Ahlak ve Adalet
Sevilmeyen değişiklik, lüzumu ve faydası olmadığı halde yapmacık hâl ve renklere girerek değişikliğe zorlanmaktır. Adam, ihtiyacı kadar giyinir, fazlasını terkederse, akıl ve hikmete uygun iş yapmıştır.
Her türlü kemal sıfatlarla muttasıf ve her türlü noksan sıfatlardanda temizlenmiÅŸ olarak, insanlara örnek gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.) başı sarıksız ve kalpaksız, ayağı ayakkabısız ve mestsiz olduÄŸu halde, Medine’nin en uzak yerlerine kadar, ashabı ile birlikte hasta sormaya gider, hazır bulur kıldan elbise giyer, hazır olur bezden giyerdi, lüzumsuz yapmacıklara zorlanmaz, lazumlu ÅŸeyi ihmal etmezdi. BulduÄŸu ile yetinir, bulunmayanı aramazdı. Bazen yaya ve yalın ayak yürür, bazen mest giyerdi. Bazen parlak katıra, bazen ata, bazen deveye ve bazen de merkebe biner, bazı ashabını da terkine bindirirdi. Bazen ekmeksiz hurma yer, bazen de ekmeÄŸi yavan yerdi. Bazen kızartma et ve karpuz, hurma ve tatlı ile yerdi. İhtiyacı kadarını alır, fazlasını dağıtırdı. İhtiyaç fazlasını terkeder, lüzumundan fazlası için zorlanmazdı. Nefsi için sınırlanmaz, Allah için gazabı bırakmazdı.
İtikadda sebatla inat biribirine benzer. Ahlakın keyfiyetini bilmeyen bu ikisinin farkını anlayamaz. İnat; batıl üzerinde ısrar etmek veya yaptığı işin yanlış olduğunu anladıktan sonra, veya yanlış mı doğru mu olduğu anlamadan önce, yalnız kendini kuvvetli göstermek gayesi ile tutturduğu yolda direnmektir ki, bu fena bir şeydir, bunun zıddı insaftır.
İtikadda sebat ise, yalnız hakk üzerinde veya hakk olarak kabul edilmiş olup, batıl olduğuna açıklık görülmeyen yerlerde sebat ve ısrardır ki, bu tutum sevilen ve takdir edilen bir tutumdur. Bunun zıddı dönekliktir. Bunun kınanan tarafı, hakk ile batılı inceleyip birbirinden ayırmadan önce bir tarafa saplanıp kalınmasındandır.
Aklın hududu, taat ve fazilette kullanılması nisbetindedir. Bu hudud masiyet ve rezaletten uzak durmayı da içine alır. Kur’an-ı Kerim bir çok yerinde, isyan edenlerin akıllarının ermediÄŸini beyan eder. Allah Teala, bir kavimden bahsederken Kur’an-ı Kerim’de:
“Dediler ki; eÄŸer biz, iÅŸitir ve aklı erer olsaydık, acı azabın içinde olmayacaktık” der. (Mülk 10)
Yine Allah, onları tasdik ederek şöyle buyurur;
“Onlar günahlarını itiraf ettiler, yazıklar olsun cehennem ehli için” (Mülk,11)
Ahmaklığın hududu ise, masiyet ve rezalette kullanılması nisbetindedir. Haddini tecavüz, başkalarını taşlamak ve sözlerini karıştırarak konuşmaktır ki mecnunluktur, hastalıktır.
Anmalık, akıllılığın zıddıdır. Bu ikisi arasında hafiflikten başka bir sıfat yoktur.
Hafifliğin hududu; dinde veya dünyada faydalı olmayacak, halk arasında değerlendirilmeyecek, taat veya masiyet te sayılmayacak, fazilet veya rezalet olarakta görülmeyecek bir takım sözler söylemek ve işlerle uğraşmaktır. Bunları çoğaltıp açmaması nisbetinde, hafifliği de artar, eksilir. Bakarsın bir yerde adam akıllıdır, diğer yerde hafif, o bir yerde ahmaktır.
MecnunluÄŸun zıddı; Marifetlerde ve sanatta eÅŸyayı temyiz ederek, birini diÄŸerinden ayırmak suretiyle onlar üzerinde tasarruf kuvvetine sahib olmaktır. Buna, geçmiÅŸlerimiz “nutk” diye isim vermiÅŸlerdir. Akıllılık ile mecnunluÄŸun ortası yoktur.
Ama dünya iÅŸlerinde ve insanların hallerine uygun ÅŸeylerle onlara sevilmede, ama batıl veya deÄŸil, ama ayıp veya deÄŸil, mal arttırmak hususunda şöhret kazanmakta gösterilen yetenekler akıllılık deÄŸildir. Allah Teala’nın, onların akıllarının ermediÄŸini tastik etmesinde ve bize de onların akıllarının ermediÄŸini haber vermesinde (elbette) doÄŸrudur. Onlar dünya iÅŸlerinde siyasette mallarını arttırmakta ve riyasetlerini korumakta maharetlidir. Halk onları “dahî” diye isimlendirir. İşte halk bu..
Bunun zıddı; akllılık ve selâmettir. Bu söylediklerimizde, ÅŸahsiyetini korumaya “hazm” denir. Bunun zıddı, kendini düşürmektir,
Vekar ve sözünü yerine oturtma, tedbirini alma ve insanlarla hoş geçinme güzel ahlaktır ki buna rezânet denir, zıddı hafifliktir.
Vefakârlık; adalet, cömertlik ve mertlikten mürekkeptir. Zira vefakâr, kendisine itimad gösteren birine karşı çıkmanın zulüm olduğunu bilir, kendisine iyilikte bulunan birine karşılık gösterilmediği takdirde, adaletsizlik etmiş olacağını anlar. Bunlara karşı acil müsamahada bulunmayı, cömertliğin icabı olduğunu kabullenir, ifâde eder. Kendisine karşı yapılan iyilik ve itimada karşı duyarsız kalmayı, küt ve kötürümlük olarak kabul edeceğinden vefakârlık yapar.
Faziletin esası dörttür ki, her fazilet bunlardan mürekkeptir. Bunlar; adalet, anlayış, necdet (ÅŸeca’at yiÄŸitlik) ve cömertliktir. Rezaletin esası da dörttür ki, her türlü rezalet bunlardan mürrekkeptir. Bunlar; zulüm, cehalet, korkaklık ve cimriliktir. Nefsin nezaheti bir fazilettir ki cömertlikle yiÄŸitlikten meydana gelmiÅŸtir, sabır da öyledir. Kanaat, adalet ve cömertlikten mürekkep bir fazilettir. Benim bu söylediklerimi Ebu Muhammed Ali bin Ahmed şöyle ifade etmiÅŸtir;
Åžiir;
Akıl olsa esas ancak, olur üstünde ahlak sür
Akıl olmazsa ger süsü, ilimden bak helaki gör
Cehalet ne acı körlük ki, sarmış her yanın gurur
İlim ancak adaletle tamam, onsuz ateşten kor
Adaletse cömertliktir, bu olmazsa eder çün cevr
Cömertlikte temel mertlik, korkak yerlerde sürünür
Gayyur isen göster iffet, zina etmez ki hiç gayyur
Bütün bunlar kemal bulur, takva ile ki odur nur
Asalette fazilet varsa, elbetteki görünür
Fezailde esas adlu, fehim, cud’u, mürüvvet’tir
Mürekkeb olsa halkın başı, bunlardan işi yürür
Keza baş işi anlarsa bulanıklar hep durulur.





