8217;e uyun!) buyuruyor. O hâlde Resulullah’ın bu sözüne uyarak bu zatlara uymanın vacib olduğu pek açık değil mi? O iki zata uymak, Resulullah&#8217;a uymak olur. Resulullah&#8217;a uymak ise Allah&#8217;a uymak olur.</p>
<p>Üçüncü hadis-i şerifte, (Sünnetime ve Hulefa-i raşidinin sünnetine uyun!) buyuruluyor. Sadece benim sünnetim denmiyor. Raşid halifelerin sünneti de deniyor. Demek onlara da uymak vacibdir. Sadece iki zat değil. Buna hazret-i Osman ve hazret-i Ali de dâhildir. Bu dört zat, Hulefa-i raşidindir.</p>
<p>Sadece Hulefa-i raşidin değil, Eshab-ı kiramın tamamına da uymak gerekir. Peygamber efendimiz de şöyle buyuruyor:<br />
(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz. Eshabımın ihtilafı [farklı ictihadları] rahmettir.) [Taberani, Beyheki, İbni Asakir, Hatib, Deylemi, Darimi, İ. Münavi, İbni Adiy]<br />
(Âlimler, Peygamberlerin vârisidir.) [Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizi]<br />
(Âlimlere uyun! Onlar, dünya ve ahiretin ışıklarıdır.) [Deylemi]</p>
<p>Peygambere uymak vacib olduğuna göre, o da, (Âlimlere uyun!) buyurduğuna göre, niye bu vacibe uymuyor? Allahü teâlâ da aynı şeyi bildiriyor; (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) buyuruyor. Demek ki âlimlere uymak vacibdir.</p>
<p>Selefilerin verdiği bütün örnekler İbni Teymiyye’dendir. İbni Teymiyye’den başka âlim yok mu? Onun sözleri senet de, İmam-ı a&#8217;zamın ve diğer âlimlerin sözü niye senet değil? Sapık İbni Teymiyye bile, (Peygamber mezhebi) diye bir şey uydurmamıştır. Sırf mezhepleri inkâr etmek için böyle bir mezhep uyduruluyor. Dört hak mezhebi Resulullah&#8217;ın yolundan ayrı bir şeymiş gibi göstermek çok yanlıştır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fbir-mezhebe-uymak-vacib-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/bir-mezhebe-uymak-vacib-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 09:43:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[fırka]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[sapık]]></category>
		<category><![CDATA[yetmiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5598</guid>
		<description><![CDATA[Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı? Sual: (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile tefsir eden kâfir olur) mealindeki hadis bildiriliyor. Bir de (72 sapık fırka, Kur’anı yanlış tefsir ettikleri için Cehenneme gideceklerdir, ancak Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır) deniyor. Bu bir çelişki değil midir? CEVAP Çelişki yok. Kendi görüşü ile tefsir etmek başka, âyetleri yanlış anlamak başkadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı?</strong></span></p>
<p>Sual: (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile tefsir eden kâfir olur) mealindeki hadis bildiriliyor. Bir de (72 sapık fırka, Kur’anı yanlış tefsir ettikleri için Cehenneme gideceklerdir, ancak Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır) deniyor. Bu bir çelişki değil midir?<br />
CEVAP<br />
Çelişki yok. Kendi görüşü ile tefsir etmek başka, âyetleri yanlış anlamak başkadır.</p>
<p>Abdülgani Nablusi hazretleri buyuyor ki,<br />
<span id="more-5598"></span><br />
İcma ile ve zaruri olarak bildirilmiş olan inanılacak ve yapılacak din bilgilerinde ictihad yapmak caiz değildir. Çünkü, bunlara inanmayan kâfir olur. Bu ümmetten bazıları itikatta ictihad yaparak 73 fırkaya ayrıldı. Kur&#8217;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş olan ve açık olanların da manaları icma ile ve zaruri olarak anlaşılmamış olan yapılacak işlerde ictihad etmek caizdir. İnanılacak olan bilgilerde ictihad hiç caiz değildir. Böyle bilgilerde ictihad ederken yanılmak, küfür olmaz ise de, büyük günah olur. Müslümanların 73 fırkasından 72 fırkası böyle yanılmış, doğru yoldan ayrılmış, Bid’at ehli olmuştur. Bunlar sapık inançlarının cezası olarak Cehenneme gireceklerdir. Ama Müslüman oldukları için, Cehennemde sonsuz kalmayacaklar, azap gördükten sonra, çıkarılacaklardır. (Hadika)</p>
<p>Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:<br />
72 bidat fırkasından, kâfir olmayanları, ehli kıbledir. Bunların hiçbiri kâfir değildir. Fakat 72 fırkadan herhangi birinde bulunduğunu söyleyen bir kimse, Kur&#8217;an-ı kerimde veya hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş ve Müslümanlar arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur. (Tahtavi)</p>
<p>Cehenneme gidecekleri bildirilen 72 fırkanın âlimleri, müctehid olmadıkları için ve tefsirlerden yanlış mana çıkarttıkları için, sapıttılar. Kur&#8217;an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin manalarını herkes doğru anlayabilseydi 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. Bu fırkaları çıkaranlar, müctehid değildi ama hepsi de oldukça derin âlim idi. Fakat hiçbiri, Nassların [Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin] manalarını doğru anlayamadı. Yanlış anlayarak, doğru yoldan ayrıldılar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz hiç düşünmez misiniz?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/siz-hic-dusunmez-misiniz-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/siz-hic-dusunmez-misiniz-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 09:40:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[düşünmez]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[misiniz?]]></category>
		<category><![CDATA[siz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5596</guid>
		<description><![CDATA[Siz hiç düşünmez misiniz? Sual: Kur’an-ı kerimde, birçok yerde (Akıl etmez misiniz) ifadesi geçmektedir. Bid’at ehli ile felsefeciler, bu âyetleri istismar edip, (Allah akıl edin, düşünün, derken, bizi düşünmekten, akıl etmekten, akılla Kur’anı anlamaktan, dini hükümler çıkarmaktan bizi kimse alıkoyamaz) diyorlar. Bu âyetlerde, akıl edin de dini hüküm mü çıkarın deniyor? CEVAP Akıl etmekle ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsiz-hic-dusunmez-misiniz-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Siz hiç düşünmez misiniz?</strong></span></p>
<p>Sual: Kur’an-ı kerimde, birçok yerde (Akıl etmez misiniz) ifadesi geçmektedir. Bid’at ehli ile felsefeciler, bu âyetleri istismar edip, (Allah akıl edin, düşünün, derken, bizi düşünmekten, akıl etmekten, akılla Kur’anı anlamaktan, dini hükümler çıkarmaktan bizi kimse alıkoyamaz) diyorlar.<br />
Bu âyetlerde, akıl edin de dini hüküm mü çıkarın deniyor?<br />
CEVAP<br />
Akıl etmekle ilgili âyetlerin hiç birinde, (Kur’anı anlamak veya dini hüküm çıkarmak için akıl edin diye bir ifade yoktur.</p>
<p>Birkaç örnek:<br />
(Ey kavmim, buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ücretim beni yaratana aittir. Akıl etmez misiniz?) [Hud 51]<br />
<span id="more-5596"></span><br />
Resulullah efendimiz, dini bildirirken ücret istemiyor, makam ve padişahlık istemiyor. Benim bu işte dünyalık bir menfaatim yok. Ben sırf Allah rızası için yapıyorum. Bu kadarını da akıl etmiyor musunuz, düşünmüyor musunuz diyor. Akıl etmek, akıl ile hüküm çıkarmak demek değildir.</p>
<p>(Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.) [Nahl 12]<br />
Gecenin gündüzün gelişinde, ayın güneşin insanlara sağladığı faydalarda, yıldızların Allah’ın emri ile var oldukları, hareket ettikleri konusunda akıl eden, düşünebilen kimseler için alınacak ibret dersleri vardır deniyor. Yoksa aklını kullan da dini hüküm çıkar denmiyor.</p>
<p>(İbrahim: “Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar veremeyen putlara niçin taparsınız? Size de, taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz?” dedi.) [Enbiya 66-7]<br />
Ellerinizle yaptığınız putların size bir fayda ve zarar vermediği meydanda iken, onlara tapmanın vereceği zararı akıl etmiyor musunuz deniyor. Yoksa aklını kullan da dini hükümler çıkar denmiyor.</p>
<p>(Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha iyi ve devamlıdır. Akıl etmez misiniz?) [Kasas 60]<br />
Dünya hayatındaki şeyler ne kadar kıymetli olursa olsun, hepsi bir gün yok olacak, ama ahirette verilecek olanlar ise devamlıdır. Bunu düşünemiyor musunuz deniyor. Yoksa akıl edin de akıl ile hüküm çıkarın denmiyor.</p>
<p>(Kur’anı öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mu?) [Kamer 17]<br />
Kur’anı ezberlemek için kolaylaştırdık. O halde onun öğütlerini dinleyen, onu ezberleyen yok mu? (Celaleyn)</p>
<p>(Akıl edesiniz diye Kur’anı Arapça okunan bir Kitap kıldık.) [Zuhruf 2-3]<br />
Kur’an-ı kerimi herhangi bir dil ile değil, en geniş, en açık, en ahenkli olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız. Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’an-ı kerimi insanlara açıkla) buyurulmazdı. (Nahl 44)</p>
<p>Bazıları da, (insanın namazda okuduğunu anlaması gerekir, onun için Kur’anın tercümesini okumalı) diyorlar. Böyle demek, ibadetlerin ne demek olduğunu bilmemektir. Çünkü, namazı, insanın kendisi tertip etmedi. Her ibadetin nasıl yapılacağını Allahü teâlâ Resulüne bildirdi. O da, bunları öğrendiği gibi Eshabına bildirdi. Din imamlarımız bunların hepsini Eshab-ı kiramdan öğrenerek bildiriyorlar ki: Namazda okunacak Kur’anın, Allah kelamı olması gerekir. Tercümeleri Allah kelamı olmaz. Namaz dışında her Müslüman, kendi dili ile de, dua edebilir. (Fetava-i fıkhiyye)</p>
<p>Akledesiniz diye<br />
Sual: Bekara, 63,242, Nisa 82, Kehf 54, Zuhruf 3. âyetleri düşünen kimselerin Kur’anı anlayacaklarını açıkça bildirmiyor mu?<br />
CEVAP<br />
Bildirilen âyetlere bakalım:</p>
<p>(Akıl edesiniz diye, onu Arapça bir Kur’an yaptık.) [Zuhruf 3]<br />
Burada vurgulanması, düşünülmesi gereken şey, Kur’an niye Arapça indi? Arapçanın diğer dillere göre bir özelliği vardır. Maksadı en iyi şekilde anlatabilen bir dildir.<br />
Bu âyetin tefsiri şöyledir:<br />
Kur’an-ı kerimi herhangi bir dil ile değil, en geniş, en açık, en ahenkli olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, Müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlâhi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.</p>
<p>Demek ki âyetteki akletmek, bunun ilâhi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Ahkamını herkesin anlaması mümkün değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’an-ı kerimi insanlara açıkla) buyurulmazdı. (Nahl 44)</p>
<p>(Hani [Tevrat ile amel edeceğinize dair] sizden sağlam söz almıştık; Tur dağını da, üstünüze kaldırıp, &#8220;Size verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın, içindekilerden gafil olmayın, onları hatırlayın” demiştik.) [Bekara 63]</p>
<p>(Akledesiniz diye Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır.) [Bekara 242]</p>
<p>Bundan önceki âyetlere bakıyoruz. Evlenme, boşanma ile ilgili bilgiler veriliyor. Kimlerle evlenilir, kimlerle evlenilmez gibi bir çok husus Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde bildiriliyor. Allahü teâlâ, (Ne yapmanız gerektiği bildiriliyor. Bu emirlere uyun) buyuruyor.</p>
<p>(Hâlâ Kur’anı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından indirilseydi, mutlaka onda birçok çelişki bulunurdu.) [Nisa 82]<br />
Bu âyette Kur’an-ı kerimi Resulullahın yazmadığı, Allah tarafından indirildiği vurgulanmak isteniyor. Allah tarafından indiğini hâlâ anlayamadınız mı deniyor. Yoksa âyetlerden herkes hüküm çıkarabilir denmiyor.</p>
<p>(Biz bu Kur’anda insanlar için misallerin her çeşidini açıkladık. Ama insan cedele [münakaşaya] çok düşkündür.) [Kehf 54]<br />
Bundan önceki âyetlerde, müşriklerin Cehenneme gideceği, son pişmanlığın fayda vermeyeceği gibi örnekler veriliyor. Allahü teâlâ, (Biz size ahirette nelerle karşılaşacağınızı açıkça bildiriyoruz, ama insanoğlu düşmanlıkta çok ileri gidiyor) buyuruyor. Bu dünyadan sonra Cennetin Cehennemin olduğu açıkça bildiriliyor. Yoksa Kur’anda her şey açıktır, çoban da her şeyi anlar, istediği gibi hüküm çıkarır denmek istenmiyor.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsiz-hic-dusunmez-misiniz-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/siz-hic-dusunmez-misiniz-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yola çıkarken</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yola-cikarken.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yola-cikarken.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 09:38:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarken]]></category>
		<category><![CDATA[Yola]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5594</guid>
		<description><![CDATA[Yola çıkarken Sual: Yolculuğa çıkarken neler yapmak gerekir? CEVAP Tavsiye edilenlerden bazıları şöyledir: Yolculuğa çıkarken iki rekât namaz kılmalı! Kazaya kalmış namazı varsa, kaza kılmalı! Çünkü kaza borcu varken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Bey ve Şir’a risalesi) Bir hadis-i şerif meali: (Evinden çıkarken iki rekât namaz kılan, dışarıdan gelecek her çeşit beladan korunur. Evine girince iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyola-cikarken.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Yola çıkarken</strong></span></p>
<p>Sual: Yolculuğa çıkarken neler yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
Tavsiye edilenlerden bazıları şöyledir:<br />
Yolculuğa çıkarken iki rekât namaz kılmalı! Kazaya kalmış namazı varsa, kaza kılmalı! Çünkü kaza borcu varken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Bey ve Şir’a risalesi)<br />
<span id="more-5594"></span><br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Evinden çıkarken iki rekât namaz kılan, dışarıdan gelecek her çeşit beladan korunur. Evine girince iki rekât namaz kılan da, içteki kötülüklerden korunmuş olur.) [Beyheki]</p>
<p>Büyüklerimiz şöyle bildirmiştir:<br />
Sefere çıkarken yedi Âyet-el-kürsi oku! Öne, arkaya, aşağıya, yukarıya, sağa ve sola üfür, bir tanesini de yut, sonra Kelime-i tevhid söyle!</p>
<p>Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Evinden çıkarken Âyet-el kürsi okuyana, yetmiş melek, evine dönünceye kadar dua ve istiğfar eder.) [Ey oğul ilmihâli]<br />
(Bir kimse, sefere çıkarken 11 kere İhlâs okusa, Allahü teâlâ, seferden dönünceye kadar onun evini muhafaza eder.) [İ. Neccar]<br />
(Evinden çıkarken &#8220;Bismillahi, tevekkeltü alellahi, La havle vela kuvvete illa billah&#8221; diyen, tehlikelerden korunur, şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizi]<br />
(Sizden biriniz yolculuğa çıkmak isteyince, arkadaşlarıyla vedalaşıp dualarını alsın! Çünkü Allahü teâlâ, onların duasında onun için bereket yaratır.) [Deylemi, Harâiti]<br />
(Allah’ım, erken işine giden ümmetimin işlerini bereketli kıl!) [Bezzar]</p>
<p>Yolculuğa çıkan sadaka vermeli! Zahid Ebül-Hasen-i Gazvi hazretleri, (Yolculuğa çıkarken, Li ilafi’yi [Kureyş suresini] okuyan, bütün kötülüklerden emin olur) buyurdu. (Şir’a)</p>
<p>Sefere çıkmadan önce mümkünse, vadesi gelmiş borçları ödemeli, kul hakkı kalmaması için helalleşmeli, dualar almalı.</p>
<p>Bilhassa uzun yolculuklarda, büyüklerimizden izin alma imkânı yoksa istihare yapmalı.</p>
<p>Misafirliğe eli boş gitmemeli. Bir yere boş gitmek, değirmene buğdaysız gitmeye benzetilmiştir. Hediye az da olsa, bir kıymeti olur. (&#8220;Çam sakızı, çoban armağanı&#8221; cinsinden bir şey götürmeli) denmiştir. Kendi evimize de, eli boş dönmemeliyiz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Seferden dönerken, çoluk çocuğunuza faydalı bir taş da olsa, hediye getirin!) [İbni Asakir]</p>
<p>Hediye, sevgiyi artırır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Hediyeleşmek sevgiyi artırır.) [Taberani]<br />
(Hediye dostluğu artırır, kırgınlığı giderir.) [Ebu Nuaym]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyola-cikarken.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yola-cikarken.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şükür nedir?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sukur-nedir.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sukur-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 13:15:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5592</guid>
		<description><![CDATA[Şükür nedir? Sual: Şükür nedir? CEVAP İslam âlimleri şükrü şöyle tarif etmişlerdir: Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip dil ile de hamd etmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak şükretmek olur. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşat etmek de şükür sayılır. Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsukur-nedir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Şükür nedir?</strong></span></p>
<p>Sual: Şükür nedir?<br />
CEVAP<br />
İslam âlimleri şükrü şöyle tarif etmişlerdir:<br />
Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip dil ile de hamd etmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak şükretmek olur. İnsanların hidayeti için çalışmak, onları irşat etmek de şükür sayılır.</p>
<p>Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, günahlardan kaçınmaktır. İnsan, Rabbin verdiği nimetlerle günah işlerse, nankörlük etmiş olur.</p>
<p>Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azâlarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet eder. Dil ile hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükür ise, Allahü teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü, müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen ayıpları duymamış olmaktır.</p>
<p>Şükür, Allahü teâlânın verdiği nimetleri Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür.</p>
<p>Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, İslamiyet’e uymak demektir.<br />
Şükür, yapılan iyiliği anarak ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür.</p>
<p>Nimeti muhafaza ve artırmak için<br />
Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur:<br />
1- Gelen her nimeti Allah’tan bilip şükretmek.<br />
2- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.<br />
3- Nimetlerden istifade edildiği müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.<br />
Şükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavuşturur.</p>
<p>Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<span id="more-5592"></span><br />
(Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) (Bekara 152)</p>
<p>(Allah’tan sakının ki şükredebilesiniz.) [Nisa 123]</p>
<p>Allahü teâlâ, şükredene bol bol nimet verir. (Fâtır 30)</p>
<p>Hazret-i İbrahim, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu doğru yola iletti. (Nahl 121)</p>
<p>Cenab-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifadesi için birçok hayvan yaratmıştır. Kimine binilir, kiminin etinden, sütünden, yününden, derisinden vesairesinden istifade edilir. (Yâsin 71-73)<br />
Bu hayvanlar, şükretmemiz için istifademize verilmiştir. (Hac 36)</p>
<p>Çoğu bilmez, azı şükreder<br />
Allahü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez. (Bekara 243, Yunus 60, Neml 73, Mümin 61)</p>
<p>Allahü teâlâ, çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu, az şükredildiğini bildiriyor. (Secde 9, Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Nahl 78, Mülk 23)</p>
<p>Kıymetli şeyler ekseriya az olur. Mesela altın pek çok olsa, bu kadar kıymeti olmaz.</p>
<p>Azların kıymetli olduğunu bildiren âyet-i kerimelerden birkaçı şöyle:<br />
Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamaya başlayınca, [Hazret-i Nuha] &#8220;Her cinsten birer çifti ve aleyhine hükmedilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir&#8221; dedik. Pek azı, onunla beraber iman etmişti. (Hud 40)</p>
<p>İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da çok azdır! (Sad 24)<br />
İsrailoğullarından, &#8220;Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin&#8221; diye söz almıştık. Sonra pek azınız müstesna, sözünüzden döndünüz. (Bekara 83)</p>
<p>İnkârlarından dolayı, Hak teâlâ, onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanır. (Bekara 88)</p>
<p>Allah yolunda savaşacaklarını söylemişlerdi ama savaş onlara farz kılınınca, azı hariç, yüz çevirdiler. (Bekara 246)</p>
<p>Nice az topluluk, çok topluluğa Allah’ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir. (Bekara 249)</p>
<p>Allah’ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız. (Nisa 83)</p>
<p>İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün, yine de sen, onları affet ve aldırış etme! Allahü teâlâ, iyilik edenleri elbette sever. (Maide 13)</p>
<p>Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe 82)</p>
<p>Günahlarımızı düşünerek elbette üzülmemiz, ağlamamız gerekir. (Az gülsünler) demek, (Güler yüzlü olmayın) demek değildir. Müslüman her zaman güler yüzlü olur. Fakat günahlarını düşünerek üzülür ve ağlar.</p>
<p>Namaz, şükür ve kanaat<br />
Namazı doğru kılan, Allahü teâlânın sayılamayacak kadar çok olan bütün nimetlerine şükretmiş sayılır. Nitekim, (Namaz, şükrün bütün aksamını câmidir) buyurulmuştur. Demek ki doğru namaz kılan şükretmiş olur. Namaz kılmayan ise, nankörlük etmiş olur.</p>
<p>Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki:<br />
(Beni anan şükretmiş, beni unutan nankörlük etmiş olur.) [Hatib]</p>
<p>(Bir kimse, kendine verdiğim nimeti benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ.Gazali]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kanaat eden, en çok şükredenlerden sayılır.) [İbni Mace]</p>
<p>(Kıyamette “Şükredenler gelsin!” diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve genişlikte, her hâlükârda Allahü teâlâya şükredenlerdir.) [İ.Gazali]</p>
<p>(Bir nimet için, Elhamdülillah diyen, daha iyisine kavuşur.) [T.Gafilin]</p>
<p>(Yiyip içtikten sonra Elhamdülillah diyen Cennete girer.) [Hakim]</p>
<p>(Bir nimet için Elhamdülillah diyen, nimetin şükrünü eda etmiş olur.) [Beyheki]</p>
<p>(İnsanlara teşekkür etmeyen kimse, Allahü teâlâya şükretmez. Aza şükretmeyen de, çoğa şükretmez. Allahü teâlânın nimetini söylemek şükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) [Beyheki]</p>
<p>(Nimete şükür, o nimetin gitmesine karşı emandır.) [Deylemi]</p>
<p>(Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af dileyen, zulme uğrayınca bağışlayan, emniyet ve hidayettedir.) [Taberani]</p>
<p>(İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Bir kimse, kavuştuğu nimeti her hatırlayışta, Allah&#8217;a şükrederse, Allahü teâlâ da, onun her şükrüne karşı yeniden sevab verir. Kim de başına gelen musibeti her hatırlayışta, &#8220;İnna lillah ve inna ileyhi raciun&#8221; derse, Allahü teâlâ da her seferinde onun sevabını artırır.) [Tirmizi]</p>
<p>Mümin kabirde doğru cevap verince, hemen o anda kabrin sağ tarafından ay yüzlü bir kişi çıka gelir. (Ben senin, dünyada, sabrından ve şükründen yaratıldım. Kıyamete kadar, sana yoldaş olurum) der. Ne mutlu sabredip şükredenlere&#8230;</p>
<p>Hâline şükret, haset etme<br />
Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allahü teâlâya şükreder ve zenginlerin hâlini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekleyemediği için üzüntü içindedir. Kıskanç insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Yani onun boyunu bosunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha kötüsü, onun başına gelen fenalıklara sevinir.</p>
<p>İşte bu hâl, kıskançlığın en kötü derecesidir. Böyle insandan, Allahü teâlânın yardımı kesilebilir. Daha da mahrum olur. İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allahü teâlânın himayesinde demektir.</p>
<p>Bir hadis-i şerifte, (Bir müslüman, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir müslüman için istemezse ve bir müslüman, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği halde, o kötülüğü başka bir müslüman için isterse, onun imanı tam değildir) buyuruldu. Yani, Peygamber efendimiz yalnız kendisini düşünenleri beğenmiyor. Başka müslümanları düşünenleri beğeniyor ve öyle yapmalarını istiyor. Düşünün bir kere; bütün dünya, Peygamber efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı?</p>
<p>Haset, tekebbüre sebep olur. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder. İmam-ı Gazali hazretleri, (Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Haset, riya, ucub) buyurdu.</p>
<p>Haset eden, çekemediği kimseyi gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamette, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır hasenat işleyenlere, on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, birisi kalır. Haset edenin duası kabul olmaz.</p>
<p>İyiliğe teşekkür edilir<br />
Sual: İyiliğe teşekkürün dindeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
İyilik edene, mal ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamayan, hamd ve sena, teşekkür ve dua eder. İyiliğe karşı, iyilik yapmak, insanlık vazifesidir. Böyle olunca, her iyiliği yapan, en büyük iyilik olarak, yok iken var eden, en güzel şekli veren, lüzumlu uzuvları, kuvvetleri ihsan eden, her birini bir ahenk ile işleterek sıhhat veren, akıl ve zeka bahşeden, çoluk çocuk, ev, ihtiyaç eşyası, gıda, içecek, elbiselerimizi yaratan yüce bir sahibe, bu nimetleri sebepsiz, karşılıksız ihsan eden ve her an yok olmaktan, düşmandan, hastalıktan muhafaza eden ve bize hiç ihtiyacı olmayan, sonsuz kuvvet, kudret sahibi olan Allahü teâlâya şükretmemek, kulluk hakkını ödememek ne büyük kabahat, ne çok zulüm ve ne alçak bir vaziyet olur? Hele, Ona ve nimetlerin Ondan geldiğine inanmamak veya bunları başkasından bilmek en büyük zulüm, en çirkin yüz karası olur.</p>
<p>Bir kimseye her ihtiyacı verilse, her ay yetecek para, gıda hediye olunsa, bu kimse, o ihsan sahibini her yerde, herkese nasıl över. Gece gündüz onun sevgisini, teveccühünü, onun kalbini kazanmaya uğraşmaz mı? Onu dertlerden, sıkıntılardan muhafaza etmeye çalışmaz mı? Ona hizmet edebilmek için, kendini tehlikelere atmaz mı? Bunları yapmasa, o ihsan sahibine hiç kıymet vermese, herkes onu ayıplamaz mı? Hatta, insanlık vazifesini yapmıyor diye cezalandırılmaz mı?</p>
<p>İyilik eden bir insanın hakkına böyle riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen, Allahü teâlâya şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak niçin gerekmesin? Elbette, en çok Ona şükretmek, ibadet etmek gerekir. Çünkü, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta diğerlerinden gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir.</p>
<p>İnsanlık vazifesi<br />
Sual: Nimete şükür nasıl olur?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki:<br />
İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya gücü yettiği kadar şükretmesi insanlık vazifesidir. Aklın emrettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat, Allahü teâlâya yapılması icap eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünkü, insanlar, yok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayıplı ve kusurludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allah’ın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ, bunları beğenmez. Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun için insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile Allahü teâlâya karşı şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan vazifeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.</p>
<p>İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları gereken şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine İslamiyet denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslamiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. (c.3 m.17)</p>
<p>Kısacası şükür, İslamiyet’e uymak demektir.</p>
<p>Dil ile şükür<br />
Sual: Dil ile şükrün önemi nedir?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimiz, bir kimseye (Nasılsın?) buyurdu. O kimse, (İyiyim) dedi. Üçüncü defa sorunca o kimse, (Elhamdülillah iyiyim) dedi. Peygamber efendimiz, (İşte senden bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım) buyurdu. (Taberani)</p>
<p>Âlimler, salihler, bir kimseyi Allahü teâlâya şükrettirmek için, (Nasılsın?) derlerdi. İnsan ya şükreder, ya susar veya şikayette bulunur. Allah’tan şikayet etmek ise çok çirkindir. Kulun Mevlasına zillet göstermesi izzettir. Mevlayı başkasına şikayet etmesi ise zillettir. Şükür, ihsanını, iyiliğini anmak suretiyle ihsan edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Bir grup kimse, Halife Ömer bin Abdülaziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde, içlerinden gencin birisi, (Üstün faziletinizi adaletinizi duyduk. Size dilimizle teşekkür etmeye geldik. Teşekkür edip döneceğiz) der.</p>
<p>Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Beni İsrailde bir abid var idi. Beşyüz yıl ibadet etmişti. Kıyamet günü Allahü teâlâ, &#8220;Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!&#8221; buyurur. Abid, &#8220;Ben ihsan ile değil, yaptığım beşyüz yıllık ibadetle Cennete girmek istiyorum&#8221; der. Allahü teâlâ emreder, hesabı görülür. Yalnız göz nimeti beşyüz yıllık ibadetten fazla gelir. Melekler abidi Cehenneme götürürler. Abid, &#8220;Ya Rabbi beni rahmetinle, ihsanınla Cennete koy&#8221; diye dua eder. Allahü teâlâ buyurur ki:<br />
&#8220;Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? [Abid, sen yarattın, der.] Seni yaratmam, senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu? [Abid, senin rahmetinle oldu, der.] Allahü teâlâ verdiği bazı nimetleri de sayar. Abid, &#8220;Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu&#8221; der.) [T. Gafilin]</p>
<p>Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. Görmek büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman şükretmeyiz. Gençler, yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez. Hastalar sağlığın kıymetini anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak ölüler anlar. Şu halde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de hayatın kıymetini bilip şükretmelidir.</p>
<p>Nimetlerle övünmek<br />
Sual: Allah’ın verdiği nimetleri, başkalarına bildirerek övünmek uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlânın verdiği nimetleri bildirmek, bunlara şükretmek olur.) [Beyheki]</p>
<p>Övünmek haramdır. Kendindeki iyilikleri, nimetleri, kendinden bilirse, Allahü teâlânın verdiğini düşünmezse, övünmek olur. Yani (Tezkiye-i nefs) olur. Bu nimetlerini Allahü teâlâdan geldiğini bilir, kendinin kusurlu olduğunu düşünürse, (Şükür) olur.</p>
<p>Hamd ve şükür<br />
Sual: Hamd ve şükür arasında fark var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet&#8217;e uygun olarak kullanmak demektir.</p>
<p>Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve övgülerin hepsi, Allahü teâlânın hakkıdır. Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep Odur. Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Odur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır. Yalnız Onun dilediği olur. İyilik ve kötülük yapmayı, çeşitli sebeplerle hatırlatmaktadır.</p>
<p>Sual: Çok şükür mü demek iyidir, yoksa Elhamdülillah demek mi?<br />
CEVAP<br />
İkisi de aynı ise de, Elhamdülillah demek daha faziletlidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Sevilenin her şeyi, sevenin gözünde her zaman sevgilidir. İncitirse de, iyilik ederse de sevilir. Sevmek nimeti ile şereflenenlerin, sevmenin tadını alanların çoğu, sevdiğinin iyiliklerine kavuşunca sevgileri artar. Yahut incitmesinde de, iyiliğinde de, sevgileri değişmez. Sevdiğinin hiçbir hareketi ona çirkin gelmez. Sıkıntılı ve neşeli zamanlarında hep hamd eder. Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir.</p>
<p>Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir. Şükür ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz.) [c.2, m.33]</p>
<p>İyilik eden bir insanın hakkına riayet ediliyor da, her nimetin, her iyiliğin hakiki sahibi olan, hepsini yaratan, gönderen Allahü teâlâya şükretmek, Onun beğendiği, istediği şeyleri yapmak, niçin lazım olmasın? Elbette, en çok Ona şükretmek, ibadet etmek lazımdır. Çünkü, Onun nimetleri yanında başkalarının iyilikleri, deniz yanında damla kadar bile değildir. Hatta onlardan gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir. O halde, hamd ve şükre devam etmek gerekir.</p>
<p>Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Biz şükreden kimseleri mükafatlandırırız.) [A.İmran 145]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:<br />
(Cennetin bedeli La ilahe illallah, nimetin bedeli Elhamdülillah’tır.) [Deylemi]</p>
<p>(Müminin her işi, hayırdır. Nimete şükreder, hayra kavuşur. Belaya uğrayınca da, sabreder, yine hayra kavuşur.) [Müslim]</p>
<p>Hadis-i şerifte, (Nimetin bedeli Elhamdülillah) buyuruluyor. Peki, sadece Elhamdülillah demekle nimetin bedelini vermiş olur muyuz? Yani şükretmiş olur muyuz? Bir kimsenin eline bir miktar para geçse, onunla şarap alıp içse, (Elhamdülillah, elime para geçti şarabımı alabildim) dese, nimetin şükrünü eda etmiş olamaz. O nimeti dinin yasaklamadığı yerde, hatta emrettiği yerlerde kullanırsa ancak o zaman şükretmiş olur. Elhamdülillah demenin, yani şükrün kısa tarifi, İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymaktır.</p>
<p>Hamd etmek<br />
Sual: Hamd etmek vacib mi, sünnet mi?<br />
CEVAP<br />
Hamd, yani elhamdülillah demek, namazda vacib, her duadan önce ve yiyip içtikten sonra sünnettir. Her hatırladıkça söylemek mubahtır. Pis yerlerde söylemek mekruh, haram yedikten, içtikten sonra söylemek, haramdır ve hatta küfre sebep olur. (Redd-ül Muhtar 1/6)</p>
<p>Hâline şükretmenin yolu<br />
Sual: Hâline şükretmenin yolu nedir?<br />
CEVAP<br />
Ahiret işinde, salih kimselere bakıp, onlar gibi olmaya çalışmak gerekirken, dünya işlerinde, kendimizden daha aşağıda olan fakirlere bakmak gerekir. Kendimizden daha çok zengin olanlarla sık sık görüşmemek iyi olur. Peygamber efendimiz, (Zenginlerdeki mal ve nimetleri görüp, hâlinizden şikâyet etmemek ve sahip olduğunuz nimetleri küçümsememek için onların yanına seyrek gidin) buyuruyor. (Hakim)</p>
<p>Zengin de, fakir de olsak, dilencilere değil, fakirlere yakın olmak çok iyidir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Fakirlerin kıyamette saltanatı vardır. Onlara “Allah rızası için sana bir şey vereni, bir lokma veya bir yudum su vereni Cennete götür” denir. Onlar da alıp götürürler.) [İ.Asakir]</p>
<p>(Fakirlerle dostluk kurun. Zira kıyamette devlet onlarındır.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Din işlerinde kendinden üstün olanı görüp ona uyan, dünya işlerinde ise kendinden aşağısına bakıp Allahü teâlâya hamd eden şükretmiş olur.) [T.Gafilin]</p>
<p>İnsan, içinde bulunduğu duruma isyan etmemelidir. Belki o durumu kendisi için daha iyidir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Öyle kimse vardır ki, onun imanı ancak zenginlikle salah bulur. Eğer o fakir olsaydı, küfre girerdi. Kimi de, ancak fakirlikle salah bulur, [doğru, iyi yolda olur], eğer zengin olsaydı, küfre düşerdi. Kiminin imanı da, ancak sıhhatte olması ile tamam olur. Eğer hastalansa, küfre girerdi. Kiminin imanı hastalık içinde bulunmakla olgunlaşır. Eğer sıhhatte olsaydı küfre sürüklenirdi.”) [Hatib]</p>
<p>Kanaat<br />
Aza kanaat etmek, çoğu istememek değildir. Bulunduğu duruma razı olmak demektir. Hadis-i şerifte, (Kim Allahü teâlânın verdiği az rızka razı olursa, Allahü teâlâ da onun az ameline razı olur) buyuruldu.</p>
<p>Nimete şükredince<br />
Sual: Fakir bir kimsenin de şükretmesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Elbette gerekir. Cenab-ı Hak, göz, kulak gibi uzuvların yanında akıl ve iman gibi nimetler vermiş, insanlar için çeşitli gıdalar yaratmıştır. Bunlara şükretmek gerekir. İmam-ı Rabbani hazretleri, şükrün İslam’a uymak olduğunu, Cenab-ı Hakkın, (Şükrederseniz nimetimi artırırım) buyurduğunu bildirmektedir.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir kul, Allahü teâlânın verdiği nimet için Elhamdülillah derse, nimetin şükrünü eda etmiş olur. İki defa söylerse sevabı artar. Üç defa söylerse günahları mağfiret olur.) [Beyheki]</p>
<p>(Allahü teâlâ, yiyip içtiğinde Elhamdülillah diyeni, bu sözü için Cennete koyar.) [İbni Asakir]</p>
<p>İmam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinin, (Onlar, Allah’ın nimetini bilip itiraf ederler. Sonra da onu inkâr ederler) mealindeki 83. âyet-i kerimesini, (Onlar, nimetlerin Allah’tan olduğunu bilirler. Fakat, &#8220;Bu nimetleri biz kazandık veya bize miras kaldı&#8221; diyerek nankörlük eder) diye tefsir etmiştir. İnsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı için şükretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Bir kimse, hasta, sakat birini görünce, &#8220;Allahü teâlâya hamdolsun ki beni böyle etmedi. Bundan ve daha başka dertlilerden üstün kıldı&#8221; derse, nimetin şükrü olur.) [Beyheki]</p>
<p>Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olur. Hadis-i şerifte, (Az veya çok bir nimete kavuşan, &#8220;Elhamdülillah&#8221; derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) buyuruldu. Şükredenden Allahü teâlâ razı olur. Hadis-i şerifte, (Yiyip içtikten sonra &#8220;Elhamdülillah&#8221; diyenden Allahü teâlâ razı olur) buyuruldu.</p>
<p>Allahü teâlânın başta iman nimeti olmak üzere verdiği sayısız nimetlere her zaman şükretmek, hamd etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(İnsanların en efdali, çok hamd edenlerdir.) [Taberani]</p>
<p>Âyet-i kerimelerde de buyuruluyor ki:<br />
(Bana şükredin, nankörlük etmeyin!) [Bekara 152] [Nankörlük, şükretmemek, nimetleri Allahü teâlâdan bilmemek demektir.]</p>
<p>(Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.) [İbrahim 7]</p>
<p>İyilik edene dua<br />
Sual: İyilik eden arkadaşa, teşekkür etmeyip, gıyabında dua etsek uygun olur mu?<br />
CEVAP<br />
Yüzüne karşı teşekkür etmeli, gıyabında da dua etmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İyilik gördüğüne, Cezakellahü hayran kesira [Allah, seni çok hayırla mükafatlandırsın] diyen, ona en büyük duayı etmiş olur.) [İ. Asakir]</p>
<p>(Bir müslüman, arkadaşının gıyabında dua edince, bir melek de ona, “Aynen bir mislini de Allahü teâlâ sana versin” diye dua eder.) [Müslim] Meleğin duası ise elbette kabul olur.</p>
<p>Şükür secdesi<br />
Sual: Şükür secdesi nedir, nasıl yapılır?<br />
CEVAP<br />
Kendisine nimet gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için şükür secdesi yapması müstehaptır. Şükür secdesi, tilavet secdesi gibidir. Şükür secdesi yapacak olan, niyet edip, secdeye gidince, önce Elhamdülillah der. Sonra secde tesbihini okur. Sonra Allahü ekber der ve ayağa kalkar. (Tahtavi)</p>
<p>Sual: Şükür secdesi, abdestsiz yapılabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Tilavet secdesi gibidir, abdestsiz yapılmaz.</p>
<p>Şükür duası<br />
Sual: Sıkıntılı bir halimizden kurtulduk. Acaba böyle bir durumda en güzel şükür nasıl olur? Dua, secde vb&#8230;nasıl hareket etmeliyiz?<br />
CEVAP<br />
1- Her gün sabah ve akşam aşağıdaki duayı okuyunuz:<br />
(&#8220;Allahümme ma esbaha bi min nimetin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke la şerike leke, felekel hamdü ve lekeşşükür&#8221; duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [Akşam okurken esbaha yerine emsâ denir.]<br />
[Bu dua çok kıymetlidir, ezberleyip gündüz ve akşam okumayı ihmal etmemeli.]</p>
<p>2- Şükür secdesi yapınız.</p>
<p>3- İki rekat şükür namazı kılınız.</p>
<p>4- Mali durumunuz iyi ise hayatınızın şükrü için hayvan kesin ve fakirlere dağıtın.</p>
<p>5- Şükür İslam’a uymak demektir. Dinin her emrine uymaya çalışınız.</p>
<p>Herkes, içinde bulunduğu nimetin kıymetini bilmelidir! Nimetin kıymeti bilinirse, artar, bilinmezse elden gider. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, bir kimseye nimet verir ve insanların ihtiyaçlarını ona düşürür de, o da onların ihtiyaçlarını gidermezse, nimeti yok olmaya mahkumdur.) [İbni Neccar]</p>
<p>Her müslüman, sahip olduğu imkanları, başarıları, nimetleri kendinden bilmemelidir! &#8220;Bunu ben yaptım&#8221; dememelidir! Her nimeti Allahü teâlâdan bilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, bir kimseye nimet verir, o da nimetin Allah’tan olduğunu bilirse, henüz hamd etmeden, Allahü teâlâ onu şükretmişlerden yazar. Bir kimse de, işlediği günaha pişman olursa, henüz tevbe etmeden, Allahü teâlâ onu affeder.) [Hakim]</p>
<p>Şükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim:</p>
<p>Hifa Hatun<br />
Medine’de güzelliği diller destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden Cennete götürecek ibadetin ne olduğunu sordu. (Önce evlenmek gerekir. Evlenen dinin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun, (Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım) dedi. Resulullah efendimiz, (Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu. Hifa hatun da razı oldu.</p>
<p>Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel değildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel olduğu kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü teâlânın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Süheybin düğün yemeği verecek parası olmadığı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti.</p>
<p>Gerdek gecesi, (Cennete öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve şükredenler girer) hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için ikisi de, (Nimete şükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hazret-i Süheyb, sevincinden başını secdeye koyup, (Ya Rabbi eğer beni affetmişsen, yeni bir günaha girmeden, canımı al) diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz, (Şu anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu. İkisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete şükretmişti, diğeri de mihnete sabretmişti.</p>
<p>Allah’a şükrün lüzumu<br />
Sual: Kendi isteğimizle yaratılmadığımıza göre, Allah’a şükretmemiz gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Hiç yoktan yaratıldığımız için şükür gerektiği gibi, şu hususlardan dolayı da şükür gerekir:<br />
1- Allahü teâlâ, bizi bir taş, bir bitki veya bir hayvan olarak değil de, insan olarak yarattığı için,<br />
2- Müslüman bir ülkede doğduğumuz için, [Gayrimüslim bir ülkede dünyaya gelseydik, araştırıp iman etmemiz çok zor olurdu. Müslüman ülkede doğmamız, Allahü teâlânın bir ihsanıdır.]<br />
3- Müslüman ülkede doğduğu hâlde, dinsiz olan birçok kişi gibi olmadığımız için,<br />
4- Müslüman aileden dünyaya gelip, onlar bizi Müslüman olarak yetiştirdiği için,<br />
5- Bozuk çevrenin etkisinde kalmadan, imanımızı muhafaza ettiğimiz için,<br />
6- Musa aleyhisselam gibi büyük bir peygamber, bu ümmetten olmak için dua etmiştir. Bir peygamberin bile isteyip de kavuşamadığı nimete, biz kavuştuğumuz için,<br />
7- Ülkemizde ve dünyada, insanların çoğu, namaz kılmaktan mahrumdur. Namaz kılmak, Allahü teâlânın kulunu kendisine muhatap seçmesi, huzuruna kabul etmesi demektir. Milyonlarca, milyarlarca insan arasından, bizi muhatap kabul ettiği, bize yap, yapma diye emirler verdiği ve her gün beş sefer, huzuruna kabul ettiği için,<br />
8- Her ülkede bid’at ehli gruplar var. Bid’atler ibadet gibi işleniyor. Bid’at ehli olmadığımız için,<br />
9- Cehennemden kurtulacağı bildirilen, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasında olduğumuz için,<br />
10- İslam âlimlerini tanımayı, sevmeyi, kitaplarını okuyup dinimizi öğrenmeyi ve yaymayı bize nasip ettiği için de çok şükretmek gerekir. Ne kadar çok şükretsek, yine layıkıyla şükretmiş olamayız. Çünkü Allahü teâlânın nimetleri, ihsanları saymakla bitmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.) [Nahl 18]</p>
<p>Bir beyit:<br />
Vücudun her zerresi, gelse de dile,<br />
Şükrün binde birini, yapamaz bile.</p>
<p>Bunca nimetlere şükrediyor muyuz? Nimet içinde yüzen, şükrü kolay hatırlayamaz. Bir âyet-i kerime meali de, şöyledir:<br />
(Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) [Sebe 13]</p>
<p>Şükretmemek nankörlüktür. Allahü teâlâ, (Şükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım çok şiddetlidir) buyuruyor. (İbrahim 7)</p>
<p>Şükretmek için İslam’a uymak gerekir. İslam’ın emir ve yasaklarına uyan şükretmiş olur.</p>
<p>Hamd etmek<br />
Sual: Nefsimize uyup günah işlediğimiz zamanlar oluyor, bu zamanlar da dahil, her halimize hamdolsun demek caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Günahlar kast edilmeden, elhamdülillahi alâ külli hâl yani her halimize hamd olsun demek caiz olur. Küfre düşmek veya sapıtmak gibi haller de düşünülünce, o zaman şöyle demelidir:<br />
(Elhamdülillahi alâ külli hâl, sivel küfri ved-dalâl.) (Küfür ve dalalet hariç, her halden dolayı Allah’a hamd olsun) demektir.</p>
<p>Şöyle demek de uygun olur:<br />
(Elhamdülillahi alâ külli hâl. Ve eûzü billahi min hâli ehlinnâr.)<br />
(Her halden dolayı Allah’a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah’a sığınırım) demektir.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekre şükretmek<br />
Sual: (Ebu Bekir’i sevmek ve ona şükretmek her mümine şarttır) anlamında bir hadis var. Şükür sadece Allah’a olmaz mı?<br />
CEVAP<br />
Şükür, teşekkür etmek demektir. Bir iyilik edene memnuniyetini, minnetini bildirmek demektir. İyilik edene bu hissi göstermek ve onu övmektir. Araplar şükran derler. Teşekkür ederim demektir. İnsanlara da şükredilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(İnsanlara şükretmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.) [Tirmizi, İ. Ahmed]</p>
<p>(Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür olur. İyiliği gizleyen nankörlük etmiş olur.) [Ebu Davud]</p>
<p>Elhamdülillah demek<br />
Sual: Her nimet için elhamdülillah demek gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir nimet için &#8220;Elhamdülillah&#8221; diyen, nimetin şükrünü eda etmiş olur. İki defa derse sevabı tazelenir. Üç defa derse, günahları affolur.) [Hakim]</p>
<p>(Bir Müslüman dünyadaki her şeye sahip olsa, &#8220;Elhamdülillah&#8221; dese, bu &#8220;Elhamdülillah&#8221; sözü, o her şeyden daha kıymetlidir.) [Deylemi]</p>
<p>(Yiyip içince bir defa &#8220;Elhamdülillah&#8221; diyeni Allahü teâlâ Cennete koyar.) [İbni Asakir]</p>
<p>(Yeni gömlek giyerken, &#8220;Hamd olsun O Allah’a ki, bedenimi örtecek ve hayatımı güzel edecek şeyi bana nasip etti&#8221; diyen ve eskisini de birisine veren, hayatında da, ölümünde de Allah’ın himayesinde olur.) [İ.Ahmed]</p>
<p>Hamd olsun demek<br />
Sual: Nasılsın diyene, hamd olsun iyiyiz veya çok şükür iyiyiz demek kâfi midir yoksa Allah’a hamd olsun, Allah’a şükürler olsun demek şart mıdır?<br />
CEVAP<br />
Allah’a hamd olsun, Allah’a şükürler olsun demek çok iyidir.<br />
Bununla beraber İslam âlimleri, hamd olsun, şükürler olsun, çok şükür gibi ifadeler kullanmışlardır.</p>
<p>Mesela İmam-ı Rabbani hazretleri, bazı mektuplarında Allah kelimesini kullanmadan da hamd olsun diyor.</p>
<p>Hamd gibi, dua da Allah için yapılır. Allah’a dua ediyorum demek şart değildir. Dua ediyorum demekle Allah adı kasten kaldırılmış olmaz.</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri, (Allah’ın seçtiği, sevdiği kullarına selam olsun) buyuruyor. Allah’ın selamı olsun demiyor.</p>
<p>Hamd gibi selam da Allah için olduğundan dolayı, Allah ismi kullanılmamıştır. Bu bakımdan vesselam demek kâfi görülmektedir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde de, Allah’a şükür yerine, sadece şükür kelimesi kullanılmıştır:<br />
(İnsanların çoğu şükretmez.) [Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38, Müminun 61]</p>
<p>(Az şükrediyorsunuz.) [Araf 10, Müminun 78, Secde 9, Mülk 23]</p>
<p>(Şükreden kimseleri mükafatlandıracağız.) [Âl-i İmran 145]</p>
<p>(İman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin?) [Nisa 147]</p>
<p>(Nuh, çok şükreden bir kul idi.) [İsra 3]</p>
<p>Şükretmek nasıl olur?<br />
Sual: Şükür nedir? Allahü teâlâya nasıl layıkıyla şükredebiliriz?<br />
CEVAP<br />
Şükür, her nimetin Allah’tan geldiğini bilip yerinde sarf etmek ve dille de hamd etmektir. Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimet sahibinin emirlerine uyup yasakladıklarından sakınmaktır. Bu da, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalble iyiliğe niyet eder. Dille hamd eder, şükrünü açıklar. Uzuvlarla şükürse, Allahü teâlânın verdiği nimetleri, onun sevdiği ve istediği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâya layıkıyla şükretmek mümkün değilse de, şunlar yapılırsa, şükredilmiş kabul edilir:<br />
1- Her nimetin Allah’tan geldiğini bilmek. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya buyurdu ki:<br />
(Kendine verdiğim nimeti benden bilen, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalışmasıyla bilip benden bilmezse, nimetin şükrünü eda etmemiş olur.) [İ. Gazali]</p>
<p>2- Nimetleri Allahü teâlânın istediği şekilde kullanmak. Mesela gözün şükrü, ibretle bakmak, harama bakmamak, Müslümanın ve arkadaşının kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, iyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, söylenilen ayıpları dinlememektir.</p>
<p>3- Kendimiz dinin emir ve yasaklarına uyarken, diğer insanların da bu nimetten istifade etmesini, hidayete ermelerini sağlamak için çalışmak.</p>
<p>4- Allahü teâlâ çeşitli nimetler verince, buna layık olmadığını düşünüp utanmak şükür olur. Şükürdeki kusurunu bilmek de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan etmek de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demek de şükürdür. Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek de şükürdür.</p>
<p>5- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.</p>
<p>6- Nimetlerden faydalanıldığı müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.</p>
<p>7- Yapılan iyiliği anıp ihsan edeni övmek, yani dille de Elhamdülillah demek.</p>
<p>8- Bir hadis-i şerif meali: (“Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükr” duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [M. Rabbani 3/17] (Bu duayı akşam okurken, esbaha yerine emsâ denir.)</p>
<p>9- Vasıtalara şükretmek. Allahü teâlâ nimetlerini, rızkımızı bir vasıtayla gönderir. Onlara teşekkür etmekle de, Allahü teâlâya şükretmiş oluruz. Bir hadis-i şerif meali: (İnsanlara teşekkür etmeyen Allahü teâlâya şükretmemiş olur.) [İ. Ahmed]</p>
<p>Hamd etmek<br />
Sual: Allah’a hamd etmenin, yani Elhamdülillah demenin hükmü nedir?<br />
CEVAP<br />
Yerine göre hamd etmenin hükmü değişir. Birkaç örnek verelim:</p>
<p>Vacib olduğu yerler:</p>
<p>Namazda hamd etmek vacibdir. Fatiha suresi okumakla hamd edilmiş olur.</p>
<p>Sünnet olduğu yerler:</p>
<p>Duaya başlarken, hutbede ve yiyip içtikten sonra hamd etmek sünnettir.</p>
<p>Müstehab olduğu yerler:</p>
<p>Duaların sonunda hamd etmek müstehabdır.</p>
<p>Mubah olduğu yerler:</p>
<p>Her hatırladıkça hamd etmek mubahdır.</p>
<p>Haram olduğu yerler:</p>
<p>Haram bir şeyi yiyip içtikten sonra hamd etmek haramdır.</p>
<p>Küfür olduğu yerler:</p>
<p>Domuz eti, şarap gibi kesin haram olan bir şeyi yiyip içtikten sonra hamd etmek haramdır, hatta haramlığına önem verilmezse küfür olur.</p>
<p>Sayılamayan nimetler<br />
Sual: Çok sıkıntıları olan bir Müslümanın, yine de şükretmesi gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Müslüman olmak en büyük nimete sahip olmak demektir. Bu nimete ne kadar şükretsek azdır. Müslüman olan, nimetler içindedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
(Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, bitiremezsiniz.) [Nahl 18]</p>
<p>Allahü teâlâ, (Rahmetim gazabımı aştı) buyuruyor. (Deylemi)</p>
<p>Bu bakımdan, her işte müminin kârı çok olur. Birkaç örnek verelim:<br />
1- Günahlar bire bir yazılırken, sevablar en az bire on yazılır. Bire yedi yüze kadar çıkar, hatta daha da fazla karşılık verilir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Bir iyilik yapana on katı sevab verilir. Bir kötülük ise ancak misliyle [bire bir] cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz) [Enam 160]</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(İyilik yapmak isteyip de yapamayana, Allahü teâlâ, tam iyilik etmiş gibi sevab yazar. Eğer o iyiliği yaparsa on, yediyüz misli ve çok daha fazla sevab yazar. Eğer kötülüğe niyet eder de yapmazsa, tam bir sevab yazar. O kötülüğü yaparsa, sadece bir günah yazar.) [Buhari]</p>
<p>2- İyilik yapmaya imkânı olmayan bir mümin samimi olarak, (Şu dağ altın olsa da, herkese dağıtsam) diye düşünse sanki dağıtmış gibi sevaba kavuşur, ama imkânım olsa şöyle hırsızlık ederdim, şöyle günah işlerdim diye düşünse, o günahları işlemedikçe günah yazılmaz. Hatta günah işlemeye karar verip sonra Allah rızası için vazgeçse, sevab da alır.</p>
<p>3- Mümin hastalanıp ibadet edemez hâle gelince, ona yine lütuflar yağmaya başlar. Hastayken doğru dürüst yapamadığı amellere daha çok sevab kazanır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Mümin, hastalanıp ibadet edemeyince, Allahü teâlâ, günahları yazan soldaki meleğe, “Onun günahlarını yazma” emri verir. Sevabları yazan sağdaki meleğe de, “Ona sıhhatliyken yaptığı amellere verilen sevabların en güzelini yaz, ben onun durumunu bilirim ve onu ben bu hâle getirdim” buyurur.) [İbni Asakir]</p>
<p>4- İnsanların amellerini yazan ikişer melek, her sabah akşam değişir. Eğer kul sabah ve günün sonunda iyi iş işlemişse, aradaki günahlara bakılmadan affedilir. Bu ne büyük bir ihsandır! Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Melekler, insanların amel defterlerini götürdükleri zaman, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar.) [Ebu Ya’la]</p>
<p>5- Sevab veya günah yazılırken de melekler mümine lütufta bulunur. Mümin, birkaç günah işler, sağdaki âmir olan melek soldakine günahları yazdırmaz, (Biraz bekle, belki bir iyilik) işler der. Kul bir iyilik işleyince, şimdi yazalım der. Bir iyiliğe on sevab verilir. O kişi üç günah işlemişse, 10’dan 3’ü çıkar, geriye 7 sevab yazılır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Sağdaki melek, soldaki meleğin âmiridir. Kul, bir iyilik yapınca, on sevab yazar. Kötülük yapınca, sağdaki melek, soldaki meleğe, bekle der. O da, 6 saat bekler. Eğer kul istiğfar ederse, hiç günah yazmaz. İstiğfar etmezse, tek bir günah yazar.) [Taberani, Beyheki]</p>
<p>6- Dört rekâtlık namazda yanılıp üç mü, dört mü kıldım diye şüphelenince, üç kabul eder, bir rekât daha kılar. Secde-i sehv eder. Peygamber efendimiz, böyle yapan kimse için, (Eğer beş rekât kılmışsa, melekler bir rekât daha ekleyip o namazı altı rekât olarak yazarlar) buyuruyor. (Müslim)</p>
<p>Bir rekât fazla kıldığı namaz boşa gitmiyor, yanına bir daha eklenerek iki rekât namaz olarak takdim ediliyor. Hep böyle, müminin lehine hareket edilmektedir. Bir kimse Allah’a bir adım yaklaşırsa Allahü teâlâ ona on adım yaklaşıyor. Hep nimet içindeyiz.</p>
<p>7- Allah dostlarını, sadece seven bile kurtulur. Silsile-i aliyye büyüklerinden, Kâbe-yi şerifi görünce, (Yâ Rabbi, bizi seveni dostun yap) diye dua edenler oldu ve bu duaları kabul oldu. Demek ki, bu büyükleri seven kurtulur. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Dini sual sormakla dört kişi sevabda ortaktır: Sual soran, cevap veren, dinleyen ve bunları sevenler.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Gazetede, maillerde bunları okuyanlar, radyoda ise dinleyenler de sevaba ortak olur. Bir de, bir kimse gazete alamıyordur yahut bilgisayarı, maili yoktur, okuyamıyordur. Radyoyu o saatte dinleyemiyordur, fakat (Gazete alsaydım veya bilgisayarım olsaydı da, bu sual ve cevapları okusaydım) yahut radyoda konuşulurken (O saatte müsait olsaydım da dinleseydim) diyordur. Böyle diyenler de, diğerleri gibi sevaba kavuşur. Mesela, Osman Ünlü hoca konuşuyor, bir mazeretle dinleyemeyen biri, (Ne iyi, suallere nakle uygun cevap veriliyor, Osman hocadan ve ona bu imkânı verenlerden Allah razı olsun) derse, yine sevaba ortak olur.</p>
<p>8- Yatağa abdestli giren, ölürse şehit olur. Namaza kalkmak yahut ertesi gün faydalı işler yapmak niyetiyle uyuyanın uykusu ibadet olur. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Âlimlerin uykusu ibadettir.) [İ. Gazali]</p>
<p>(Oruçlunun uykusu ibadettir.) [Deylemi]</p>
<p>9- Ramazan ayına kavuşmak büyük nimettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Allahü teâlâ, Ramazanın ilk gecesi, müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna da artık hiç azap etmez. Ramazanın son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder) [Beyheki] (Allahü teâlânın sıfatları da ebedî olduğu için, razı olması, affetmesi de ebedîdir. Bir defa rahmetle bakarsa, bir defa affederse, artık ona hiç azap etmez.)</p>
<p>10- Camiye giren bile nimete kavuşuyor. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Camiye giren, o andan itibaren namazda sayılır.) [İbni Ebi Şeybe]</p>
<p>11- Cuma günü ölen bile kurtulur. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Cuma günü ölen mümin, şehid olur ve kabir azabından kurtulur.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>12- Ömründe bir kere günahtan sakınan, sonunda Cennete gider. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Ömründe bir kere Allah’ı anan veya Ondan korkan Mümin, Cehennemden çıkar.) [Tirmizi]</p>
<p>13- İman eden kâfirin, kâfirken yaptığı iyilikler boşa gitmediği gibi, yaptığı bütün günahları da affolur, hatta sevaba çevrilir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Allahü teâlâ, kâfirken tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin seyyiatını hasenata [günahlarını sevablara] çevirir. Allah çok affedici ve çok merhamet sahibidir.) [Furkan 70]</p>
<p>Allahü teâlâ, (Affettiğim kimseyi artık asla kınamam) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Tevbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur.) [İbni Mace]</p>
<p>14- Rabbimizin affetmediği günah yoktur. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53]</p>
<p>15- Allahü teâlâ, âhirette bile, yapılan cömertlikten veya başka iyilikten dolayı kulunu affeder. Mahşer günü bir tek sevabı kalan mümin, bunu tek sevaba ihtiyacı olan başka mümine bağışlayınca Allahü teâlâ, ikisini de Cennete koyar. Cehennemden sorgu için çıkarılan bir kimseye, (Haydi tekrar Cehenneme) dendiği zaman, o mümin, ayağındaki zincirlerle koşarak Cehenneme gider. Cehenneme gidilirken koşulur mu diye sorulduğu zaman, (Dünyada ne başımıza gelmişse, söz dinlememekten ileri gelmiştir, bari burada söz dinleyeyim diye koşuyorum) der. Bu söz Allahü teâlânın hoşuna gider ve onu Cennete götürün buyurur.</p>
<p>Teşekkür ve şükür<br />
Sual: (İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmiş olamaz) hadis-i şerifindeki insanlara teşekkürden maksat nedir?<br />
CEVAP<br />
(Bize gelen nimete vesile olan kimseye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağımız şükrü Allahü teâlâ kabul etmez) demektir. Mesela, evi olmayan bir fakire, hayırsever bir zengin bir ev hediye etse, o fakir de zengine teşekkür etmeyip sadece, (Yâ Rabbi, bana ev nasip ettiğin için sana şükrederim) dese, yetmez, bu nimete vesile olan şahsa da teşekkür etmesi gerekir.</p>
<p>Nimete şükür<br />
Sual: Nimetlere şükretmenin kısa yolu nedir?<br />
CEVAP<br />
Dini hususlarda kendimizden üstün olana bakıp kibirlenmemek, dünyalık hususlarda ise kendimizden aşağıda olana bakıp bizdeki mevcut nimetlere nankörlük etmemek gerekir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Dinde kendinizden yukarıda olana bakın, aşağı olana bakmayın, yoksa kendinizi beğenip, helâk olursunuz. Dünyalık hususunda da, kendinizden yukarıda olana bakmayın, yoksa nankörlük edersiniz. Kendinizden aşağı olana bakın ki nimete şükredesiniz.) [Ey Oğul İlmihali]</p>
<p>Şükür mü, sabır mı?<br />
Sual: (Allah’ın nimetlerini yiyip, şükredenin sevabı, oruç tutup sabredenin sevabından az değildir) hadis-i şerifinde, şükretmek, neden oruç tutup sabretmekten daha sevabdır? Oruç tutup sabreden çok sıkıntıya katlanır, ama şükretmek daha kolay değil mi?<br />
CEVAP<br />
Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yaratıp gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir.</p>
<p>Şükür, bütün nimetleri İslamiyet’e uygun kullanmak demektir. Yani Allah’ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, gizli açık Allah’a itaat edip günahlardan kaçınmaktır. Kişi, Rabbinin verdiği nimetleri günaha vasıta kılarsa şükretmiş olmaz, nankörlük etmiş olur. Şükrün esası, nimetlerin sahibini bilmek, bunu kalble tasdik edip dille söylemektir.</p>
<p>Büyüklerin söyledikleri gibi, Horasan’ın köpeklerini de aç bıraksanız, sabretmiş olurlar. Şükretmekse, çok zordur. Onun için Kur’an-ı kerimde, (İnsanların çoğu şükretmez, şükredenler azdır) buyuruluyor. Her uzvun şükrü vardır:<br />
1- Ellerin şükrü: Harama el uzatmamak, helal olan şeyleri tutmak,<br />
2- Dilin şükrü: Yalan, gıybet, iftira, fuhuş söz gibi kötü şeylerden uzak durmak, hayır söylemek ve Allahü teâlâyı zikretmek,<br />
3- Gözlerin şükrü: Harama bakmamak, Müslümanların kusurlarını görmemek ve her şeye ibretle bakmak,<br />
4- Kulakların şükrü: İyi şeyler dinlemek, kötü şeyleri, çalgıları dinlememek, söylenilen ayıpları duymamak,<br />
5- Burnun şükrü: Haram şeyler koklamamak, helal olanları koklamak,<br />
6- Ayakların şükrü: Kumarhane, meyhane gibi kötü yerlere gitmemek; camiye ve salih akrabaları, diğer salih zatları ziyarete gitmek,<br />
7- Fercin şükrü: Zinadan, livatadan uzak durmak, nikâhlı eşle beraber olmak,<br />
8- Midenin şükrü: Haram lokmadan sakınmak, helal şeyleri yiyip içmek,<br />
9- Kalbin şükrü: Kibir, ucb, suizan, öfke, riya, kin, haset, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplanmaktan korkmak, övünmek gibi şeylerden kaçmak; ilim, tefekkür, rıza, hayâ, tevazu, merhamet, mürüvvet, hüsnüzan etmek gibi güzel vasıflara sahip olmak, yani kötü sıfatlardan kurtulup güzel huylarla süslenmek,<br />
10- Bedenin şükrü: Oruç tutmak, namaz kılmak ve bedenle yapılan ibadetleri yapmak.</p>
<p>Diğer şükürlerden bazıları:</p>
<p>Allah’ı tanımanın şükrü: Bildirdiği emir ve yasaklara riayet edip hubb-i fillah ve buğd-i fillah üzere olmak, yani sevdiklerini sevip düşmanlarına düşman olmak ve ayrıca çok elhamdülillah demektir.<br />
Peygamberi tanımanın şükrü: Ehl-i sünnet itikadı üzere olup sevdiklerini ve onu sevenleri sevmek, sevmediklerini ve onu sevmeyenleri sevmemek, sünnetiyle amel etmektir.<br />
Bir büyüğü tanımanın şükrü: Eserlerini okumak, okutmak ve yaymak, talebeleriyle birlik beraberlik içinde olmaktır.<br />
İmanın şükrü: Doğru iman bilgilerini Allahü teâlânın diğer kullarına ulaştırmak, hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere olmak. Yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir.<br />
Aklın şükrü: Aklı dinin emrettiği şekilde kullanmaktır.<br />
İlmin şükrü: Bildiğiyle amel etmek ve emr-i maruf yapmaktır.<br />
Sağlığın şükrü: Oruç tutmak, bedeni günah olan yerlerde hırpalamamak, dinin emrettiği yerlerde kullanmaktır.<br />
Malın şükrü: Zekât, sadaka vermek, hayır hasenat yapmaktır.<br />
Evin şükrü: Evde günah olan işler yapmamak ve misafir ağırlamaktır.<br />
Arabanın şükrü: Faydalı hizmetlerde kullanmaktır.<br />
Mesleğin şükrü: Mesleği dine uygun şekilde kullanmaktır.<br />
Eşin şükrü: Haklarına riayet etmek ve onu üzmemeye çalışmaktır.<br />
Evladın şükrü: Güzel bir isim koymak, akikasını kesmek ve İslam terbiyesi üzere yetiştirmektir.<br />
Dertten kurtulmanın şükrü: Şükür secdesi yapmak veya şükür namazı kılmaktır.<br />
Günün şükrü: (Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeş-şükr) diyen gündüzün şükrünü yerine getirir. Akşam (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek okuyan da gecenin şükrünü yerine getirmiş olur.<br />
İbadet etmenin şükrü: Sabah akşam yüz kere, (Sübhanallahi ve bi-hamdihi sübhanallahil’azîm) demektir.<br />
Bütün nimetlerin şükrü: Bütün nimetlerin, Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı olduklarını düşünerek İslam’ın beş şartını kusursuz yerine getirmektir. Bunun için, şu üç hususa riayet etmelidir:<br />
1- Ehl-i sünnet itikadına göre itikadı düzeltmek,<br />
2- İslamiyet’i Ehl-i sünnet âlimlerinin ilmihal kitaplarından öğrenip bunlara uymak,<br />
3- Tasavvuf büyüklerinin yolunda, kalbi ve nefsi temizlemektir.</p>
<p>Şükretmek nasıl olur?<br />
Sual: Allah’a şükretmek ne demektir, nasıl yapılır?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri (Allah’a şükretmek, Ona inanıp, emir ve yasaklarına riayet etmekle olur) buyuruyor. (3/41)</p>
<p>Bir âyet-i kerime meali de şöyle:<br />
(Ya Musa, sana verdiğim emir ve yasaklara sarıl da, şükredenlerden ol!) [Araf 144]</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Bir nimet için Elhamdülillah diyen, nimetin şükrünü eda etmiş olur.) [Beyheki]</p>
<p>Kur’an-ı kerimde üç şey, üç şeyle beraber bildirildi. Biri yapılmazsa, ikincisi kabul olmaz.<br />
1- Resulullah’a itaat edilmedikçe, Allahü teâlâya itaat edilmiş olmaz.<br />
2- Ana, babaya şükredilmedikçe, Allahü teâlâya şükredilmiş olmaz.<br />
3- Zekât verilmedikçe, namazlar kabul olmaz. (Tefsir-i Mugni)</p>
<p>Şükreden kurtulur. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Allah’a iman edip, nimetlerine şükrederseniz, size niçin azap etsin?) [Nisa 147]</p>
<p>Şükredenin kazancı nedir? İki âyet-i kerime meali:<br />
(Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) [İbrahim 7]</p>
<p>(Biz şükredenlerin mükâfatını vereceğiz.) [Âl-i İmran 145]</p>
<p>Şükür bu kadar önemliyken, şükredenler azdır. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Kullarım içinde hakkıyla şükreden azdır.) [Sebe 13]</p>
<p>Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
İslam’ın beş şartını yerine getiren, nimetlere şükretmiş olur. Şükreden de, Cehennem azabından kurtulur. Salih amel, İslam’ın beş şartıdır. İslam’ın bu beş temelini, bir kimse hakkıyla kusursuz yaparsa, Cehennemden kurtulur; çünkü bunlar, salih işler olup, günahlardan ve çirkin şeylerden korur. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur.) [Ankebut 45] (1/304)</p>
<p>Şükrün önemi hakkında üç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Nimete kavuşunca şükreden, belaya uğrayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme uğrayınca bağışlarsa, emniyet ve hidayet üzere olur.) [Taberani]</p>
<p>(Müminin her işi, hayırdır. Nimet gelince şükreder, hayra kavuşur. Bela gelince de sabreder, yine hayra kavuşur.) [Müslim]</p>
<p>(Şu üç şey iman alametidir: Belaya sabır, nimete şükür, kazaya rıza.) [İhya]</p>
<p>Allah’ı anmak<br />
Sual: İbadet edebilmek, Allah’tan bir nimet midir? Şükretmek gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Her şey Allahü teâlâdandır. Nimetlerine şükretmek gerekir. Mesela Allahü teâlâyı anmak da bir ibadettir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Allah’ı anmak, Allah’ın bir nimetidir. Onun şükrünü eda edin!) [Deylemi]</p>
<p>Şükür nimeti<br />
Sual: Doğuştan nimetlere kavuştuğumuz gibi, sonradan da, sayılmayacak kadar maddi ve manevi çeşitli nimetlere kavuşuyoruz. Nimet çok olunca şükür hatırımıza gelmiyor. Şükretmediğimiz için vebali oluyor mu?<br />
CEVAP<br />
Elbette vebali olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Sizin günah işlemenizden çok, nimetlere şükretmemenizden korkuyorum. Şükredilmeyen nimetler öldürücü ve yok edicidir.) [İ. Asakir]</p>
<p>Eğer şükredilmezse, hem nimet elden alınır, hem de nankörlüğün cezasını çekeriz. Şükredersek, hem sevaba kavuşuruz, hem de nimetin yok olmasını önlemiş oluruz. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Bir kimse, Allahü teâlânın kendine verdiği nimete Elhamdülillah derse, o nimetin şükrünü ödemiş olur. Bir daha derse, sevabı artırılır. Üçüncü defa derse, günahları affolur.) [Hâkim, Beyheki]</p>
<p>(Nimete hamd etmek, o nimetin elden çıkmasına karşı bir garantidir.) [Deylemî]</p>
<p>Hâline şükretmek<br />
Sual: Her türlü belaya uğrayan kimsenin, yine sabretmesi mi gerekir?<br />
CEVAP<br />
Elbette sabretmesi gerekir. Beterin beteri olduğunu düşünerek her hâlimize şükretmeliyiz. Sabretmezsek elimize ne geçecek ki?</p>
<p>İsa aleyhisselam, cüzzamdan etleri dökülmüş, gözleri kör olmuş, her tarafı perişan yatalak ve fakir bir genç hastanın, (Çoklarını müptela ettiği dertlerden beni koruyan Allahü teâlâya hamdolsun) dediğini işitince, (Sana gelmedik belâ mı var da, böyle dua ediyorsun?) buyurdu. Hasta genç, (Ben iman ve marifet sahibiyim, kalbimde dünya ve para sevgisi yok) dedi. Hazret-i İsa, (Doğru söyledin) buyurarak elini hastanın vücuduna sürdü. Gözleri açıldı, vücudunu kaplayan hastalık da hemen geçti. Eskisinden daha güzel bir genç oldu. (Eskiden günah işleyecek durumda değildim. Şimdi bu yakışıklı hâlimle günah işlersem felaket olur) diye korkmaya başladı. Fakat Hazret-i İsa ile birlikte sağ salim uzun müddet yaşadılar.</p>
<p>Nimeti göstermek<br />
Sual: (Allahü teâlâ, sana bir mal verince, bu nimetin eserinin senin üzerinde görülmesini sever) hadis-i şerifi, maddî şeyler için midir, yoksa manevî şeyler de buna dâhil midir?<br />
CEVAP<br />
Elbette dâhildir. Manevî nimetler, mal mülk gibi maddî nimetlerden daha büyüktür. Mesela iman nimeti, malla mülkle ölçülmez. İman nimetinin şükrünü göstermek gerekir. Allahü teâlâ, (Nimetlerime şükrederseniz arttırırım) buyuruyor. Şükrün dereceleri var. Allahü teâlâ, (Ey, imanla şereflenen müminler, iman nimetinin şükrünü ifa edebilmek için birbirinizi seviniz!) buyuruyor. Ana babadan, kardeşten daha çok sevmek gerekir. Hele, ana baba bu yolda ise, elbette onları da böyle sevmek gerekir. İman şükrünü yerine getirmek için insanların Cehennemden kurtulmasına çalışmak gerekir. Bunu da güler yüzle, tatlı dille yapmalı, dini doğru olarak öğreten kitapları ucuza satarak veya ücretsiz dağıtarak, milletin imanını korumaya çalışmalıdır.</p>
<p>İman nimetine şükretmek için dua da etmek gerekir. Mesela abdeste başlarken okunan şu duayı, kim okursa, iman nimetine şükretmiş olur.<br />
(Elhamdülillahi alâ dînil islâm ve alâ tevfîkil îmân ve alâ hidâyetir-rahman.)</p>
<p>İmanının sağlamlaşması için bu duayı okumalı. Çünkü şükredince nimet artar. İman artmaz, ama kuvvetlenir. Diğer nimetlerine şükredince artar, imana şükredince sağlamlaşır, kuvvetlenir.</p>
<p>Nasılsın diyene<br />
Sual: Yeni türeyen bazı kimseler, (Nasılsın, diyene hamd olsun veya elhamdülillah denmez, şükürler olsun demek gerekir) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Elhamdülillah denmez demek çok yanlıştır. Hattâ Elhamdülillah demek daha uygundur. Hamd ile şükür arasında bazı farklar vardır:<br />
Hamd, bütün nimetleri Allahü teâlânın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet&#8217;e uygun olarak kullanmak demektir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:</p>
<p>Hamd etmek, şükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü şükretmekte nimetleri göz önündedir. Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir. Şükür ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz. (2/33)</p>
<p>Demek ki, şükür sadece nimet verildiği zaman oluyor. Hamd ise, nimet de olsa, sıkıntı da olsa Allahü teâlâdan geldiği için onu memnuniyetle karşılamaktır. Bu çok kıymetli bir şey ise de, hamd eden az olur.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsukur-nedir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sukur-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gusle ve abdeste mani olanlar</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/gusle-ve-abdeste-mani-olanlar.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/gusle-ve-abdeste-mani-olanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 13:12:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[abdeste]]></category>
		<category><![CDATA[Gusle]]></category>
		<category><![CDATA[mani]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5590</guid>
		<description><![CDATA[Gusle ve abdeste mani olanlar Sual: Gusle ve abdeste mani olan ve olmayan durumlar nelerdir? CEVAP Maddeler halinde bildirelim: 1- Burundaki kuru kir altına ve dişlerin arasında ve diş çukurunda bulunan yemek artıklarının altına su geçmezse, altı yıkanmazsa gusül caiz olmaz. 2- Deriye yapışmış, hamur, mum, sakız, katı yağ, balık pulu, çiğnenmiş ekmek oje gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fgusle-ve-abdeste-mani-olanlar.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Gusle ve abdeste mani olanlar</strong></span></p>
<p>Sual: Gusle ve abdeste mani olan ve olmayan durumlar nelerdir?<br />
CEVAP<br />
Maddeler halinde bildirelim:<br />
1- Burundaki kuru kir altına ve dişlerin arasında ve diş çukurunda bulunan yemek artıklarının altına su geçmezse, altı yıkanmazsa gusül caiz olmaz.</p>
<p>2- Deriye yapışmış, hamur, mum, sakız, katı yağ, balık pulu, çiğnenmiş ekmek oje gibi su geçirmeyen şeylerin altını yıkamak farzdır.<br />
<span id="more-5590"></span><br />
3- Guslettikten sonra, bir yerinde zamk gibi su geçirmeyen bir madde gören, kaldırıp altını yıkasa yeterlidir. Yeniden gusletmeye gerek yoktur, Maliki’de de böyledir.</p>
<p>4- Kadınların taktıkları spiral ve önden veya arkadan kullandıkları fitil gusle mani değildir.</p>
<p>5- Başa saç ektirmek gusle mani değildir. Altındaki deriyi yıkamak yeterlidir.</p>
<p>6- Dövme yaptırmak günahtır. Ancak gusle, abdeste mani değildir; çünkü dövme deri altından yapılmaktadır. Deri üstünden yapılsa ve çıkmayan bir boya olsa, altına su geçmezse, zamanla vücut onu atar. Onun için zamanla atan boya sürülmez. Peki çıkmayan yağlı boya yapılsa ne olur? Çıkmadığı için zaruret olur ve yine gusle mani olmaz. Yani dövme kesinlikle gusle mani değildir.</p>
<p>7- Küpe deliğinde, küpe yoksa ve delik açıksa kulağı ıslatırken, biraz ovunca delik ıslanırsa, yetişir, iplik takmak gerekmez. Küpe deliği kapanmışsa, kapandığı için mahzuru olmaz, deliği açmak gerekmez.</p>
<p>8- Kına, mürekkep gibi boyalar gusle ve abdeste mani olmaz; çünkü altına su geçirir. Fakat yağlı boya, oje, zamk gibi şeyler altına su geçirmediği için gusle ve abdeste manidir.</p>
<p>9- Saç boyaları kına gibidir, altına su geçirir ve gusle mani olmaz.</p>
<p>10- Sıvı yağların altına su geçer. Yağın rengi kalsa da mahzuru yoktur. Gusle, abdeste mani değildir. Ancak katı yağların altına su geçmez.</p>
<p>Katran<br />
Sual: Sigaranın dişlerde bıraktığı katran gusle mâni midir?<br />
CEVAP<br />
Sigaranın diş diplerinde meydana getirdiği katran, sıvı yağlara dâhildir. Gusle mâni değildir. Yıkanınca boyası kalırsa, kına gibidir, yine gusle mâni değildir.</p>
<p>Eldeki zamk<br />
Sual: Ele bulaşan zamk, abdeste ve gusle mani olur mu?<br />
CEVAP<br />
Kolayca çıkan kısmı temizlenir. Zaruret olduğu için, kalanlar, abdeste ve gusle mani olmaz.</p>
<p>Sünnet derisinin altı<br />
Sual: Sünnet olmamış kimsenin, gusülde sünnet derisinin altını yıkaması farz mıdır?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Farz değil, müstehabdır. (S. Ebediyye)</p>
<p>Lens<br />
Sual: Göze lens takmak abdeste ve gusle mani midir?<br />
CEVAP<br />
Gözün içi abdestte ve gusülde yıkanmaz. Bunun için lens gusle ve abdeste mani değildir. Yani abdest alırken ve guslederken lensleri çıkarmak gerekmez.</p>
<p>Siğil<br />
Sual: Ellerimde siğil var. Bunun için ilaç kullanıyorum; fakat ilaç, tıpkı yapıştırıcı 404 gibi. Altına su da geçirmiyor. Gusül ve namaz abdesti için bir mahzuru var mı?<br />
CEVAP<br />
İlaç temizlenince çıkmıyorsa, 404 gibiyse, yani çıkmasına imkan yoksa zararı olmaz, mahzuru yoktur. Özürlü olmadan abdest alıp namaz kılarsınız.</p>
<p>Çapak<br />
Sual: Japon yapıştırıcı, oje, dişlerdeki tartar, sedef hastalığının kabuğu ve çapak, abdeste ve gusle mani olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bunlardan oje mani olur, çıkarıp altını yıkamak gerekir. Dişlerdeki tartar, kendiliğinden hâsıl olup, kolayca çıkarabilecek bir ilaç da olmadığı için, abdeste ve gusle mani olmaz.</p>
<p>Sedef hastalığının kabuğu ve çapak da, kendiliğinden hâsıl olmaktaysa da, tahriş etmeden, bunlar çıkarılabildiği kadar çıkarılır. Kalan kısımları abdeste ve gusle mani olmaz. Japon yapıştırıcı ve yağlı boya gibi maddelerse, kolayca çıkarılamaz. Çıkarmak için deriyi kazımak da gerekmez. Deriyi tahriş etmeden, çıkarılabildiği kadar çıkarılır, kalan kısmı abdeste ve gusle mani olmaz.</p>
<p>Zeytinyağı<br />
Sual: Saça sürülen zeytinyağı abdeste mani olur mu?<br />
CEVAP<br />
Sıvı yağlar meshe mani olmaz.</p>
<p>Jöle<br />
Sual: Saça sürülen jöle abdeste ve gusle mani midir?<br />
CEVAP<br />
Sürülen şeyin altına su geçirmezse abdest ve gusül olmaz, geçirirse hiç mahzuru olmaz. Jölenin su geçirdiği söyleniyor.</p>
<p>Tırnak arasındaki kir<br />
Sual: Tırnak arasındaki kir, pislik abdeste, gusle mani olur mu?<br />
CEVAP<br />
Abdeste de, gusle de mani olmaz, içine su geçer.</p>
<p>Saç boyası<br />
Sual: Sürmeler, rimeller, saç boyaları abdeste, gusle mani midir?<br />
CEVAP<br />
Hayır, mani değildir. Altına su geçirir.</p>
<p>Krem<br />
Sual: Yüze krem sürdükten sonra altına su geçip geçmeme durumu nasıl olur, abdeste mani olur mu?<br />
CEVAP<br />
Eğer krem yoğurt gibi kalın sürülürse, altına su geçirmez. Tereyağ da böyle. Fakat iyice deriye yedirilip katı kısım kalmazsa altına su geçer, abdeste mani olmaz. Yani zeytinyağı gibi olursa abdeste mani olmaz.</p>
<p>Seçim boyası<br />
Sual: Seçimlerde oy kullandıktan sonra ele sürülen boya, abdeste ve gusle mani midir?<br />
CEVAP<br />
Seçim boyası, abdeste ve gusle mani değildir.</p>
<p>Mürekkep<br />
Sual: Mürekkep abdeste ve namaza mani mi?<br />
CEVAP<br />
Mani değildir. Kına, mürekkep gibi altına su geçiren boyalar gusle ve abdeste mani değildir. Oje ve yağlı boyalar, altına su geçirmediği için gusle ve abdeste manidir.</p>
<p>Diş taşları<br />
Sual: Dişler arasındaki diş taşlarının abdeste bir zararı var mı?<br />
CEVAP<br />
Zararı olmaz, çünkü kendi elimizde değil ve kolayca da çıkaran bir ilaç yoktur.</p>
<p>Gusülde küpeyi çıkarmak<br />
Sual: Gusülde annem, su ulaşmaz diye küpesini çıkarıyor, teyzem de küpe takmazken gusülde küpe takıyor? Hangisinin guslü oluyor?<br />
CEVAP<br />
İkisinin de guslü olur. Önemli olan kulak deliğine suyun ulaşmasıdır. Küpesiz olunca ıslak elle hafifçe dokunmakla su girer; küpe takmak gerekmez. Küpeli ise ve küpe çok sıkı ise hafif oynatmak yeter.</p>
<p>Oje gusle ve abdeste manidir<br />
Sual: (Tırnaklar, saçlar ve dişler ayrı birer uzuv olmadığı için, buraları abdestte ve gusülde yıkamak gerekmez. Bu bakımdan oje, abdeste ve gusle mani olmaz) diyen reformcuya nasıl cevap verilebilir?<br />
CEVAP<br />
Tırnak uzvun tamamı değilse, parmak da uzvun tamamı değil, uzuvdan bir parçadır. Eli yıkayıp parmağı yıkamayınca abdest ve gusül olmaz. Bir uzvun tamamını yıkamak şarttır. Fıkıh kitaplarında deniyor ki:<br />
İğne ucu kadar kuru bir yer kalsa veya tırnağının altına giren çamur orada kurusa, abdesti sahih olmaz. (Hindiyye)</p>
<p>Cünübün bedeninde, guslederken iğne ucu miktarında su değmedik yer kalsa, cünüplüğü gitmez, çünkü bütün bedene suyu ulaştırmak farzdır. (Halebi-yi sagir)</p>
<p>Gusülde, ağzının ve burnunun içini ve tepeden tırnağa kadar bütün bedenini, hiçbir kıl dibi kuru kalmamak üzere, güzelce yıkamak farzdır. (Nimet-i İslam)</p>
<p>Guslün farzının üçüncüsü, tepeden tırnağa kadar, bütün bedeni üzerinde, mum, hamur, göz çapağı gibi, altına suyun geçmesine mani bir şey bırakmamak üzere, bir kere yıkamaktır. (Nimet-i İslam)</p>
<p>Diş çukurundaki yemek artıkları sert olup, altına su geçmezse, gusül sahih olmaz. (Merakıl-felah, Tahtavi, Feth-ul-kadir, Halebi-yi kebir, Mecmua-i Zühdiyye)</p>
<p>Guslün farzı üçtür. Bunlar, ağza ve buruna su vermek ve vücudun tamamını yıkamaktır. Vücutta bir kıl dibi kuru kalmamalı, kalırsa cünüplükten kurtulamaz. (Tergib-üs-salat)</p>
<p>Yıkaması farz olan yerde, iğne ucu kadar ıslanmamış yer kalırsa, abdest sahih olmaz. (İ. Ahlakı)</p>
<p>Görüldüğü gibi, vücudun bir yerinde iğne ucu kadar ıslanmadık kuru yer kalsa gusül sahih olmuyor. Elin parçası olan tırnakları ve ağzın parçası olan dişleri de, gusülde yıkamak farzdır.</p>
<p>İğne ucu kadar kuru yer, kasten bırakılırsa gusle manidir, fakat farkında olmadan, avuç içi kadar da kuru yer kalsa yine gusle mani olmaz. Acaba kuru yer kaldı mı diye vesvese etmek, tekrar tekrar yıkamak günah olur.</p>
<p>Nasır ilacı<br />
Sual: Nasır için verilen bir ilaç, oje gibi tabaka meydana getiriyor. Abdeste mani olur mu?<br />
CEVAP<br />
Altına su geçirmeyenler abdeste mani olur. Ancak salih ve uzman bir doktor, (Bu hastalığa bundan başka etkili bir ilaç yoktur) derse, o zaman abdest alırken çıkarmak gerekmez. Üstüne mesh edilir.</p>
<p>Kirpik eklemek<br />
Sual: Kirpiklere kirpik eklenirse, abdeste, gusle mani olur mu?<br />
CEVAP<br />
Mani olmaz.</p>
<p>Tırnaktaki kir<br />
Sual: Tırnak arasındaki su geçiren kirler gusle ve abdeste mani midir?<br />
CEVAP<br />
Altına su geçiyorsa abdeste ve gusle mani olmaz. Kirle necaset ayrıdır. Elbiseye bulaşan çamur, sümük, mazot, yağ gibi kirler temizlenmese bile, necis olmadıkları için namaza mani olmaz. Ancak temiz elbise varken kirli, yağlı iş elbisesiyle namaz kılmak mekruh olur. Elbiseye, namaza mani olacak kadar çok idrar veya necaset bulaşmışsa, o elbiseyle namaz kılınmaz.</p>
<p>Bunun gibi kirli, çamurlu ayakkabıyla cenaze namazı kılınabilirse de, necis ayakkabıyla kılınmaz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fgusle-ve-abdeste-mani-olanlar.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/gusle-ve-abdeste-mani-olanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakkı tanımak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hakki-tanimak.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hakki-tanimak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 13:10:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[tanımak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5588</guid>
		<description><![CDATA[Hakkı tanımak Sual: Mezhebe bağlanmayı yanlış gören biri şöyle diyor: (Hak kişilerle bilinmez, bilakis kişiler hakla tanınır. Sen önce hakkı tanı, hakkın ehlini de bilirsin. Hak olan Kur&#8217;an ve Sünnettir. Bir sözü söyleyenin sözü Kur&#8217;an ve sünnete uyuyorsa, o kimse hak ehlidir, uymuyorsa hak ehli değildir. İmam-ı a&#8217;zamın veya başka imamların sözleriyle hak tespit edilmez.) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhakki-tanimak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Hakkı tanımak</strong></span></p>
<p>Sual: Mezhebe bağlanmayı yanlış gören biri şöyle diyor:<br />
(Hak kişilerle bilinmez, bilakis kişiler hakla tanınır. Sen önce hakkı tanı, hakkın ehlini de bilirsin. Hak olan Kur&#8217;an ve Sünnettir. Bir sözü söyleyenin sözü Kur&#8217;an ve sünnete uyuyorsa, o kimse hak ehlidir, uymuyorsa hak ehli değildir. İmam-ı a&#8217;zamın veya başka imamların sözleriyle hak tespit edilmez.)<br />
Bu söz doğru mu?<br />
CEVAP<br />
(Kur&#8217;an ve Sünnet) diyerek, art niyetini bu kelimelerin arkasına gizlemektedir. Kur&#8217;an ve Sünnet hakkın kendisidir. Ama Kur&#8217;an ve Sünnet’ten kimin anladığı ölçü olur? Bir mezhepsiz, Kur&#8217;an ve Sünnet’e bakarak, (İmam-ı a&#8217;zam yanlış söylemiştir, o hak ehli değildir) diyemez. Kur&#8217;an ve Sünneti en iyi anlayan müctehid âlimlerdir, mesela bunların en büyüğü olan İmam-ı a’zamdır. O, (Hak şudur) diyorsa, ona uyulur. Mezhepsizin anladığına uyulmaz. Bir örnek verelim:<br />
<span id="more-5588"></span><br />
Mezhepsiz, (Kur’anda Kevser sûresinde, “Allah için kurban kes!” emrine göre, kurban kesmek herkese farzdır) dese de, onun Kur’andan anladığı hak değildir. Hiçbir mezhep imamı, (Kurban kesmek farzdır) dememiştir. Demek ki, bizim gibilerin Kur’anla, Sünnetle hakkı tespit etmemiz, imkânsız denecek kadar zordur. Bir bakkalın kanundan, anayasadan anlamasıyla bir hukukçunun anlaması aynı olmaz. Kur&#8217;an-ı kerimi anlamak, anayasayı anlamak kadar kolay değildir. Mezhepsizlerin, hak mezheplere aykırı olarak Kur&#8217;an-ı kerim ve Sünnetten çıkardığı hüküm asla hak olamaz. Bugün için hakkı tespit etmek, ancak tâbi olduğu mezhebin hükmüne uymakla olur.</p>
<p>Peygamber efendimiz, Kur&#8217;an-ı kerimi anlayıp şerefli arkadaşlarına [Eshab-ı kirama] anlatmıştır. Kur&#8217;an-ı kerimi onun anlattığından farklı söyleyenin bildirdiği hüküm geçersizdir. Hak ancak Resulullah, Eshab-ı kiram ve mezhep imamlarıyla bilinir. Mezhepsizlerin Kur&#8217;an-ı kerim ve Sünnetten anladıklarıyla hak bilinemez. Bunlar, (Hak, kişilerle bilinmez) sözüyle mezhep imamlarını kast ediyorlar. Kendi anladıklarını da hak kabul ediyorlar. Bunun için meal okuyorlar, Tesettür âyetlerini anlamadıkları gibi, Resulullah efendimizin açıklamasına da itibar etmeyip, (Kur’anda kapanmak yok) diyorlar. İçkinin haram edilişini bildiren âyetleri de anlayamadıkları ve yine Resulullah efendimizin açıklamasına da itibar etmedikleri için, (Sarhoş etmeyecek kadar, efendice içki içmekte sakınca yoktur) diyorlar. Üstelik, (Ben Kur’andan söylüyorum) diyerek kendi anladıklarını Kur&#8217;an sanıyorlar. Tesettür ve içki hakkında Resulullah efendimizin bildirdiklerine, Ehl-i sünnet âlimlerinin o âyet-i kerimeleri açıklamalarına bakmıyorlar. (Onlar da insandır, kişiye göre din olmaz) diyorlar. Kur’an-ı kerimden kendi anladıkları din oluyor, hak oluyor da, İmam-ı a&#8217;zamın ve diğer mezhep imamlarının anladıkları, kişilerin görüşleri oluyor, hak olmuyor, din olmuyor. Mezhepsizlerin, dört hak mezhebe aykırı sözlerine itibar etmemelidir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhakki-tanimak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hakki-tanimak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şâfiî&#8217;ye uyuluyor iftirası</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/safiiye-uyuluyor-iftirasi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/safiiye-uyuluyor-iftirasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 21:50:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5586</guid>
		<description><![CDATA[Şâfiî&#8217;ye uyuluyor iftirası Sual: Bir hoca, (Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri Şâfiî olduğu için, Tam İlmihal kitabında Şâfiî&#8217;nin hükümleri esas alınıyor) diyor. Her konuda mı, yoksa bazı konularda mı Şâfiî mezhebi esas alınıyor? CEVAP Hiçbir konuda Şâfiî mezhebi esas alınmıyor. O kitap, Hanefî mezhebine göre yazılmıştır. Bu söylenti tamamen yanlıştır. O hoca, bizzat incelememiştir. Kendisine yanlış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsafiiye-uyuluyor-iftirasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Şâfiî&#8217;ye uyuluyor iftirası</strong></span></p>
<p>Sual: Bir hoca, (Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri Şâfiî olduğu için, Tam İlmihal kitabında Şâfiî&#8217;nin hükümleri esas alınıyor) diyor. Her konuda mı, yoksa bazı konularda mı Şâfiî mezhebi esas alınıyor?<br />
CEVAP<br />
Hiçbir konuda Şâfiî mezhebi esas alınmıyor. O kitap, Hanefî mezhebine göre yazılmıştır. Bu söylenti tamamen<br />
<span id="more-5586"></span><br />
yanlıştır. O hoca, bizzat incelememiştir. Kendisine yanlış bilgi verildiği için öyle söylüyor. Eğer incelemiş olsaydı, bu kadar yanlış şey söyleyemezdi. Birkaç örnek verelim:<br />
1- Şâfiî’de Ettehıyyatü okurken şehadet parmağını kaldırmak sünnet iken, Tam İlmihal’de, Hanefî’de parmak kaldırılmaması gerektiğine dair, fıkıh kitaplarından birçok delil bildirilmiştir. Şâfiî mezhebine uygun yazılsaydı, (Teşehhütte parmak kaldırmak sünnettir) denirdi. Denmediğine göre, hocanın söylediği tamamen yanlıştır.</p>
<p>2- Şâfiî&#8217;de çıplak ayakla namaz kılmak sünnettir. Tam İlmihal’de çıplak ayakla kılınmaması gerektiğini bildiren birçok delil zikredilmiştir. Şâfiî mezhebine uygun yazılsaydı, (Çıplak ayakla namaz kılmak sünnettir) denirdi.</p>
<p>3- Şâfiî&#8217;de, sünnetle farz ve farzla sünnet arasında bazı duaları okumak sünnettir. Tam İlmihal’de, (Farzla sünnet arasında Hanefî’de konuşmak ve dua okumak sünnete zarar verir) deniyor. Şâfiî mezhebi esas alınsaydı, dua okununca, (Sünneti iade etmek gerekir) denmezdi.</p>
<p>4- Şâfiî&#8217;de, namaz içindeki tekbirlerde elleri kulaklara kaldırmak sünnet, Hanefî’de ise mekruhtur. Şâfiî mezhebine göre yazılsaydı, Tam İlmihal’de, (Elleri kulaklara kaldırmak mekruhtur) denmezdi.</p>
<p>5- İmamın arkasında Fatiha okumak, Şâfiî’de farzdır. Şâfiî mezhebi esas alınsaydı (Hanefî’de, imam arkasında Fâtiha okumak tahrimen mekruhtur) denmezdi.</p>
<p>6- Gusülde ağzı yıkamak, Hanefî&#8217;de farzdır. Şâfiî&#8217;de farz değildir. Tam İlmihal’de, (Gusülde ağız yıkanmazsa, gusül sahih olmaz) deniyor ve bu husus delillerle ispat ediliyor. Şâfiî mezhebi esas alınsaydı, (Diş dolgusu gusle manidir) denmezdi. Hoca, dolduruluşa gelerek, (Şâfiî mezhebi esas alınıyor) diyor. Bunun ne kadar yanlış olduğu bu örneklerden rahatça anlaşılıyor.</p>
<p>7- Kaza namazı borcu olanın terk edilmiş sünnetleri kılması dört mezhepte de caiz değildir. Fevt edilen namaz borcu varken de, sünnet kılması üç mezhepte caiz değildir, Hanefî’de ise, sünnet kılması evladır. Evla olduğu Tam İlmihal’de de yazılıdır. Şâfiî mezhebi esas alınsaydı, (Fevt edilen yani bir özürle kazaya kalan namaz borcu varken, sünnetleri kılmayın) denirdi. Hâlbuki (Fevt edilen kaza namazı varken, sünnet kılmak evladır) deniyor.</p>
<p>Hanefî kitaplarında (Fevt edilen, yani bir mazeretle kaçırılan kaza namazı varken, sünnetleri kılmak evladır) denirken, piyasadaki bazı art niyetli kimseler, evla kelimesini değiştirip (Sünnet kılmak lazımdır) diyorlar. Hâlbuki lazım olduğunu söyleyen hiçbir Hanefî kitabı yoktur. Terk etmekle fevt etmek farklı iken ikisini aynı kefeye koyanlar az değildir. Muteber kitapları esas almayıp kendi görüşlerini söyleyen böyle cahillere itibar edilmemelidir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsafiiye-uyuluyor-iftirasi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/safiiye-uyuluyor-iftirasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalb temizliği nasıl olur</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kalb-temizligi-nasil-olur.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kalb-temizligi-nasil-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 13:55:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5582</guid>
		<description><![CDATA[Kalb temizliği nasıl olur Sual: Kalb ile yürek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir? CEVAP Göğsün sol tarafındaki et parçası yürektir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, gönül de denir. Gönül, insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün a’za, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkalb-temizligi-nasil-olur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kalb temizliği nasıl olur</strong></span></p>
<p>Sual: Kalb ile yürek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir?<br />
CEVAP<br />
Göğsün sol tarafındaki et parçası yürektir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, gönül de denir. Gönül, insanlarda bulunur, hayvanlarda<br />
<span id="more-5582"></span><br />
bulunmaz.</p>
<p>Bedendeki bütün a’za, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İnanmak, sevmek, korkmak, insanın kalbindedir. İman eden, kâfir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, dine uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini, peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Dünyada rahat, huzur içinde yaşar. Ahirette de sonsuz saadete kavuşur. Kötü huylar, kalbi, ruhu hasta eder. Hastalığın artması, kalbin, ruhun ölümüne sebep olur. Önce kalbi temizlemek lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.) [Beyheki]</p>
<p>İnsanı Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşturan yol kalbdir. İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylerin en zararlısı, dünya sevgisi yüzünden kalbin kararmasıdır. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz ve zararlı şeyler seyretmekten hâsıl olur. Faydasız kitap, [roman, hikâye, gazete, dergi] okumak, lüzumsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Kadın ve kadın resimleri [resimli dergi, filmler, tv] seyretmek, şarkı, çalgı dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerleştirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır.</p>
<p>Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymalıdır. Kalbi uyanık olmayanın, Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü ve Cennet nimetlerini ve Cehennem ateşinin şiddetini hatırlamayanın, düşünmeyenin bedeninin İslamiyet’e uyması güç olur. Bedenin İslamiyet’e severek ve kolay uyması için, kalbin temiz olması lazımdır. Kalbin temiz ve nefsin mutmainne [uysal] olduğunun alameti, bedenin İslamiyet’e seve seve uymasıdır.</p>
<p>Namaz kılmak, kalbi temizler. Günahların affedilmesine sebep olur. Fakat, kulluk vazifesi olduğunu düşünmeden, şehvetlerini, dünya çıkarlarını düşünerek kılınan namaz, şartlarına uygun olup, sahih olsa bile, dünyada ve ahirette faydası olmaz. Namaz kılarken, Allahü teâlânın büyüklüğünü, Onun emrini yapmayı düşünmek lazımdır. Ancak, böyle kılınan namaz, kalbi temizler, insanı kötülük yapmaktan korur.</p>
<p>Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri yaptıran nurdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resulullah efendimizin mübarek kalbinden yayılmakta, evliyanın kalbleri vasıtası ile, evliyayı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, marifetler, kerametler hazinesi olur. Bu saadete kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadında olmak ve dinin emir ve yasaklarına uymak şarttır.</p>
<p>Bedeni besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdir ve taksim edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak için, âdet-i ilahiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lazımdır. Şartlarına uyarak çalışana elbet verilir. Kıymetli ulema ve evliyanın kitaplarından tercüme edilerek hazırlanmış olan Hakikat Kitabevi’nin yayınlarından ilmihal ve diğer kitaplardan her gün bir veya iki sayfa okuyan o büyüklerden feyz alır. Feyz, nur demektir. Nur kalbe yağar, kalbi temizler. Okudukça kalb nurlanır. Okuduğunu da anlamaya başlar. Evliya, Resulullahı iyi tanıdığı için, Onun mübarek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı güzel olur. Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale geldi.</p>
<p>Sual: Kalbi temizlemek için ne yapmalıdır?<br />
CEVAP<br />
Kalbi karartan günahlardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Harâiti]</p>
<p>Günahlar kalbi kararttığına göre günaha sebep olacak şeylerden de kaçmak gerekir. Mesela uyku mubahtır. Ancak çok uyumak kalbe kasvet verip günah işlemeye zemin hazırlar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Üç şey kalbe kasvet verir: Yemeği, uykuyu ve rahat olmayı sevmek.) [Deylemi]</p>
<p>Günah işleyince, hemen tevbe ve istiğfar etmelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Paslanan her şeyin bir cilası vardır. Kalbin cilası &#8220;Estağfirullah&#8221; demektir.) [Deylemi]</p>
<p>Ölümü çok hatırlamak da, oruç tutmak da kalblerin pasını siler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.) [Nesai]</p>
<p>(Su değdiği, [rutubette kaldığı] zaman demirin paslandığı gibi, kalbler de [günah yüzünden] paslanır.) Orada bulunanlar, (Kalblerin cilası nedir ya Resulallah) dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Ölümü çok hatırlamak ve Kur&#8217;an-ı kerim okumaktır.) [Beyheki]</p>
<p>Müminin kalbi temizdir. Fâsıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir.) [Taberani]</p>
<p>Sual: Bir işi yaparken kalbime bir sıkıntı geliyor. Ne yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
İslam âlimleri buyuruyor ki:<br />
Kalbinin ürperdiği işi yapma! Nefsine uyma! Şüphe ettiğin işlerde kalbine danış! Şüpheli bir şeyle karşılaşınca, eli kalb üzerine koymalı, kalb çarpması artmazsa, o şeyi yapmalı! Eğer, farzla çarparsa yapmamalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Elini göğsüne koy, helal şeyde kalb sakin olur. Günah işte çarpıntı olur. Şüpheye düşersen, din adamları fetva verseler de yapma!) [İ. Ahmed, Hakim]</p>
<p>(Günah olan iş yapılırken kalbde çarpıntı olur.) [Beyheki]</p>
<p>(Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren şey, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır.) [Beyheki, İ.Ahmed, Taberani]</p>
<p>(Helal haram bellidir. Şüphelilerden kaçın! Şüpheli olmayanları yapın!) [Taberani]</p>
<p>(Seni rahatlatan şey iyidir. Seni şüpheye düşüren, sıkıntı uyandıran şey günahtır. Sana fetva verse de böyledir.) [İ. Ahmed, Beyheki, Taberani]</p>
<p>(Kalbine danış; iyilik, kalbin mutmain olduğu, rahatladığı şeydir. Günah ise, canını sıkan, kalbinde tereddüt uyandıran şeydir. Aksine fetva verseler de.) [Taberani, İbni Asakir]</p>
<p>(Yapacağın bir iş için, yedi defa Rabbinden hayırlı olanı iste, sonra kalbine bak, hangisi kalbine ferahlık veriyorsa, hayırlı olan odur.) [Deylemi]</p>
<p>(Şüphelileri bırak, şüphe uyandırmayana bak. Doğru işlerde kalb sakin olur, yalan ise kalbde şüphe uyanır.) [Tirmizi, Nesai]</p>
<p>(Müftüler, fetva verseler de sen, yine kalbine danış.) [İ.Ahmed]</p>
<p>Ahir zamanda bilen bilmeyen herkes, din hakkında konuşup fetva veriyor. Bazısı, son hadis-i şerife dayanarak, bir çok sahih hadise, “Bu benim kalbime yatmıyor” diyerek uydurma damgasını vuruyor. Dinimizde, herkesin kalbi ölçü olsa idi, Kur’an-ı kerime, Peygambere ve âlimlere ihtiyaç kalmazdı. Bid’at fırkalarından mutezile de, (Akıl, iyi ile kötüyü, hak ile batılı birbirinden ayırır) diyerek aklı ölçü kabul ediyor. Bugün mutezile kafasında olanlar dindeki dört delile göre değil, aklına göre konuşuyorlar. Dinimizde akıl da kalb de, bir şeyin haram olmasında kesin ölçü olamaz. Mesela bir doktor, yazdığı kitabında (Dalak kandır ve haramdır) diyor. Halbuki fıkıh kitaplarında dalak yemenin haram olmadığı bildiriliyor. Bazıları da, (Ben Ankara’dan oğlumun bulunduğu İstanbul’a uçakla kısa bir zamanda geldim. Bir gün kalıp gideceğim. Ben günlerce yol gitmedim ki, hem gittiğim yer kendi evim sayılır, kendi evimden daha çok rahat ediyorum. Niye İstanbul’da seferi olacakmışım ki. Üstelik Peygamberimiz, aklı olmayanın dini yoktur, müftüler fetva verseler de sen kalbine danış, demiyor mu? Öyle ise ben de aklıma ve kalbime danıştım, Ankara’dan İstanbul’a gelmekle seferi olmam) diyorlar. Halbuki, bir kimse Ankara’dan bir saatte İstanbul’a gelse, seferi olur da, Pendik’ten Fatih’e iki saatte gelse yine seferi olmaz.</p>
<p>Eğer dindeki dört delil esas alınmazsa, herkesin aklına ve kalbine göre sayısız din meydana çıkar. Ölçüyü iyi bilmek gerekir. Bir kimse, bir memura hediye verse, müftü, bir çıkarı olmadan, kendi rızası ile vermişse bu hediye helal diye fetva verir. Ama o kimse, (Ben bunu memur işimi yapsın diye verdim, kalbim bunu hoş görmüyor) diyorsa, burada kalbin rolü vardır. Müftü o hediye diye fetva verse de sen rüşvete bulaşma.</p>
<p>Sual: Kalbin karardığı nasıl bilinir, temizlenmesi nasıl olur?<br />
CEVAP<br />
Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki: Kalbin kararmasının dört alameti vardır:<br />
1- İbadetin tadını duymaz.<br />
2- Allah korkusu hatırına gelmez.<br />
3- Gördüklerinden ibret almaz.<br />
4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.</p>
<p>Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki: Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur:<br />
1- Öğrendiği ile amel etmemek.<br />
2- Bilmeyerek yapmak.<br />
3- Bilmediklerini öğrenmemek.<br />
4- Başkasının öğrenmesine mani olmak.</p>
<p>Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir.<br />
Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan kaçmak gerekir. Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi temizlemelidir!</p>
<p>Nefsin istediği her şey, sonsuz ahiret nimetleri yanında kıymetsizdir. Ahiret nimetleri altın ise, dünya menfaatleri teneke bile değildir. Bu geçici basit menfaatler, sonsuz nimetlerle mukayese bile kabul etmez.</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. [Namaz kılmayıp günah işleyenin, (Benim kalbim temiz, sen kalbe bak) demesinin çok yanlış olduğu buradan da anlaşılır.]</p>
<p>Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı anarak, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hali, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.</p>
<p>Kalbi temizlerken dört engel çıkar:<br />
1- Mal sevgisi: Malın kendisi değil, sevgisidir. Kalbi temizlemek, ahireti kazanmak için malın önemi büyüktür. Fakat mal sevgisi engeldir. Mal sevgisini kalbden çıkarmalıdır!</p>
<p>2- Makam sevgisi: Ahiret nimetlerini elde etmek için makam ve mevki elbette iyidir. Mal gibi makamın da kendisi değil sevgisi engeldir. Hizmet için bir makama talip olmak başka şey, nefsin arzularını tatmin için makam sahibi olmak ayrı şeydir.</p>
<p>3- Yabancı sevgi: Allah sevgisinden başka her sevgiyi kalbden çıkarmalıdır!</p>
<p>4- Günah: Her günaha tevbe etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kim günah işlerse, kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Tevbe ederse silinir. Günahlara devam ederse, o leke büyüyüp kalbin tamamını kaplar.) [Nesai]</p>
<p>Bu dört engeli aşmak için dört şey gerekir.<br />
1- Çok yememek, helalinden yemek.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!) [İ.Gazali]</p>
<p>(Haram karıştırmadan, kırk gün helal yiyenin kalbi nurla dolar. Kalbine nehir gibi hikmet akar. Dünya sevgisi kalbinden çıkar.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>2- Çok uyumamak.<br />
Çok yiyen çok su içip çok uyur. Çok uyuyan da Kıyamette pişman olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ.Gazali]</p>
<p>3- Çok konuşmamak.<br />
Hadis-i şerifte, (Çok konuşan çok hata eder, çok günah işler. Çok günah işleyen de, Cehenneme gider) buyuruldu. (Ebu Nuaym)</p>
<p>4- Kötülerden uzak durmak.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.) [Hakim]</p>
<p>Sual: Kalbi günahlardan riyazetle temizlemek mümkünmüş. Riyazet nedir?<br />
CEVAP<br />
Günahlar kalbi karartır. Günahkâr kimsede, ibadet etme isteği kalmaz. Günahı silmek için iyilik ve ibadet yapmak lazımdır. Günah işlemeden iyilik ve ibadet yapılırsa kalb daha parlar, cilalanır. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Bizim için, bizim uğrumuzda mücahede edenleri elbette kendi yollarımıza kavuştururuz.) [Ankebut 69]<br />
Nefs-i emmare ile cihad, iki yolla olur. Birincisine (Riyazet), ikincisine (Mücahede) denir.</p>
<p>Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister.</p>
<p>Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.<br />
Yahya bin Muaz-i Razi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Riyazet dört şeyle olur: Az yemek, az uyumak, az konuşmak ve günahlardan gelecek sıkıntıya katlanmakla.)</p>
<p>Bir kimse mücahede ve riyazet yaparsa, yani bildiği hususlarda dinimizin emirlerine uymaya çalışırsa, bilmediği hususları da kolayca öğrenir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Bildiği ile amel edene, Allahü teâlâ bilmediklerini de öğretir.) [Buhari]</p>
<p>Allahü teâlânın bildirdiği yola girip o yolda yürümeye çalışana yaptığı işler kolaylaştırılır. Allahü teâlâ bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline kadar, hatta daha fazla sevap verir. Allahü teâlânın ihsanı boldur. Allahü teâlâ, hadis-i kudside, (Bana bir karış yaklaşana, bir arşın yaklaşırım) buyuruyor. Elbette bu yaklaşma manevi yaklaşmadır.</p>
<p>Birisine, yakın dostum demek, evimiz yakın demek değil, dostluğumuz iyi demektir. Allahü teâlânın yakınlığını da böyle anlamalıdır. (Yere göğe sığmam, mümin kulların kalbine sığarım) ve (Müminlerin kalbindeyim) hadis-i kudsileri de böyledir.</p>
<p>Bir insan, her türlü kötülüğü yaptıktan sonra, kalbim temizdir, diyemez. Bir insanın iyi veya kötü olması yaptıklarına göre değişir. Bir insan eğer hiç kimseye zararı dokunmuyorsa, elinden geldiği kadar herkese faydalı olmaya çalışıyorsa, Allahü teâlânın emirlerine uyup yasakladıklarından kaçıyorsa o insan hem iyi niyetli hem de temiz kalblidir. Fakat her kötülüğü yapıyorsa, Allahü teâlânın emirlerini yapmayıp yasaklarından kaçmıyorsa; ne kadar niyetim iyi, kalbim temiz, sen kalbe bak, dese de ona inanılmaz ve iyi biri olduğu asla söylenmez. Çünkü Hadika isimli kıymetli kitapta buyuruluyor ki:<br />
Haram işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır. Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur.</p>
<p>İbadet nedir<br />
Sual: Allah’ın emrini yapmayıp, yasaklarından da sakınmayan küfre girer mi? İbadet nedir? Bir kimse bildiği halde ibadet etmezse, ancak kalbi temizse Cennete gider mi?<br />
CEVAP<br />
Üç sualiniz var:<br />
1- Tekliflere yani emirlerin yapılması gerektiğine ve yasaklardan sakınmak lazım geldiğine inanmak, imanın şartıdır. Tekliflerin çoğuna inanıp da, yalnız birine inanmayan, beğenmeyen, buna uymak istemeyen, Muhammed aleyhisselama inanmamış olur. Kâfir olur. Müslüman olmak için, tekliflerin hepsine inanmak, hepsini beğenmek gerekir. Bir müslüman, tekliflere inandığı halde, bunlara uymazsa, mesela, tembellik ederek, namaz kılmazsa; kötü arkadaşa ve nefsine uyarak, içki içerse, kadın, tesettüre riayet etmezse, imanı gitmez, kâfir olmaz. Günah işlemiş, asi müslümandır. Tekliflerin sadece birine uymak istemezse, yani beğenmez, vazife olduğuna önem vermez ise, hafif görürse, imanı gider, kâfir olur. (Namaz kılmıyorsam, açık geziyorsam ne çıkar? Sen kalbe bak. Kalbim temizdir) demek, veya (Önce ekmek parası kazanmak, herkese iyilik etmek. Sonra namaz) gibi sözler, tekliflerin bir kısmını beğenip bir kısmını beğenmemektir. Her müslümanın bu inceliğe dikkat etmesi, tekliflere uymayanların, imanlarının gitmemesi için uyanık olmaları gerekir. Teklife uymamak başka, uymak istememek, beğenmemek başkadır. Bu ikisini karıştırmamalıdır!</p>
<p>2- İbadet demek, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama tâbi olmak demektir. Yani bütün sözlerini ve hareketlerini Onun emirlerine ve nehylerine uydurmak demektir. Şunu iyi bilmelidir ki, ibadet şeklinde yaptığı işler, eğer Onun emri ile olmadı ise, ibadet olmaz, hatta günah olur. Namaz ve oruç ise de böyledir. Ramazan Bayramının birinci günü ve Kurban Bayramının her dört günü oruç tutmak günahtır. Halbuki, oruç bir ibadettir. Fakat, emir ile olmadığından günah oldu. Bunun gibi, başkasından zor ile alınan elbise ile veya böyle bir yerde namaz kılmak da günahtır. Halbuki namaz bir ibadettir. Fakat, emir ile olmayınca isyan oluyor. Bunlar gibi, bir kimsenin, nikahlı ailesi ile her türlü oyun ve latife yapması ibadettir, yani sevaptır. Halbuki yapılan şey oyun ve eğlencedir. Fakat emir ile olduğundan sevaptır.</p>
<p>Görülüyor ki, ibadet demek, yalnız namaz kılmak, oruç tutmak değildir. İbadet demek, İslamiyet’in emirlerine uymak demektir. Çünkü, namaz ve oruç, İslamiyet’e uygun olunca, ibadet olur.</p>
<p>3- İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: İyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bir kimse, dağda bir aslana rastlasa, yanında tüfeği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesur olsa da, bu aletleri kullanmadıkça, aslandan kurtulabilir mi? İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim sahibi, olursa olsun, bildiğine göre hareket etmezse, ilminin faydası olmaz.</p>
<p>Mütehassıs bir doktor hastalansa, hastalığı da kendi branşında olsa, bunun en etkili ilacını da bilse ve bu ilaç hakikaten o hastalığa çok iyi gelse, ilacı kullanmadıkça, yalnız bilgisi onu iyi edemez. Bir insan da, ne kadar ilim edinse, ne kadar kitab okusa, bildiklerini yapmadıkça faydası olmaz. (Eyyühelveled)</p>
<p>Sual: Günah işleyenlerin, &#8220;Sen kalbe bak, kalbimiz temizdir. Allah kalbe bakar&#8221; demeleri doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, (Günah işleyene ve kâfir olana itaat etme) buyuruldu. (İnsan 23)<br />
Allahü teâlâ, bu âyet-i kerimede, önce (günah işleyene) sonra (kâfire itaat etme!) buyurdu. Çünkü, müslümanın kâfirle buluşması az olur. Günah işleyenden emir alması daha çok olur. Bundan başka, günah işleyen ile birlikte bulunmanın, kâfirle beraber bulunmaktan daha çok zararlı olduğunu göstermektedir. Yine Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, (Kalbi bizi zikretmekten gafil olan ve nefsinin arzuları peşinde koşan ve hareketlerinde İslam’ın dışına taşan kimseye itaat etme) buyuruldu. (Kehf 28)</p>
<p>Bu âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki, nefse uymak, kalbin gafil olmasını gösterir. Bedenin bozuk olması, yani günah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir.</p>
<p>Açık gezenlerin, içki içenlerin veya başka günah işleyenlerin ve ibadet etmeyenlerin, müslümanlara karşı, (Sen, kalbe bak, kalbimiz temizdir. Allah kalbe bakar) demelerinin yanlış ve bozuk olduğunu, bu âyet-i kerime göstermektedir. Hadis-i şerifte de, (Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur) buyuruldu. (Beyheki)</p>
<p>Bu hadis-i şerif de, günah işleyenlerin bu gibi sözlerini yalanlamaktadır. (Allah dışınıza bakmaz, kalblerinize bakar) hadis-i şerifi, ibadet yapanlar, hayır işleyenler içindir. Yani, ibadetin kabul olması için, Allahü teâlânın rızası için yapılması gerekir.</p>
<p>Sual: Bazı kimseler hiç ibadet etmediği ve her çeşit günahı işlediği halde, &#8220;Benim kalbim temizdir, sen kalbe bak&#8221; diyorlar. Kalb nasıl kirlenir, nasıl temizlenir?<br />
CEVAP<br />
Namaz kılmayan ve kendisine farz olan diğer ibadetleri yapmayan kimsenin kalbi temiz olmaz. Günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi karartır. Zaten namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Hatta namaz kılmayana kâfir diyen âlimler bile olmuştur. Namaz kılmayanın, içki içenin kalbi çok kararmış demektir. Her türlü rezaleti işleyip de, &#8220;Sen kalbe bak&#8221; demek, dinsizlerin veya din cahillerinin sözüdür. Bir yazar, kitabında, bir fâsıkı överken, &#8220;Çok içki içerdi. Şarabı hamamın kurnasına koyar, oradan içerdi; fakat tertemiz, pırıl pırıl bir kalbi vardı&#8221; diyor. Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz, namaz kılmayanın ve içki içenin kalbi temiz olmaz buyururken, cahil yazar, böyle söylemekle Allah’ı ve Resulullahı yalancı çıkarmaya çalışıyor. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Haraiti]</p>
<p>Müminin kalbi temizdir. Fâsıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir.) [Taberani]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır.</p>
<p>Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı anarak, ibadet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günah işleyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.</p>
<p>Bir bardaktaki hava çıkmadıkça içine su girmez. İçine su koyunca da, bu suyu çıkarmadan başka şey koyulmaz. Kalb de bardak gibidir. Kalbi Allah sevgisiyle doldurmak için, başka her şeyi temizlemek gerekir. Bir kalbde iki veya daha fazla sevgi bulunamaz. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, (Allah, insanın içinde iki kalb yaratmamıştır) buyuruluyor. (Ahzab 4)</p>
<p>Nefs-i emmare, dine inanmaz. Bunun için, nefsi, tezkiye etmek, kötülüklerden temizlemek ve faziletlerle doldurmak gerekir. Şems suresinde mealen, (Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini, günahta, cehalette, dalalette bırakan zarar etti) buyuruldu.</p>
<p>Hadika’da buyuruluyor ki:<br />
Haram işleyenlerin, sen kalbime bak, kalbim temiz demeleri yanlıştır. Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. Peygamber efendimiz, (Günaha devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir. O, artık sevap işleyemez olur) buyuruyor. (Bezzar)</p>
<p>La ilahe illallah kelimesini çok söylemek, kalbi temizlemekte çok tesirlidir. Her gün, belli miktar okumak iyi olur. Abdestli ve abdestsiz söylenebilir. (Kayyum-i Rabbani c.1, m.14)</p>
<p>Rabbimizin gazabını söndürmek için (La ilahe illallah Muhammedün Resulullah) güzel kelimesinden daha faydalı bir şey yoktur. Bu güzel kelime, Cehenneme götüren gazabı söndürünce, daha küçük olan başka gazaplarını elbette söndürür. Bu güzel kelime, Kıyamet için ayrılmış olan 99 rahmet hazinesinin anahtarıdır. Küfür karanlıklarını, şirk pisliklerini temizlemek için, bu güzel kelimeden daha kuvvetli, hiçbir yardımcı yoktur. Bir kimse, bu kelimeye inanınca, imanın zerresi hasıl olur. (c.2, m.37)</p>
<p>Allah’ı anmanın, La ilahe illallah demenin faydalı olabilmesi için dinimize uymak şarttır. Farzları ve sünnetleri yapmak ve haramlardan ve şüphelilerden sakınmak gerekir. (m.190)</p>
<p>Kalbin Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmesi onu karartır, paslandırır. Bu pası temizlemek gerekir. Temizleyicilerin en iyisi sünnet-i seniyyeye uymaktır. Sünnet-i seniyyeye uymak, nefsin kalbi karartan isteklerini yok eder.</p>
<p>Her kaptan içindeki sızar<br />
Sual: “Önyargılı davranmamalı. İçki içmeyenleri hatasız, içki içenleri hatalı sanmak çok ama çok yanlış bir düşüncedir. Kumar oynamayanları hatasız, kumar oynayanları hatalı sanmak çok ama çok yanlış bir düşüncedir. Namaz kılanları hatasız, namaz kılmayanları hatalı sanmak çok ama çok yanlış bir düşüncedir. Dine uygun tesettürlü bir bayan hatasız, tesettürsüzler hata içerisinde gibi bir duyguya kapılmak çok ama çok yanlış bir düşünce. Dürüstlük giyim kuşamla değil yetişme tarzı ve karakterle ilgilidir. İnsanları giyim kuşamıyla yargılamak çok ama çok yanlıştır. Büyük hatadır. Böyle yanlış duygu ve düşünceye kapılanlar bu yanlışlarından vazgeçmelidir” iddiası doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Çok yanlıştır. Bir insanın iyi veya kötü olduğu, konuşmalarından, hareketlerinden, yaptığı işlerden anlaşılır. Bir hadis-i şerifte, (Her kaptan içindeki sızar) buyuruluyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de, “Görünüşümüz, bâtınımızın [içimizin] alametidir” buyuruyor. Yunus Emre de diyor ki:<br />
Kim ki edepsiz gezer, er geç yolundan azar<br />
Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.</p>
<p>İstisnalar hariç, bir adamın işine bak, giyinişine bak, ne mal olduğu belli olur. İstisna olanları hüküm gibi ortaya atmak yanlıştır, hem de çok yanlıştır. Birkaç örnek verelim:<br />
Minare olan yerde cami var demektir. Sünnet olmak Müslümanlık alameti sayılır. Sünnetsiz birini görsek buna gayri müslim demek yanlış olur. Türk bayrakları dalgalanan yerin Türkiye, polis elbisesi giyenlerin de polis olduğu anlaşılır. Ancak başka ülkede de Türk bayrağı dalgalanabilir, polis olmayan biri de, polis elbisesi giyebilir. Ama bunlar istisnadır. İstisnalara bakıp da genel bir hüküm verilemez.</p>
<p>Allah korkusunun alameti, haramlardan kaçmaktır. Her günahı çok tehlikeli görmelidir! Müminin alametlerinden biri de günahını çok tehlikeli görür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Mümin günahını başucunda, hemen üstüne yıkılacak bir dağ gibi görür. Münafık ise burnuna konmuş hemen uçacak sinek gibi görür.) [Buhari]</p>
<p>Bedenin bozuk olması, yani günah işlemek, kalbin bozuk olmasının alametidir. Açık saçık gezenlerin veya başka günah işleyenlerin, (Sen, kalbe bak, kalbim temizdir) demelerinin yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Kalb bozuk olunca, bedenin işleri de hep bozuk olur.) [Beyheki]</p>
<p>İçki içen, kumar oynayan, namaz kılmayan, açık saçık gezen, başka vasıfları ne kadar iyi olursa olsun, bir kere açıktan işlediği bir günahı vardır. O peşinen salih birisi olmayı kaybetmiş, fâsık sınıfına girmiştir. Allah’ın emrine isyan ediyor. Tesettürlü olan, çok kötü olsa bile, açıkça bir günahı görülmemektedir. Fahişelerin hemen hepsi açık saçık giyinir. Tesettürlü kadından da fahişe olabilir, ama bu oran çok azdır. Onun için kıyafetlerin önemi inkâr edilemez. “Dürüstlük giyim kuşamla değil” diyen cahil türedilere itibar etmemelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Din cahillerinin çoğalması, kıyamet alametlerindendir.) [Buhari]</p>
<p>Haram işleyene, günah işlediği bilinene, açıktan günah işleyene fâsık denir. Mesela namaz kılmayan, içki içen, kumar oynayan, yabancı kadınlara bakan, hanımını, kızını açık gezdiren fâsıktır. İşlediği günaha da fısk denir. Küçük günaha devam eden de fâsık olur. Fâsıklar hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Fâsık övülünce, Rabbimiz gadaba gelir.) [Beyheki]</p>
<p>(Dinin afeti üçtür: Fâsık âlim, zalim idareci, cahil sofu.) [Deylemi]</p>
<p>(Fıskı aşikâre olan fâsıka lanet olsun.) [Deylemi]</p>
<p>(Fıskını ilan eden fâsık, hürmeti kaybetmiştir.) [Deylemi]</p>
<p>Sual: Kalb gözü nedir?<br />
CEVAP<br />
Kalb gözü, baştaki gözden daha keskin görür. Nitekim Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, (Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı) buyuruluyor. (Necm 11)</p>
<p>Cenab-ı Hak, İbrahim aleyhisselamdaki kalb gözünü kastederek buyuruyor ki:<br />
(Biz İbrahim’e, göklerin ve yerin gizli sırlarını gösterdik.) [Enam 75]</p>
<p>Bu görme işinden habersiz olana da &#8220;kalbi kör&#8221; buyuruyor. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen, (Gerçekte gözler değil, sinedeki kalbler kör olur) buyuruluyor. (Hac 46)</p>
<p>Kalb körlüğü çok kötüdür. Kur&#8217;an-ı kerimde yine buyuruluyor ki:<br />
(Dünyada [kalb gözü] kör olan, ahirette de kördür.) [İsra 72]</p>
<p>Hadis-i şerifte de, (Ümmetimden kalb gözü açık, ilham sahibi [evliya] kimseler vardır. [Hazret-i] Ömer bunlardan biridir) buyuruldu. (Buhari)</p>
<p>Kalbim temiz mi?<br />
Sual: Kalbim bir kararda kalmıyor. Bazen iyiye bazen kötüye meyledebiliyor. Kalbimin hep temiz kalması ve sabit durması için ne yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
Müminin kalbi zaten öyle olur. Kâfirin kalbi hareketsizdir. Kalbimizin temiz mi, kirli mi olduğu günahlara olan durumundan belli olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Her kalb fitneye maruz kalır. Hangi kalbe bir fitne [günah] sinerse, orada bir siyah leke hasıl olur. Hangi kalb de, o fitneyi reddederse, orada beyaz bir nokta meydana gelir. O kalb, beyaz bir bez gibi bembeyaz olur. Fitne, ona hiç zarar veremez. Bulanık kalb ise, siyah bir taş gibidir. Yamuk veya ters bir bardağa benzer. Böyle kalb iyilikleri tanımaz, kötülükleri yadırgamaz ve hep nefsinin hevasına uyar.) [Müslim]</p>
<p>Demek ki, günahlardan kaçıyorsak kalbimiz temizdir. Günahları rahat işleyebiliyorsak kirlidir. Neyin günah olduğunu da dinimiz bildirmiştir.</p>
<p>Zulmeti temizlemenin yolu<br />
Sual: Günahlarımız, kötü kimselerin yemekleri ve bunlarla görüşmek sebebiyle, kalbimize gelen zulmet, nasıl temizlenir?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Kalbe gelen zulmeti temizlemek için, tevbe ve istiğfar ederek Allahü teâlâya sığınmalıdır. (1/171)</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir buyurdu ki: Beş zulmetin beş ışığı vardır:<br />
1- Dünya zulmetinin ışığı ibadettir.<br />
2- Günah zulmetinin ışığı tevbedir.<br />
3- Kabir zulmetinin ışığı, La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah demektir.<br />
4- Âhiret karanlığının ışığı salih ameldir.<br />
5- Sırat karanlığının ışığı yakîndir. [Doğru ve şüphesiz imandır.]</p>
<p>Hazret-i Osman da buyurdu ki: Dünya ve dünya malı için üzülmek kalbe zulmet verir. Âhiret için üzülmekse kalbi nurlandırır. (M.Ç.Y. Güzin)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkalb-temizligi-nasil-olur.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kalb-temizligi-nasil-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmtihan gereksiz mi?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/imtihan-gereksiz-mi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/imtihan-gereksiz-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 13:54:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5580</guid>
		<description><![CDATA[İmtihan gereksiz mi? Sual: Bir ateist, (Allah, insanların Cennete veya Cehenneme gideceğini biliyorsa, onları imtihan etmesi gereksizdir. İmtihan bilinmeyen bir şeyi meydana çıkarmak için yapılır. İmtihana ne gerek var?) dedi. Benim aklıma da takıldı. İmtihan gereksiz mi? CEVAP Ateist, bunu Allah&#8217;a inandığı için değil, cevap veremezler de, Müslümanları zor duruma düşürürüm diye soruyor. Allahü teâlâ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fimtihan-gereksiz-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İmtihan gereksiz mi?</strong></span></p>
<p>Sual: Bir ateist, (Allah, insanların Cennete veya Cehenneme gideceğini biliyorsa, onları imtihan etmesi gereksizdir. İmtihan bilinmeyen bir şeyi meydana çıkarmak için yapılır. İmtihana ne gerek var?) dedi. Benim aklıma da takıldı. İmtihan gereksiz mi?<br />
CEVAP<br />
Ateist, bunu Allah&#8217;a inandığı için değil, cevap veremezler de, Müslümanları zor duruma düşürürüm diye soruyor.<br />
<span id="more-5580"></span><br />
Allahü teâlâ imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, hangi günahları işleyeceğini elbette bilir. İmtihanı kendisi için yapmıyor, insanların kendi yaptıklarını kendilerine göstermek için yapıyor. Mesela Allahü teâlâ, ateiste, (Ben ezelî ilmimle biliyorum ki, sen zaten inanmayacaktın, onun için seni Cehenneme attım) deseydi, ateist, (Suç işlemeden, imtihan edilmeden, beni cezalandırmak adaletsizliktir. Beni dünyaya gönder, iyi ameller işlerim) demez miydi? Ateistin ve diğer kâfirlerin böyle diyememeleri için, onlar dünyaya getirilmiş, onlara akıl verilmiş, iyi kötü yol gösterilmiş, kabirde ve âhirette sorulacak sorular açıkça bildirilmiş, itiraz edecek bir durum kalmamış oluyor. Kâfirler buna rağmen, bir kurtuluş ümidiyle, mealen şöyle diyecekler:<br />
(Rableri huzurunda başları öne eğik, “Rabbimiz, gördük, duyduk, şimdi bizi dünyaya geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık” diyecekler.) [Secde 12]</p>
<p>(Ey Rabbimiz, bize az bir süre ver, senin davetine uyup tâbi olalım.) [İbrahim 44)</p>
<p>Bunlara, (Siz dünyadan gelmiyor musunuz?) denecektir. Kurtuluş ümidi kalmayan kâfirler, (Keşke toprak olsaydık) diyeceklerdir. (Nebe 40)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fimtihan-gereksiz-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/imtihan-gereksiz-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haset etmek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haset-etmek-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haset-etmek-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 16:22:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Haset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5578</guid>
		<description><![CDATA[Haset etmek Sual: Haset nedir? CEVAP Haset, bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Günah değildir. Başkasının, kendinden üstün olan her şeyini kıskanana, yani ondaki üstünlüğün, yalnız kendinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhaset-etmek-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Haset etmek</strong></span></p>
<p>Sual: Haset nedir?<br />
CEVAP<br />
Haset, bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek<br />
<span id="more-5578"></span><br />
denir. Günah değildir.</p>
<p>Başkasının, kendinden üstün olan her şeyini kıskanana, yani ondaki üstünlüğün, yalnız kendinde olmasını isteyene, kıskanç denir. Bu hâl, en kötü huylardan biridir. Kıskanç insan, ömrü boyunca rahatsız insandır. Böyle insan, kendinden aşağı olan insanı görmez de, kendinden yüksek ve varlıklı insanın her şeyini görür ve onu kıskanır. Kıskanç insan, Allahü teâlânın kendisine verdiği şeylere razı olmayan insan demektir. Allahü teâlânın verdiğine razı olmayan insandan, Allahü teâlâ da razı olmaz. Allahü teâlânın bir insandan razı olmaması ise, felaketlerin en büyüğüdür. Artık o insan, dünyada da, ahirette de zarardadır.</p>
<p>Bunun için, kendisinde kıskançlık ve haset duygusu olduğunu gören, bu kötü huyundan kurtulmalıdır. İnsanlar, kendilerini ıslah edebilirler. Kıskançlıktan kurtulanlar rahat ve huzura kavuşur. Bu iş, zenginlik ve fakirlik işi değildir. Bu iş, kalbin zenginliği ve fakirliği işidir.</p>
<p>Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allahü teâlâya şükreder ve zenginlerin hâlini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekleyemediği için üzüntü içindedir.</p>
<p>Kıskanç insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Yani onun boyunu bosunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha kötüsü, onun başına gelen fenalıklara sevinir.</p>
<p>İşte bu hâl, kıskançlığın en kötü derecesidir. Böyle insandan, Allahü teâlânın yardımı kesilebilir. Daha da mahrum olur. İyi kalbli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allahü teâlânın himayesinde demektir. Bir hadis-i şerifte, (Bir müslüman, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir müslüman için istemezse ve bir müslüman, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği halde, o kötülüğü başka bir müslüman için isterse, onun imanı tam değildir) buyuruldu. Yani, Peygamber efendimiz yalnız kendisini düşünenleri beğenmiyor. Başka müslümanları düşünenleri beğeniyor ve öyle yapmalarını istiyor. Düşünün bir kere; bütün dünya, Peygamber efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı?</p>
<p>Haset, tekebbüre sebep olur. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder. İmam-ı Gazali hazretleri, (Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Haset, riya, ucub) buyurdu.</p>
<p>Haset eden, çekemediği kimseyi gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamette, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır hasenat işleyenlere on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, birisi kalır. Haset edenin duası kabul olmaz.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, düşmanlık ve haset etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez.) [Buhari]</p>
<p>(Müminin kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.) [Beyheki]</p>
<p>(Müslüman hayırlı olur. Haset edince hayır kalmaz.) [Taberani]</p>
<p>(Hasetten kurtulmak zordur. Haset ettiğiniz kimseyi incitmeyiniz!) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Hasetten sakınınız! Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de hasenatı yok eder.) [Ebu Davud]</p>
<p>Haset etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Hasetçi, boşuna yorulur, üzülür. Üstelik büyük günaha girmiş olur. Hasedin, haset edilene dünyada ve ahirette hiç zararı olmaz. Üstelik faydası olur. Hiçbir hasetçi muradına kavuşmamıştır. Haset, sinirleri bozar, ömrün kısalmasına sebep olur. Esmai diyor ki, 120 yaşındaki bir köylüye çok yaşamasının sırrını sordum, hiç haset etmediğini söyledi.</p>
<p>Haset edilene, dünya ve ahirette, hiç zarar olmaz. Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimsenin nimetlerinin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizi geçirir. Hasetten kurtulmak için, ona hediye vermeli, ona karşı tevazu göstermeli ve onun nimetinin artması için dua etmelidir.</p>
<p>Doğru olan bir şeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı görmek, ondan nefret etmek, ona düşmanlık beslemek, haset etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, düşmanımız da söylese kabul etmeliyiz! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlânın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmemek için inat gösterendir.) [Buhari]</p>
<p>Haset hakkında âlimlerin sözleri:<br />
Bütün kötülükler, hırlaşmalar almak üzerinedir. Bütün iyilikler, vermek üzerinedir.<br />
İlk haset eden şeytandır. Hazret-i Âdem’i çekememesi, kendisini isyana sevk etmiştir.</p>
<p>Herkesi memnun etmek mümkündür, yalnız haset edeni tatmin etmek zordur. Çünkü o, haset ettiği şeyin yok olması ile ancak memnun kalır.</p>
<p>Haset, iyileşmeyen bir yara gibidir. Onun dünyadaki bu sıkıntısı sebebiyle ahirette uğrayacağı azap, ceza bakımından kendisine yeter.</p>
<p>Haset edici kadar mazluma benzeyen bir zalim görmedim. Çünkü o, sana verilen nimeti kendisine işkence olarak görür.</p>
<p>Haset eden, servet düşmanıdır. Kimin malı, nimeti varsa ona buğzeder. Ona bunu niye verdin diye Rabbine darılmış olur. Allahü teâlâ fazlını dilediğine verir. Haset eden, niye ona verdin diye Allah’ın fazlı için cimrilik eder. Mal ve nimet sahibinin rüsvay olmasını, elindeki nimetlerin gitmesini ister. Haset eden her yerde zelil olarak anılır. Melekler lanet eder. Yalnız iken üzüntüsü artar. Can çekişirken, sıkıntısı artar. Kıyamette rüsvay olur, Cehennemde cezasını da çeker.</p>
<p>Ey insanoğlu, niçin kardeşini çekemiyorsun? Ona verilen onun hakkı ise, Allahü teâlânın ikram ettiği kimseye kızmaya ne hakkın var? Şayet hakkı değilse, Cehenneme girecek adamın nesini çekemiyorsun?</p>
<p>Aralarında ilgi bulunanlar haset eder<br />
Birbirinden uzak ayrı yerde yaşayıp, aralarında ilgi bulunmayan kimseler arasında, birbirleriyle ilgi bulunmadığı için haset de bahis konusu olmaz.</p>
<p>Bir kimse, karşısındakinin kibirlenmesine dayanamaz, aralarında düşmanlık veya rekabet bulunduğu vakit haset edebilir. Bunlar sık sık karşılaşırlar. Biri diğerinin görüşüne uymazsa, öteki ondan nefret eder, ona karşı böbürlenmeye başlar. Bunun içindir ki, âlim âlime haset eder de abide haset etmez, abid de, başka bir abide haset eder, fakat bir âlime haset etmez. Aynı şekilde yazar yazara, tüccar tüccara haset eder. Kısaca herkes kendi mesleğinden olana haset eder.</p>
<p>Bir kimse, daha çok kardeşine haset eder. Tüccarın maksadı diğer tüccar ile birleşir. Aynı zamanda komşu olduğu tüccar ile uzaktaki arasında da fark vardır. Bütün bu sebeplerle, kendisine yakın olan meslektaşına daha çok haset eder. Bunun gibi, bir pehlivan, bir yazara değil, başka bir pehlivana haset eder. Çünkü onun maksadı yazı ile değil pehlivanlıkla şöhret kazanmaktır.</p>
<p>Bütün bu hasetlerin aslı düşmanlıktır. Düşmanlığın aslı da menfaat çatışmasının bir noktada birleşmiş olmasıdır. Bu da, menfaatleri ayrı veya uzaklarda bulunanlar arasında değil, menfaatleri müşterek olup, birbirine yakın olan kimseler arasında olur. Bu sebeple bunlar arasında haset çoğalır. Haset eden, her tarafta tek olarak anılmasını ister, kendi sahasında karşısına rakip olarak çıkacak herkese, nerde olursa olsun haset eder, fakat bu azdır.</p>
<p>Bütün bunların kaynağı, dünya sevgisidir. Hakiki din âlimleri arasında ise çekemezlik yoktur. Hepsinin maksadı, kullar indinde değil, Allah katında mevki sahibi olmaktır. Gerçek âlim, herkesin kendisinden daha bilgili ve daha iyi müslüman olmasını ister. Fakat âlim geçinenler, ilimleri ile menfaat peşinde koştukları için birbirine haset eder.</p>
<p>Hakkın adaletine kızılmaz<br />
Haset, bir kalb hastalığıdır. Kalb hastalıkları, ancak ilim ve amel ile tedavi edilir. Hasedin zararı insanın kendisinedir, haset edilene bir zararı yoktur. Haset sebebiyle Allah’ın taksimatına rıza gösterilmemiş olur. Onun adaletine kızılmış olur. Bu ise tevhidin özüne aykırıdır. Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de amelleri yok eder.</p>
<p>Sen haset ettikçe, içinde bir ateş yanar, kendi kendini kemirir, perişan olursun. Haset edilenin nimetini Allahü teâlâ artırır. Onun nimeti arttıkça senin de hastalığın artar, sıkıntı içinde kıvranır durursun. Göğsün daralır, uykun kaçar ve bu hastalık ölüme kadar götürür. Zaten düşmanın istediği de budur. Sen onun perişanlığını isterken, kendin perişanlığa düşmüş olursun. Bununla beraber senin hasedinin onun elindeki nimete bir etkisi olmaz. Hatta ahirette, seni sıkıntıya düşürdüğü için hasetten vazgeçmen gerekir. Çünkü faydasız bir sıkıntıdır. Allah’ın gazabına uğramaya çalışmaktan daha büyük ne olur?</p>
<p>Haset etmekle kimseye bir zarar veremezsin. Neymiş onun arabası senin arabandan iyi imiş. Onun evi, daha geniş ve daha uygun bir semtte imiş. N’olacak yani, senin hasedin, Allahü teâlânın ona takdir ettiği nimete mani olabilecek mi? İmkansız&#8230; Şayet sen, hasedin sebebiyle onun nimetinin yok olacağını düşünürsen, bu bir ahmaklıktır. Çünkü, eğer nimetler haset ile yok olsa, hiç kimsede hiçbir nimet, hatta iman nimeti de kalmazdı.</p>
<p>Hasede sebep olan şeyler<br />
Sual: Haset nedir ve hasede sebep olan şeyler nelerdir?<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:<br />
Haset, bir kimsenin elindeki nimeti ona çok görüp, onun elinden gitmesini istemek demektir ve haramdır. Ancak kötü birinin, eline geçen servet ile fitne uyandırdığı, bu sebeple ara bozup herkese eziyet ettiği zaman, bu nimetin onun elinden çıkmasını istemek, bu adamın bu varlığına memnun olmamak, günah değildir. Çünkü, sen onun yok olmasını, nimet olduğu için değil, onu kötülükte kullandığı için istiyorsun. Şayet adam yaptığı fesatlıktan vazgeçseydi, onun elindeki nimete üzülecek değildin.</p>
<p>Allahü teâlânın taksimatındaki kazasına rıza göstermemek, hasedin haram olduğuna delâlet etmektedir. Sana zararı dokunmayan bir müslümanın rahata ulaşmasına hoşlanmamak, hasetten başka şey değildir.</p>
<p>Hasedin dereceleri<br />
1- Haset ettiği kimsenin elindeki nimetin yok olmasını istemektir. Bu nimet ister kendi eline geçsin, ister geçmesin, yeter ki onda bulunmasın. Hasedin en kötü olanı budur.</p>
<p>2- Haset ettiği adamın elindeki nimetin, kendi eline geçmesini istemektir. Mesela, adamın güzel evi veya güzel arabası var, yahut üstün mevkidedir. Adamın, “Bunlar benim olsa” demesidir. Bunun arzusu o nimete sahip olmaktır. Maksadı, o nimeti kendisinin elde etmesidir. Yoksa birincisinde olduğu gibi, “Ne onda, ne de bende olsun” şeklinde değildir. Başkası bu nimetten neden istifade ediyor, demiyor, ben neden istifade edemiyorum, diyor. Ondaki nimet bende olsun demek uygun değildir.</p>
<p>3- Ondaki nimetin benzerinin kendisinde olmasını istemesidir. Şayet kendi eline onun gibisi geçmeyecekse, onda da olmasın diye, arzu etmesidir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
(Allah’ın kiminizi kiminizden üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri ummayın!) [Nisa 32]</p>
<p>4- Onda olan nimet gibi bir nimetin de kendi elinde bulunmasını arzu etmek, fakat onun elindeki nimetin elinden çıkmasını istememektir. İşte bu, dünyalık hususunda ise affedilmiştir.</p>
<p>Hasede sebep olan şeyler<br />
1- Düşmanlık: İnsan, kendisine veya bazılarına yaptığı kötülük sebebiyle birine düşmanlık eder, kin besler. Kin ise intikam ile yatışır. Düşmanına bir felaket geldiği zaman, bunu kendi kerametine hamlederek buna sevinir ve bunu kendi mükafatı sanır.</p>
<p>2- Çekememek: Varlık sahibinin üstünlük taslaması onun ağrına gider. Emsallerinden biri mevki, ilim veya servet sahibi olduğu takdirde, kendisine karşı kibirleneceklerinden, kendisinin buna dayanamıyacağı için haset eder. Yani hasedi, kendi kibrinden dolayı değil, karşısındakinin kibrine dayanamıyacağından dolayıdır.</p>
<p>3- Kibir: Kibirlenip, karşısındakini küçük görüp kendine hizmet ettirmesi ve bütün arzularında kendi emrinde olması isteğidir. Birinin başına bir devlet kuşu konsa, buna haset eder. Kâfirlerin çoğunun Resul-i Ekrem efendimize karşı hasedi, Onun kendilerine karşı ululuk iddia etmesi korkusundandır. (Biz ulu kimseler iken bir öksüz nasıl olur da başımıza geçer ve biz ona nasıl boyun eğeriz) dediler.</p>
<p>4- Şaşkınlık: Aynı tahsilli, aynı yaşta ve aynı memleketli olmasına rağmen bazı arkadaşlarının mal, mülk sahibi olmalarına hayret edip kıskanır.</p>
<p>5- Gayesine ulaşamama korkusu: Bu da iki kişinin bir maksatta birbirine üstünlük arzusuna dayanır. Arzusuna tek başına ulaşabilmekte kendisine yardımcı olan her nimete, öbürü haset eder. Birinin o arzuya erişip diğerinin erişememesi hâlinde birbirine haset ederler. Ana-babanın sevgisini kazanmaktaki evlatların yarışması, talebelerin hocalarının sevgisini kazanmaktaki yarışmaları, gazetecilerin okuyucu çekmek için yarışması ve birbirine haset etmeleri hepsi bu kısımdandır. Her iki tarafın maksadı aynıdır. Maksatlarına ulaşmakta birbirine haset ederler.</p>
<p>6- Lider olma sevdası: Bir kimse, herhangi bir ilim dalında, parmakla gösterilen tek bir insan olmayı arzu eder. Övülmek sevgisi kendisine galebe çaldığı zaman, insanlar tarafından, “İşte bu kimse, kendi sahasında zamanının tek insanıdır, emsâli yoktur” gibi sözlerle övülünce, buna sevinir. “Falan yerde de bu sahada üstün biri var” diye duyduğu zaman canı sıkılır. Bu kişinin, kendisiyle ortak olan bu varlığının, elinden gitmesini ve hatta ölümünü bile arzu eder. Bu ortaklık mevkide, ilimde, sanatta, güzellikte, servette ve benzerlerinde olabilir. Cihanda emsâlsiz ve tek kalması sebebiyle sevindiği her hususta durum aynıdır. Burada hasedin sebebi tek başına otorite olmak sevdasından başka bir şey değildir. Yahudi âlimleri, Resul-i Ekremin hak peygamber olduğunu bildikleri halde, başkanlıklarının elden gideceğinden korktukları için, Peygamber efendimize haset ederek inkâra kalkıştılar.</p>
<p>7- Kötü huy: Hiçbir sebep olmadan kötü huyu, cimriliği sebebiyle kimsede bir varlık görmek istemez ve onlara haset eder. Ona, bu nimetlere Allahü teâlânın mazhar kıldığı bir kimsenin iyiliklerinden bahsedilince, canı sıkılır. Bu kişi, daima başkalarının gerilemelerini seven ve Allahü teâlânın lütfuna cimrilik gösteren bir insandır.</p>
<p>Kimi de var, başkasının malında cimrilik eder, yani başkasının malını da başkasına reva görmez. Aralarında hiçbir alaka bulunmadığı halde, Allahü teâlânın kullarına verdiği nimete cimrilik eder ve onlara haset etmeye başlar. Bunun kötü huyluluktan başka bir sebebi yoktur. Bunun tedavisi pek zordur.</p>
<p>Hazret-i Enes anlatır: Resul-i Ekrem, (Şimdi içeri Cennetlik bir zat girecektir) buyurdu. Az sonra, Ensardan, bir adam çıkageldi. Ertesi gün, Resul-i Ekrem yine önceki gibi söyledi. Yine aynı adam çıkageldi. Üçüncü gün de aynı şey oldu. Abdullah bin Amr, o adamın evinde birkaç gün misafir kaldıktan sonra şunları anlattı:<br />
- Üç gece onunla kaldım. Gece kalkıp namaz kılmadı. Bizlerden fazla bir ibadet yapmadığı halde Cennetlik oluşunun sebebini anlayamadım. Adama dedim ki:<br />
- Resulullah seni niçin övüyor?<br />
- Hiç kimseye haset etmem.<br />
- Şimdi anlaşıldı. Seni o dereceye ulaştıran budur. (İ. Ahmed)</p>
<p>Hazret-i Musa’nın imrendiği zat<br />
Musa aleyhisselam, salih bir zata imrenip, kim olduğunu sordu. Allahü teâlâ, (Bu zat, şu üç amel ile bu mertebeye ulaşmıştır: Kimseye haset etmedi, ana-babasına âsi olmadı ve söz taşımadı) buyurdu.</p>
<p>Hazret-i Zekeriyya da Allahü teâlânın şöyle buyurduğunu haber veriyor:<br />
(Haset eden kimse, nimetime düşman olan, kazâma kızan, kullarım arasındaki taksimatıma razı olmayan biridir.)</p>
<p>Hazret-i Safiyye anlatır:<br />
Bir gün, babam amcama sordu:<br />
- Bu Peygamber hakkında ne diyorsun?<br />
- Hazret-i Musa’nın müjdelediği Peygamberdir.<br />
- O halde niçin iman etmiyorsun?<br />
- Bizden gelmediği için, ölünceye kadar düşmanlık edeceğiz.<br />
İşte hasedin vardığı acı nokta&#8230;</p>
<p>Hasedin zararları<br />
Haset edilen kimse, senin zulmüne uğramış, bir mazlumdur. Hele haset edip çekiştirir, kötülüklerini söylersen, bunlar senin ona verdiğin hediyelerdir. Hep onun ekmeğine yağ sürmüş oluyorsun. Yani ona ibadetlerinin sevabını verip, onun günahlarını yükleniyorsun. Böylece kıyamette müflis olacaksın.</p>
<p>Düşman, hasmının beladan belaya uğramasını ister. Haset hastalığı ile senin yüklendiğin bela, bütün felaketlerden büyüktür. Düşmanlarının en büyük arzuları kendilerinin refahta, hasımlarının sıkıntıda olmalarıdır. Sen kendi kendine onların arzularına uymuş oldun. Bunun için düşmanın, senin ölmeni değil, böylece sürünmeni, ellerindeki nimetlere bakarak haset ateşi içinde hep kıvranmanı isterler.</p>
<p>Bunları düşünebilirsen, kendi kendinin düşmanı ve düşmanının dostu olduğunu kolaylıkla anlamış olursun. Çünkü davranışın, dünya ve ahirette senin aleyhine, hasmının lehinedir. Bu işin zararı senin, kârı onundur. Herkesin yanında nefret edilirsin. Allah katında da kötü birisisin. Sen istesen de istemesen de haset ettiğin kimsenin nimeti devam eder gider.</p>
<p>Eğer ahiretteki hâlini rüyada bile görebilseydin, korkunç bir manzara ile karşılaşırdın. Hâlin, tıpkı, öldürmek için düşmana kurşun atan, fakat mermisi geri teperek gözüne isabet edip gözünü çıkaran ve buna fazla sinirlenerek ikinci kurşunu atan ve ikinci mermi de aynı şekilde geri teperek diğer gözünü çıkaran, buna daha da sinirlenerek attığı üçüncü kurşunun yine kendi beynine saplanan ve hasmı esenlik içinde bulunan kişinin durumuna benzer. O, durmadan hasmını hedef alıp kurşun atar, mermiler ise geri teperek kendisine isabet eder. Bunun bu hâline, düşmanları kahkaha savurur. İşte şeytan böyle maskara eder.</p>
<p>Haset edenin durumu bundan da fecidir. Çünkü bu kişinin hasmına atıp tersine dönerek kör olmasına sebep olduğu gözleri, nihayet ölüme kadar yaşayacak ve ölüm ile onlar da yok olacaktı. Ama hasetten meydana gelen günah, ölüm ile yok olmaz. Bu sebeple Allahü teâlâyı öfkelendirir ve Cehenneme girer. Gözünün kör olması, Cehenneme girip Cehennemin kendisini yakmasından, elbette çok daha hafiftir.</p>
<p>Şu işe bak! O, haset ettiği kimsenin nimetinin elinden alınmasını isterken, Allahü teâlâ o nimeti almadığı gibi, ötekini sıkıntıdan sıkıntıya sokmuştur. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kişi kazdığı kuyuya kendi düşer.) [Fatır 43]</p>
<p>Çok kere düşmanı için istediği aynen kendi başına gelir. Bunlar, hasedin ilim ile tedavisidir. Eğer akl-ı selim ile düşünürsen, haset ateşini kalbinde söndürürsün. Çünkü hasedin, kendini helak ettiğini, düşmanını sevindirdiğini, haset sebebiyle huzurunun bozulduğunu ve neticede Allahü teâlânın hışmına uğradığını bilirsin.</p>
<p>Hasedin amel ile tedavisi şöyledir:<br />
Haset arzularının aksini yapmakla hasedini tahakküm altına alırsın. Mesela, hasmını kötülemek istersen, hemen onu öv, kibretmek istersen tevazu göster, ondan özür dile, şayet vermemeyi teklif ederse, vermeye gayret et! Yapmacık da olsa tatlılık, kini ortadan kaldırır ve gönülleri birbirine bağlar. Bu sayede kalb, haset hastalığından kurtulur. Haset edilen kimse, senin böyle zoraki yaptığını bilse de, yine memnun kalır ve seni sevmeye başlar, bu suretle karşılıklı sevgi başlar ve haset hastalığı da kaybolur. Çünkü tevazu, övmek ve sevgisini bildirmek, karşısındakine etki ederek onu sever. Zoraki yaptığı iyilikler, zamanla huy haline gelir. Böylece hasetten kurtulmuş olursun.</p>
<p>Elbette bu arada şeytan boş durmaz, senin bu durumun onu çok üzer, sana (münafıklık yapıyorsun) diye vesvese verir. Sen de, münafıklık zilletine düşmeyeyim diye sakın şeytanın oyununa gelme!</p>
<p>Hastalıklar acı ilaçlarla tedavi edilir. İlacın acılığına dayanamayan, şifanın zevkine eremez. Hasedin tedavisinde kullanılan, düşmana karşı alçak gönüllülük, onu övme gibi hâllerin acılığını, ancak yukarıda bildirilen manaları bilmek kolaylaştırır. Ayrıca Allahü teâlânın kazasına rıza ile elde edilecek sevap, Allah’ın sevdiğini sevmek de bu güçlüğü yener. Murada ermemek zillettir. Bu zilletten kurtuluş ancak iki şeyin biriyle mümkündür. Ya dilediğin şey olacak veya olacak şeyi dileyeceksin. Birincisi senin elinde olmadığı için, bu hususta uğraşmak manasızdır. İkincisi ise mücahede ve riyazet ile mümkündür. O halde akıllı olan, bu ikinci çareye başvurur.</p>
<p>[Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.] (İhya)</p>
<p>Mümine kâfir diyenin kendisi kâfir olur<br />
Sual: Bazı kimseler, haset yüzünden çok iyi tanıdığım bir müslümana yahudi diyorlar. Halbuki bildiğiniz gibi, bir kimse istediği dini seçebilir. Fakat hiç kimse yahudi olamaz. Yahudi olmak için yahudi olarak doğmak şarttır. Böyle haset ederek bir müslümana yahudi demenin dindeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Haset etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Hasetçi, boşuna yorulmuş, üzülmüş olur. Üstelik büyük günaha girmiş olur. Haset, sinirleri bozar, ömrün azalmasına sebep olur. Hasedin, haset edilene dünyada ve ahirette hiç zararı olmaz. Üstelik faydası olur. Haset ettiği kimsede nimetlerin azalmadığını, arttığını [kervanın yürüdüğünü] görerek sinir krizleri geçirir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Mümin imrenir, münafık haset eder.) [İ. Maverdi]</p>
<p>(Haset edenler benden değildir, ben de onlardan değilim.) [Taberani]</p>
<p>Berika’daki bu yazı, hasedin ne kadar kötü olduğunu göstermektedir. Hasetçinin yalan söylemesi, iftira etmesi ayrı bir günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz.) [İbni Ebi Şeybe]</p>
<p>(Yalan, münafıklıktan bir kapıdır.) [İbni Adiy]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allahü teâlânın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir.) [Nahl 105 Beydavi]</p>
<p>Hadis-i şerifde de buyuruluyor ki:<br />
(Yalan, imana aykırıdır.) [Beyheki]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:<br />
(Böyle kimselerin bozuk sözlerine üzülmeyiniz! Kur&#8217;an-ı kerimde, (Herkes, kendine uygun işi yapar) buyuruluyor. (İsra 84) [Yani kişinin işi ve sözü, kendinin aynasıdır.] Böyle aşağı kimselerin sözlerine iyi ve kötü karşılıkta bulunmamak daha iyidir. Yalanın sonu gelmez. Onların birbirini tutmayan sözleri, kendilerini rezil etmeye yetişir. Allahü teâlânın aydınlatmadığı kimseye, başkası ışık veremez. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
(Allah de, sonra onları bırak! Bozuk işlerinde, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar!) [Enam 91, Mektub. 204]</p>
<p>Aynı evliya zat yine buyuruyor ki:<br />
(Bir zan ile bir müslümana kötü damgası basmak, yer yer dolaşıp, onu sapık olarak yaymaya çalışmak bir din adamına yakışır mı? Müslüman olan bir kimse, bir insandan dine uygun görünmeyen bir söz işitince, bu söyleyeni incelemelidir. Söz sahibi, sapık ve zındık ise, buna doğrusunu söylemeli, sözünde iyi mana aramamalıdır. O sözün sahibi müslüman ise, onun sözüne iyi mana vermeye uğraşmalıdır. Eğer faydalı olmak için değil de, bir müslümanı kötülemek için yapılıyorsa, buna bir şey diyemem.) [c.3, m.121]</p>
<p>Suizan ederek bir müslümana kâfir denmez. Bir savaşta, kelime-i şehadet getiren birisini öldüren kimseye, Resulullah efendimiz, (Kelime-i şehadet söylerken niçin öldürdün?) buyurdu. O kimse de, (Dili ile söylüyordu, kalbi ile inkâr ediyordu) dedi. (Kalbini yarıp da baktın mı?) diyerek onu azarladı. Onun için, günahkâr da olsa, mümine kâfir demekten sakınmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]</p>
<p>Haset, gayret ve kıskançlık<br />
Başkasının, kendinden üstün olan her şeyini kıskanan, yani ondaki üstünlüğün, yalnız kendinde olmasını isteyen insana, kıskanç denir. Bu hâl, insanlığın en kötü huylarından biridir. Kıskanç insan, ömrü boyunca rahatsız insandır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Haset etmeyin, ateş odunu yaktığı gibi, haset de ibadetlerin sevaplarını giderir.) [İbni Mace]</p>
<p>Haset eden, onu gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamet günü, bu zulümlerinin karşılığı olarak, yaptığı iyilikler alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır, hasenat işleyenlere, on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, birisi kalır. Küfürden başka hiçbir günah, hasenatın sevaplarının hepsini yok etmez. İslamiyet’e önem vermeyerek haram işlemek ve küfre sebep olan işleri yapmak, sevapların hepsini yok eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Eski ümmetlerden iki kötülük haset ve kin size bulaştı. Dinlerini haset ve kinle yıktılar.) [Tirmizi]</p>
<p>Haset etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Boşuna üzülmüş, yorulmuş olur. Kazandığı günahlar da, cabası olur. Hiçbir hasetçi muradına kavuşmaz, kimseden saygı görmez. Haset, sinirleri bozar. Ömrünün azalmasına sebep olur. Haset olunanın, dünyada ve ahirette, bundan hiç zararı olmaz. Hatta faydası olur. Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimseden nimetlerin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizleri geçirir. Hasetten kurtulmak için, ona hediye göndermeli, onu övmeli, ona karşı tevazu göstermeli, onun nimetinin artmasına dua etmelidir.</p>
<p>Haset, kıskanmak, çekememek demektir. Yani, Allahü teâlânın birisine vermiş olduğu nimetin ondan gitmesini istemek demektir. Ondan gitmesini istemeyip de, kendisinde de olmasını istemek, haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Gıpta güzel bir huydur. İslamiyet’in ahkamına, yani farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya riayet eden, gözeten salih kimseye gıpta edilmesi vaciptir. Dünya nimetleri için gıpta etmek tenzihen mekruh olur. Birisinde bulunan kötü, zararlı şeyin gitmesini istemek, gayret olur. Gayret gösterene de gayur denir. Gayret, bir kimsede olan hakkına, onun başkasını ortak etmesini istememektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Mümin gayur olur. Allahü teâlâ ise daha gayurdur.) [Müslim]</p>
<p>(Allahü teâlâdan daha gayuru yoktur ve mümine gayret ettiği için fuhşu yasaklamıştır.) [Buhari]</p>
<p>Namusunu kıskanmayana deyyus denir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, Cenneti yaratınca, “deyyus senin kokunu bile duyamaz” buyurdu.) [Deylemi]</p>
<p>Allahü teâlânın gayret etmesi, kulunun kötü, çirkin şey yapmasına razı olmamasıdır.</p>
<p>İnsanın Allahü teâlâya gayret etmesi, haram işlenmesini istememekle olur.</p>
<p>Yusuf aleyhisselamın, (Sultanın yanında benim ismimi söyle!) demesi gayret-i ilahiyyeye dokunarak, senelerce zindanda kalmasına sebep oldu. İbrahim aleyhisselamın, oğlu İsmail’in dünyaya gelmesine sevinmesi, gayret-i ilahiye dokunarak, bunu kurban etmesi emrolundu. Allahü teâlânın çok sevdiklerine, bazı evliyaya böyle gayret etmesi çok vâki olmuştur.</p>
<p>Müslümana kâfir demek<br />
Sual: Bazı Müslümanlar için, (Bunlar, Bizans’ın torunlarıdır. Bunların namazları, kabul olmaz. Bunlara herhangi bir şekilde yardım edenler, Cehenneme bilet kesmişlerdir) diyerek, açıkça kâfir olduklarını söylemek, küfür değil midir?<br />
CEVAP<br />
İslam âlimleri buyuruyor ki:<br />
Küfür isnadı, iki başlı ok gibidir. Oku atınca, karşı taraf kâfirse orada kalır, şayet değilse, ok geri döner sahibini vurur, yani söyleyen kâfir olur.</p>
<p>Fıkıh kitaplarında da, kendisine kâfir denilen kimse kâfir değilse, Müslüman ise, söyleyenin kâfir olacağı bildiriliyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]</p>
<p>Kıskanmak ve imrenmek<br />
Sual: Dinimizde kıskançlık yasaktır ama Peygamber efendimizi gören ve Onun zamanında yaşayanları ister istemez kıskanıyoruz, bu günah olur mu?<br />
CEVAP<br />
Ona kıskanmak denmez, imrenmek denir. İmrenmek sevaptır, iyidir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhaset-etmek-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haset-etmek-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Miras malı</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/miras-mali.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/miras-mali.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 16:21:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[malı]]></category>
		<category><![CDATA[Miras]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5576</guid>
		<description><![CDATA[Miras malı Sual: (Haram karışık miras malı, mirasçılara helâl olur) deniyor. Haram nasıl helâl olur? CEVAP Mirasçı haram olduğunu bilse de, mirası alması caiz olur denildi. Sahipleri bilinmeyen haram malın vârislere helal olacağı da bildirildi. (S. Ebediyye) Üzüm helâl bir gıdadır. Şarap yapılınca haram oluyor. Şarap sirkeye dönünce helâl oluyor. Haram mal da, miras olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmiras-mali.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Miras malı</strong></span></p>
<p>Sual: (Haram karışık miras malı, mirasçılara helâl olur) deniyor. Haram nasıl helâl olur?<br />
CEVAP<br />
Mirasçı haram olduğunu bilse de, mirası alması caiz olur denildi. Sahipleri bilinmeyen haram malın vârislere helal olacağı da bildirildi. (S. Ebediyye)<br />
<span id="more-5576"></span><br />
Üzüm helâl bir gıdadır. Şarap yapılınca haram oluyor. Şarap sirkeye dönünce helâl oluyor. Haram mal da, miras olarak kalınca, mirasçılar için haram olmaz kavli de vardır.</p>
<p>Kadın, kocasının haram parayla satın aldığını, haram karışık malını yiyebilir veya kullanabilir. Günahı kocasına olur. (S. Ebediyye)</p>
<p>Dede yetimine miras<br />
Sual: Baba öldükten sonra dede ölse, dedenin mirasçı olarak bir oğlu veya bir kızı hayatta olsa, babası ölen torunlara miras düşer mi?<br />
CEVAP<br />
Eğer dedenin bir oğlu varsa, babası ölen toruna miras düşmez. Bütün hisse tek oğluna kalır. Halk arasında, (Dede yetimine miras düşmez) diye bunun için söylemişlerdir. Eğer ölen dedenin sadece bir kızı varsa, o zaman dedenin ölen oğlunun oğluna, yani dedenin bu ölen oğlundan olan torununa da miras düşer. Dedenin mirasının yarısı kızına, yarısı da bu torununa düşer.</p>
<p>Ölenin kardeşine miras<br />
Sual: Bir kimse ölünce, geriye sadece hanımıyla bir oğlu veya bir kızı kalırsa, ölenin kardeşine de miras düşer mi?<br />
CEVAP<br />
Oğlu varsa kardeşine miras düşmez. Hanımına 1/8, oğluna 7/8 hisse düşer.</p>
<p>Eğer sadece bir kızıyla hanımı varsa, hanımına 1/8, kızına 4/8 ve kardeşine, 3/8 hisse düşer. Bu durumda, kardeşin kız veya erkek olması neticeyi değiştirmez.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmiras-mali.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/miras-mali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tadil-i erkana riayet etmek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/tadil-i-erkana-riayet-etmek.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/tadil-i-erkana-riayet-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 11:39:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[erkana]]></category>
		<category><![CDATA[riayet]]></category>
		<category><![CDATA[Tadil-i]]></category>
		<category><![CDATA[zulmetmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5573</guid>
		<description><![CDATA[Tadil-i erkana riayet etmek Sual: Tadil-i erkan nedir? Tadil-i erkana uyulmazsa ne olur? CEVAP Tadil-i erkan, namazda beş yerde yani rüku, iki secde, kavme ve celsede, her uzvun hareketsiz ve sakin olup, bir miktar durmak demektir. Tadil-i erkan kasten terk edilirse, imam-ı Ebu Yusuf’a göre namaz bozulmuş olur. Tarafeyne yani imam-ı a’zam ile imam-ı Muhammede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Ftadil-i-erkana-riayet-etmek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Tadil-i erkana riayet etmek</strong></span></p>
<p>Sual: Tadil-i erkan nedir? Tadil-i erkana uyulmazsa ne olur?<br />
CEVAP<br />
Tadil-i erkan, namazda beş yerde yani rüku, iki secde, kavme ve celsede, her uzvun hareketsiz ve sakin olup, bir miktar durmak demektir. Tadil-i erkan kasten terk edilirse, imam-ı Ebu Yusuf’a göre namaz bozulmuş olur. Tarafeyne yani imam-ı a’zam ile imam-ı Muhammede göre, bozulmuş olmaz ise de, vacibin kasten terki dolayısıyla, namazın iadesi<br />
<span id="more-5573"></span><br />
vacibdir. Unutarak terk edilince de secde-i sehv gerekir.</p>
<p>İslam Ahlakı kitabında, tadil-i erkana uymamanın bazı zararları şöyle sıralanıyor:<br />
1- Fakirliğe sebep olur.<br />
2- Adaletten düşer, şahitliği dinen kabul olmaz.<br />
3- Namaz kıldığı yer, kıyamette aleyhine şahitlik eder.<br />
4- İmansız ölmeye sebep olur.<br />
5- Namazın hırsızı olur.<br />
6- Kıldığı namazı, eski bez gibi ahirette yüzüne vurulur.<br />
7- Allahü teâlânın merhametinden mahrum olur.<br />
8- Diğer ibadetlerin sevabının yok olmasına sebep olur.<br />
9- Cahillerin tadil-i erkanı terk etmelerine sebep olur. Bu bakımdan, din adamının günah işlemesi daha çok azap çekmeye sebep olur. [Mesela din adamı takkesiz namaz kılsa, cahillere örnek olacağı için diğer insanlardan daha çok kerih iş işlemiş olur.]<br />
10- Allahü azım-üş-şanın gazabına düçar olur.<br />
11- Şeytanı sevindirmiş olur.<br />
12- Cennetten uzak, Cehenneme yakın olur.<br />
13- Kendine zulmetmiş olur.<br />
14- Sağ ve solundaki meleklere eziyet etmiş olur.<br />
15- Resulullah efendimizi üzmüş olur.<br />
16- Bütün mahlukata zararı dokunur. Çünkü o kimsenin günahı sebebiyle, yağmurlar yağmayabilir veya vakitsiz olarak yağmur yağar da, yarar yerine zarar vermiş olur.<br />
Kavme: rüküdan kalkıp dikilmek<br />
Celse: iki secde arasında oturmak</p>
<p>Sual: Namazda tadil-i erkana riayet nasıl olur?<br />
CEVAP<br />
Rüku, secde, kavme ve celsede, her uzvun hareketsiz ve sakin olup, bir miktar durmaya tadil-i erkan denir. Mesela rükuya eğilir eğilmez durmadan kalkılmaz. Kavme de öyle, yani rükudan kalkınca biraz beklemek belini dik tutmak gerekir. Secdeden kalkınca da öyle. Bunlara tadil-i erkan denir. Okumalar hareketsiz olmaya mani değildir. Üç kere tesbih söyleyince otomatikman beklemiş oluyoruz, ayrıca beklenmez. Kavmede de Rabbena lekel hamd demekle beklemiş oluyoruz.</p>
<p>Sual: Çok hızlı namaz kılanlar oluyor. Böyle çok hızlı kılınan namaz sahih midir?<br />
CEVAP<br />
Namazı hızlı kılan kimse, eğer kıraati düzgün ise ve tadil-i erkana da riayet edebiliyorsa, namazları sahih olur. Fakat genel olarak hızlı kılan kimse, tadil-i erkana riayet etmez. Kavme ve celsede belini tam doğrultmaz. Tadil-i erkana riayet etmek vaciptir. Namazın vaciplerinden biri bilerek terk edilirse, o namazı tekrar kılmak vacip olur.</p>
<p>Bu bakımdan namazı acele etmeden, farzına, vacibine, sünnet ve edeplerine riayet ederek kılmalıdır. Vesilet-ün-necattaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:<br />
(Hırsızların en büyüğü, namazından çalandır. Yani namazın erkanına riayet etmez, rüku ve secdelerini hakkıyla yerine getirmez.)</p>
<p>(Altmış sene, namaz kılıp da namazı kabul olmayan şu kimsedir ki, rüku ve secdeleri tamamiyle yerine getirmez.)</p>
<p>(Namaz kılan çok kimse vardır ki, namazlarından onda birden fazla yazılmaz. Herkesin namazında, kalbin hazır olduğu kısımlar yazılır.)</p>
<p>(Kalbin hazır olmadığı namaza, Allahü teâlâ nazar etmez.)<br />
(Namaz, imanın başı, dinin direği, müminin miracı, göğün nuru ve Cehennemden kurtarıcıdır.)</p>
<p>Şu halde dinimizin direği olan namazı kılarken acele etmemeli, gafletten uzak olarak kılmaya çalışmalıdır. (Saadet Yolu)</p>
<p>Sual: Tumaninetin ölçüsü Hanefi ve Maliki ve Şafii’de nedir?<br />
CEVAP<br />
Üç mezhepte de aynıdır.</p>
<p>Tadil-i erkân<br />
Sual: Namazda tadil-i erkân dört yerde mi, beş yerde midir? Kıyamda da, hareketsiz ve sakin durmak tadil-i erkândan değil midir?<br />
CEVAP<br />
Tadil-i erkân, rükû, iki secde, kavme ve celsede, her uzuv hareketsiz ve sakin olup, bir miktar durmak demektir. İki secde bir kabul edilince dört yerde denir, ayrı kabul edilirse beş yerde denir. Sayısından çok, nerelerde hareketsiz durulacağını bilmek önemlidir.</p>
<p>Kıyamda da hareketsiz durmak, sağa sola sallanmamak gerekir. Bu herkesçe yapıldığı için kıyam, tadil-i erkân arasında bildirilmemiştir. Son teşehhütte oturmak da farzdır. Ama herkes hareketsiz oturduğu için, tadil-i erkân arasında bildirilmemiştir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Ftadil-i-erkana-riayet-etmek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/tadil-i-erkana-riayet-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sadaka ve hediye</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sadaka-ve-hediye.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sadaka-ve-hediye.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 11:37:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[hediye]]></category>
		<category><![CDATA[Sadaka]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5570</guid>
		<description><![CDATA[Sadaka ve hediye Sual: İslam Ahlakı kitabında, (İki kişi, ortak oldukları, bölünebilen bir malı bir kişiye hediye edebilirse de, bir malı iki veya daha fazla kişiye hediye etmek caiz olmaz. Ama bir malı iki fakire sadaka vermek caizdir) deniyor. Sadakayla hediye arasındaki fark nedir? CEVAP Taksimi mümkünse, ayırıp parçalarını her birine ayrı ayrı vermeli. Mesela [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsadaka-ve-hediye.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sadaka ve hediye</strong></span></p>
<p>Sual: İslam Ahlakı kitabında, (İki kişi, ortak oldukları, bölünebilen bir malı bir kişiye hediye edebilirse de, bir malı iki veya daha fazla kişiye hediye etmek caiz olmaz. Ama bir malı iki fakire sadaka vermek caizdir) deniyor. Sadakayla hediye arasındaki fark nedir?<br />
CEVAP<br />
Taksimi mümkünse, ayırıp parçalarını her birine ayrı ayrı vermeli. Mesela kurban eti böyledir. Tartıp taksim edilir. Ama bir koltuk, bir telefon, bir saat bölünemez, bunları hediye etmek caiz olur.</p>
<p>Hediye ile sadaka arasında fark vardır. Hediye edilen şeyi geri istemek, kustuğunu yalamak gibi çirkinse de, yine caizdir, yani istenebilir, ama verilen sadaka geri istenemez. Fakire hediye edilen mal sadaka olur.<br />
<span id="more-5570"></span><br />
Yardım derneklerine, yardım kurumlarına hediye vermek sahih olmaz. Onlar hükmi şahıstır. O kurumun başkanına veya onun vekil ettiği kimseye verilirse sahih olur.</p>
<p>Ölmüşlerinin canına değsin<br />
Sual: Birine su verince, (Ölmüşlerin canına değsin) deniyor. Bu ne demek oluyor? Bir de su dağıtanın, suyun zehirli veya pis olmadığını ispat için, önce suyu içmesi uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Can, ruh demektir. Canına değsin demek, (Verilen suyun sevabı, ölmüş yakınlarının ruhlarına gitsin!) anlamında bir duadır. Su vermenin sevabı çoktur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Günahı çok olan, çok su dağıtsın!) [Şir’a şerhi]</p>
<p>Sudan şüphelenme durumu varsa, önce dağıtan içebilir. Böyle bir durum yoksa, su dağıtan suyu önce oradakilere ikram etmeli, sonra kendi içmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Bir topluluğa su dağıtan, suyu en son kendisi içer.) [Müslim]</p>
<p>Yabancı ülkede cuma<br />
Sual: Almanya, Fransa gibi gayrimüslim bir ülkede cuma namazı kılmak farz olmadığına göre, orada kırk kişi varsa, Şâfiî mezhebi taklit edilip kılınsa farz sevabı alınır mı?<br />
CEVAP<br />
Evet, sahih olur.</p>
<p>Müslüman olmayan bir ülkede, Müslümanlar, bir imam seçerek cuma namazı kılsalar, Hanefî mezhebine göre de namazları sahih olur. (İbni Abidin)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsadaka-ve-hediye.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sadaka-ve-hediye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hırsızlık</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hirsizlik.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hirsizlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 07:12:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hırsızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5567</guid>
		<description><![CDATA[Hırsızlık Sual: Hırsızlığın dindeki yeri nedir? CEVAP Hırsızlık, büyük günahtır. Kitap, sünnet ve icma ile haramdır. Hırsızlık yapan cezalandırılır. (Maide 38) Hadis-i şerifte de, (Sizden öncekiler, nüfuzlu biri hırsızlık yapınca, serbest bırakırlar, güçsüz biri hırsızlık yapınca, ona ceza verirlerdi. Bu yüzden helak oldular) buyuruldu. (Müslim) Hırsızlık, kendisi büyük günah olduğu halde, başka büyük günahların da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhirsizlik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Hırsızlık</strong></span></p>
<p>Sual: Hırsızlığın dindeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
Hırsızlık, büyük günahtır. Kitap, sünnet ve icma ile haramdır.</p>
<p>Hırsızlık yapan cezalandırılır. (Maide 38)</p>
<p>Hadis-i şerifte de, (Sizden öncekiler, nüfuzlu biri hırsızlık yapınca, serbest bırakırlar, güçsüz biri hırsızlık<br />
<span id="more-5567"></span><br />
yapınca, ona ceza verirlerdi. Bu yüzden helak oldular) buyuruldu. (Müslim)</p>
<p>Hırsızlık, kendisi büyük günah olduğu halde, başka büyük günahların da işlenmesine sebep olabilir. Katillik, malının çalınmasıyla mağdur duruma düşenin dininin dünyasının zarara uğraması gibi.</p>
<p>Çalınmasaydı o malın hayır işlerinde kullanılacak olması, dolayısıyla buna engel olunması, mesela vakıf malının çalınması bu günahı daha da artırır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhirsizlik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hirsizlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam demokrasisi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/islam-demokrasisi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/islam-demokrasisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 07:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasisi]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5563</guid>
		<description><![CDATA[İslam demokrasisi Sual: İslam demokrasisi veya İslam liberalizmi demek doğru olur mu? CEVAP Demokrasi kelimesi, Yunanca dimokratia [dimos, (halk topluluğu) + kratia (iktidar)] kelimesinden türemiştir. Halkın iktidarı demektir. Türkçeye, Fransızca démocratie kelimesinden geçmiştir. Demokrasi halkın idaresidir. Halk iyi ise, iyi insanların idaresi de iyi olur, halk kötü ise, idaresi de kötü olur. Demokrasi, sosyalizm, komünizm, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fislam-demokrasisi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İslam demokrasisi</strong></span></p>
<p>Sual: İslam demokrasisi veya İslam liberalizmi demek doğru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Demokrasi kelimesi, Yunanca dimokratia [dimos, (halk topluluğu) + kratia (iktidar)] kelimesinden türemiştir. Halkın iktidarı demektir. Türkçeye, Fransızca démocratie kelimesinden geçmiştir.</p>
<p>Demokrasi halkın idaresidir. Halk iyi ise, iyi insanların idaresi de iyi olur, halk kötü ise, idaresi de kötü olur.<br />
<span id="more-5563"></span><br />
Demokrasi, sosyalizm, komünizm, kapitalizm gibi bir idare şekli değildir. Onun için demokrasi iyidir veya kötüdür demek yanlış olur. Her ülkede demokrasiler farklıdır. Eğer bu İslâmiyet&#8217;e uygun bir halk idaresi ise, ona İslam demokrasisi demenin hiç mahzuru olmaz. Ama İslam sosyalizmi, İslam komünizmi denmez. Çünkü o sistemlerin kendisi bozuktur. Fakat saltanat, padişahlık, emirlik gibi şeylere de, demokrasi gibi iyi veya kötü denmez. İdarenin iyiliğine veya kötülüğüne bakılır. İslâmiyet&#8217;e aykırı ise, İslami idare denmez. İslâmiyet&#8217;e uygunsa İslami idare demenin mahzuru olmaz.</p>
<p>Liberal ekonomi sistemi de böyledir. Dine uygunsa İslam liberalizmi veya İslam ekonomisi demenin mahzuru olmaz.</p>
<p>Kapitalist bir ekonomi ise, ona İslam ekonomisi denmez. Liberal ekonominin dine aykırı olanlarına İslam liberalizmi denmez. Ölçü, iyi veya kötü, dine uygun olup olmamasıdır.</p>
<p>Suçu, yanlışlığı kelimede aramamalıdır. İyi veya kötü olması onun idare şeklindedir. Ekonomi kelimesi de Fransızcadır. (İslam iktisat sistemi demek doğru, İslam ekonomi sistemi yanlıştır) denmez. Bir sistemi yabancı bir kelimeyle söylemek, o sistemin kötü olmasını gerektirmez.</p>
<p>Batı kökenli diye imparator kelimesine de karşı çıkılıyor. (Osmanlı hiçbir zaman imparatorluk değildi) diyenler oluyor. Kelime üzerinde bu kadar fazla durmak yanlıştır.</p>
<p>Tadil-i erkân<br />
Sual: Namazda tadil-i erkân dört yerde mi, beş yerde midir? Kıyamda da, hareketsiz ve sakin durmak tadil-i erkândan değil midir?<br />
CEVAP<br />
Tadil-i erkân, rükû, iki secde, kavme ve celsede, her uzuv hareketsiz ve sakin olup, bir miktar durmak demektir. İki secde bir kabul edilince dört yerde denir, ayrı kabul edilirse beş yerde denir. Sayısından çok, nerelerde hareketsiz durulacağını bilmek önemlidir.</p>
<p>Kıyamda da hareketsiz durmak, sağa sola sallanmamak gerekir. Bu herkesçe yapıldığı için kıyam, tadil-i erkân arasında bildirilmemiştir. Son teşehhütte oturmak da farzdır. Ama herkes hareketsiz oturduğu için, tadil-i erkân arasında bildirilmemiştir.</p>
<p>Üçgen ve dörtgen muska<br />
Sual: Muskanın üçgen veya dörtgen şeklinde yapılmasının bir mahzuru var mı?<br />
CEVAP<br />
Hayır, mahzuru yoktur. Önemli olan, muskanın katlanış şekli değil, içindeki duaların doğru olmasıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fislam-demokrasisi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/islam-demokrasisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendini kusurlu görmek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kendini-kusurlu-gormek.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kendini-kusurlu-gormek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 14:29:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=5560</guid>
		<description><![CDATA[Kendini kusurlu görmek Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İki türlü akıl vardır: Akl-ı selim ve akl-ı sakim. Akl-ı selim, dinin her hükmünü tereddütsüz kabul eder. Bu akıl peygamberlerde, Eshab-ı kiramda, âlim ve evliya zatlarda bulunur. Akl-ı sakim ise, diğer insanların aklıdır. Cenab-ı Hak, kim neyi isterse onu yaratır. Çok sevdiği kullarının isteklerini bazen yaratmaz. Çünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkendini-kusurlu-gormek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Kendini kusurlu görmek</strong></span></p>
<p>Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:<br />
İki türlü akıl vardır: Akl-ı selim ve akl-ı sakim. Akl-ı selim, dinin her hükmünü tereddütsüz kabul eder. Bu akıl peygamberlerde, Eshab-ı kiramda, âlim ve evliya zatlarda bulunur. Akl-ı sakim ise, diğer insanların aklıdır.</p>
<p>Cenab-ı Hak, kim neyi isterse onu yaratır. Çok sevdiği kullarının isteklerini bazen yaratmaz. Çünkü bunların o<br />
<span id="more-5560"></span><br />
istekleri, küçük çocuğun mangala, ateşe yaklaşması gibidir. Böyle yapan çocuğa elbette ana babası onu sevdiği için mani olur. Allahü teâlânın da, sevdiği kullarının bazı isteklerini yaratmaması buna benzer. Kâfiri ise, sevmediği için, onun hemen hemen her isteğini yaratır.</p>
<p>Bir üzüntü, bir sıkıntı olursa, kabahati hiç kimsede aramamalı, kendimizde aramalıyız. Çünkü Allahü teâlâ kullarına zulmetmez. Dinimiz içinde hiçbir zarar yoktur, olamaz. Dinimizin dışında da hiçbir fayda yoktur ve olamaz. Sıkıntıdan kurtulmanın çaresi bol bol istiğfar edip, kendini hesaba çekmek, kabahati kendinde bulmaktır.</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretlerine bir talebesi mektup yazar, (Efendim çok hastayım) diye dert yanar. Cevaben, (Senin başka bir hastalığın var. Bu asıl hastalığından niye bahsetmiyorsun? Bu hastalıkla ölürsen Cehenneme gidersin. Senin kalbin hastadır) diye yazar. O kişi hatasını anlar, hemen tekrar mektup yazıp, (Evet, kalbim çok hastadır, bana dua edin!) diye arz eder. İmam-ı Rabbani hazretleri ona şu cevabı yazar:<br />
(Sen önce şunları yap ki duaya layık olasın:<br />
1- İnsan önce suçunu, hastalığını kabul etmeli. Hastalığım yok diyene niye ilaç versinler?</p>
<p>2- Pişman olup tevbe etmeli, günahtan vazgeçmeli!</p>
<p>3- Dille Allahü teâlâya yalvarmalı!</p>
<p>Bu üç şart yerine gelirse yapılan dua kabul olur. Bu üç şart yerine gelmezse, duanın faydası olmaz.)</p>
<p>İnsan kendini ne kadar kusurlu görürse, o zaman din kardeşini o kadar haklı, kıymetli ve aziz görür. Bu da onun kurtuluşuna vesile olur. Peygamber efendimiz, (Haklı olduğu hâlde, kabahat bende, sen haklısın diyene Cennette köşk verilecek, ben buna kefilim) buyuruyor. Suçu falan yok, ama yeter ki münakaşa uzamasın, kalbi kırılmasın diye, din kardeşine, (Kusur bende, sen haklısın) diyor. Çünkü ne niyetle yapılırsa yapılsın, tartışmaya girilince, karşı taraf suçlanmış olur veya yanlış bildiği söylenmiş olur, neticede kalbi kırılır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fkendini-kusurlu-gormek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/kendini-kusurlu-gormek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

