Muhabbet ve Çeşitleri
Muhabbetin hakikati ve nevileri hakkında benden soruldu. Muhabbetin hepisi bir cinstir. Bunun resmi ise, sevilen şeye rağbet gösterilmesidir. Seven, sevdiğinden uzak düşmekten korkar, sevdiği ile karşılıklı münasebetten hoşlanır. Ama insanların, muhabbetten gayeleri muhtelif olduğundan, mahabbetin kıymetini takdir ederlerken de farklı değerlendirmeler ortaya çıkmaktadır. Bundan beklenilen şeyin kıymetli olması nisbetinde muhabbet kıymet kazanır, basitliği nisbetinde de basitleşir.
Muhabbet, bazen Allah’a karşı ve Allah rızası için olur, aynı gayede ve fikirde birleÅŸenler arasında olur, baba – oÄŸul arasında, dostlar arasında, bir liderin etrafında toplananlar arasında, yatak arkadaşına karşı, iyiliÄŸini gördüğü veya iyliÄŸini beklediÄŸi kimselere karşı olur. Bunların hepsi bir cinsten olmakla beraber, gayeler muhtelif olduÄŸundan kıymet dereceleri de muhteliftir.
Evladını kaybedenin, bu acıdan telef olduÄŸunu gördük. Allah’a ve bazı insanlara aşık olarak bu aÅŸktan ölenleri gördük. BaÄŸlı bulunduÄŸu liderini savunanları, sevdiÄŸini kıskananları gördük.
Sevenin, sevdiğinden en az bekledeği şey, onun yakınlığına ermek, takdir ve iltifatına mazhar olmaktır. Allah aşıkları bunu beklerler. Sultana aşık olanlar da, onun sohbetinde bulunmak ve yanında yer almak isterler. Selahiyyet sahiplerinden ve akrabalardan, karşılıklı anlayış ve haklarına riayet beklenir.
Muhabbetten beklenilen en son derece, sevenin sevdiği ile azalarıyla katışmak suretiyle birleşmektir. Bunun için, yatak arkadaşına karşı muhabbette ileri gidildiğini görüyoruz Ana-baba evladına karşı aşırı sevgiden, onlarla sarılmak ve onları öpmek isterler.
Muhabbetten beklenilen şeye bir mani çıkarak, erişemediği takdirde, daha da çok sabırsızlaşıldığı görülür. Yalnız görmeye razı olduğunu söyleyenin, sonradan bununla yetinmediği görülür, çünkü fazlasını bekliyor. Bazen de, sevgisine mazhar olarak keramet yurdunda kalmaktan öte bir şey beklenmediği için, bunun üzerinde razı olur, bundan yüksek bir derecede gözü olmaz, Allah aşıkları böyledir.
Bir müslümanın öz evladına besleyeceği sevgi ile, nikahlayabileceği bir kıza besleyeceği sevgi arasında fark vardır. Kendi kızı ile evlenmekte sakınca görmeyen bir mecusi ile, bir müslümanın kız evlatlarına karşı muhabbetleri ayrıdır. Süt kardeşi ile evlenmekte sakınca görmeyen bir hırıstiyanla, bununla evlenmeyi caiz görmeyen bir müslümanın süt kardeşlerine karşı duyguları farklıdır. Müslüman, bunlara bir mecusi veya bi hırıstiyan gibi bakmaz. Eğer nadiren böyleleri görülürse, dini fesada uğramış, din duyguları sönmüş zavallı bir bedbahttır.
Bu izahlarımız sonunda varılan hakikat, baştan söylediğimiz gibi, muhabbetin hepsi bir cinsten olmakla beraber, bundan beklenilen şeylerin farklılığı ve kıymet ölçülerinin takdiri nisbetinde yer ve derece alır ve değişiklik gösterir.
Sonra biz, tama’ın yalnız bu fende olduÄŸunu iddia etmiyoruz. Bazen bakarsın, birinin bir yakını ve çok sevdiÄŸi biri ölür de, veraset itibariyle kendisini ilgilendirmiyorsa, bunun üzerindeki üzüntüsü uzun uzadıya olmaz. Buna mukabil, kendisinin varis olacağı biri öldüğünde, bunun üzerindeki ihtimamı daha ciddidir, akrabalığı biraz daha uzak ta olsa bu böyledir. Mal üzerindeki ihtimam kısa zamanda bırakılamıyor.
İnsanların halleri de böyledir. Alt tabakadan bazı insanlar, memleketten kimin işi nasıl oluyor, hiç kendilerini ilgilendirmiyorken, bu işleri idare mevkiine göz koyduğu ve ele geçirmesine ümid bağladığı takdirde, buradan çıkan işleri yakından eleştirir, oraya karşı büyük bir kin ve nefret duymaya başlar. Bundan duyduğu ihtirasa kendini feda eder, bu uğurda dünyasını (maazallah) ahiretini yıkar.
Demek ki, her yerde (tama’) zillettir. Her tamâ’ın üzüntüsü vardır. Bu üzüntünün de getireceÄŸi ahlaksızlıktır.
Bunun zıddına nefsin nezaheti denir ki, fazilet sıfatıdır. Bu sıfat, yiÄŸitlik, cömertlik, adalet ve ileri görüşlülükten meydana gelmiÅŸtir. Zira tama’ın pek faydalı netice vermeyeceÄŸini görerek bırakmak yiÄŸitlik, izzet-i nefiste büyüklüktür, elden gideceÄŸi düşünülen ÅŸeyin menfaatına kapılmamak cömertlik, haline razı olup bir baÅŸkasına, kendi nefsine tanıdığı hakkı tanımak adalettir. Demek ki nefsin nezahati bu sıfatlardan mürekkeptir. Buna karşılık tama’da, korkaklık, cimrilik, zulüm ve cehaletten mürekkeptir. RaÄŸbet (aşırı istek) tama’dır ki, devamlı surette toplamak, arttırmak ve kullanmak ister. EÄŸer tama’ olmasa idi, kimse kimseye boyun eÄŸmezdi. Ebul-Feyyaz oÄŸlu Ebu Bekr’in bana haber verdiÄŸine göre, Muhamis oÄŸlu Osman “Esha” daki evinin kapısına “Ey Osman, tama’ etme!” diye yazdırmıştır.





