<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title></title>
	<atom:link href="http://www.islamsohbeti.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsohbeti.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 04 May 2012 08:16:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Cimrilik</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/cimrilik.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/cimrilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:36:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[cimrilik]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam' da cimrilşik islam' da cimri olmak]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6334</guid>
		<description><![CDATA[Cimrilik Sual: Cimri âlim olur mu? CEVAP Bilgili olmak ayrı şey, ilmi ile amel etmek ayrı şeydir. Dünyada yapılan bir iyiliğe ahirette 700, hatta daha fazla sevap verileceğine inanan kimse, cömert olmaya gayret eder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah katında, cömert cahil, cimri âlimden daha kıymetlidir.) [Deylemi] (Cimrilikle iman, bir kulun kalbinde asla birlikte bulunamaz.) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fcimrilik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Cimrilik</strong></span></p>
<p>Sual: Cimri âlim olur mu?<br />
CEVAP<br />
Bilgili olmak ayrı şey, ilmi ile amel etmek ayrı şeydir. Dünyada yapılan bir iyiliğe ahirette 700, hatta daha fazla sevap verileceğine inanan kimse, cömert olmaya gayret eder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allah katında, cömert cahil, cimri âlimden daha kıymetlidir.) [Deylemi]</p>
<p>(Cimrilikle iman, bir kulun kalbinde asla birlikte bulunamaz.) [Nesai]</p>
<p>(Cimri çok ibadet etse de, Cennete girmez. Cömert, çok günah işlese de Cehenneme girmez.) [R. Nasıhin]</p>
<p>Bu hadis-i şerifler müminler için söylenmiştir. Kâfir cömert de olsa Cennete giremez.</p>
<p>[Not: (Cimri, Cennete girmez), (Cimrilik küfürdür) gibi hadis-i şerifleri açıklaması ile birlikte okumalıdır. Açıklamasız okunursa yanlış anlamaya sebep olur. Cimrilik her ne kadar kötü ahlaktan ise de, imansızlık değildir. (Cimri, günahının cezasını çekmedikçe Cennete giremez) demektir. Hatta sevabı günahından çok gelirse, Cehenneme girmeden de Cennete gider. Affa ve şefaate uğrayarak da Cennete gidebilir.</p>
<p><span id="more-6334"></span>(Cömert Cennete yakındır) hadis-i şerifi de böyledir. Yani cömerdin imanı yoksa ebedi olarak Cehennemde kalır. İmanı varsa, sevapları fazla ise Cennete gider. Ehl-i sünnete göre, iyilik eden muhakkak Cennete, kötülük eden muhakkak Cehenneme gider diye bir şey yoktur. Bir müminin günahı sevabından çok ise, affa ve şefaate de uğramamışsa, günahının cezasını çektikten sonra Cennete gider. İmanı olmayan kimsenin ise, ne yaparsa yapsın, hiçbir iyiliği onu Cehennemden kurtaramaz. (İslam Ahlakı)]</p>
<p>Tamah ve cimrilik<br />
Sual: Cimrilikle tamah aynı mıdır, bunlardan kurtuluş yolu var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Tamah, mal toplama, biriktirme hırsıdır. Cimrilik ise, harcanması gereken yerde para harcamaktan kaçınmaktır. Cimriliğin içinde tamah da vardır. Her hastalığın çaresi vardır. Önce hastalığı teşhis etmek gerekir! Hastalık belli olunca ona göre ilaç verilir. Allah’tan korkan, kötülük işlemekten çekinir. Tamahın kötü olduğunu bilen müslüman da bundan kaçar. Dinimizde mal sahibi olmak kötü değildir. Kur&#8217;an-ı kerimde mala hayır adı verilerek övülmüştür. [Bekara 180]<br />
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
(Mal, salih kimse için ne güzeldir.) [Taberani]</p>
<p>Mal, kıymetli olduğu için onu israf etmek haramdır. Süfyan-ı Sevri hazretleri, malın insanın silahı olduğunu söyleyerek, insanın canını, malını, sıhhatini, dinini, şerefini mal ile koruyacağını bildirmiştir.<br />
Dinimiz malı böyle övmüş, fakat mal hırsını, mal sevgisini yermiştir. Zengin olmak başka, mala muhabbet başkadır. Tamah mala muhabbettir. Tamahkâr malını hayırlı işlerde kullanamaz. Mal sevgisinin kötü olduğunu bildiren hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:<br />
(İnsan yaşlandıkça, iki şeyi gençleşir: Uzun yaşama arzusu ve mal sevgisi.) [Buhari]</p>
<p>(Mal ve makam sevgisinin, müminin dinine vereceği zarar, iki aç kurdun, koyun sürüsüne vereceği zarardan daha fazladır.) [Bezzar]</p>
<p>(Sakın tamahkâr olmayın! Tamah, fakirliğin tâ kendisidir.) [Taberani]</p>
<p>(Kanaat eden, en çok şükredenlerden sayılır.) [İbni Mace]</p>
<p>(Aza kanaat etmeyen, çok ile doymaz.) [Beyheki]</p>
<p>(Mal ve mevki sevgisi, suyun sebzeyi yeşertmesi gibi kalbde nifakı yeşertir.) [İ. Gazali]</p>
<p>(İnsanoğlunun iki dere dolusu altını olsa, üçüncüsünü isterdi. Onun gözünü ancak bir avuç toprak doyurur.) [Buhari]</p>
<p>(Zenginlik, mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir.) [Buhari]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde bildiriliyor ki, İbrahim aleyhisselam, (Ya Rabbi, beni ve çocuklarımı puta tapmaktan koru!) diye dua etmiştir. Puttan maksat para sevgisidir. Demek ki, parayı sevmek, puta tapmak gibidir. Bunun için (Paraya tapan helak oldu) buyuruldu. (Altın ve gümüşün kulu helak oldu. Sürçmedi, tamamen helak oldu) hadis-i şerifi, parayı çok sevenlerin akıbetini haber vermektedir. (Tirmizi)</p>
<p>Kanaat gibi zenginlik olmaz. (Âlim ilme, tamahkâr da mala doymaz) buyuruldu.</p>
<p>İnsan, genelde cimridir. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(De ki, &#8220;Eğer Rabbimin rahmet hazineleri sizin olsaydı, tükenir korkusuyla yine de vermeyip cimrilik ederdiniz.&#8221; Gerçekten insan çok cimridir.) [İsra 100]</p>
<p>(Allah’ın ihsan ettiği mal ile cimrilik yapanlar [zekat vermeyenler] iyi yaptıklarını [zengin kalacaklarını] mı zannediyorlar? Halbuki kendilerine kötülük ediyorlar. Cimrilik edip vermedikleri o mallar, [Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde] boyunlarına dolandırılacaktır.) [A. İmran 180]</p>
<p>Cimriliğin zararları<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Cimrilik, helak edicidir.) [Taberani]</p>
<p>(Allahü teâlâ, yemin ederek cimrinin Cennete girmeyeceğini bildirdi.) [Tirmizi]</p>
<p>(Cimri abid olsa da, Cennete girmez.) [Taberani]</p>
<p>(En kötü hastalık cimriliktir.) [D. Kutni]</p>
<p>(Cimri, öyle bir kedere boğulur ki, artık sevinç ve ferahlık yüzü görmez.) [İ. Gazali]</p>
<p>(Her sabah iki melekten biri, &#8220;Ya Rabbi, infak edene karşılığını ver!&#8221; diye, diğeri de, &#8220;Cimrilik edenin malını helak et!&#8221; diye dua eder.) [Buhari]</p>
<p>(&#8220;Hakkımın zerresinden vazgeçmem&#8221; demek cimrilik için kâfidir.) [Hakim]</p>
<p>(Kaybettiği dünyalığa üzülen, Cehenneme yaklaşmış olur.) [İ. Gazali]</p>
<p>(Ya Rabbi cimrilikten sana sığınırım.) [Müslim]</p>
<p>Savaşta ölen oğlu için (Vah şehidim) diye ağlayan kadına, Peygamber efendimiz, (Şehid olduğunu nereden biliyorsun? Belki boş konuşur, belki de cimri idi) buyurdu. (E. Ya’la)</p>
<p>Cimriliğin tedavisi<br />
Sual: Cimrilik neden meydana gelir, tedavisi nasıldır?<br />
CEVAP<br />
Cimriliğin, diğer kalb hastalıkları gibi, ihlas noksanlığı, iman zayıflığı ve hatta küfürle ilgisi vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Cimrilik küfürdendir, küfrün yeri de Cehennemdir.) [Deylemi]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde de kâfirlerin cimrilik ettiği bildirilmektedir:<br />
(Cimrilik eden, hem de herkese cimriliği tavsiye eden ve kendilerine Allah’ın fazlından verdiğini gizleyen kâfirlere hor ve hakir edici bir azap hazırladık.) [Nisa 37]</p>
<p>Cimrilik mal sevgisinden meydana gelir. Cimriliğin sebebi, uzun yaşama ümidi ile parasız kavuşamayacağı arzularıdır. Eceline üç gün kaldığını bilse, cimriye mal vermek zor gelmez. Fakat çocukları olur, onların yaşamasını kendi yaşaması gibi kabul ederse, cimriliği yine artar. Bu bakımdan çocuklar, cimrilik sebebi olabilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Çocuk, cimrilik sebebidir.) [Hakim]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:<br />
(Mallarınız, çocuklarınız, sizin için fitnedir, imtihandır.) [Tegabün 15]</p>
<p>(Mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın!) [Münafikun 9]</p>
<p>Zengin cimriler<br />
Kimi, çok zengindir, hiç kimsesi yoktur, yaşlanmıştır, öldükten sonra, malının başkasına kalacağını da bilir. Buna rağmen, sırf mala olan sevgisinden dolayı, zekat vermez, hastalansa doktora gitmez, birkaç ilaç almakla yetinir. Hatta kendi malını yemeye bile korkar. Para, insanı ihtiyacına ulaştıran bir vasıta olduğu için sevilir. Tatlıya ulaştıran her şey tatlıdır. Cimri, tatlıyı unutmuş görünüp, tatlı alacak parayı sever.</p>
<p>Malı, Allah yolunda harcamak için biriktirmenin zararı olmaz. Hadis-i şerifte (İyi kimseye, malın iyisi ne güzel yakışır) buyuruldu. İyi yolda harcanmayan paranın vebali vardır. Taparcasına parayı sevmek kötüdür. Hadis-i şerifte (Altın ve gümüşün kuluna [paraya tapana] lanet olsun!) buyuruldu. (Tirmizi)</p>
<p>Her hastalık, sebebinin zıddı ile tedavi edilir. Nefsin çeşitli arzularından kurtulmanın, ilacı, aza kanaat ve sabırdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlânın ihsan ettiği az rızka, kanaat eden mümin, kurtuluşa ermiştir.) [Müslim]</p>
<p>(Kanaat tükenmez hazinedir.) [Beyheki]</p>
<p>(Allahü teâlâ kanaat edeni, kanaatkâr yapar.) [Taberani]</p>
<p>(Aza kanaat etmeyen, çok ile doymaz.) [Beyheki]<br />
Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz.</p>
<p>Çocuklarının fakir kalacağı korkusunun ilacı ise, cimrilikle zengin olunamayacağını, bıraktığı malları boşa harcayabileceklerini, hatta bazen servetin kötü yollara sevk ettiğini, zengin olacaklarsa bir başka yerden buna kavuşacaklarını düşünmelidir. Her zenginin, miras sebebiyle zengin olmadığını, mirasa konanların ise, boşa harcadıklarını da bilmek gerekir. Çocukları iyi olursa, Allahü teâlânın onlara kâfi geleceğini, kötü olurlarsa, bıraktığı malları, kötü yollarda harcayacaklarını düşünmelidir!</p>
<p>Birçok cimrinin gafletle öldüğünü, hasret çektiğini, bıraktığı malı mirasçıların harcadığını göz önüne getirmelidir. Cimriliğin her bakımdan kötü olduğunu düşünmelidir!</p>
<p>Aşırı mal sevgisinin ilacı, o maldan ayrılıp uzaklaşmaktır. Faydalı işte kullanmadığımız malı, denize atıp aşırı sevgisinden kurtulmak, cimrilikle saklamaktan daha az zararlıdır. Bir malı cimrilikle saklamak, riya ile başkasına vermekten daha kötüdür.</p>
<p>Mal, yılan gibi, içinde hem zehir ve hem ilaç vardır. Malı kullanmayı bilmek gerekir. Yani biz malı kullanmalıyız, mal bizi kullanmamalıdır!</p>
<p>Cimrilik, verilmesi gerekeni vermemektir. Mesela yemeği olanın, aç komşusuna vermemesi, cimrilik olur. Cömertlik, cimrilikle israfın arasında orta yoldur. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Onlar harcadıklarında, ne israf, ne de cimrilik ederler; bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.) [Furkan 67]</p>
<p>Cömert miyim, cimri miyim?<br />
Sual: Bir kimse, kendinin cömert veya cimri olduğunu bilebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Bir kimseye verdiği şey zor gelmezse, cömert sayılır. Zor gelirse cömert sayılmaz. Mürüvvetin icapları ile iktifa eden, cimrilikten kurtulur. Mürüvvet, insanlık demektir.</p>
<p>Hazret-i Hasan da buyurdu ki: &#8220;Mürüvvet, kulun, dinini muhafaza edip nefsini korkutması, misafirini iyi karşılaması, münazaalarda, güzel davranması demektir. Ululuk ise, komşuya eziyet etmemek ve zorluklara göğüs germektir. Kerem de istemeden vermek, yerinde yemek yedirmek, saile yumuşak davranmak ve bol vermektir.&#8221;</p>
<p>Zekatı severek veren, kurban kesen cömerttir. Hadis-i şerifte, (Zekatını severek veren, misafirini ağırlayan, darda kalana yardım eden cimrilikten kurtulur) buyuruldu. (Taberani)</p>
<p>Misafir ağırlamak<br />
Malı saçıp savurmak ne kadar kötü ise, malı korumak da o kadar mühimdir. Misafire ikram etmek ise, malı korumaktan mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Misafir ağırlamayanda hayır yoktur.) [İ. Ahmed]</p>
<p>(En iyiniz, yemek yedireninizdir.) [Hakim]</p>
<p>(Allahü teâlâ, yemek yediren cömertle meleklerine övünür.) [İ. Gazali]</p>
<p>(Yemek sofrası misafirin önünde bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine istiğfar ederler.) [Taberani]</p>
<p>(Arkadaşına, arzu ettiği yemeği ikram edenin günahları affolur.) [Bezzar]</p>
<p>Bir insanın karnını bir sefer doyurmanın bile ne kadar mühim olduğu görülüyor. Birini ömür boyu doyurmak veya öldükten sonra ebedi olarak doyurmaya sebep olmak daha büyük sevaptır. Bunu esirgemek ise çok kötüdür. Onun için, (Cimrilerin en kötüsü, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayandır) buyurulmuştur.</p>
<p>Her bakımdan cömert olmaya heves etmelidir! Çünkü, cimrinin malı felakete uğrar, cömert de verdikçe, fazlası ile alır. Hadis-i şerifte (Cömerdin evine rızk, devenin göğsüne vurulan bıçaktan daha tez gelir) buyuruluyor. (İbni Mace)</p>
<p>Yüksek tansiyonu olanın, hacamat yaptırması sağlık açısından iyidir. Kan vermekle sağlığa, yeni kana kavuştuğu gibi, misafir de rızkı ile gelir, kırk gün bereket bırakıp gider. Gerekli yerlere vermekle, cömerdin eli daralmaz. Peygamber efendimiz, yemin ederek (Sadaka vermekle mal azalmaz) buyurdu. (Tirmizi)</p>
<p>Şeytan ise cimriliğe teşvik eder. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Şeytan fakirlikle korkutup, size cimriliği emreder.) [Bekara 268]<br />
Cimri, rızk için endişelenmemelidir! Her mahlukun rızkını Allahü teâlâ verir. (Her canlının rızkı Allah’a aittir.) [Hud 6]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Rızk için üzülme, takdir edilen rızk seni bulur.) [İsfehani]</p>
<p>(Allahü teâlâ, müminin rızkını ummadığı yerden verir.) [İbni Hibban]</p>
<p>Peygamber efendimize inanan, vermekle malın azalmayacağını bilen bir müslüman, nasıl olur da, şeytana uyup cimrilik edebilir? Yahya aleyhisselam, (Şeytan cimri mümini sever, fâsık da olsa, cömertten nefret eder) buyuruyor. Bişr-i hafi hazretleri de (Cimriyle karşılaşanın kalbi katılaşır) buyuruyor. Hadis-i şerifte ise (Aman cimrilikten çok sakının! Sizden öncekileri cimrilik helak etmiştir) buyuruluyor. (Müslim)</p>
<p>Sual: Misafire fazla ikram veya yüksünerek hizmet etmek günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Misafire ikram çok sevaptır. Misafiri nimet bilmelidir. Her nimetin bir külfet karşılığı olduğu unutulmamalıdır! Külfetsiz nimet olmaz. Elbette misafirin sıkıntısı olur. Yüksünmeden hizmet etmelidir! Misafiri ganimet bilmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, bir kavme hayır murat ettiğinde, onlara hediye olarak misafir gönderir. Misafir, rızkı ile gelir-gider. Allahü teâlâ da ev halkını mağfiret eder.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Hak teâlânın bir hediyesi olan misafire ikram etmelidir! Misafir gelmezse üzülmelidir! Çünkü hadis-i şerifte (Misafir girmeyen eve melek de girmez) buyurulmuştur. Misafir gelmemesini istemek doğru değildir. Çünkü Peygamber efendimiz (Misafir istemeyende hayır yoktur) buyurmuştur. Misafir için fazla ikram ve külfete girmemelidir! Misafir rahatsız olur. Hadis-i şerifte, (Misafir için külfete girmeyin, misafir bundan rahatsız olur. Misafirini küstüren Allah’ı küstürmüş olur. Allah’ı küstürene de Allah buğzeder) buyurulmuştur. (İbni Lal)</p>
<p>İktisadın önemi<br />
Sual: İktisat eden cimri sayılır mı?<br />
CEVAP<br />
Cimrilik de, israf gibi kötü huydur. Dinimiz, her işte orta yolda olmayı, iktisat etmeyi emreder. Aza kanaat eden, nafakasını kolay temin eder, geçim sıkıntısı çekmez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, tok gözlü olanı zengin eder.) [Buhari]</p>
<p>(Müminin izzeti, insanlara karşı tok gözlü olmasıdır.) [Hakim]</p>
<p>(Yetecek rızka sahip olan ve Allahü teâlânın kendine verdiği rızka kanaat eden müslüman kurtulmuştur.) [Müslim]</p>
<p>(Kimseye muhtaç olmadan yaşayan kanaatkâr müslümana ne mutlu!) [Tirmizi]</p>
<p>(Müjde o kimseye ki, hidayete kavuşmuş, müslüman olmuş, maişeti de yetecek kadardır ve buna kanaat etmiştir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Fakir-zengin herkes kıyamette &#8220;Keşke dünyada, geçinecek miktardan fazla malım olmasaydı&#8221; diyecektir.) [İbni Mace]</p>
<p>(Şüphelilerden sakın ki, insanların en abidi olasın! Kanaat et ki, en çok şükredenlerden olasın! Kendin için sevdiğini başkaları için de sev ki, hakiki mümin olasın!) [İbni Mace]</p>
<p>(İnsan, elindeki ihtiyacına yeterken, kendini azdıracak olan daha fazla mal ister. Aza kanaat etmez, çok ile de doymaz. Ey insanoğlu, vücudun afiyette ve günlük ihtiyacın mevcut olarak sabahlarsan, artık bu sana kâfi gelir.) [Beyheki]</p>
<p>Tamahtan kurtuluş yolu<br />
Kanaatkâr kimse, iktisat da ederse, tamahkârlıktan kurtulur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(İktisat eden, sıkıntı çekmez.) [Taberani]</p>
<p>(Kurtarıcı üç şeyden biri, varlıkta, yoklukta, zenginlikte, fakirlikte, iktisada riayet etmektir.) [Beyheki]</p>
<p>(İktisat etmek, maişetin yarısıdır.) [Hatib]</p>
<p>(Tedbirli olmak, geçimin yarısıdır.) [Deylemi]</p>
<p>(Geçimde iktisat etmek, peygamberliğin yirmide biridir.) [Ebu Davud]</p>
<p>(İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.) [Bezzar]</p>
<p>Rızk için endişe<br />
İnsan, rızk için endişeye düşüp sıkıntıya girmemelidir! Her mümin, rızkı Allah’ın verdiğine inanıp, Ona güvenmelidir. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Yeryüzündeki her canlının rızkı, Allah’a aittir.) [Hud 6]</p>
<p>(Rabbin, rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Elbette O, kullarının her hâlini bilir. O, her şeyi çok iyi görür. Geçim endişesi ile çocuklarınızı öldürmeyin! Onların da, sizin de rızkınızı veren biziz. Onları öldürmek gerçekten büyük günahtır.) [İsra 30, 31]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Ey insanlar, rızkınızı güzel yollardan arayın! Herkes takdir edilenden fazla rızka kavuşamaz. Takdir edilen rızka kavuşup onu yemedikçe de dünyadan göçmez. İstemese de rızkı kendine verilir.) [Hakim]</p>
<p>(Cebrail aleyhisselam bildirdi ki, rızkını yemeden kimse ölmez. Öyle ise Allah’tan korkun, rızkınızı güzel yollardan arayın!) [Hakim]</p>
<p>Peygamber efendimiz, (Eğer Allah korkusunu kendinize sermaye edinirseniz, rızkınız, ticaretsiz ve sermayesiz gelir) buyurup şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu: (Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve rızkını ummadığı yerden gönderir.) [Taberani- Talak 2,3]</p>
<p>Yalan ve cimrilik<br />
Sual: Bir hadis-i şerifte, (Her işittiğini söylemek yalan olarak yeter. Hakkımın zerresinden vazgeçmem demek de cimrilik olarak yeter) deniyor. Her işitilen doğru olsa da mı yalan oluyor? Bir de hakkını almak, niye cimrilik oluyor?<br />
CEVAP<br />
Her duyduğunu söyleyen, duyduğunu yanlış anlamış olabilir, ilave çıkarma yapabilir, neticede yanlış şeyler söyler. Çok söyleyenin her sözü mubah olsa bile, malayani ile uğraşmak caiz olmaz. Onun için her işittiğini söylemek çeşitli sebepler yüzünden caiz değildir. Çok söz hakkında çok söz vardır. Birkaçı şöyledir:<br />
Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz.</p>
<p>Söz insanın terazisidir. Fazlası ziyandır.</p>
<p>Çok konuşmak dostluğu bozar.</p>
<p>Çok konuşanın gafı da çok olur.</p>
<p>Söz gümüşse sükût altındır.</p>
<p>Konuşmakla ilgili birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Çok konuşan çok yanılır.) [Taberani]</p>
<p>(Dilini tutan kurtulur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Rahat isteyen sussun!) [Ebu-ş-şeyh]</p>
<p>(Selamet isteyen, dilini tutsun!) [İ.Ebid-dünya]</p>
<p>(Susmak, hikmettir.) [Deylemi]</p>
<p>(En makbul amel dilini tutmaktır.) [Taberani]</p>
<p>(Dilini tutan, şeytanı mağlup eder.) [Taberani]</p>
<p>(Sükût eden bir mümine yakın olun! O hikmetsiz değildir.) [İbni Mace]</p>
<p>(Kurtuluş için dilini tut.) [Tirmizi]</p>
<p>(Kişiyi Cehenneme sürükleyen dilidir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Dilini tutmayan, tam imana kavuşamaz.) [Taberani]</p>
<p>(Çok konuşmak kalbi karartır.) [Beyheki]</p>
<p>(Kusurların çoğu dildendir.) [Taberani]</p>
<p>(En iyi şey, dilini tutmaktır.) [Taberani]</p>
<p>Cimrilik, verilmesi gerekeni vermemektir. Zerre haktan vazgeçmeyen kimse, nasıl gönül rahatlığı ile zekatını verebilir? Sadaka verebilir? Muhtaçlara ihsanda bulunabilir ki? Cimrilikten ve cimriliğe yol açan şeylerden sakınmalıdır. Birkaç hadis-i şerif meali:<br />
(Her sabah bir melek, &#8220;Ya Rabbi, infak edene bol karşılık ver&#8221; der, bir melek de, &#8220;Cimrilik edenin malını helak et&#8221; diye dua eder.) [Buhari]</p>
<p>(Allahü teâlâ katında cömert cahil, cimri âlimden daha üstündür. Çünkü cimrilik en ağır hastalıktır.) [Dare Kutni]</p>
<p>(Aman cimrilikten son derece sakının! Sizden öncekileri cimrilik helak etti.) [Müslim]</p>
<p>Demek ki çok konuşmak yalana sebep olur, hakkın zerresinin peşinde koşmak da cimriliğe yol açar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fcimrilik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-1691330401499687";
/* 468x60, oluşturulma 22.10.2010 */
google_ad_slot = "0781712208";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/cimrilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Az iyiliğe çok sevap</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-hikayeler/az-iyilige-cok-sevap-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-hikayeler/az-iyilige-cok-sevap-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:34:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Az iyiliğe çok sevap]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6332</guid>
		<description><![CDATA[Az iyiliğe çok sevap Sual: Bir hoca ufacık bir iyiliğe, dağlar kadar sevap, ufak bir hataya dağlar kadar günah olmaz diyor, doğru mudur? CEVAP Yanlıştır. Allah rızası için yapılan iyiliklerin, sadakanın, zekatın karşılığı, verenin ihlas derecesine göre, bire ondan bire yediyüze kadar hatta daha fazla olur. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Mallarını Allah yolunda harcayanların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-hikayeler%2Faz-iyilige-cok-sevap-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Az iyiliğe çok sevap</strong></span></p>
<p>Sual: Bir hoca ufacık bir iyiliğe, dağlar kadar sevap, ufak bir hataya dağlar kadar günah olmaz diyor, doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Yanlıştır. Allah rızası için yapılan iyiliklerin, sadakanın, zekatın karşılığı, verenin ihlas derecesine göre, bire ondan bire yediyüze kadar hatta daha fazla olur. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli, yedi başak bitiren ve her başağında yüz dane bulunan bir tohuma benzer. Allah dilediğine daha fazla da verir. O vasi ve âlimdir.) [Bekara 261]</p>
<p>[Vasi, takat ve kudret sahibidir, ihsan ettiği şeyler Ona darlık vermez.<br />
Âlim, her şeyi, haliyle, hakikat ve özüyle bilicidir. İnfak edenin niyetini, ihlaslı olup olmadığını ve infak kudretini bilir.<br />
İnfak, ihtiyaç karşılama demektir.]</p>
<p><span id="more-6332"></span>Sabredenlere verilecek sevap da hesapsızdır. Sabredenlere o kadar çok sevap verilir ki, bunun miktarını Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. Bir âyet meali:<br />
(Sabredenlere mükafatları hesapsız verilecektir.) [Zümer 10]</p>
<p>Bire yediyüz almak<br />
Hadis-i şeriflerde ise buyuruldu ki:<br />
(Bir iyiliğe on mislinden 700 misline kadar sevap verilir. Allahü teâlâ, &#8220;Ancak oruç hariç, onun mükafatını ben veririm&#8221; buyurdu.) [İbni Huzeyme]</p>
<p>(Rabbiniz, rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevap yazar. Yapana on mislinden 700 misli veya daha fazla sevap yazar. Kötülük yapmak isteyip de yapmayana bir sevap, yaparsa bir günah yazar, dilerse onu affeder.) [Taberani]</p>
<p>(Malını Allah yolunda tasadduk edene, mükafatı yediyüz misline kadar artırılır. Oruç tutana verilecek sevabı, Allahü teâlâdan başka kimse bilemez.) [Beyheki]</p>
<p>(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir sene oruç tutmaya, bir gecesini değerlendirmek de Kadir gecesini değerlendirmek gibidir.) [İbni Mace]</p>
<p>(Zilhiccenin ilk on gününden daha faziletli gün yoktur. Bir amele yedi yüz misline kadar sevap verilir.) [Tergib]</p>
<p>(Bugünlerin herbiri fazilette bin güne, Arefe ise on bin güne eşittir.) [Beyheki]</p>
<p>(Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sura üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.) [R.Nasıhin]</p>
<p>(Aşure günü gusleden, yeni doğmuş gibi günahlardan temizlenir.) [Şir’a]<br />
(Aşure günü, zerre kadar sadaka verene, Uhud dağı kadar sevap verilir.) [Şir’a]</p>
<p>Allahü teâlânın rahmeti, ihsanı boldur. Zerre kadar bir iyiliğe dağ kadar sevap verir. Mülk Onundur. Dilediğine dilediği kadar ihsan eder. Kimse Ondan hesap soramaz. Sevap-günah miktarını, göklerin büyüklüğünü, uzaklıkları ve ahiretteki zamanları ve dünyanın yaratılışını ve mahlukların sayısını bildiren rakamlar, miktar sayısını göstermek için değil, miktarın çokluğunu anlatmak içindir. (Marifetname)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-hikayeler%2Faz-iyilige-cok-sevap-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-hikayeler/az-iyilige-cok-sevap-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alay etmek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/alay-etmek-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/alay-etmek-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:30:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Alay etmek]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[dinle alay etmek]]></category>
		<category><![CDATA[islam la alay etmek]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6329</guid>
		<description><![CDATA[Alay etmek Sual: Müslümanlarla alay edenlere karşı tavrımız nasıl olmalıdır? CE VAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Hindistan’daki İslam düşmanlarının azgınlarını görüyoruz. Müslümanlarla alay ediyorlar. Müslümanları kötülüyorlar. Ellerine fırsat geçerse, güçleri yeterse, Müslümanlara her işkenceyi yaparlar. Hatta hepsini öldürürler. Yahut onları dinden, imandan ayırırlar. İslam terbiyesini, ahlakını, hayasını, şerefini yok ederler. O halde, Müslümanların bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Falay-etmek-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Alay etmek</strong></span></p>
<p>Sual: Müslümanlarla alay edenlere karşı tavrımız nasıl olmalıdır?<br />
CE VAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hindistan’daki İslam düşmanlarının azgınlarını görüyoruz. Müslümanlarla alay ediyorlar. Müslümanları kötülüyorlar. Ellerine fırsat geçerse, güçleri yeterse, Müslümanlara her işkenceyi yaparlar. Hatta hepsini öldürürler. Yahut onları dinden, imandan ayırırlar. İslam terbiyesini, ahlakını, hayasını, şerefini yok ederler. O halde, Müslümanların bu azgın kâfirlere uymamaları, bunlardan sakınmaları, bunlara aldanmamaları, bunun için Allahü teâlâdan haya etmeleri lazımdır. (Haya imandandır) buyuruldu. Müslüman olanın böyle çirkin işlerden sıkılması lazımdır. İslam düşmanlarını, Allah’ın emirleri ile alay edenleri, helale, harama aldırış etmeyenleri zararlı bilmelidir. Bunları aşağı tutmalıdır. Bunlara yardımı dokunan her hareketten sakınmalıdır.</p>
<p>Bir kimsenin Müslüman olmasına alamet, İslam düşmanlarını tanıması, onlara aldanmaması, sözlerini dinlememesidir. Allahü teâlâ Kur&#8217;an-ı kerimde, Tevbe suresi 28. âyetinde kâfirlere Necs yani pis dedi. 95. âyetinde de Rics buyurdu. Rics de pis demektir. Bunun için, Müslümanların kendileri ile alay eden kâfirleri pis ve zararlı bilmeleri lazımdır. Böyle bilince, onlarla arkadaşlık yapmazlar, onları sevmezler, onlardan sakınırlar. Onlarla birlikte bulunmaktan nefret ederler. Böyle kâfirlerle meşveret etmek, işleri onlara danışıp onların sözü ile hareket etmek, bu din düşmanlarına kıymet vermek olur. Hem de, onları çok yükseltmek olur.</p>
<p><span id="more-6329"></span>Onlardan yardım, şifa beklemek ve hele onlar vasıtası ile dua ve ibadet etmek boşuna uğraşmaktır. Mümin suresinin 50. âyetinde ve Rad suresinin 14. âyetinde mealen, (Kâfirlerin duaları ancak dalalettir) buyuruldu. Yani, İslam düşmanlarının duaları kabul olmaz, hiç fayda vermez. Kâfirler, papazlar vasıtası ile yapılan duaları Allahü teâlâ hiçbir zaman kabul etmez. Böyle duaların Müslümanlara faydası olmaz. Yalnız bu suretle o dinsizlere bir kıymet verilmiş olur. Onlar, dua ederken, putlarını, Allah’ın düşmanlarını araya korlar. Onlardan dua beklemenin kötülüğünün çirkinliğinin nereye kadar uzandığını, Müslümanlığın temelinden yıkılıp, kokusunun bile kalmayacağını buradan anlamalıdır.</p>
<p>Büyüklerden biri buyuruyor ki:<br />
(Sizden biriniz divane olmadıkça, tam Müslüman olamazsınız). Burada (Divane olmak), İslamiyet’i yaymak için çalışmak, çabalamak ve bu arada kendi faydasını ve zararını hatırına bile getirmemek demektir. Müslümanlığa dokunmasın da, her ne olursa olsun, olmayan da olmasın! Yeter ki, Müslümanlığa bir zarar olmasın! Müslümanlık demek, Allahü teâlânın ve Onun Peygamberinin razı olduğu, beğendiği şeyler demektir. Allahü teâlânın razı olduğu şeyden daha kıymetli ne olabilir?) (C1, m.163)</p>
<p>Küfrü gerektiren sözler<br />
Muteber kitaplarda buyuruluyor ki:<br />
Küfre sebep olan bir sözü, tehdit edilmeden söyleyenin imanı gider. Çünkü her müslümanın bilmesi gereken şeyleri öğrenmesi farzdır. Bilmemesi özür olmaz, büyük günahtır. Küfre girenin önceki ibadetleri yok olur. Tevbe ederse, geri gelmez. Tevbe için yalnız kelime-i şehadet söylemek kâfi değildir, küfre sebep olan şeyden de tevbe etmesi gerekir. (Berika, Hadika)</p>
<p>Burhaneddin-i Mergınani hazretleri, (Kur&#8217;an-ı kerimi teganni ile okuyan hâfıza, ne güzel okudun diyenin imanı gider. Tecdid-i iman ve tecdid-i nikah gerekir) buyurdu. (Dürr-ül-münteka)</p>
<p>Ebu Nasr-ı Debbusi hazretleri, Kadi Zahireddin-i Harezmi hazretlerinden naklen buyuruyor ki:<br />
(Bir şarkıcıyı dinleyen veya herhangi bir haram işi gören kimse, haram olduğuna inanarak veya inanmayarak, buna, ne güzel dese, o anda imanı gider. (Müjdeci Mek. 266)</p>
<p>Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları ve kâfirlik alameti olan ve İslamiyet’i inkâr etmek ve inanmamak alameti olan ve tahkir etmemiz vacip olan şeyleri yapan ve kullanan kâfir olur. Bunlardan meşhur olanlarını bilmeyerek veya şaka olarak veya herkesi güldürmek için yapan da, kâfir olur. (Birgivi vasıyyetnamesi)</p>
<p>Zaruri olan ve tevatür ile bildirilmiş olan din bilgilerine inanmayan kâfir olur. İnanmamayı gösteren her söz, ister şaka olarak, isterse gönülden olmayarak olsun küfür olur. (Milel-nihal)</p>
<p>Küfre sebep olan bir işi yapmak küfür olur. Mesela beline, zünnar denilen papaz kuşağını bağlamak ve küfre mahsus şey giymek de böyledir. Bunları mizah için, başkalarını güldürmek için, şaka için kullanmak da küfre sebep olur. İtikadının doğru olması fayda vermez. (Berika)</p>
<p>Miftah-ül-cenne’de diyor ki<br />
Filan müslüman benim gözümde yahudi gibidir demek küfürdür. Ahirette olacak şeylerle alay etmek küfürdür. Kabirdeki ve kıyametteki azaplara akla, fenne uygun değildir diyerek inanmamak, faiz helal olsaydı demek, İslam bilgilerini ve din âlimlerini aşağılamak da, küfürdür.</p>
<p>Akıllı, bilgili, edebiyatçı olduğunu göstermek için veya yanındakileri güldürmek, sevindirmek veya alay etmek için söylenen sözlerde küfre düşmekten çok korkmalıdır. Bir kimse, küçük günah işlese, buna tevbe et denildiğinde, (tevbe edecek bir şey yapmadım ki..) dese, kâfir olur.</p>
<p>(Filan şey, filan kimsede yoktur, varsa kâfir olayım) diye, yemin eylese, o şey, o kimsede olsun veya olmasın, o kimse, kâfir olayım dediği için küfre girmiştir. Kâfirlerin ibadetleri, İslamiyet’e uymayan işleri güzeldir demek de küfürdür.</p>
<p>Bir kadın, beline bir kara ip bağlasa, (bu nedir) deseler, (zünnardır) dese, kâfir olur. Nasrani olmak, yahudi olmaktan, [amerikan kâfiri olmak, komünist olmaktan] hayırlıdır demek küfürdür.</p>
<p>İlim meclisinde ne işim var veya din adamlarının sözü neye yarar demek küfür olur. Biri diğerine, gel fıkıh kitabını okuyalım dese, o da, (Ben ilmi ne yapayım) dese, ilmi hafife aldığı için kâfir olur. (Miftah-ül-cenne)</p>
<p>Sual: Kimi din ile, Allah ile alay ediyor. Çirkin iftiralar yapıyor. Böyle bir kimse tevbe ederse affolur mu?<br />
CEVAP<br />
Elbette en azılı kâfir pişman olur, sıdk ile ihlas ile Kelime-i şehadet getirirse tertemiz müslüman olur. Bütün günahları affolur. Din ile alay etmeye devam edenin ise, yaptığı yanına kalmaz. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Allah’a karşı yalan uyduranların yüzleri, kıyamette simsiyah olacaktır.) [Zümer 60]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Falay-etmek-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/alay-etmek-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Affedici olmak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/affedici-olmak.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/affedici-olmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:29:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Affedici olmak]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam da affetmek]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam' da affedici olmak]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6327</guid>
		<description><![CDATA[Affedici olmak Sual: Çok affediyorum, bu yüzden ahmak muamelesi gördüğüm de oluyor. Affedici olmak iyi bir şey midir? CEVAP Af, hak ettiği bir şeyi almayıp sahibine bağışlamak demektir. Allahü teâlâ affedicidir, affedenleri sever. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Affet, marufu emret ve cahillerden yüz çevir!) [Araf 199] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Affedin ki, Allahü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Faffedici-olmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Affedici olmak</strong></span></p>
<p>Sual: Çok affediyorum, bu yüzden ahmak muamelesi gördüğüm de oluyor. Affedici olmak iyi bir şey midir?<br />
CEVAP<br />
Af, hak ettiği bir şeyi almayıp sahibine bağışlamak demektir. Allahü teâlâ affedicidir, affedenleri sever. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Affet, marufu emret ve cahillerden yüz çevir!) [Araf 199]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(Affedin ki, Allahü teâlâ da sizi affetsin ve şerefinizi yükseltsin!) [İsfehani]</p>
<p>(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]</p>
<p>(Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulmedenleri affetmek, kendini mahrum edenlere [Kendine bir şey vermeyenlere] ihsan etmek, güzel huylu olmaktır.) [İ.Süyuti]</p>
<p><span id="more-6327"></span>(Sana zulmedeni affet, sana gelmeyene git, sana kötülük edene sen iyilik et, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuş.) [Ruzeyn]</p>
<p>(Musa aleyhisselam, &#8220;Ya Rabbi, senin indinde en aziz kimdir?&#8221; diye sordu. Allahü teâlâ da, &#8220;İntikam almaya gücü yeterken affedendir&#8221; buyurdu.) [Harâiti]</p>
<p>(Allahü teâlâ merhameti olmayana merhamet etmez, affetmeyeni affetmez.) [İ.Ahmed]</p>
<p>(Affedin ki affa kavuşasınız!) [İ.Ahmed]</p>
<p>Af taraftarı olmak daha iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Ceza vermekteki hata, affetmekteki hatadan daha kötüdür.) [Hakim]</p>
<p>Sual: Haksızı affetmenin mahzuru olur mu?<br />
CEVAP<br />
Haksızı da affedenler, dünya ve ahirette saadete kavuşurlar.<br />
Kendisini içkiden kurtaramayan bir müslüman, hizmetçisine dört dirhem verir. İçki almasını söyler. Hizmetçi giderken Mansur bin Ammar isimli bir zatın, bir fakire yardım topladığını görür. Mansur, (Bu fakire 4 dirhem verene 4 dua ederim) der. Hizmetçi, fakire 4 dirhemi verir. Mansur der ki:<br />
- Hangi duayı etmemi istersin?<br />
- Hizmetçilikten kurtulmak istiyorum.<br />
- İkinci isteğini söyle!<br />
- Fakire verdiğim dört dirhem benim değildi. Benden bunu isterler. Dört dirhem isterim.<br />
- Üçüncü isteğin nedir?<br />
- Efendimin tevbe edip içkiyi bırakmasını istiyorum.<br />
- Dördüncü arzun nedir?<br />
- Allahü teâlânın beni, efendimi, seni, kavmimizi affetmesini istiyorum.</p>
<p>Mansur bin Ammar, hepsi için gerekli duayı yapar. Hizmetçi evine gidince, efendisi, geç kalmasının sebebini sorar. Hizmetçi durumu anlatır. Efendisi sorar:<br />
- Sen neler istedin?<br />
- Hizmetçilikten, kölelikten kurtulmayı istedim.<br />
- Peki seni azat ettim. Başka ne istedin?<br />
- Dört dirhem istedim.<br />
- Al şu dört dirhemi. Başka ne istedin?<br />
- Tevbe edip içkiyi bırakmanı istedim.<br />
- Tevbe ettim. Başka ne istedin?<br />
- Allahü teâlânın hepimizi affetmesini istedim.</p>
<p>Efendisi duraklar, (İşte bu benim elimde değildir) der. O gece rüyasında, (Sen elinde olanı yaptın da, biz elimizde olanı yapmaz mıyız? Seni de, hizmetçini de, Mansuru da ve orada bulunan hepinizi affettik) denir.</p>
<p>Her müslüman da elinde olanı esirgememeli, daima affedici olmalıdır!</p>
<p>Sual: Tam kesin değilse de, suçlu birisini cezalandırmak mı, yoksa affetmek mi daha uygun olur?<br />
CEVAP<br />
Suç kesin olmadıkça cezalandırmak caiz olmaz. Af taraftarı olmak daha iyidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Ceza vermekteki hata, affetmekteki hatadan daha kötüdür.) [Hâkim]</p>
<p>Düşmana iyi muamele<br />
Sual: Bize kötülük yapanlara, düşmanlık edenlere, aynısını yapmak caiz midir?<br />
CEVAP<br />
Tam onların yaptıkları kadar yapmak zulüm olmaz, fazlası zülüm olur. Ancak adaletli hareket etmenin ölçüsünü bilemeyiz, zulüm yapmış oluruz. En iyisi affetmektir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:<br />
(Kötülüğü, en güzel şekilde önle! [Öfkeyi sabırla, cahilliği yumuşaklıkla, kötülüğü afla önle ki] o zaman düşman sana, yakın dost gibi olur.) [Fussilet 34]</p>
<p>Demek ki, düşmanı dost yapmanın yolu, onu affetmek, ona iyilik ve ihsanda bulunmaktır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Faffedici-olmak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/affedici-olmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acelecilik</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/acelecilik.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/acelecilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:27:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[acele etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Acelecilik]]></category>
		<category><![CDATA[dinde acelecilik]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6325</guid>
		<description><![CDATA[Acelecilik Sual: Acele etmek uygun mu? Daha çok hangi işlerde acele etmek gerekir? CEVAP İnsanın fıtratında acelecilik vardır. İki âyet-i kerime meali: (İnsan aceleci [tabiatta] yaratıldı.) [Enbiya 37] (İnsan pek acelecidir.) [İsra 11] Acele işe şeytan karışır. İki hadis-i şerif meali: (Acele şeytandan, teenni Rahmandandır.) [Tirmizi] (Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) [Beyheki] [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Facelecilik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Acelecilik</strong></span></p>
<p>Sual: Acele etmek uygun mu? Daha çok hangi işlerde acele etmek gerekir?<br />
CEVAP<br />
İnsanın fıtratında acelecilik vardır. İki âyet-i kerime meali:<br />
(İnsan aceleci [tabiatta] yaratıldı.) [Enbiya 37]</p>
<p>(İnsan pek acelecidir.) [İsra 11]</p>
<p>Acele işe şeytan karışır. İki hadis-i şerif meali:<br />
(Acele şeytandan, teenni Rahmandandır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) [Beyheki] (Teenni, acelenin zıttıdır.)</p>
<p>O hâlde, işlerde acele etmemeli ve hemen karar vermemeli! Aceleyle verilen kararlara şeytan karışır. Nefsin istediği bir şey hatıra gelince şeytan, (Fırsatı kaçırma, hemen yap!) der. Onun için kalbe gelen şeyi yapmadan önce, bu işten Allahü teâlâ razı mı, sevab mı, günah mı diye düşünmeli! Günah değilse yapmalı! Böylece teenni edilmiş, yani acele edilmemiş olur.</p>
<p><span id="more-6325"></span>Yalnız 5 yerde acele gerekir:<br />
1- Misafir gelince, hemen yemek vermeli,<br />
2- Günah işleyince, hemen tevbe etmeli,<br />
3- Namazı vakti girince, hemen kılmalı,<br />
4- Defin işini acele yapmalı,<br />
5- Kız veya oğlan çocuklara din bilgilerini ve namaz kılmayı öğrettikten sonra, büluğa erip de dengi çıkınca, hemen evlendirilmelidir. Eşiat-ül-lemeat kitabındaki hadis-i şerifte, (Ya Ali, üç şeyi geciktirme! Namazı vakti girince hemen kıl, cenaze namazını hemen kıl! Dul veya kızı, küfvü isteyince, hemen evlendir!) buyuruldu. (Tirmizi) O hâlde, namazını kılan, günahlardan sakınan ve nafakasını helalden kazanan biri varsa, hemen onunla evlendirmeli! Eğer evlendirilmezse, fitneye sebep olabilir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Dinini, ahlâkını beğendiğiniz bir kimse, kızınıza talip olursa, hemen evlendirin! Eğer evlendirmezseniz, fitne ve fesada sebep olursunuz.) [Tirmizi]</p>
<p>İbadetleri ve hayırlı işleri yapmakta acele etmeli. Birkaç hadis-i şerif meali:<br />
(Ölmeden önce tevbe edin! Hayırlı işleri yapmaya mani çıkmadan önce acele edin! Allahü teâlâyı çok hatırlayın! Zekât ve sadaka vermekte acele edin! Böylece Rabbinizin rızklarına ve yardımına kavuşun!) [İbni Mace]</p>
<p>(Sadaka vermekte acele edin, çünkü bela sadakayı geçemez.) [Beyheki]</p>
<p>(Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini biliniz: Ölmeden önce hayatın kıymetini, hastalıktan önce sıhhatin kıymetini, dünyada ahireti kazanmanın kıymetini, ihtiyarlamadan gençliğin kıymetini, fakirlikten önce zenginliğin kıymetini.) [Hakim]</p>
<p>Zekâtını vermeyen ve malını ahiret yolunda sarf etmeyen kimse, fakir olunca çok pişman olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Tesvif eden helak olur.) [Berika] (Tesvif, hayırlı iş yapmayı sonraya bırakmaktır.)</p>
<p>İfrat ve Tefrit zararlı<br />
Tembellik, bir işi geciktirmek, sonraya bırakmak nasıl kötü ise, acele etmek de kötüdür. Bunun biri ifrat, diğeri tefrittir. Dinimiz orta yolu, aşırılıklardan uzak olmayı emretmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Aşırı giden helak olur.) [Müslim]</p>
<p>Bir kimse, müsrif olursa buna ifrat denebilir. Bir kimse de cimrilik ederse, buna da tefrit denebilir. Dinimiz, her iki aşırılığı da yasaklamıştır. Furkan suresinin 67. âyet-i kerimesinde, israf edenlerle cimrilik edenler kötülenmiş, ikisinin ortası olanlar övülmüştür.</p>
<p>Acele eden fütura düşer. Yani gevşeklik ve bezginlik hasıl olur. Hayırlı bir işin olması için acele eden, gecikince, bezginliğe, ümitsizliğe düşer. Dua eder, hemen duasının kabul olmasını ister. Duası gecikince duayı bırakır, maksudundan mahrum kalır. Acele edenin ihlası, takvası bozulabilir. Şüpheli şeylere, hatta haramlara dalabilir.</p>
<p>Namaz kılarken acele eden, tadil-i erkanı terk edebilir. Hızlı okurken tecvide uymayabilir, yanlış okuyabilir. Onun için ağırbaşlı olmalı, düşünerek hareket etmelidir. Salihlerin vasfı Kur&#8217;an-ı kerimde mealen şöyle bildiriliyor:<br />
(Onlar Allah’a ve ahirete inanırlar, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde birbirleriyle yarış ederler. İşte bunlar salihlerdendir.) [A.İmran 114]</p>
<p>Böyle hayırlı işlerin haricinde acelecilik uygun değildir. Düşünerek hareket etmek ve hayırlı işlerde sebat göstermek gerekir.</p>
<p>Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Yavaş, yumuşak davranmak, Allah’ın kuluna verdiği büyük bir ihsandır. Aceleci olmak, şeytanın yoludur. Allahü teâlânın sevdiği şey, yumuşak ve ağırbaşlı olmaktır.) [E.Ya’la]</p>
<p>İftarda acele etmeli<br />
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısı ile her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.</p>
<p>Namaz borcu varsa acele kaza etmeli<br />
Farz namazı özürsüz, vaktinde kılmamak büyük günahtır. Acele kaza etmek gerekir. Zaruri işler haricinde kaza etmeyi geciktirmek de büyük günahtır. Nafile zaruri iş olmadığı için, nafile kılarak, terk edilen kazayı geciktirmek dört mezhepte de haramdır. [Nafileleri kılarken kazaya da niyet etmeli. Hem sünnet sevabı alınmış olur, hem de namaz borcu ödenmiş olur.] Düşman karşısında, bir farz namazı kılmak mümkün iken terk etmek, 700 büyük günah işlemek gibidir. (Umdet-ül islâm)</p>
<p>Tevbe edilen günahlar affedilir<br />
İnsan günahını ne kadar çok büyük görürse o kadar iyidir. Fakat günahı yüzünden Allahü teâlânın sonsuz rahmetinden ümit kesmek caiz değildir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Allahü teâlâ buyurdu ki: İşlediği günahı affımın yanında büyük görene gazaplanırım. Eğer acele etmek şanımdan olsaydı, acele ceza verseydim, rahmetimden ümit kesenlere acele ceza verirdim.) [Deylemi]</p>
<p>Allahü teâlâ, tevbe edilen günahları affeder. Tevbede acele etmeli.</p>
<p>Müstehap işlemek için sünnet terk edilmez<br />
Cenaze olduğu zaman, Âyet-el kürsiyi ve tesbihleri okumayarak sünnet terk edilmektedir. Cenaze sebebiyle sünneti terk etmek uygun değildir. Cenaze namazını acele kılmak müstehaptır. Müstehap işlemek için sünnet terk edilmez. Cemaat çok olsun diye, cenaze namazını vakit namazlarından sonraya bırakmak mekruhtur. Cemaatın çok olması için, cenazeyi saatlerce bekletip, sonra acele ederek Âyet-el kürsiyi ve tesbihleri terk etmek pek yanlıştır. Özürsüz bir sünneti terk etmemeli, ortadan kaldırmamalıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Facelecilik.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/acelecilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dini Nikah hangi durumlarda bozulur ( düşer )</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dini-nikah-hangi-durumlarda-bozulur-duser.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dini-nikah-hangi-durumlarda-bozulur-duser.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:09:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Nikah hangi durumlarda bozulur ( düşer )]]></category>
		<category><![CDATA[dini nikah nasıl bozulur]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[imam nikahı]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[nikah nasıl düşer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6320</guid>
		<description><![CDATA[Dini Nikah hangi durumlarda bozulur ( düşer ) Toplumda son zamanlar Dini ( İmam ) Nikahı ile ilgili tartışmalar artmış durumda. Bu yazımızda sizlerle dini nikahın hangi hallerde bozulacağı ile ilgili bir bilgi paylaşacağız. Soru : Benim sorum boşanma ile ilgili olacak. Eşler arasında şiddetli tartışma yaşanıyor. Koca karısını evden ayrılmasını söylüyor. Koca boşanmayı düşünüyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fdini-nikah-hangi-durumlarda-bozulur-duser.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Dini Nikah hangi durumlarda bozulur ( düşer )</strong></span></p>
<p>Toplumda son zamanlar Dini ( İmam ) Nikahı ile ilgili tartışmalar artmış durumda. Bu yazımızda sizlerle dini nikahın hangi hallerde bozulacağı ile ilgili bir bilgi paylaşacağız.</p>
<p>Soru :<br />
Benim sorum boşanma ile ilgili olacak. Eşler arasında şiddetli tartışma yaşanıyor. Koca karısını evden ayrılmasını söylüyor. Koca boşanmayı düşünüyor. Fakat kocanın ağzından (boş ol veya boşadım seni) gibi kesin söz çıkmıyor. Eğer 3-4 gün ayrı kalıyor, 3-4 gün ayrı kaldıktan sonra aileler araya girip, eşlerle konuşup tekrar bir araya geliyorlar birleşiyorlar. 9 aylık da çocukları var eşlerin. Bu birleşmeden iki hafta sonra tekrar eşler arasında tartışma, eşler sinir haliyle ayrılma sözleri söyleniyor. Fakat boş ol, boşandım seninle gibi bir kelime çıkmıyor. Tekrar konuşarak anlaşarak birleşiyorlar. Bu durumda, dinî nikâh gerekiyor mu?</p>
<p>Cevap:<br />
Boşanmada kullanılan kelimeler iki çeşittir:<br />
1- Sarih-açık: Yani boşanma manasından başka bir manada kullanılmayan kelimelerdir. Hanefi mezhebinde sarih, açık olarak boşanmanın manasını ifâde eden sözdür.<br />
Şâfii mezhebinde ise sarih lâfızlar üç kelime ve bunların tercümeleridir. Bunlarda; tâlâk, Firâk ve serâh’dır. Sarih talâk’ın vukuu için niyete hacet yoktur. Yâni bir kimse bu kelimelerden birisini söylerse hanımın istemedim dese de boşanır. Çünkü bu kelimeler bu manadan başka bir manada kullanılmazlar.</p>
<p><span id="more-6320"></span>2-Kinâyedir: Kinâye kelimeleri boşanmada açık değildir. Yâni, boşanma için kullanıldığı gibi, başka bir mânâya da kullanılır. Bunu söyleyen kimse boşanma manasını değil, ikinci manasını kast ettim dese, sözü tasdik edilir. Meselâ bir kimse zevcesine “sen serbestsin”dese, maksadı “boş olduğun için serbestsin” olursa bir talâk ile boşanır. Yoksa “serbestsin” demekle “nasıl istersen yapabilirsin, Çünkü sana güvenim var.” kasdederse talak diye bir şey icab etmez.</p>
<p>Hülasa; kendi zevcesi hakkında kinâye boşanma kelimesini söyleyen kimsenin maksadı onu boşamak ise boşanır, yoksa o kelimenin mânâsı murad ederse boşanmaz.<br />
Bu ölçülere göre sorunuzu ele alacak olursak, “&#8230;Koca karısına evden ayrılmasını söylüyor. Koca boşanmayı düşünüyor…” diyorsunuz. Yukarıdaki kinâi boşanma ölçüsüne göre hanımı boş olur.<br />
“…Bu birleşmeden iki hafta sonra tekrar eşler arasında tartışma, eşler sinir haliyle ayrılma sözleri söyleniyor…” diyorsun. Sinir halinde söylenmesi kişileri mazur hale getirmez. Bir kimse sinir halinde veya korkutmak veya lâtife şeklinde hanımına “sen boşsun” dese boşanır. Kinâi tabirlerle de söylese niyeti boşamaksa boşanır. Çünkü boşamanın şakası yoktur.</p>
<p>Allah’ın Resulü (sav) buyuruyor ki:<br />
“Üç şeyin ciddîsi de ciddî, şakası da ciddidir: Talâk, Nikâh ve Ric’attir.” Ricât kadını bir veya iki talâk ile boşadıktan sonra tekrar nikâh altına almaktır.</p>
<p>Bu ölçülere göre bir araya gelebilirler mi? Dinî nikâh ile dönebilirler mi? Bu belli değil. Meçhuldür. Kendileri sinir halinde ne dediler? Niyetleri neydi, vak’a nasıl oldu ve gelişti? Kaç yerde, hangi zamanlarda bunu söylediler? Kendi ağızlarından dinlememiz lazımdır ki, net bir fetva verebilelim. Bu anlatılan ölçülere göre de kendileri hakkında hüküm verebilirler.</p>
<p>İki defa ayrı zamanlarda kinâi tabirlerle niyeti boşamak olarak talak tabirleri kullanmış. Kaçar defa bunları söyledi? Niyeti neydi? Bunları bilemiyoruz. Üç defa kinâî tabirleri boşamak niyeti ile söyledi ise, bir daha dinî nikâh yapılarak bir araya gelemezler… Yine de kendi ağzından dinlememiz lâzımdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fdini-nikah-hangi-durumlarda-bozulur-duser.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dini-nikah-hangi-durumlarda-bozulur-duser.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber efendimizi tanımak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizi-tanimak-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizi-tanimak-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 06:48:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber efendimizi tanımak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6318</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber efendimizi tanımak Sual: Resulullahı tanımamızdaki ölçü nedir? CEVAP Her Müslüman, Peygamber efendimizin güzellik ve üstünlüklerini ilmi, ihlâsı ve Ona olan sevgisi kadar derece derece görmekte ve anlayabilmektedir. Peygamber efendimize vâris olan yüksek İslam âlimleri ise Onu bütün güzellikleriyle görmüş ve âşık olmuşlardır. Bunların en başında Ebu Bekr-i Sıddık gelmektedir. O, Resulullah efendimizdeki nübüvvet nurunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamber-efendimizi-tanimak-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Peygamber efendimizi tanımak</strong></span></p>
<p>Sual: Resulullahı tanımamızdaki ölçü nedir?<br />
CEVAP<br />
Her Müslüman, Peygamber efendimizin güzellik ve üstünlüklerini ilmi, ihlâsı ve Ona olan sevgisi kadar derece derece görmekte ve anlayabilmektedir.</p>
<p>Peygamber efendimize vâris olan yüksek İslam âlimleri ise Onu bütün güzellikleriyle görmüş ve âşık olmuşlardır. Bunların en başında Ebu Bekr-i Sıddık gelmektedir. O, Resulullah efendimizdeki nübüvvet nurunu görmekte, Onun üstünlük, güzellik ve yüksekliklerini idrak ederek, Ona âşık olmakta öyle ileri gitmiştir ki, başka hiçbir kimse Ebu Bekr-i Sıddık hazretleri gibi olamamıştır. Bir keresinde, “Bütün iyiliklerimi, sizin bir sehvinize (yanılmanıza) değişirim” buyurmuştu.</p>
<p>Resulullah efendimizin güzelliğini en iyi görüp anlayan ve anlatanlardan biri de, müminlerin annesi Hazret-i Âişe idi. Âişe validemiz âlime, müctehide, akıllı, zeki ve edibe idi. Gayet belig ve fasih konuşurdu. Kur’an-ı kerimin manalarını, helal ve haramları, Arap şiirlerini ve hesap ilmini çok iyi bilirdi.</p>
<p>Resulullah efendimizi öven şu iki beyti Âişe validemiz söylemiştir:</p>
<p><span id="more-6318"></span>Ve lev semiû fî mısra evsâfe haddihi<br />
Le mâ bezelû fî sevmi yûsufe min nakdin.<br />
Levvâmî zelîhâ lev reeyne cebînehu<br />
Le âserne bilkat&#8217;il kulûbi alel eydî.</p>
<p>“Eğer Mısır’dakiler, Peygamber efendimizin yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı, güzelliği dillere destan olan Yusuf aleyhisselamın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Bütün mallarını, onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zeliha’yı Yusuf aleyhisselama âşık oldu diyerek kötüleyen kadınlar Resulullahın parlak alnını görselerdi ellerinin yerine kalblerini keserlerdi de acısını duymazlardı.”</p>
<p>Yine Âişe validemiz buyuruyor ki:<br />
“Bir gün Resulullah mübarek nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nur saçıyordu. Gözlerimi kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru bakıp; “Sana ne oldu ki böyle dalgın duruyorsun?” buyurdu. “Ya Resulallah! Mübarek yüzündeki nurların parlaklığına ve mübarek alnındaki ter tanelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim. Resulullah kalkıp yanıma geldi. Gözlerimin arasını (alnımı) öptü ve; “Ya Âişe! Allahü teâlâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin gibi, seni sevindiremedim” buyurdu. Yani, senin beni sevindirmen, benim seni sevindirmemden çoktur, dedi.” Hazret-i Âişe’nin mübarek gözlerinin arasını öpmesi, Resulullah efendimizi severek, Onun cemalini anlayarak gördüğü için aferin ve takdir olmaktadır.</p>
<p>Resulullah efendimizin Kur’an-ı kerimde geçen isimlerinden biri de Yasin suresindeki Yasin kelimesidir. İslam âlimlerinin büyüklerinden olan Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri; “Yasin, ey benim muhabbet deryamın dalgıcı olan habibim, demektir” buyurmuştur. Bu deryanın ismini duyanlar, uzaktan görenler, yakınına gelenler, içine girip nasibi kadar derine inenlerin hepsi, ömürlerinin her safhasında Resulullah efendimizin aşkı ile yanıp tutuşmuşlar, yanık feryatlar, içli gözyaşları ve yakıcı mısralarla bu aşklarını dile getirmişlerdir. Bunların içinde en büyük ve meşhurlarından olan ve bu muhabbet deryasından büyük pay sahibi olan Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri de Sevgili Peygamberimize olan muhabbet ve aşkını dile getirdiği kasidelerinden birinde şöyle demektedir:</p>
<p>Server-i âlem, sana âşık olup da, yanarım!<br />
Her nerede olsam, o güzel cemalin ararım.</p>
<p>Kâbe kavseyn tahtının sultanı sen, ben hiçim,<br />
Misafirinim dersem saygısızlık sayarım.</p>
<p>Her şey cihanda senin şerefine bilirim,<br />
Rahmetin yağsa bana her gün olur baharım.</p>
<p>Herkes Kâbe’yi tavaf için gelir Hicaz’a,<br />
Sana kavuşmak için ben dağları aşarım.</p>
<p>Saadet tacına kavuştum ben rüyada.<br />
Yağın toprağı serpildi yüzüme sanarım.</p>
<p>Dostunu öven âşıkların bülbülü, ey Cami!<br />
Divanında şu yazılar, oluyor, tercümanım.</p>
<p>Dili sarkmış, susuz kalmış, uyuz bir köpek gibi,<br />
Senin ihsan denizinden bir damla arzularım.</p>
<p>Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:<br />
(En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselama tâbi olmaktır. Cehennem azabından kurtulmak için, Allahü teâlânın seçtiği sevdiği insanların reisine uymak gerekir. Cennet nimetlerine kavuşmak, Ona tâbi olanlara mahsustur. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır. Ona uymayanların tevbeleri, zühdleri, tevekkülleri ve duaları kabul olmaz. Onun yolunda olmayanların zikirleri, fikirleri, şevkleri ve zevkleri kıymetsizdir. Peygamberler, Onun hayat veren deryasından bir kadehe kavuşmakla, o derecelere yükselmişlerdir. Evliya, Onun sonsuz deryasından bir yudum içmekle muratlarına ermişlerdir. Yeryüzündeki melekler, Onun hizmetçileri, göklerdekiler, âşıklarıdır. Her şey, Onun şerefine yaratılmış, bütün varlıklar, Onun mübarek ruhundan feyz almışlardır. Allahü teâlânın varlığını O açıklamış, her şeyin yaratanı, Onun rızasını almak istemiştir. Ona ve Onun Âline ve Eshabına bizden dualar olsun. O yüce Peygamber, hepimizden razı olsun!)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamber-efendimizi-tanimak-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizi-tanimak-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber efendimizin faziletleri</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizin-faziletleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizin-faziletleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 06:47:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber efendimizin faziletleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6316</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber efendimizin faziletleri Sual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz? CEVAP Mevahib-i ledünniyye ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir: Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir. Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamber-efendimizin-faziletleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Peygamber efendimizin faziletleri</strong></span></p>
<p>Sual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz?<br />
CEVAP<br />
Mevahib-i ledünniyye ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:<br />
Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir.</p>
<p>Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir yapan büyücüler âciz kalıp, işlerini yapamaz oldular. Doğunca da bütün putlar yıkıldı. Doğduğu gece, Kisra’nın sarayı yıkıldı. Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi söndü. Save gölünün suyu kurudu.</p>
<p>Safiye Hatun anlatır:<br />
Doğduğu gece 6 alamet gördüm:<br />
<span id="more-6316"></span>1- Doğar doğmaz secde etti.<br />
2- Başını kaldırıp “La ilahe illallah inni Resulullah” dedi.<br />
3- Her taraf aydınlandı.<br />
4- Yıkayacaktım, biz Onu yıkadık diye bir ses işittim.<br />
5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş gördüm.<br />
6- Sırtında nübüvvet mührü vardı. İki küreği ortasında “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazılı idi.</p>
<p>Çocuk iken, başı hizasında bir bulut gölge yapardı.</p>
<p>Ona salevat okumak âyet-i kerime ile bildirildi. Kelime-i şehadette, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda ve Cennette Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.</p>
<p>Allahü teâlâ, Onu kendisine habib [sevgili] yaptı, herkesten daha çok sevdi.</p>
<p>Kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ Ona, her ilmi, her üstünlüğü verdi. Her yerde her zaman mübarek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi.</p>
<p>Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, ya Musa, ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Ona (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor.</p>
<p>Namazda otururken, (Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi) okuyarak, Ona selam vermek emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere böyle söylemek caiz olmadı.</p>
<p>Her peygamber kendi milletine, o ise her millete gönderilmiştir.</p>
<p>Her peygamber, iftiralara kendisi cevap verdi, fakat ona yapılan iftiralara Allahü teâlâ cevap verdi.</p>
<p>İsmi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak haram idi.</p>
<p>Hazret-i Cebrail 24 bin kere geldi. Başka Peygamberlere çok az geldi.</p>
<p>Mübarek hanımları müminlerin anneleri idi ve onlarla evlenmek başkalarına haram edildi.</p>
<p>Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.</p>
<p>Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı.</p>
<p>Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.</p>
<p>Güneş ve Ay ışığında gölgesi yere düşmezdi.</p>
<p>Üstüne sinek ve başka hiçbir böcek konmazdı.</p>
<p>Çamaşırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.</p>
<p>Taş üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde iz bırakmazdı.</p>
<p>Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok şey anlatırdı.</p>
<p>Eshabının hepsi, peygamberler hariç, bütün insanlardan üstündür.</p>
<p>Onun ümmeti de bütün ümmetlerin en üstünüdür.</p>
<p>Onun mübarek ismini taşıyan mümin Cennete girer.</p>
<p>Onu ve ehl-i beytini sevmek farzdır.</p>
<p>Hazret-i Azrail, içeri girmek için izin istedi. Başka hiç kimseden izin istemedi.</p>
<p>Kabrinin toprağı, her yerden ve Kâbe’den daha kıymetlidir.</p>
<p>Resulullah efendimizin üstünlükleri<br />
Sual: İnşirah suresinin (Biz senin zikrini yükseltmedik mi) mealindeki 4. âyet-i kerimesini İslam âlimleri nasıl tefsir etmişlerdir?<br />
CEVAP<br />
İbni Ata hazretleri, (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni zikreden beni zikretmiş olur. İmanın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını sağladım) manasına geldiğini bildiriyor.</p>
<p>Katade hazretleri de bu âyet-i kerimeyi açıklarken buyuruyor ki:<br />
(Hak teâlâ, Fahr-i âlemin zikrini dünya ve ahirette yükseltmiştir. Namaz kılan herkes, “Eşhedü” diyerek Allah’a ve Resulullaha şehadet getirmektedir.)</p>
<p>Kur’an-ı kerimde ve namazda olduğu gibi, ezan okunurken de Allah’ın ismi, Habibinin ismiyle birlikte okunmaktadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Göklerden geçerken, “Muhammed Resulullah” olarak ismimi gördüm.) [Bezzar]</p>
<p>(Cennette her ağacın yaprakları üzerinde “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazılıdır.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Arş üzerinde, Cennetteki her şeyin üzerinde benim ismim vardır.) [İbni Asakir]</p>
<p>(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta &#8220;La ilahe illallah Muhammedün Resulullah&#8221; yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım”) [Taberani]</p>
<p>Hazret-i Ali, (Allahü teâlâ, Resulullaha iman etmeleri için peygamberlerin hepsinden ahd [söz] almıştır) buyuruyor. Nitekim Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin nuru, diğer peygamberlerin nurlarını kaplayınca, bu nurun kimin olduğunu suâl ettiler. Hak teâlâ da, (Bu Habibimin nurudur. Ona iman ederseniz, sizi peygamber olarak gönderirim) buyurdu. Onlar da (Senin Habibine iman ettik) dediler. Cenab-ı Hak da, (Ben şahid olayım mı) buyurdu. Onlar da (Evet) dediler. (Mevahib)</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Âdem, cesetle ruh arasındayken, benden misak alınırken ben peygamberdim.) [İ. Şabi]</p>
<p>(Allahü teâlâ, yer ve gökleri yaratmadan elli bin yıl önce, Ümm-ül kitaba şunu yazmıştır: Muhammed peygamberlerin sonuncusudur.) [Müslim]</p>
<p>(Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyheki]</p>
<p>(Kıyamette insanların efendisi benim.) [Buhari]</p>
<p>(Soyca da insanların en şereflisiyim.) [Deylemi]</p>
<p>(Arş-ı alaya benden başka kimse oturmaz.) [Tirmizi]</p>
<p>(Allahü teâlâ, beni insanların en iyisinden yarattı. İnsanların en iyisiyim, en iyi ailedenim. Kıyamette herkes sustuğu zaman ben söylerim, onlara şefaat ederim. Kimsenin ümidi kalmadığı bir zamanda onlara müjde veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsinin şefaatçisiyim. Bunları öğünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum.) [Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum.] (Mektubat-ı Rabbani 1/44)</p>
<p>Peygamber oldu demek<br />
Sual: Resulullah kırk yaşında peygamber oldu demek uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Uygun değildir. (Kırk yaşında Peygamber olduğu kendisine bildirildi) demelidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Âdem aleyhisselam yaratılmadan önce bile, Muhammed aleyhisselam Peygamberdi. (1/44)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamber-efendimizin-faziletleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizin-faziletleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber efendimizin mucizeleri</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizin-mucizeleri-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizin-mucizeleri-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 06:46:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6314</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber efendimizin mucizeleri Sual: Peygamber efendimizin mucizeleri nelerdir? CEVAP Çok mucizesi görülmüştür. Bazılarını bildirelim. Aşağıdaki yazılar (Mir’at-ı Kâinat) kitabından alınmıştır. Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek çoktur. Ümmetinin Evliyasında hâsıl olan kerametler, hep Onun mucizeleridir; çünkü kerametler, Ona tâbi olanlarda, Onun izinde gidenlerde hâsıl olmaktadır. Muhammed aleyhisselamın mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır: Birincisi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamber-efendimizin-mucizeleri-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Peygamber efendimizin mucizeleri</strong></span></p>
<p>Sual: Peygamber efendimizin mucizeleri nelerdir?<br />
CEVAP<br />
Çok mucizesi görülmüştür. Bazılarını bildirelim.<br />
Aşağıdaki yazılar (Mir’at-ı Kâinat) kitabından alınmıştır.</p>
<p>Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek çoktur. Ümmetinin Evliyasında hâsıl olan kerametler, hep Onun mucizeleridir; çünkü kerametler, Ona tâbi olanlarda, Onun izinde gidenlerde hâsıl olmaktadır.</p>
<p>Muhammed aleyhisselamın mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:</p>
<p>Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak, Peygamberliğinin bildirildiği (bi’set) zamanına kadar olanlardır.</p>
<p>İkincisi, bi’setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir.</p>
<p>Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir.</p>
<p><span id="more-6314"></span>Bunlardan birincilere, (İrhas) yani, başlangıçlar denir. Her biri de ayrıca görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bütün bu mucizeler o kadar çoktur ki, saymak mümkün olmamıştır. İkinci kısımdaki mucizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir. Bunlardan bazılarını aşağıda bildireceğiz.</p>
<p>1- Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı kerimdir.</p>
<p>2- En büyük mucizelerinden birisi de, Mirac mucizesidir.</p>
<p>3- Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, Ay’ı ikiye ayırmasıdır. Bu mucize, başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır. Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip, (Peygamber isen Ay’ı ikiye ayır) dediler. Muhammed aleyhisselam, herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Mübarek ellerini kaldırıp dua etti. Allahü teâlâ, kabul edip, Ay’ı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kâfirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler. İman etmediler.</p>
<p>Bu mucize ile ilgili âyet-i kerimenin meali şöyle:<br />
(Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı. Onlar [müşrikler] bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve &#8220;Eskiden beri devam ede gelen bir sihir [büyü] derler.) [Kamer 1,2]</p>
<p>4- Muhammed aleyhisselam, bazı gazalarında, susuz kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen seksen, bazen üçyüz, bazen binbeşyüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.</p>
<p>5- Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, (Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim) sesi işitildi.</p>
<p>6- Medine’de, mescid-i nebevide dikili bir hurma kütüğü vardı. Resulullah hutbe okurken, bu direğe dayanırdı. Buna Hannane denirdi. Minber yapılınca, Hannane’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Minberden inip, Hannane’ye sarıldı. Sesi kesildi. (Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlardı) buyurdu.</p>
<p>7- Mübarek eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi, Allahü teâlâyı tesbih ettikleri çok görülmüştür.</p>
<p>8- Bir gün, bir köylüyü imana davet etti. Müslüman bir komşumun vefat etmiş kızını diriltirsen, iman ederim dedi. Mezarına gittiler. İsmini söyleyerek kızı çağırdı. Kabir içinden ses işitildi ve dışarı çıktı. (Dünyaya gelmek ister misin?) buyurdu. (Ya Resulallah! Dünyaya gelmek istemem. Burada babamın evindekinden daha rahatım. Müslümanın ahireti, dünyasından daha iyi) dedi. Köylü bunu görünce, hemen imana geldi.</p>
<p>9- Tirmizi ve Nesai’nin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a’ma bir kimse gelip, ya Resulallah, Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın dedi. (Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!) duasını okumasını buyurdu. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır.</p>
<p>10- Medine’de, minberde hutbe okurken, bir kimse, ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor. İmdadımıza yetiş dedi. Ellerini kaldırıp, dua eyledi. Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen yağmur başladı. Birkaç gün devam etti. Yine minberde okurken, o kimse, ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul aleyhisselam, tebessüm etti ve (Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!) buyurdu. Bulutlar açılıp, güneş göründü.</p>
<p>11- Cabir bin Abdullah diyor ki, çok borcum vardı. Resulullaha haber verdim. Bahçeme gelip, hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı. (Alacaklılarını çağır, gelsinler!) buyurdu. Her birine hakları verildi. Yığından bir şey eksilmedi.</p>
<p>12- Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip, boş kabı geri gönderdi. Kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek, (ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz?Acaba günahım nedir?) dedi. (Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü teâlânın hediyene verdiği berekettir) buyurdu. Kadın çocukları ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka bir kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu, Resulullaha haber verdiler. (Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi) buyurdu.</p>
<p>13- Resulullahın gaybdan haber verdiği çok görüldü. Bu mucizesi üç kısımdır:</p>
<p>Birinci kısmı, kendi zamanından evvel olan ve kendisine sorulan şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kâfirlerin, katı kalbli düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuştur.</p>
<p>İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir.</p>
<p>Üçüncü kısmı, kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette olacak şeyleri bildirmesidir.</p>
<p>Burada ikinci ve üçüncü kısımlardan birkaçı aşağıda bildirilecektir.</p>
<p>[İslam’a davetin başlangıcında, müşriklerin eziyetlerinden, sıkıntılarından dolayı, Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Resulullah, Mekke’de kalan Eshab-ı kiramla beraber, üç sene her türlü görüşme, alış-veriş yapma, Müslümanlardan başka bir kimse ile konuşmama gibi, bütün içtimai muamelelerden men olundular. Kureyş müşrikleri, bu karar ve ittifaklarını bildiren bir ahdname yazarak, Kâbe-i muazzamaya asmışlardı. Her şeye kâdir olan Allahü teâlâ (Arza) denilen bir çeşit kurdu [ağaç kurdu] o vesikaya musallat etti. Yazılı bulunan (Bismikellahümme) [Allahü teâlânın ismi ile] ibaresinden başka, ne yazılı ise, hepsini o kurtcuk yedi, bitirdi. Allahü teâlâ bu hâli Cibril-i emin vasıtası ile Peygamber efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz de bu hâli amcası Ebu Talibe anlattı. Ertesi gün, Ebu Talib müşriklerin ileri gelenlerine gelerek, Muhammedin Rabbi Ona şöyle haber vermiş. Eğer söylediği doğru ise, bu hâli kaldırıp, eskiden olduğu gibi dolaşmalarına, başkaları ile görüşmelerine mani olmayınız. Eğer söylediği doğru değilse, ben de Onu artık himaye etmeyeceğim, dedi. Kureyşin ileri gelenleri, bu teklifi kabul ettiler. Herkes toplanarak Kâbe’ye geldiler. Ahdnameyi Kâbe’den indirerek açtılar ve Resulullahın buyurduğu gibi, (Bismikellahümme) ibaresinden başka, bütün yazıların yenilmiş olduğunu gördüler.]</p>
<p>Acem padişahı Hüsrev’den Medine’ye elçiler geldi. Bir gün, bunları çağırıp, (Bu gece, Kisranızı kendi oğlu öldürdü) buyurdu. Bir müddet sonra, oğlunun babasını öldürdüğü haberi geldi. [İran şahlarına Kisra denir.]</p>
<p>14- Bir gün, zevcesi Hafsa validemize, (Ebu Bekir ile baban, ümmetimin idaresini ellerine alacaklardır) buyurdu. Bu sözle Hazret-i Ebu Bekir’in ve Hafsa validemizin babası olan Hazret-i Ömer’in halife olacaklarını müjdeledi.</p>
<p>15- Ebu Hüreyre’yi “radıyallahü teâlâ anh” Medine’de, zekât olarak gelmiş olan hurmaların muhafazasına memur etmişti. Bir kimseyi hurma çalarken yakaladı. Seni Resulullaha götüreceğim dedi. Hırsız, fakirim, çoluğum çocuğum çoktur diyerek yalvarınca, bıraktı. Ertesi gün, Resulullah Ebu Hüreyre’yi çağırıp, (Dün gece bıraktığın adam ne yapmıştı?) buyurdu. Ebu Hüreyre anlatınca, (Seni aldatmış. Yine gelecektir) buyurdu. Ertesi gece yine geldi ve yakalandı. Tekrar yalvarıp, Allah aşkına bırak dedi ve kurtuldu. Üçüncü gece, tekrar gelip yakalanınca, yalvarmaları fayda vermedi. Beni bırakırsan, birkaç şey öğretirim, sana çok faydası olur, dedi. Ebu Hüreyre kabul etti. Gece yatarken, (Âyet-el kürsi)yi okursan Allahü teâlâ seni korur, yanına şeytan yaklaşmaz dedi ve gitti. Ertesi gün, Resulullah efendimiz, Ebu Hüreyre’ye tekrar sorup cevap alınca, (Şimdi doğru söylemiş. Halbuki kendisi çok yalancıdır. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?) buyurdu. Hayır, bilmiyorum deyince, (O kimse şeytan idi) buyurdu.</p>
<p>16- Rum İmparatorunun orduları ile harp için (Mute) denilen yere asker gönderdiğinde, sahabeden üç emirin arka arkaya şehid olduklarını, kendisi, Medine’de minber üzerinde iken, Allahü teâlânın göstermesi ile görerek yanındakilere haber verdi.</p>
<p>17- Muaz bin Cebeli vali olarak Yemen’e gönderirken, Medine’nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi. (Seninle dünyada artık buluşamayız) buyurdu. Hazret-i Muaz Yemen’de iken Resulullah efendimiz Medine’de vefat etti.</p>
<p>18- Vefat ederken, mübarek kızı Fatıma’ya, (Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın) buyurdu. Altı ay sonra Hazret-i Fatıma vefat etti. Akrabasından ondan evvel kimse vefat etmedi.</p>
<p>19- Kays bin Şemmasa, (Güzel olarak yaşarsın ve şehid olarak ölürsün) buyurdu. Hazret-i Ebu Bekir halife iken Yemamede Müseylemet-ül-Kezzab ile yapılan muharebede şehid oldu.<br />
Hazret-i Ömer’in ve Hazret-i Osman’ın ve Hazret-i Ali’nin şehid olacaklarını dahi haber verdi.</p>
<p>20- Acem padişahı Kisranın ve Rum padişahı Kayserin memleketlerinin Müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacağını müjdeledi.</p>
<p>21- Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmi Hiram’ın o gazada bulunacağını haber verdi. Hazret-i Osman halife iken Müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harp ettiler. Bu hanım da beraber idi. Orada şehid oldu.</p>
<p>22- Mübarek kızı Fatıma’nın oğlu Hasan “radıyallahü teâlâ anhüma” için, (Bu oğlum çok hayırlıdır. Allahü teâlâ, Müslümanlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebep yapacaktır) buyurdu. Büyük bir ordu ile Muaviye’ye “radıyallahü anh” karşı harp edeceği zaman, fitneyi önlemek, Müslümanların kanının dökülmemesi için hakkı olan halifeliği Muaviye’ye “radıyallahü anh” teslim etti.</p>
<p>23- Abdullah ibni Abbas’ın annesine bakıp, (Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!) buyurdu. Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek ağzının suyundan ağzına sürdü. İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi. (Halifelerin babasını al, götür!) buyurdu. Hazret-i Abbas, bunu işitip, gelip sorunca, (Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır. Onlar arasında seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır) buyurdu. Abbasiyye devletinin başına çok halifeler geldi. Bunların hepsi, Abdullah bin Abbas’ın soyundan oldu.</p>
<p>24- Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir. Hazret-i Ali buyuruyor ki:<br />
Resulullah beni Yemen’e kadı [Hâkim] olarak göndermek istedi. Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını bilmiyorum dedim. Mübarek elini göğsüme koyup, (Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir. Hep doğru söylemek nasip eyle!) buyurdu. Bundan sonra bana gelen şikâyetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükmederdim.</p>
<p>25- Nabiga ismindeki meşhur şair şiirlerinden birkaçını okuyunca, Araplar arasında meşhur olan (Allahü teâlâ dişlerini dökmesin) duasını buyurdu. Nabiga yüz yaşına gelmişti. Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiş dururdu.</p>
<p>26- Amcası Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Resulullahı çok üzdü. Çirkin şeyler söyledi. Buna çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna köpeklerinden birini musallat eyle!) buyurdu. Uteybe, Şam’a ticaret için giderken bir gece arkadaşlarının arasında yatıyordu. Bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince, kaptı parçaladı.</p>
<p>27- Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektup gönderdi. Alçak Hüsrev, mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid eyledi. Peygamber efendimiz bunu işitince, çok üzüldü ve (Ya Rabbi! Onun mülkünü parçala!) buyurdu. Resulullah hayatta iken Hüsrevi oğlu Şireveyh hançerle parçaladı. Hazret-i Ömer halife iken, acem memleketinin tamamını Müslümanlar feth edip, Hüsrev’in nesli de, mülkü de kalmadı.</p>
<p>28- Allahü teâlâ, Habibini belalardan korurdu. Ebu Cehil, Resulullahın en büyük düşmanı idi. Kâbe-i muazzama yanında namaz kılarken, alçak Ebu Cehil, tam zamanıdır diyerek, bıçakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı. Arkadaşları, niçin korktun dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm. Birçok kimse beni bekliyorlardı. Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı. Bunu Müslümanlar işitip, Resulullah efendimize sorduklarında, (Allahü teâlânın melekleri, onu yakalayıp parçalayacaklardı) buyurdu.</p>
<p>29- Resulullah efendimiz bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine mübarek elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş mesti yere bıraktı. Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu.</p>
<p>30- Selman-ı Farisi, hak din aramak için, İran’dan çıkıp çeşitli memleketleri dolaşmaya başladı. Beni Kelb kabilesinden bir kervan ile Arabistan’a gelirken Vadi’-ul kura denilen mevkide hainlik edip bir yahudiye köle diye sattılar. Bu da, akrabası, Medineli bir yahudiye köle olarak sattı. Hicrette Resulullahın Medine’ye teşriflerini işitince, çok sevindi. Çünkü, kendisi nasrani âlimi idi. En son rehberi büyük bir âlimin tavsiyesi ile, ahir zaman Peygamberine iman etmek için Arabistan’a gelmişti. O âlim, Resulullahın vasıflarını öğretmiş, Onun hediye kabul edip, sadaka kabul etmediğini, iki omuzu arasında mühr-ü nübüvvet olduğunu ve pek çok mucizeleri olduğunu Selman’a bildirmişti. Selman-ı Farisi, Resulullaha sadakadır diyerek hurma getirdi. Resulullah onlardan hiç yemedi. Hediyedir diye bir tabakta yirmibeş kadar hurma getirdi. Resulullah efendimiz ondan yedi. Bütün Eshab-ı kiram da yediler. Yenilen hurma çekirdekleri bin kadardı. Resulullahın bu mucizesini de gördü. Ertesi gün bir cenaze defninde mühr-ü nübüvveti görmek arzu etti. Resulullah, bunu anlayıp mübarek gömleğini sıyırarak mühr-ü nübüvveti gösterdi. Selman hemen imana geldi. Birkaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altın ödemek şartı ile azat edilmesine söz kesildi. Resulullah bunu işitti. Mübarek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma ağacı dikti. Ağaçlar o sene meyve vermeye başladı. Birini Ömer “radıyallahü teâlâ anh” dikmişti. Bu ağaç meyve vermedi. Resulullah efendimiz, bunu çıkarıp mübarek elleri ile tekrar dikti. Bu da hemen meyve verdi. Bir gazada, ganimet alınan, yumurta kadar altını Selman’a “radıyallahü teâlâ anh” verdiler. Resulullaha gelip, bu gayet azdır. Binaltıyüz gram çekmez dedi. Mübarek ellerine alıp tekrar Selman’a verdi. (Bunu sahibine götür) buyurdu. Yarısı ile efendisine olan borcunu ödedi. Yarısı da, Hazret-i Selman’a kaldı.</p>
<p>31- Kureyş kâfirlerinden Velid bin Mugire, As bin Vail, Haris bin Kays, Esved bin Yagus ve Esved bin Muttalib, Resulullaha cefa ve eziyet etmekte başkalarından aşırı gidiyorlardı. Cebrail aleyhisselam gelip, (Seninle alay edenlere cezalarını veririz&#8230;) mealindeki Hicr suresinin 95. âyetini getirip, Velidin ayağına, ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dördüncüsünün başına, beşincisinin gözlerine işaret etti. Velid’in ayağına bir ok battı. Çok kibirli olduğundan, eğilerek oku çıkarıp atmak, kendine ağır geldi. Demiri topuk damarına batıp, siyatik hastalığına yakalandı. As’ın ökçesine diken battı. Tulum gibi şişti. Harisin burnundan devamlı kan geldi. Esved bir ağaç altında neşeli otururken, kafasını ağaca vurup, diğer Esved de, a’ma olup, hepsi helak oldular.</p>
<p>32- Devs kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke’de imana gelmişti. Kavmini imana davet için Resulullahtan bir alamet istedi. (Ya Rabbi! Buna bir âyet (delil) ihsan eyle) buyurdu. Tufeyl, kabilesine gidince, iki kaşı arasında bir nur parladı. Tufeyl, ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka yerime koy. Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler dedi. Duası kabul olup, nur yüzünden gitti. Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı. Kabilesindekiler zamanla imana geldiler.</p>
<p>33- Hicretin yedinci senesinde Resulullah efendimiz, Habeş padişahı Necaşi’ye ve Rum imparatoru Herakliyus’a ve Acem padişahı Husrev’e ve Bizansın Mısır’daki valisi Mukavkas’e ve Şam’daki valisi Haris’e ve Umman Sultanı Semame’ye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti. Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı. Ertesi sabah, o dilleri söylemeye başladılar.</p>
<p>Molla Abdurrahman Caminin (Şevahid-ün-nübüvve) kitabında ve Yusuf-i Nebhani’nin (Huccetullahi alel-âlemin) kitabında, Resulullah efendimizin daha nice mucizeleri yazılıdır.</p>
<p>Save gölünün kuruması<br />
Sual: Peygamber efendimiz doğduğu zaman, Kâbe’deki putlar yüzüstü yıkılıyor, Kisra’nın sarayı çöküyor, bin yıldan beri Mecusilerin yanan ateşi sönüyor. Bir de Save gölünün kuruduğu bildiriliyor. Save gölünün suçu ne idi de kurudu?<br />
CEVAP<br />
Cansız varlıkların ne suçu olur ki, yani suçu olduğundan değil, bu gölü halk mukaddes sayar, kuruyacağına asla ihtimal vermezlermiş. Çok tuzlu imiş, sağdan soldan su gelmiyor, su seviyesi hep aynı, hiç eksilme olmuyormuş, derinliği beş metre yüzeyi 12,5 km imiş. Bu göl bir anda kuruyor. Bunun aksine, Şam tarafında bin yıldan beri suyu akmayan ve kurumuş olan Semave Nehrinin vadisi de, o gece, su ile dolup taşarak akmaya başlıyor. Bu tür olaylar cansız varlıkların suçu falan olduğu için değil, onları mukaddes sayan insanları ikaz için, ibret almaları için ve daha başka hikmetler yüzünden ihsan ediliyor.</p>
<p>Resulullahın mucizelerinden<br />
Sual: Resulullah&#8217;ın hacamat kanını içen olduğu söyleniyor. Kan içmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Resulullah efendimizin mübarek kanı, diğer insanların kanı gibi değildir.</p>
<p>Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Zübeyr, Resulullahın hacamat edilirken çıkan kanını içti. Resulullah efendimiz, darılmayıp, hatta gülümseyerek, (Artık Cehennem ateşi seni yakmaz) buyurdu. Başına bazı işler geleceğini de bildirdi. (Beyheki)</p>
<p>Yine Eshab-ı kiramdan Malik bin Sinan, Resulullahın mübarek kanını içtiği zaman, ona da, (Cehennem ateşi seni yakmaz) buyurdu. (İbni Hibban)</p>
<p>Mübarek artığını içen Bereke isimli kadına da, (Artık hiç karın ağrısı çekmezsin) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)</p>
<p>Halid bin Velid radıyallahü anh, sarığında taşıdığı bir sakal-ı şerif için her savaşta zafer kazandı. (Şifa-i şerif)</p>
<p>Bunların hepsi, Peygamber efendimizin mucizelerindendir; fakat selef-i salihine düşman selefi denilen kimseler, Resulullahın eşyalarıyla, mübarek saçı ve sakalıyla bereketlenmeyi şirk kabul ediyorlar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamber-efendimizin-mucizeleri-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimizin-mucizeleri-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullah efendimizin isimleri</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-efendimizin-isimleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-efendimizin-isimleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 06:45:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah efendimizin isimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6312</guid>
		<description><![CDATA[Resulullah efendimizin isimleri Sual: Peygamber efendimizin çok isminin olduğunu duydum, bunlar nelerdir? CEVAP Muhammed aleyhisselamın 400’e yakın ismi Mevahib-i ledünniyye&#8217;de vardır. Bunlardan bir kısmının manası alfabetik olarak kısaca şöyle: Abdullah: Allah’ın kulu. Âbid: Kulluk eden, ibadet eden. Âdil: Adaletli, doğru, doğruluktan, haktan ayrılmayan. Ahmed: En çok övülmüş, sevilmiş. Ahsen: En güzel. Alî: Çok yüce. Âlim: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullah-efendimizin-isimleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Resulullah efendimizin isimleri</strong></span></p>
<p>Sual: Peygamber efendimizin çok isminin olduğunu duydum, bunlar nelerdir?<br />
CEVAP<br />
Muhammed aleyhisselamın 400’e yakın ismi Mevahib-i ledünniyye&#8217;de vardır. Bunlardan bir kısmının manası alfabetik olarak kısaca şöyle:</p>
<p>Abdullah: Allah’ın kulu.<br />
Âbid: Kulluk eden, ibadet eden.<br />
Âdil: Adaletli, doğru, doğruluktan, haktan ayrılmayan.<br />
Ahmed: En çok övülmüş, sevilmiş.<br />
Ahsen: En güzel.<br />
Alî: Çok yüce.<br />
Âlim: Bilgin, bilen.<br />
Allâme: Çok bilgili.<br />
Âmil: İşleyici; iş ve hareket adamı.<br />
Aziz: Çok yüce, çok şerefli.<br />
<span id="more-6312"></span>Beşîr: Müjdeleyici.<br />
Burhan: Sağlam delil.<br />
Cebbâr: Kahredici, galip.<br />
Cevâd: Cömert.<br />
Ecved: En iyi, en cömert.<br />
Ekrem: En şerefli.<br />
Emin: Doğru ve güvenilir.<br />
Fadlullah: Allah’ın ihsanı, fazlı.<br />
Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran.<br />
Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran.<br />
Gâlip: Hâkim ve üstün.<br />
Gani: Zengin.<br />
Habib: Sevgili, çok sevilen.<br />
Hâdî: Doğru yola götüren.<br />
Hâfiz: Muhafaza edici.<br />
Halîl: Dost.<br />
Halîm: Yumuşak huylu.<br />
Hâlis: Saf, temiz.<br />
Hâmid: Hamd edici, övücü.<br />
Hammâd: Çok hamd eden.<br />
Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan.<br />
Kamer: Ay.<br />
Kayyim: Görüp gözeten.<br />
Kerîm: Çok cömert, çok şerefli.<br />
Mâcid: Yüce ve şerefli.<br />
Mahmûd: Övülen.<br />
Mansûr: Zafere kavuşmuş.<br />
Masûm: Suçsuz, günahsız.<br />
Medenî: Şehirli, bilgili ve görgülü.<br />
Mehdî: Hidâyet eden, doğru yola ileten.<br />
Mekkî: Mekkeli.<br />
Merhûm: Rahmetle bezenmiş.<br />
Mes&#8217;ud: Mutlu.<br />
Metîn: Sağlam, özü ve sözü doğru, itimat edilir.<br />
Muallim: Öğretici.<br />
Muhammed: Yerde ve gökte çok övülen.<br />
Muktefâ: Peşinden gidilen.<br />
Muslih: Islah edici ve düzene koyucu.<br />
Mustafa: Çok arınmış.<br />
Mutî: Hakka itaat eden.<br />
Mu&#8217;tî: Veren, ihsan eden.<br />
Muzaffer: Zafer kazanan, üstün.<br />
Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli, feyzli.<br />
Müctebâ: Seçilmiş.<br />
Mükerrem: Şerefli, yüce, aziz, hürmet ve tâzime erişmiş.<br />
Müktefî: İktifâ eden.<br />
Münîr: Nurlandıran, aydınlatan.<br />
Mürsel: Elçilikle gönderilmiş.<br />
Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş.<br />
Müstakîm: Doğru yolda olan.<br />
Müşâvir: Kendisine danışılan.<br />
Nakî: Çok temiz.<br />
Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini.<br />
Nâsih: Öğüt veren.<br />
Nâtık: Konuşan, nutuk veren.<br />
Nebî: Peygamber.<br />
Neciyyullah: Allah’ın sırdaşı.<br />
Necm: Yıldız.<br />
Nesîb: Asîl, temiz soydan gelen.<br />
Nezîr: Uyarıcı, korkutucu.<br />
Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk.<br />
Nûr: Işık, aydınlık.<br />
Râfi: Yükselten.<br />
Ragıb: Rağbet eden, isteyen.<br />
Rahîm: Müminleri çok seven, acıyan.<br />
Râzî: Kabul eden, hoşnut olan.<br />
Resûl: Elçi.<br />
Reşîd: Akıllı, olgun, iyi yola götürücü.<br />
Saîd: Mutlu.<br />
Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan.<br />
Sadullah: Allah’ın mübarek kulu.<br />
Sâdık: Doğru olan, gerçekçi.<br />
Saffet: Arınmış, seçkin.<br />
Sâhib: Mâlik, arkadaş; sohbet edici.<br />
Sâlih: İyi ve güzel huylu.<br />
Selâm: Noksan ve ayıptan emin.<br />
Seyfullah: Allah’ın kılıcı.<br />
Seyyid: Efendi.<br />
Şâfi: Şefaat edici.<br />
Şâkir: Şükredici.<br />
Şems: Güneş.<br />
Tâhâ: Kur&#8217;an-ı kerimdeki rümuz ismi.<br />
Tâhir: Çok temiz.<br />
Takî: Haramlardan kaçınan.<br />
Tayyib: Helâl, temiz, güzel, hoş.<br />
Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri.<br />
Vâiz: Nasihat eden.<br />
Vâsıl: Kulu Rabbine ulaştıran.<br />
Velî: Veli, sahip, dost.<br />
Yasîn: Gerçek insan, insan-ı kâmil.<br />
Zâhid: Masivadan yüz çeviren.<br />
Zâkir: Allah’ı çok anan.<br />
Zeki: Temiz, akıllı.</p>
<p>Resulullah’ın has ismi<br />
Sual: Kur’an-ı kerimde, Muhammed ismi geçen âyetlerin mealleri nasıldır?<br />
CEVAP<br />
Muhammed [aleyhisselam] ism-i şerifinin geçtiği âyet-i kerimelerin mealleri şöyledir:<br />
(Muhammed [aleyhisselam] ancak bir resuldür. Ondan önce birçok resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse, siz ardınıza dönecek misiniz [dininizi bırakıp savaştan kaçacak mısınız]? Böyle yapan, elbette Allah’a bir zarar veremez, fakat şükredip sabredenlere, Allah elbette mükâfat verecektir.) [Al-i İmran 144]</p>
<p>(Muhammed [aleyhisselam, kendi sulbünden olmayan] erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. O, Allah’ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]</p>
<p>(İman edip salih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından bir gerçek olarak Muhammed [aleyhisselama] indirilen kitaba inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.) [Muhammed 2]</p>
<p>(Muhammed [aleyhisselam] Allah’ın elçisidir. Onunla birlikte olanlar [Eshab-ı kiram], kâfirlere karşı çetin [ve metin], kendi aralarında merhametlidir. Onları rükû ve secde hâlinde [namaz kıldıklarını], Allah’ın fazlını ve rızasını kazanmaya çalıştıklarını görürsün. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır [yüzleri nurludur]. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar [Eshab-ı kiram], filizlenmiş, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekicilerin hoşuna giden ekine benzerler. Allahü teâlâ, böylece onları [Eshab-ı kiramı] çoğaltıp güçlendirmekle, kâfirleri öfkelendirdi. İman edip salih amel işleyenleri mağfiret edip, onlara [Eshab-ı kirama] büyük ecir vereceğini vadetti.) [Fetih 29]</p>
<p>Yukarıda da görüldüğü gibi Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Yâ Âdem, Yâ Musa, Yâ İsa) diyerek ismiyle hitap ederken, Peygamber efendimize o şekilde ismiyle hitap etmemiştir. Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diyor, Resulüm, Habibim gibi güzel sıfatlarla anıyor.</p>
<p>İslam âlimleri buyuruyor ki: Kur’an-ı kerimi okurken, Peygamber efendimizin ismi geçince, hemen o mübarek ismi sevgiyle, saygıyla öpen Müslüman, çok nimete kavuşur.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde, Allah’ın ve meleklerin Resulullah’a salât ettiği bildiriliyor, müminlerin de salevat getirmeleri emrediliyor. Bu emre uyarak salevat getirme nimetine kavuşmaya çalışmalıdır.</p>
<p>Dua kahramanı<br />
Sual: (Allah için, sahi, fakih, tanrı; Peygamberimiz için, dua kahramanı, namazcı, oruç yiğidi gibi sözler söylemenin mahzuru olmadığını düşünüyorum) denebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Allahü teâlânın isimleri tevkîfîdir. Yani, İslamiyet’te bildirilen isimleri söylemek caiz olup, bunlardan başkasını söylemek caiz değildir. Ne kadar kâmil, güzel isim olsa da, söylenmez. Cevâd denir, çünkü İslamiyet, Cevâd demektedir, fakat yine cömert manasında olan sahî ismi söylenemez; çünkü İslamiyet Ona sahî dememiştir. (Mektubat-ı Rabbani 2/67)</p>
<p>Allahü teâlâya âlim denir; fakat âlim demek olan fakih denmez, çünkü İslamiyet, Allahü teâlâya fakih dememiştir. (S. Ebediyye)</p>
<p>Bunun gibi, Allah ismi yerine, tanrı demek caiz değildir; çünkü tanrı, ilah, mabud demektir. Mesela, Hintlilerin tanrıları inektir denilmektedir. (Birdir Allah, Ondan başka tanrı yok) denebilir. Başka dillerdeki Dieu, Gott ve God kelimeleri de, ilah, mabud manasına kullanılabilir. Allah ismi yerine kullanılamaz.</p>
<p>Resulullaha verilecek unvanları da dinimiz bildirmiştir. İnsanlar kendi kafasına göre unvan veremez. Herkes kafasına göre övgü yapamaz. Dua kahramanı, namazcı, oruç yiğidi gibi tabirler de uygun olmaz.</p>
<p>(Düşünüyorum) sözü de çok yanlıştır. Bizim sözümüz dinde senet midir de, bizim düşüncemiz bir işe yarasın? Dinde, dört delilin haricindekilerin hiç önemi yoktur. O öyle düşünüyorsa, bir başkası da başka türlü düşünür. O zaman düşünce yığını olur, ortada din kalmaz. Onun için muteber din âlimlerinin kitaplarından alınmayan yazılara itibar etmemelidir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullah-efendimizin-isimleri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-efendimizin-isimleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullah sevgisinin önemi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-sevgisinin-onemi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-sevgisinin-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 06:43:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah sevgisinin önemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6310</guid>
		<description><![CDATA[Resulullah sevgisinin önemi Sual: Bir misyoner, “Siz, peygamberinizi, tanrıdan çok seviyorsunuz. Tanrının ismi anılınca hiç umursamıyorsunuz da, peygamberinizin ismi geçince hemen salevat okuyorsunuz. Bir de Allah ismi ile peygamberin ismini ayırmaz, yan yana söylersiniz. Allah aşkına şunu yap dense, yapmıyorsunuz da, peygamber aşkına dense hemen yapıyorsunuz” diyor. Buna ne demeliydim? CEVAP Misyonere, “Biz Peygamberimizi çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullah-sevgisinin-onemi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Resulullah sevgisinin önemi</p>
<p>Sual: Bir misyoner, “Siz, peygamberinizi, tanrıdan çok seviyorsunuz. Tanrının ismi anılınca hiç umursamıyorsunuz da, peygamberinizin ismi geçince hemen salevat okuyorsunuz. Bir de Allah ismi ile peygamberin ismini ayırmaz, yan yana söylersiniz. Allah aşkına şunu yap dense, yapmıyorsunuz da, peygamber aşkına dense hemen yapıyorsunuz” diyor.<br />
Buna ne demeliydim?<br />
CEVAP<br />
Misyonere, “Biz Peygamberimizi çok sevdik de ne yaptık, sizin gibi tanrı mı dedik, tanrının oğlu mu dedik? Putunu yapıp boynumuzda mı taşıdık? Putunun önünde günah mı çıkarttık? Kendi gözünüzdeki merteği görmüyor, bizim gözümüzde saman çöpü arıyorsunuz” demeliydiniz.</p>
<p>Müslüman, Resulullahı, Allah’ın emri olduğu için sever. Biz, Allahü teâlâyı sevdiğimiz için, Resulünü seviyoruz. Müslüman, niye haramlardan kaçar? Niye namaz kılar, niye oruç tutar? Peygamberi sevdiği için mi, yoksa Allah’ı sevdiği için mi? Elbette Allah’ı sevdiği için. Allahü teâlâ, Resulü için habibim diyor, Onu çok seviyor, bizim de sevmemizi ve Ona uymamızı istiyor. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(Resulüm de ki; Allah’ı seviyorsanız, bana uyun. Bana uyanları Allah sever!) [Âl-i İmran 31]</p>
<p>Allah’ın sevgisi ile Peygamberin sevgisi farklı olmadığı gibi, Allah’ın emri ile, Peygamberin emri de ayrı değildir. Bunu ayrı gösterenler kâfirdir. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(Allah’ın emirleri ile, peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150-151]</p>
<p>Salevat getirmemizi de emreden Allahü teâlâdır. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]</p>
<p>Müslüman, sadece Allah’ın resulünü değil, diğer Müslümanları da sevmesi gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Müminleri Allah için seven ve kâfirleri Allah için düşman bilen, ancak o zaman Allahü teâlânın sevgisine kavuşur.) [Mektubat-ı Masum Faruki 3/58]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Cenab-ı Hak, Kur&#8217;an-ı kerimde Resulüne itaat etmenin kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O halde, Resulüne itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kesin ve çok kuvvetli olduğunu bildirmek için de (Muhakkak böyledir) buyurdu. Bazı doğru düşünmeyenlerin bu iki itaati birbirinden ayrı göstermelerine meydan vermedi. (1/152)</p>
<p>Sultan Mahmud-i Gaznevi, birkaç adamını, Şeyh Ebül-Hasen-i Harkani hazretlerine gönderip onu yanına çağırmıştı. “Eğer gelmek istemezse, (Allah’a, Resulüne ve sizden [Müslümanlardan] olan âmirlere itaat edin) mealindeki âyeti okuyun” demişti. Şeyh hazretleri de gelmek istemeyince, kendisine bu âyeti okudular. O ise, (Allah’ın itaatine o kadar çok dalmış bulunuyorum ki, Resule itaat etmekten haya ediyorum. Âmire itaate vakit nerede?) dedi. Şeyh hazretlerinin [sekr halindeki] bu sözü, Allahü teâlânın itaatini, Resulünün itaatinden ayrı bildiğini göstermektedir. Şeriatın, tarikatın ve hakikatin bütün basamaklarında, Resulullaha itaat, Allahü teâlâya itaattir. Resulullaha itaat ile olmayan Allah’a itaat, dalalettir, sapıklıktır. Mehene şehrinin şeyhi, üstad Ebu Saîd-i Ebül Hayr ile otururken, Horasan’daki seyyidlerin büyüklerinden Seyyid Ecel de yanlarında idi. Bir meczup içeri girdi. Şeyh hazretleri, onu, Seyyidin üst yanına oturttu. Sonra seyyide dönerek, (Size olan saygımız, Resulullahı sevdiğimiz içindir. Bu meczubu ise, Allahü teâlâyı sevdiğimiz için yüksek tutuyoruz) dedi. Allahü teâlânın sevgisi ile, Resulullahın sevgisini ayıran böyle sözleri doğru yolun büyükleri uygun görmez. Allah sevgisinin, Resulullaha olan sevgiden çok olmasının, tarikat sarhoşluğundan ileri geldiğini bilirler. Böyle sözlere izin vermezler. (1/153)</p>
<p>(Allah ismi ile peygamberin ismini ayırmaz, yan yana söylersiniz) demesi de yanlıştır. Çünkü Habibinin ismini kendi isminin yanından ayırmayan Allahü teâlâdır. İmanda da, itaatte de kendi isminin yanında bildirmiştir. Bu husustaki bazı âyet-i kerime mealleri şöyledir:<br />
(Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin ve uyun ki doğru yolu bulun.) [Araf 158]</p>
<p>(Allah ve Resulüne itaat edin.) [Enfal 1, 20, 46, Ahzab 33, Maide 92, Tegabün 12, Mücadele 13, Nur 54]</p>
<p>(Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.) [Muhammed 33]</p>
<p>(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]</p>
<p>(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]</p>
<p>(De ki, “Allah’a ve Peygambere itaat edin! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]</p>
<p>(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]</p>
<p>(Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]</p>
<p>(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]</p>
<p>(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfal 13]</p>
<p>(Allah’a ve Resulüne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.) [Al-i İmran 132]</p>
<p>(Allah’a ve resulüne itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez.) [Hucurat 14]</p>
<p>(Allah’a ve Resulüne itaat edenler, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir.) [Nisa 69]</p>
<p>Ayrıca, Allah ve Resulüne itaat etmenin müslümanlık, karşı gelmenin sapıklık, kâfirlik olduğu, iman ve itaat edenlere Cennet nimetlerinin olduğu, inkâr ve karşı gelenlere Cehennem azaplarının olduğu, bunların Cehennemde (keşke Allah’a ve Resulüne itaat etseydik) diyecekleri başka âyetlerde de bildirilmiştir. [Ahzab 31, 36, 66, Nur 51,52, Feth 17, Tevbe 71]</p>
<p>Sadece Habibine uymayı da bildiriyor:<br />
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]</p>
<p>(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]</p>
<p>(O, kendiliğinden konuşmaz. Onun [din ile ilgili] her sözü vahiy iledir.) [Necm 3-4]</p>
<p>(İhtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]</p>
<p>(Namaz kılın, zekat verin, Resule itaat edin ki size merhamet edilsin.) [Nur 56]</p>
<p>(Kimi, ona [Resulüme] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi. Bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanları elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-56]</p>
<p>Habibini övüyor:<br />
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]</p>
<p>(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]</p>
<p>(Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmez, tükenmez, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4]</p>
<p>(Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21]</p>
<p>(Sen razı oldum diyene kadar Rabbin sana [çok nimet] verecek!) [Duha 5]</p>
<p>(Senin şânını, şöhretini yücelttik.) [İnşirah 4] Bu âyetin tefsirinde deniyor ki:<br />
Ezan, ikamet, teşehhüd, hutbe gibi bir çok yerde benimle beraber adını andırmak suretiyle şanını yücelttik. (Celâleyn)</p>
<p>Senin ismini doğuda, batıda, yeryüzünün her yerinde yükselttim. (Savi tefsiri) [Batıya doğru, bir tul derecesi gidilince, namaz vakitleri 4 dakika gecikiyor. Her 28 km gidişte, aynı vaktin ezanı birer dakika sonra tekrar okunuyor. Böylece, yer yüzünün her yerinde, her an ezan okunmakta, Muhammed aleyhisselamın ismi, Allahü teâlânın ismi ile beraber her an, her yerde işitilmektedir.]</p>
<p>Öyle bir yükseltme, yüceltme ki kendi ismini Habibinin ismi ile birlikte andırdı, Ona itaati kendisine itaat olarak gösterdi, melekler Ona salât etti, müminlere de Ona salevât getirmeyi emretti, Onu ismiyle değil, hep Resulüm, Habibim gibi güzel sıfatlarla andı. (Beydavi)</p>
<p>Cenab-ı Hak Resulünün nâmını dünya ve ahirette de yükseltti. Hiçbir şehadet getiren, hiçbir namaz kılan yoktur ki şehadet kelimesini ve Resulullahın mübarek adını zikretmiş olmasın. (Katâde)<br />
(Allahü tealâ buyurdu ki: “Ben anıldıkça habibim sen de benimle birlikte anılmak suretiyle şânını yükselttim.) [Ebu Ya'la, İbni Hibban]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullah-sevgisinin-onemi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-sevgisinin-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber efendimize tabi olmak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimize-tabi-olmak-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimize-tabi-olmak-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 06:42:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber efendimize tabi olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6308</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber efendimize tâbi olmak Sual: Resulullaha tâbi olmanın önemi nedir, tâbi olmak için ne yapmalı? CEVAP Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Bunun alameti de, Onun düşmanlarını düşman bilmek, Onu beğenmeyenleri sevmemektir. Muhabbete müdahene, yani gevşeklik sığmaz. Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamber-efendimize-tabi-olmak-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Peygamber efendimize tâbi olmak</p>
<p>Sual: Resulullaha tâbi olmanın önemi nedir, tâbi olmak için ne yapmalı?<br />
CEVAP<br />
Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Bunun alameti de, Onun düşmanlarını düşman bilmek, Onu beğenmeyenleri sevmemektir. Muhabbete müdahene, yani gevşeklik sığmaz. Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı gidenlerle uyuşamaz. İki zıd şeyin muhabbeti bir kalbde, bir arada yerleşemez. İki zıddan birini sevmek, diğerine düşmanlığı icap eder.</p>
<p>Resulullahı sevmek, bütün Müslümanlara farz-ı ayndır. Onun sevgisi bir gönüle yerleşirse, İslamiyet’i yaşama, imanın ve İslam’ın tadına, doyulmaz zevkine ermek ne kadar kolay olur. Bu sevgi, iki cihanın efendisine tam uymaya sebeptir. Bu sevgiyle Allahü teâlânın Habibine ikram ettiği sonsuz ve tarife sığmaz nimetlere ve bereketlere kavuşmakla şereflenilir. Küçük, büyük her Müslümanı doğrudan doğruya Resulullahın sevgisine götüren Ehl-i sünnet âlimleri ve kitapları bu bereketlerin senetleridir.</p>
<p>Bu dünya nimetleri geçicidir ve aldatıcıdır. Bugün senin ise, yarın başkasınındır. Ahirette ele girecekler ise sonsuzdur ve dünyada iken kazanılır. Bu birkaç günlük hayat, eğer dünya ve ahiretin en kıymetli insanı olan, Muhammed aleyhisselama tâbi olarak geçirilirse, seadet-i ebediyye, sonsuz necat, kurtuluş umulur. Yoksa Ona tâbi olmadıkça, her şey, hiçtir. Ona uymadıkça, her yapılan hayır, iyilik, burada kalır, ahirette ele bir şey geçmez.</p>
<p>Ahirette Cehennemden kurtulmak, yalnız Muhammed aleyhisselama tâbi olanlara mahsustur. Dünyada yapılan hayrat ve hasenat, yani bütün iyilikler, bütün keşfler, bütün hâller ve bütün ilimler Resulullahın yolunda bulunmak şartı ile, ahirette işe yarar. Yoksa, Allahü teâlânın sevgili Peygamberine tâbi olmayanların yaptığı her iyilik, dünyada kalır ve ahiretin harap olmasına sebep olur. Yani, iyilik şeklinde görünen, birer istidractan başka bir şey olamaz.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kâfir olarak ölenlerin işleri, dünyada da, ahirette de boşa gider.) [Bekara 217]</p>
<p>(Kimi, ona [Muhammed aleyhisselama] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi ki, bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-56]</p>
<p>(Rablerini inkâr edenlerin [imansızların faydalı] işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; o işlerin hiç faydası olmaz.) [İbrahim 18]</p>
<p>(Kâfirlerin [beğenerek] yaptığı bütün işler, kıyamette boşa gider.) [Tevbe 17]</p>
<p>(İmansızın ameli boşa gider, ahirette de ziyana uğrar.) [Maide 5]</p>
<p>(Kâfirlere ahirette yalnız Cehennem vardır. Emekleri boşa gider.) [Hud 16]</p>
<p>(Kıyamette onların yaptıkları her işi toz duman ederiz.) [Furkan 23]</p>
<p>(Kıyamette en çok ziyana uğrayanlar, iyi işler yaptıklarını sanıp da, bütün çabaları boşa gidenlerdir.) [Kehf 103-104]</p>
<p>Bir kimse, binlerce sene ibadet etse ve ömrünü, nefsini temizlemekle geçirse ve güzel huyları ile yanındakilere ve keşf ettiği aletler ile, bütün insanlara faydalı olsa, Muhammed aleyhisselama tâbi olmadıkça, İslam dinine inanıp müslüman olmadıkça ebedi saadete kavuşamaz.</p>
<p>İşte âyet-i kerime mealleri:<br />
(Allah indinde hak din ancak İslam’dır.) [A.İmran 19]</p>
<p>(Sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]</p>
<p>(Kim İslam’dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [A.İmran 85]</p>
<p>(Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.) [Muhammed, 33]</p>
<p>(Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan Cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse, onu can yakıcı azaba uğratır.) [Feth 17]</p>
<p>(Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygambere de itaat etseydik! derler.) [Ahzab 66]</p>
<p>Ahirette azaplardan kurtulmak, ancak Muhammed aleyhisselama tâbi olmaya bağlıdır. Onun gösterdiği yolda giden, Allahü teâlânın sevgisine kavuşur. Ona tâbi olan, Allahü teâlâya sadık kul olmak saadetine erer. Dünyaya gelmiş olan yüzyirmidörtbinden ziyade Peygamberin en büyükleri, Ona tâbi olmayı istemiştir. Musa aleyhisselam Onun zamanında bulunsaydı, o büyüklüğü ile beraber, Ona tâbi olmayı severdi. İsa aleyhisselamın gökten inip, Onun dini yolunda yürüyeceğini herkes bilir. Onun ümmeti olan müslümanlar, Ona tâbi oldukları için, bütün insanların hayırlısı ve en iyileri oldu. Cennete gireceklerin çoğu bunlar oldu ve Cennete herkesten önce gireceklerdir.</p>
<p>Ona tâbi olmak, yani Ona uymak, Onun gittiği yolda yürümektir. Onun yolu, Kur’an-ı kerimin gösterdiği yoldur. Bu yola İslam Dini denir. Ona uymak için, önce iman etmek, sonra Müslümanlığı iyice öğrenmek, sonra farzları eda edip, haramlardan kaçınmak, daha sonra, sünnetleri yapıp mekruhlardan kaçınmak lazımdır. Bunlardan sonra, mubahlarda da Ona uymaya çalışmalıdır.</p>
<p>İman etmek, Ona tâbi olmaya başlamak ve saadet kapısından içeri girmek demektir. Allahü teâlâ Onu, dünyadaki bütün insanları ebedi saadete davet için gönderdi.</p>
<p>Âyet-i kerimelerde mealen buyuruldu ki:<br />
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]</p>
<p>(Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21]</p>
<p>Ona tâbi olarak yapılanlar makbuldür. Mesela, Ona uyan bir kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, Ona uymaksızın, birçok geceyi ibadetle geçirmekten, kat kat daha kıymetlidir. Çünkü, kaylule etmek, yani öğleden önce biraz uyumak âdet-i şerifesi idi.</p>
<p>Mesela Onun dini emrettiği için, bayram günü oruç tutmamak ve yiyip içmek, Onun dininde bulunmayıp senelerce tutulan oruçlardan daha kıymetlidir. Onun dininin emri ile fakire verilen az bir şey ki, buna zekat denir, kendi arzusu ile, dağ kadar altın sadaka vermekten daha efdaldir.</p>
<p>Emir-ül-müminin Ömer radıyallahü anh bir sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra, cemaate bakıp, bir kimseyi göremeyince sordu: Eshabı; “Geceleri sabaha kadar ibadet ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır” deyince, Emir-ül-müminin; “Keşke bütün gece uyuyup da, sabah namazını cemaatle kılsaydı, daha iyi olurdu” buyurdu.</p>
<p>İslamiyet’ten sapıtmış olanlar, sıkıntı çekip ve mücahede edip, nefslerini körletiyor ise de, İslamiyet’e uygun yapmadıklarından kıymetsizdir ve hakirdir. Eğer bu çalışmalarına ücret hasıl olursa, dünyada birkaç menfaatten ibaret kalır. Halbuki, dünyanın hepsinin kıymeti ve ehemmiyeti nedir ki, bunun birkaçının itibarı olsun. Bunlar, mesela çöpçüye benzer ki, çöpçüler herkesten daha çok çalışır ve yorulur. Ücretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyet’e tâbi olanlar ise, latif cevahir ve kıymetli elmaslar ile meşgul olan mücevherciler gibidir. Bunların işi az, kazançları pek çoktur. Bazen bir saatlik çalışmaları, yüz binlerce senenin kazancını hasıl eder. Bunun sebebi şudur ki, İslamiyet’e uygun olan amel, Hak teâlânın makbulüdür, çok beğenir.</p>
<p>Böyle olduğunu kendi kitabının çok yerinde bildirmiştir. Mesela, Âl-i İmran suresi, otuz birinci âyetinde mealen; “Ey sevgili Peygamberim! Onlara de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız ve Allah’ın da, sizi sevmesini istiyorsanız, bana tâbi olunuz! Allah bana tâbi olanları sever” buyuruyor.</p>
<p>İslamiyet’e uymayan şeylerin hiçbirisini Hak teâlâ sevmez, beğenmez. Sevilmeyen, beğenilmeyen şeye sevap verilir mi? Belki cezaya sebep olur.</p>
<p>Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, Nisa suresi, sekseninci âyetinde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O halde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kat’i ve kuvvetli olduğunu bildirmek için, âyet-i kerimede; “Elbette muhakkak böyledir” buyurdu ve bazı doğru düşünmeyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan bırakmadı. Âyet-i kerimede mealen buyuruldu ki:<br />
(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]</p>
<p>Bütün insanlara önce lazım olan şey, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bildirdikleri gibi bir iman ve itikad edinmektir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın yolunu bildiren, Kur’an-ı kerimden murad-ı ilahiyi anlayan, hadis-i şeriflerden murad-ı peygamberiyi çıkaran bu büyük âlimlerdir. Kıyamette kurtuluş yolu, bunların gösterdiği yoldur. Allah’ın Peygamberinin ve Onun Eshabının yolunu kitaplara geçiren, değiştirilmekten ve bozulmaktan koruyan, Ehl-i sünnet âlimleridir.</p>
<p>Ehl-i sünnetin reisi, imam-ı a’zam Ebu Hanife Nu’man bin Sabit’tir (radıyallahü teâlâ anh).</p>
<p>Evliyanın büyüklerinden Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri buyuruyor ki:<br />
“Eğer Musa ve İsa aleyhimesselamın ümmetlerinde, imam-ı a’zam Ebu Hanife gibi bir zat bulunsaydı, bunlar Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa dönmezdi.”</p>
<p>Muhammed aleyhisselama tâbi olmak ahkam-ı İslamiyeyi yani İslam dininin emirlerini beğenip, seve seve yapmak ve Onun emirlerini, İslamiyet’in kıymet verdiği üstün tuttuğu şeyleri ve âlimlerini, salihlerini büyük bilip, hürmet etmektir ve Onun dinini yaymaya uğraşmak demektir ve dinine uymak istemeyenleri, beğenmeyenleri, aldırış etmeyenleri zelil, hakir ve aşağı tutmaktır.</p>
<p>İki cihan saadetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünya ve ahiretin efendisi olan, Muhammed aleyhisselama tâbi olmaya bağlıdır. Ona tâbi olmak için iman etmek ve ahkam-ı İslamiyeyi öğrenmek ve yapmak lazımdır.</p>
<p>Resulullah efendimize tâbi olmak yedi derecedir:<br />
Birincisi, Ahkam-ı İslamiyeye inanarak, bunları öğrenmek ve yapmaktır. Bütün Müslümanların ve âlimlerin ve zahidlerin ve abidlerin tâbi olması, bu derecededir. Bunların nefsleri iman etmemiştir. Allahü teâlâ, merhamet ederek, yalnız kalbin imanını kabul etmektedir.</p>
<p>İkincisi, emirleri yapmakla beraber, Resulullah efendimizin bütün sözlerini ve âdetlerini yapmak ve kalbi kötü huylardan temizlemektir. Tasavvuf yolunda yürüyenler bu derecededir.</p>
<p>Üçüncüsü, Resulullah efendimizde bulunan hallere zevklere ve kalbe doğan şeylere de tâbi olmaktır. Bu derece, tasavvufun “vilayet-i hassa” dediği makamda ele geçer. Burada, nefs de iman ve itaat eder ve bütün ibadetler, hakiki ve kusursuz olur.</p>
<p>Dördüncüsü, ibadetler gibi bütün hayırlı işler hakiki ve kusursuz olmaktır. Bu derece, ulema-i rasihin denilen büyüklere mahsustur. Bu rasih ilimli âlimler, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin derin manalarını ve işaretlerini anlar. Bütün Peygamberlerin eshabı böyle idi. Hepsinin nefsleri iman etmiş, mutmainne olmuştur. Böyle tâbi olmak, ya tasavvuf ve vilayet yolundan ilerleyenlere veya bütün sünnetlere yapışarak bütün bid’atlerden kaçanlara nasip olur. Bugün, dünyayı bid’at kaplamış, sünnetler gayb olmuştur. Bugün, sünnetleri bulup yapışmak ve bid’at deryasından kurtulmak çok zordur. Bid’atler, âdet hâlini almıştır. Halbuki âdetler ne kadar yerleşmiş ve yayılmış olsalar ve ne kadar güzel görünseler de, din ve sünnet olamaz.</p>
<p>Beşincisi, Resulullah efendimize mahsus kemalata, yüksekliklere tâbi olmaktır. Bu kemalat, ilim ve ibadetle ele geçemez. Ancak, Allahü teâlâdan, lütuf ve ihsan ile gelir. Bu derecede olanlar, büyük Peygamberler ve bu ümmetin pek az büyükleridir.</p>
<p>Altıncısı, Resulullah efendimizin mahbubiyyet ve ma’şukiyyet denilen kemalatına, olgunluklarına tâbi olmaktır ki, Allahü teâlânın çok sevdiklerine mahsustur ve lütuf ile ele geçmez, muhabbet lazımdır.</p>
<p>Yedinci derece, insan vücudunun her zerresinin tâbi olmasıdır. Tâbi metbua o kadar benzer ki, tâbi olmaklık aradan kalkar. Bunlar da, sanki Resulullah efendimiz gibi, aynı kaynaktan, her şeyi alır.</p>
<p>Ona uymanın ufak bir zerresi bütün dünya nimetlerinden ve ahiret saadetlerinden kat kat üstündür. İnsanlık meziyeti ve şerefi Ona tâbi olmaktır. Resulullah efendimize uymak için Müslümanların Ehl-i sünnetin dört hak mezhebinden birinde olmaları temel şarttır.</p>
<p>Ey saadete kavuşmak isteyen akıl sahipleri! Bütün gücünüzle Ona tâbi olmaya çalışınız! Bu devlete, bu nimete mani olan her şeyden kaçınız! Harikalar gösteren bir din yobazını ve yüksek mevkiler, diplomalar ele geçirmiş olan bir fen yobazını, yani Ona tâbi olmak şerefinden mahrum olan bir cahili, bir gafili görürseniz, bunun sözlerinin, yazılarının, radyolardaki, televizyonlardaki saçmalarının, yalanlarının, insanı felakete sürükleyeceğini ve hiç böyle gösteriş yapmayan, fakat çok dikkat ile ve titizlikle Ona tâbi olana inanmanın, Onu sevmenin, felaketlerden kurtarıcı çok kıymetli ilaç olduğunu biliniz! [Yalnız Kur’an diyen, Kur’anı getirmekle vazifesi bitti, O postacıydı diyen, Kelime-i şehadetin ikinci kısmına yani Muhammedün Resulullah demeye lüzum yoktur diyen din düşmanlarına inanmayı, yollarında bulunmayı felaket biliniz. Yaralı aslandan daha fazla bunlardan kaçınız.]</p>
<p>“Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz!”<br />
Ona tâbi olmak (Ahkam-ı İslamiye)yi beğenip, seve seve yapmak ve Onun emirlerini ve İslamiyet’in kıymet verdiği, üstün tuttuğu şeyleri ve âlimlerini, salihlerini büyük bilip, hürmet etmektir ve Onun dinini yaymaya uğraşmak demektir ve Allahü teâlânın emirlerine uymak istemeyenleri sevmemektir.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki;<br />
(Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmelisiniz! Öğretmez iseniz mesul olacaksınız.) [Müslim]</p>
<p>(Bir müslümanın evladı ibadet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna fısk, günah öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o kadar günah yazılır.) [S. Ebediyye]</p>
<p>Din-i İslam’ın temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslamiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, müslümanlara (Emr-i maruf) yapmayı emrediyor. Yani, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz diyor ve (Nehy-i anilmünker) emrediyor. Yani, yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız, diyor.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Birbirinize Müslümanlığı öğretiniz. Emr-i marufu bırakır iseniz, Allahü teâlâ, en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) [Bezzar]</p>
<p>(Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı yanında, denize nazaran bir damla su gibidir.) [Deylemi]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamber-efendimize-tabi-olmak-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamber-efendimize-tabi-olmak-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberlik iddiası zındıklıktır</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygamberlik-iddiasi-zindikliktir-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygamberlik-iddiasi-zindikliktir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 06:41:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberlik iddiası zındıklıktır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6306</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberlik iddiası zındıklıktır Sual: Peygamber efendimiz, ahir zaman peygamberi olduğuna ve ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre, nasıl oluyor da, Amerika’da Mısırlı R. Halife, Pakistan’da A. Kadıyani, İran’da Bahaullah, Türkiye’de birkaç kişi için peygamber deniyor? CEVAP Peygamber denilen kimselerin, Müslümanlıkla hiç alakaları yoktur. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Muhammed, Allah’ın resulü ve Hatem-ün-nebiyyindir [nebilerin sonuncusudur].) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fpeygamberlik-iddiasi-zindikliktir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Peygamberlik iddiası zındıklıktır</p>
<p>Sual: Peygamber efendimiz, ahir zaman peygamberi olduğuna ve ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre, nasıl oluyor da, Amerika’da Mısırlı R. Halife, Pakistan’da A. Kadıyani, İran’da Bahaullah, Türkiye’de birkaç kişi için peygamber deniyor?<br />
CEVAP<br />
Peygamber denilen kimselerin, Müslümanlıkla hiç alakaları yoktur. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Muhammed, Allah’ın resulü ve Hatem-ün-nebiyyindir [nebilerin sonuncusudur].) [Ahzab 40]</p>
<p>Eğer, (Hatem-ün-nebiyyin) değil de, (Hatem-ür-rüsul) denseydi, kötü maksatlılar, (Resul gelmez, ama nebi gelir) derlerdi. Bunun için, (Hatem-ün-nebiyyin) denmiştir.</p>
<p>Artık bir zındık, (Nebi gelmez, ama resul gelir) dese de, bir kıymeti yoktur. Çünkü, resullük makamında nebilik makamı da vardır. Yani her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Yeni bir şeriat getiren peygambere (Resul) denir. Yeni din getirmeyip, insanları önceki dine davet eden peygamberlere (Nebi) denir. Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, dine davette resul ile nebi arasında bir ayrılık yoktur. Resul ile nebi eşanlamlıdır. Bunun için, Peygamber efendimize, resul de, nebi de denmiştir. Mesela nebi geçen bir âyet-i kerime meali:<br />
(Allah ve melekleri, Nebi’ye çok salevat getiriyor. Ey müminler, siz de ona salevat getirin!) [Ahzab 56]</p>
<p>Nebi de, resul de gelmez<br />
Demek ki, resul olan bir peygamber, aynı zamanda nebidir. (Nebi gelmez) demek, resul de gelmez demektir. Peygamber efendimiz de, kendisinin, Hatem-ün-nebiyyin veya Hatem-ül-enbiya olduğunu bildirmiştir. (Buhari)</p>
<p>Allahü teâlâ, Resulüne, (Sana indirdiğim Kur’an-ı kerimi, insanlara açıkla) buyurmaktadır. (Nahl 44)</p>
<p>Resulullah da açıklıyor. Son peygamber ile ilgili açıklamalarından bazıları şöyledir:<br />
(Nebilik ve resullük sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed [aleyhisselam]dir.) [Hâkim]</p>
<p>(Bana has olan 5 isim vardır: Muhammed [Yerde gökte çok övülen], Ahmed [En çok övülmüş], Mahi [küfrü silen], Haşir [önce haşrolan] ve Akib [Hatem-ül-enbiya]) [Buhari]</p>
<p>Uzun bir hadis-i şerifte ise, ahirette kendilerinden şefaat istenen bütün peygamberler, insanları Muhammed aleyhisselama göndereceklerdir. İnsanlar da, Peygamber efendimize, (Sen Allah’ın resulü ve hatem-ül-enbiya’sın, bize şefaat eyle) diyeceklerdir. (Buhari, Müslim)</p>
<p>Mevahib-i ledünniyye’de buyuruldu ki:<br />
Resulullahın getirdiği din, diğer peygamberlerin şeriatini nesh etmiş ve kıyamete kadar devam edecektir. Bu bakımdan, Resulullahın ümmeti, diğer ümmetlerden çok olacaktır. Peygamber efendimize ait haslet çoktur.</p>
<p>Her milletin peygamberi<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Kıyamette tebaası en çok olan Peygamber ben olurum.) [Buhari]</p>
<p>(Bütün nebilere altı hasletle üstün kılındım. Ben bütün insanlara gönderildim. Nebiler benimle tamamlandı.) [Müslim]</p>
<p>(Her nebi, kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise, kızıl kara her millete gönderildim.) [Buhari]</p>
<p>İslamiyet’ten önce, zina çok olurdu. Bir kadın, bir erkek ile uzun zaman, flört edip metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. Hazret-i Âdem, öleceği zaman, oğlu Hazret-i Şit’e, (Yavrum, alnında parlayan bu nur, son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nurudur. Bu nuru, mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyet et) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)</p>
<p>Her resul, nebidir. Her nebi, resul değildir<br />
Mezhepsiz türediler, her gün yeni bir yorum getirerek, 14 asırdır bozulmadan gelen dinimizi dört koldan bozmaya, yıkmaya çalışıyorlar. Hadis-i şerifleri inkâr için adeta birbirleri ile yarış ediyorlar. Kimi hayzlı iken namaz kılınır, oruç tutulur diyor. Kimi cünüpken Kur’an okutuyor. Kimi de, akraba dışındaki kadınlarla yapılan zina günah değil, cinsel hizmet vermektir diyor. Kimi mehdi olduğunu ilan ediyor, R. Khalife, A.Kadıyani, Bahaullah ve daha başka zındıklar da kendilerine peygamber diyor.</p>
<p>19’cu Reşat Halife ve bazı zındıklar peygamberim (Resulüm) diyebilmek için, Ahzab suresinin, (O, [Muhammed aleyhisselam] Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur) [mealindeki 40. âyet için, “Nebi gelmez ama resul gelir” diyorlar. Halbuki “Nebi” gelmezse, “Resul” hiç gelmez. Çünkü nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Risalet [Resullük] makamı, nübüvetten [nebilikten] daha özel ve yüksektir. Her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Artık peygamber gelmeyeceğini âyet ve hadislerle tekrar yazalım.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.) [Buhari]</p>
<p>(Ben peygamberlerin efendisiyim, hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi]</p>
<p>(Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız &#8220;Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı&#8221; derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim]</p>
<p>Kur’an-ı kerimde ise mealen buyuruluyor ki:<br />
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]</p>
<p>Allahü teâlâ, son peygamberini gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur’an-ı kerimi inkâr olur. Peygamberlere ve onlara gönderilen kitaplara inanmak, imanın şartlarındandır.</p>
<p>Yeni bir din getiren, kendisine kitap verilen Peygambere resul dendiği gibi nebi de denir. Yani her resul, nebidir. Her nebi, resul değildir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet edenlere nebi denir. Fussilet suresinin (Resulüm!) Sana söylenen, senden önceki resullere söylenmiş olandan başka bir şey değildir) mealindeki âyet-i kerimesi de, resullere kitap verildiğini göstermektedir. Allahü teâlâ, dinini bildiren kitap göndermedikçe ceza vermiyor. İsra suresinin (Biz resul göndermedikçe azap etmeyiz) mealindeki 15. âyet-i kerimesi de, resulün kitap getiren peygamber olduğunu bildirmektedir. Peygamber Farsçadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Nebilik resullük makamı içindedir, nebi gelmezse, resul hiç gelmez. Sapıkların dediği gibi, resullük nebilik makamı içinde değildir.</p>
<p>Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 164. âyeti, Peygamber sayısının Kur’an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Nebiler 124 bin, resuller ise 313’tür.) [Hâkim]</p>
<p>Kur’an-ı kerimde bir resul için, o bir nebi idi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Resulullah olan Peygamber efendimizin de nebi olduğu birçok âyette geçiyor. Ankebut suresinin, (İshak ve Yakub’u ona bağışladık. Nebiliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilenler yani resuller de vardır.</p>
<p>Kendilerine kitap verilen resullerden bazıları şunlardır:<br />
Hazret-i Nuh resul ve nebi idi. (Şuara 107, Araf 61)<br />
Hazret-i İbrahim, resul ve nebi idi. (A. İmran 84, Meryem 41)<br />
Hazret-i Musa, resul ve nebi idi. (Meryem 51, Araf 104, Zuhruf 46)<br />
Hazret-i İsa, resul ve nebi idi. (Nisa 157, Maide 75)<br />
Hazret-i Hud, Hazret-i Salih, Hazret-i Lut, Hazret-i Şuayb resul idi. (Şuara 125, 143, 162, 178)</p>
<p>Nebilere örnek:<br />
Hazret-i Harun nebi idi. (Nisa 163, Meryem 53) [Hazret-i Musa zamanında ona nebilik verildi, Museviliği tebliğ etti.]<br />
Hazret-i Yahya nebi idi. (A. İmran 39) [ Hazret-i İsa zamanında İseviliği tebliğ etti.]</p>
<p>Resul, elçi, haberci anlamında da kullanılır. Melekten veya peygamber olmayan insanlardan da resul olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Allah meleklerden de resuller [elçiler] seçer, insanlardan da.) [Hac 75]</p>
<p>(Gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki resullerimiz [elçilerimiz yani hafaza melekleri de] yazmaktadır.) [Zuhruf 80]</p>
<p>(Birinize ölüm gelince, resullerimiz [elçilerimiz yani görevli melekler] onun canını alır.) [Enam 61]</p>
<p>(Melekler dediler ki: Ey Lut, Biz Rabbinin resulleriyiz [yani elçileriyiz].) [Hud 81]</p>
<p>(O Kur’an, itibarlı bir resulün [elçinin yani Cebrail’in] getirdiği sözdür.) [Tekvir 19]</p>
<p>(Melikin elçisi Yusuf’a geldiği zaman&#8230;) [Yusuf 50]</p>
<p>([Melike Belkıs dedi ki] hediyelerle gönderdiğim mürseller [elçiler] ne ile dönecek.) [Neml 35]</p>
<p>Herkese gönderilen Peygamber<br />
Sual: Yeni bir peygamber gelecek mi? Bazıları, (Nebi gelmez; ama resul her zaman gelir, şu anda resuller, yani elçiler vardır) diyorlar. Peygamber efendimiz son nebi ve son resul değil midir?<br />
CEVAP<br />
Evet, son nebi ve son resuldür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Nübüvvet ve risalet sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] (Nübüvvet ve risalet peygamberlik demektir. Bu hadis, açıkça, nebi de, resul de gelmeyeceğini bildirmektedir.)</p>
<p>(Nebiler benimle son buldu.) [Müslim] (Bu iki hadis-i şerif de, resulün de, nebinin de gelmeyeceğini açıkça bildiriyor. Necdiler, ilk peygamber olan Âdem aleyhisselamı inkâr ediyorlar.)</p>
<p>(Öğünmüyorum, ben nebilerin efendisi, sonuncusu ve şefaat edicilerin de ilkiyim.) [Darimi]</p>
<p>(Peygamberim diyen yalancılar çıkar, benden sonra peygamber gelmez.) [Mişkat-ül-mesabih]</p>
<p>(Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız &#8220;Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı&#8221; derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim]</p>
<p>(Her peygamber yalnız kendi kavmine geldi, ben ise bütün insanlara gönderildim.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai] (Peygamber efendimiz, âlemlere rahmet olarak bütün dünyaya gelmiştir. Hatta cinlerin de Peygamberidir. Birkaç âyet meali şöyledir:<br />
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]</p>
<p>(De ki, ey insanlar, ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]</p>
<p>(Âlemlere [Cin ve insanlara ilahi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1]</p>
<p>Allahü teâlâ, âlemlere rahmet olarak gönderdim diyor, o, bütün insanların peygamberi diyor. Allah’ın bu rahmeti yetmiyor mu da, yeni elçi aranıyor? İslam binası tamamlanmıştır. Bir âyet meali:<br />
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.) [Maide 3] (Son Resul gelip din tamamladığına göre, artık başka din ve başka Resul aranmaz.)</p>
<p>Nebi, Resul gelmeyecek ama ben resulüm diyen yalancılar çıkacak. Birkaç hadis-i şerif meali:<br />
(Davaları bir olan iki büyük ordu, çarpışmadıkça ve kendilerine ben resulüm [peygamberim, elçiyim] diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İ.Ahmed] (Bu hadis-i şerifler, Resulullah efendimizin mucizelerindendir.)</p>
<p>(Resulüm diyen yalancılar çıkacaktır. Benden sonra resul yoktur.) [Nesai, İ.Ahmed, Taberani]</p>
<p>(Deccal gelmeden otuz kadar veya daha fazla kendilerine resul [elçi] diyen yalancılar çıkar. Bunlar, sizde olmayan âdetler, bid’atler çıkarır ve dininizi değiştirirler. Bunlardan sakının ve onlara düşman olun.) [Taberani] (Mesela bunlar imanın şartını eksiltir veya çoğaltırlar, kaderi inkâr ederler, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu kabul etmezler. 19 un katı olmayan âyetler uydurma derler. Hadisleri inkâr ederler. İslâm âlimleri dini yanlış bildirmiş derler.)</p>
<p>(Kıyametten önce resulüm diyen yalancılar çıkar. Onlardan sakının.) [Müslim, Taberani]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fpeygamberlik-iddiasi-zindikliktir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygamberlik-iddiasi-zindikliktir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seyyidlere hürmet</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/seyyidlere-hurmet.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/seyyidlere-hurmet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 06:12:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyidlere hürmet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6304</guid>
		<description><![CDATA[Seyyidlere hürmet Sual: Resulullahın soyundan gelenler yani seyyidler ve şerifler günah işleseler de, onlara hürmet etmek gerekir mi? CEVAP Elbette hürmet etmek gerekir. Bir kimseyi sevenin, onun sevdiklerini, çocuklarını, torunlarını da sevmesi gerekir. Düşmanlarını ise sevmemesi gerekir. Bir kimsenin çocuğu, torunu yaramazlık yapsa ona kızar, hatta belki döver, ama başkası yan gözle baksa üzülür, çocuğuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fseyyidlere-hurmet.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Seyyidlere hürmet</p>
<p>Sual: Resulullahın soyundan gelenler yani seyyidler ve şerifler günah işleseler de, onlara hürmet etmek gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Elbette hürmet etmek gerekir. Bir kimseyi sevenin, onun sevdiklerini, çocuklarını, torunlarını da sevmesi gerekir. Düşmanlarını ise sevmemesi gerekir. Bir kimsenin çocuğu, torunu yaramazlık yapsa ona kızar, hatta belki döver, ama başkası yan gözle baksa üzülür, çocuğuna sahip çıkar, onu korur. İşte bütün seyyidler ve şerifler de Peygamber efendimizin torunlarıdır. Günah işleseler de, onlara kötü davranan, hürmetsizlik eden Resulullahı üzmüş olur.</p>
<p>Peygamber efendimiz, (Benim evlâdımın iyilerini, Allah rızası için kerim tutun! Onlara hürmet edin! İyi olmayanlarına da benim hatırım için hürmet edin!) buyuruyor. Büyüklerden birisinin küçük bir kızı, oyuncak bebeklerine birer isim takar. Birine de, Seyyid ismini verir. Babası, bunlar put sayılır diye, oyuncak bebekleri ateşe atar. Kızı feryat eder, (Baba, onu ateşe atma, o Seyyid’dir) der. Babası, oyuncak bebek olduğu için, hiç aldırmadan ateşe atar. Bu zat rüyada Resulullah efendimizi kızgın bir halde görür. (Benim Ehl-i beytime bu hürmetsizliği niye yaptın?) diye azarlar. Âlim korkuyla uyanıp tevbe ve istiğfar eder. (Riyad-ün-Nasihin, Resail-i İbni Âbidin)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fseyyidlere-hurmet.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/seyyidlere-hurmet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberlerin en üstünü</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamberlerin-en-ustunu-3.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamberlerin-en-ustunu-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 06:11:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberlerin en üstünü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6302</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberlerin en üstünü Sual: Yazarın biri, Hazret-i İsa’nın bile bu ümmetten olmak istediğini yazınca, başka bir yazar, (Hazret-i Muhammed hazret-i İsa’dan üstün mü ki? Bekara suresinde, “Peygamberler arasında ayrım yapılmaz” denirken hazret-i Muhammed ve ümmeti neden üstün olacak?) diye ona reddiye yazdı. Hangi yazarın görüşü doğrudur? CEVAP İkinci yazar, hocasını Peygamber sanan süper bir sapıktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamberlerin-en-ustunu-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Peygamberlerin en üstünü</p>
<p>Sual: Yazarın biri, Hazret-i İsa’nın bile bu ümmetten olmak istediğini yazınca, başka bir yazar, (Hazret-i Muhammed hazret-i İsa’dan üstün mü ki? Bekara suresinde, “Peygamberler arasında ayrım yapılmaz” denirken hazret-i Muhammed ve ümmeti neden üstün olacak?) diye ona reddiye yazdı. Hangi yazarın görüşü doğrudur?<br />
CEVAP<br />
İkinci yazar, hocasını Peygamber sanan süper bir sapıktır. Peygamber efendimiz bütün peygamberlerden üstün olduğu gibi, onun ümmeti de diğer ümmetlerden üstündür. Bekara suresinin, (Allah’ın Resulleri arasında ayrım yapmayız) mealindeki 285. âyet-i kerimesi tefsirlerde, (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi, Peygamberlerden bazısını kabul edip, bazısını inkâr ederek ayrım yapmayız, hepsi de peygamberdir) demek olduğu bildiriliyor, çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]</p>
<p>(Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]</p>
<p>Demek ki Resullerin de, Nebilerin de birbirinden üstün olanları vardır. Peygamberlerin birbirinden üstün olduğunu kabul etmemek, bu iki âyet-i kerimeyi inkâr etmek olur. Her peygamber kendi milletine geldi, fakat Muhammed aleyhisselam bütün âlemlere geldi. Birkaç âyet-i kerime meali:<br />
(Âlemlere [Cin ve insanlara, ilâhî azapla] korkutucu [uyarıcı] olsun diye Furkan’ı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şanı] ne yücedir.) [Furkan 1]</p>
<p>(De ki: “Ey insanlar! Ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.”) [Araf 158] (Her elçi bir millete gelmişken, Muhammed aleyhisselam bütün insanlara gelmiştir.)</p>
<p>(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]</p>
<p>(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Başka hangi peygamber âlemlere rahmet olarak gönderildi? Bu rahmet, yalnız insanlar için değil, bütün mahlûklar içindir. Hatta kâfirler bile faydalanır. Nitekim (Sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onlara [kâfirlere] azap etmez) buyuruluyor. (Enfal 33) Başka hangi peygamber için böyle buyuruldu?)</p>
<p>Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfir olur) buyuruldu. (Hatib)</p>
<p>Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Yâ Âdem, Yâ Musa, Yâ İsa) diyerek ismiyle hitap ederken, Resulullah’a (Yâ eyyühennebiyyu, yâ eyyüherresul) yani (Ey Peygamberim, ey Resulüm) diye hitap ediyor. Bu hitap şekli de, Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir. Fatiha suresinde bildirdiği gibi, Allahü teâlâ Âlemlerin Rabbi’dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, Rabbüke, Rabbike yani Senin Rabbin buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)</p>
<p>Birkaç âyet-i kerime meali:<br />
(Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4] (Başka hangi Peygamber böyle övülüyor?)</p>
<p>(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Razı olana kadar nimet verecek. Başka hangi Peygambere bu nimetler veriliyor?)</p>
<p>(Allah ve melekleri, Nebiye salât ediyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] (Başka hangi Peygambere bu makam veriliyor? Hangi peygambere Allahü teâlâ salât ediyor?)</p>
<p>Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak dinle gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün getirdiği dinin ve kendisinin en üstün olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Öğünmek için söylemiyorum, ben peygamberlerin efendisi, sonuncusu ve şefaat edicilerin de ilkiyim.) [Darimi]</p>
<p>Buhari ve diğer hadis kitaplarındaki bir hadis-i şerifte de bildirildiği şekilde, insanlar şefaat için Hazret-i Âdem’den itibaren bütün peygamberlere gidecekler, hepsi bir özür beyan edecek, sonunda Muhammed aleyhisselama gönderecekler. İlk şefaati Peygamber efendimiz yapacaktır. En üstün olan peygamberin ümmeti de üstündür. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Siz ümmetlerin en hayırlısı, insanların seçilmişisiniz.) [Âl-i İmran 110]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Muhammed aleyhisselamın izinde ilerleyenlerin büyükleri, İsrail oğullarının Peygamberlerine benzetildi. [Hadis-i şerifte, (Ümmetimin âlimleri İsrail oğullarının peygamberleri gibidir) buyuruldu.] Musa aleyhisselam Onun zamanında bulunsaydı, Onun yoluna girmekten başka bir şey yapmazdı. İsa aleyhisselamın gökten ineceği ve Allahü teâlânın sevgilisine ümmet olacağı herkesin bildiği bir şeydir. Onun ümmeti, Onun yolunda bulundukları için, ümmetlerin en iyileri oldular. (1/249)</p>
<p>Tevrat ve İncil’de Muhammed aleyhisselamın vasıfları, üstünlükleri bildirilmişti. Bunları bilen hazret-i Musa ile hazret-i İsa, Onun ümmetinden olmak için çok yalvardılar, dua ettiler. İsa aleyhisselamın bu duası da kabul olundu. Allahü teâlâ Onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete yakın tekrar yeryüzüne inecek, Muhammed aleyhisselamın dinine uyacak ve onu yayacaktır (H. L. O. İman)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fpeygamberlerin-en-ustunu-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/peygamberlerin-en-ustunu-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullah efendimizin vefatı</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-efendimizin-vefati.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-efendimizin-vefati.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 06:10:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[hz.muhammed ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah efendimizin vefatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6300</guid>
		<description><![CDATA[Resulullah efendimizin vefatı Sual: Peygamber efendimizin vefatı nasıl oldu, bir vasiyette bulundu mu? CEVAP Resulullah efendimizin, hicretin onbirinci yılı, Safer ayının yirmi yedinci günü, mübarek başı ağrımaya başladı. Kendisinden sonra, Ebu Bekri Sıddıkın halife seçilmesi için, vasiyet yazdıracağını bildirip kalem getirilmesini emir buyurdu. Hazret-i Abdurrahman emirlerini yapmaya giderken (Sonra getirirsin, şimdi dursun!) buyurdu ve mescid-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullah-efendimizin-vefati.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Resulullah efendimizin vefatı</p>
<p>Sual: Peygamber efendimizin vefatı nasıl oldu, bir vasiyette bulundu mu?<br />
CEVAP<br />
Resulullah efendimizin, hicretin onbirinci yılı, Safer ayının yirmi yedinci günü, mübarek başı ağrımaya başladı. Kendisinden sonra, Ebu Bekri Sıddıkın halife seçilmesi için, vasiyet yazdıracağını bildirip kalem getirilmesini emir buyurdu. Hazret-i Abdurrahman emirlerini yapmaya giderken (Sonra getirirsin, şimdi dursun!) buyurdu ve mescid-i âlem minbere çıkıp Eshabına nasihat verdi ve helalleşti. Sonra, Ebu Bekri Sıddıkın üstünlüğünü, kıymetini, kendisinden çok hoşnut olduğunu bildirdi. Birkaç gün sonra hastalık arttı. Ensar-ı kiram, çok üzüldü.</p>
<p>Hazret-i Abbas’ın oğlu Fadl ile Hazret-i Ali bu hâli Resulullah efendimize haber verdi. Merhamet buyurarak, sıkıntıya katlanıp ve bu ikisinin koltuğuna girip tekrar mescid-i şerife gelip minbere çıktı. Ensara dönüp buyurdu ki:</p>
<p>(Ey Eshabım! Benim ölümümü düşünüp telaş ediyorsunuz. Hiçbir peygamber, ümmeti arasında sonsuz kaldı mı ki, ben de sizin aranızda sonsuz kalayım? Biliniz ki, ben Rabbime kavuşacağım. Size nasihatim olsun ki, Muhacirin büyüklerine saygı gösterin!)</p>
<p>Sonra, (Ey Muhacirler! Size de vasiyetim şudur ki, ensara iyilik edin! Onlar size iyilik etti. Evlerinde barındırdı. Geçinmeleri sıkıntılı olduğu halde, sizi kendilerinden üstün tuttular. Mallarına sizi ortak ettiler. Her kim, Ensar üzerine hakim olur ise, onları gözetsin, kusur edenleri olursa affetsin. Allahü teâlâ, bir kulunu dünyada kalmak ile, Rabbine kavuşmak arasında serbest bıraktı. O kul, Rabbine kavuşmak istedi) buyurdu.</p>
<p>Ebu Bekri Sıddık, bu sözün ne demek olduğunu anlayıp, canımız sana feda olsun ya Resulallah! diyerek ağladı. Resul-i ekrem ona, sabır ve katlanmak lazım geldiğini emretti. Mübarek gözlerinden yaş akıyordu. (Ey Eshabım! Din-i İslam yolunda sıdk ve ihlas ile malını feda eden Ebu Bekir’den çok razıyım. Ahiret yolunda arkadaş edinmek elde olsaydı, onu seçerdim) buyurdu. Yine lütuf ederek söze başlayıp buyurdu ki:</p>
<p>(Ey muhacirler ve ey Ensar! Vakti belli olan bir şeye kavuşmak için acele etmenin faydası yoktur. Allahü teâlâ, hiçbir kulu için acele etmez. Bir kimse Allahü teâlânın kaza ve kaderini değiştirmeye, iradesinden üstün olmaya kalkışırsa, onu kahr ve perişan eder. Allahü teâlâya hile etmek, Onu aldatmak isteyenin işleri bozulup, kendi aldanır. Cennete girmek, bana kavuşmak isteyen, boş yere konuşmasın.</p>
<p>Ey Müslümanlar! Kâfir olmak, günah işlemek, nimetin değişmesine, rızkın azalmasına sebep olur. Eğer insanlar, Allahü teâlânın emirlerine itaat ederse, hükümet başkanları, amirleri, valileri onlara merhamet ve şefkat eder. Fısk, fücur, taşkınlık yapar, günah işlerlerse, merhametli başkanlara kavuşamazlar.</p>
<p>Benim hayatım, sizin için hayırlı olduğu gibi, ölümüm de hayırlıdır ve rahmettir. Eğer birini haksız yere dövmüşsem veya birine fena bir söz söylemiş isem, bana aynı şeyi yaparak hakkını alsın, birinizden haksız bir şey almışsam, geri istesin helalleşelim. Çünkü, dünya cezası, ahiret cezasından pek hafiftir. Buna katlanmak daha kolaydır.)</p>
<p>Resulullahın ölüm hastalığı<br />
Hastalık zamanında, ezan okundukça, mescid-i şerife çıkar ve imam olup, cemaat ile namaz kılardı. Vefatına üç gün kala, hastalığı ağırlaştı. Artık mescide çıkamadığından (Ebu Bekre söyleyin Eshabıma namaz kıldırsın) buyurdu. Ebu Bekri Sıddık, Resulullahın hayatında müslümanlara imam olarak, 17 vakit namaz kıldırdı. Cenaze işlerini Hazret-i Ali’nin yapmasını emir buyurdu. Resulullahın hastalığı ağırlaştı. Pazartesi günü Eshab-ı kiram, mescid-i şerifte saf saf olup Ebu Bekri Sıddıkın arkasında sabah namazını kılarlar iken, Fahr-i âlem mescide geldi. Kendi de Hazret-i Ebu Bekir’e uyup, arkasında namaz kıldı.</p>
<p>O gün öğleden önce, Cebrail aleyhisselam, Azrail aleyhisselamla birlikte kapıya gelip içeri girdi. Azrail aleyhisselamın girmek için izin beklediğini söyledi. Resulullah efendimiz izin verdi. Azrail aleyhisselam içeri girip selam verdi. Allahü teâlânın emrini bildirdi. Resul-i ekrem, Hazret-i Cebrail’in yüzüne baktı. O da, (Ya Resulallah! Mele-i ala sizi bekliyor) dedi. Bunun üzerine (Ya Azrail! Gel, vazifeni yap) buyurdu. O da, mübarek ruhunu alıp, ala-yı illiyyine ulaştırdı.</p>
<p>Resul-i ekremde mevt alametleri görünce, Ümm-i Eymen hazretleri, oğlu Üsame’ye haber gönderdi. Üsame ve Ömer Faruk ve Ebu Ubeyde bu acı haberi alınca, ordudan ayrılıp, Mescid-i Nebeviye geldiler.</p>
<p>Hazret-i Âişe ve diğer hatunlar, ağlayınca, mescid-i şerifteki Eshab-ı kiram şaşırdı. Ne olduklarını anlayamadılar. Beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Hazret-i Osman’ın dili tutuldu. Hazret-i Ebu Bekir, o anda evinde idi. Koşarak geldi. Hemen, hücre-i saadete girdi. Fahr-i âlemin yüzünü açtı, mübarek yüzü ve her yeri latif, nazif olarak, nur gibi parlıyordu. (Mematın da, hayatın gibi ne güzel ya Resulallah!) diyerek, öptü. Çok ağladı. Mescide geldi. Şaşırmış olan Eshab-ı kirama nasihat verip, ortalığı düzene koydu. Resulullah vefat edince, Eshab-ı kiramın hepsi bu derin üzüntü ile ne yapacağını şaşırdı. Üzerlerine çöken acıdan, dehşetten, kiminin dili tutuldu kimisi yerinden kalkamaz, sokağa çıkamaz oldu.</p>
<p>Hazret-i Ali de, ayrılık ateşinden ne yapacağını şaşırmıştı. Hazret-i Ömer şaşkınlıktan eline kılıç alıp, (Kim Resulullah öldü derse, boynunu vururum) diyerek sokak sokak dolaşmıştı. Kötü niyetli olan münafıklar bu kargaşalıktan istifadeye kalkmıştı.</p>
<p>Bu karışık hâli gören Ebu Bekri Sıddık mescide gidip, minbere çıkarak, (Ey Resulullahın Eshabı! Biz Allahü teâlâya kulluk ediyoruz. O hep diridir. Hiç ölmez. Hiçbir zaman yok olmaz. Zümer suresinin (Ey sevgili Peygamberim! Bir gün gelecek, sen elbette öleceksin. Onlar da elbette ölecektir) mealindeki otuzuncu âyetini okudu. Allahü teâlânın haber verdiği gibi, Resulullah efendimiz vefat etmiştir) dedi. Böyle tesirli sözlerle nasihat etti.</p>
<p>Eshab-ı kiramın şaşkınlıkları gidip, akılları başlarına geldi. Hatta Hazret-i Ömer, bu âyet-i kerimeyi işitince (Bu âyet, öyle hatırımdan çıkmıştı ki, yeni nazil oldu sandım) buyurmuştur.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir, münafıkların bir fesat çıkarmak üzere olduklarını, bir münafığı halife seçmek için toplandıklarını sezerek, cenaze işlerini Hazret-i Ali’ye bırakıp, halife seçmeyi görüşen Eshab-ı kiramın yanlarına gitti. Görüşme sonunda, oradakilerin hepsi, Hazret-i Ebu Bekri halife seçti. Resulullahın vefatının ikinci günü, Hazret-i Ali de mescide gelerek Hazret-i Ebu Bekir’e biat eyledi. Hazret-i Ebu Bekir, sözbirliği ile halife yapıldı.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir, halife seçilince, ertesi günü, mescide gelip, minbere çıkıp buyurdu ki:</p>
<p>Ey müslümanlar! Sizin üzerinize vali ve emir oldum. Halbuki, sizin en iyiniz değilim. Eğer iyilik yaparsam bana yardım edin. Kötü iş yaparsam, bana doğru yolu gösterin! Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. Sizin zayıfınız, bence çok kıymetlidir. Onun hakkını kurtarırım. Kuvvetine güvenen ise, bence zayıftır. Çünkü, ondan, başkasının hakkını alırım. Hiçbiriniz cihadı terk etmesin, cihadı terk edenler zelil olur. Ben Allah’a ve Resulüne asi olur, doğru yoldan saparsam, sizin de bana itaat etmeniz gerekmez. Kalkın, namaz kılalım! Allahü teâlâ hepinize iyilik versin! (H.S. Vesikaları)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullah-efendimizin-vefati.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullah-efendimizin-vefati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nebi ve Resul nedir?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/nebi-ve-resul-nedir-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/nebi-ve-resul-nedir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 06:09:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Nebi ve Resul nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6298</guid>
		<description><![CDATA[Nebi ve Resul nedir? Sual: Bazıları hocalarını Resul yani Peygamber olarak gösterebilmek için, “Kitap gönderilen peygambere Nebi, Kitap gönderilmeyen peygambere Resul denir” diyorlar. Peygamberlik son bulmadı mı? Bizim Peygamberimiz son Peygamber değil mi? CEVAP Müslümanlıkla ilgisi olmayan böyle iddialar, dinimizi içten yıkmak isteyen din düşmanlarının taktik ve hilelerindendir. Bunlar, Yalnız Kur’an diyerek, âyetleri kendi kafalarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fnebi-ve-resul-nedir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Nebi ve Resul nedir?</p>
<p>Sual: Bazıları hocalarını Resul yani Peygamber olarak gösterebilmek için, “Kitap gönderilen peygambere Nebi, Kitap gönderilmeyen peygambere Resul denir” diyorlar. Peygamberlik son bulmadı mı? Bizim Peygamberimiz son Peygamber değil mi?<br />
CEVAP<br />
Müslümanlıkla ilgisi olmayan böyle iddialar, dinimizi içten yıkmak isteyen din düşmanlarının taktik ve hilelerindendir. Bunlar, Yalnız Kur’an diyerek, âyetleri kendi kafalarına göre yorumlayıp, Resulullahın açıklamalarına hiç itibar etmezler. Hadis-i şeriflerin hepsine de uydurma derler.</p>
<p>Kitap gönderilen peygambere Resul denir. Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet eden peygamberlere Nebi denir. Her resul, nebidir; fakat her nebi resul değildir. Peygamber Fars’çadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Kur’an-ı kerimin bir çok yerinde Peygamber efendimize Resul deniyor, bazen Nebi diye de geçiyor. Nebi denmesi Resul olmasına mani değildir. Yani bir resule nebi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Genel kurmay başkanına bazen general, subay veya asker denmesine benzer.</p>
<p>Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, Allahü teâlânın dinine çağırmakta, Resul ile Nebi arasında bir ayrılık yoktur. Ankebut suresinin, (Ona [İbrahim’e İsmail’den sonra] İshak ve Yakub’u da bağışladık. Nebiliği ve kitapları [Tevrat’ı, İncil’i, Zebur’u, Kur'anı], onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilen resuller de vardır. (Beydavi, Medarik, Celaleyn)</p>
<p>Kitap sahibi resullerden örnek verelim. Hazret-i Musa resul idi. İşte âyet-i kerime mealleri:<br />
(Musa, «Ey Firavun, elbette ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm» dedi.) [Araf 104] (Sırf bu âyet bile, onların yalanını çıkarmaya yeter. Hazret-i Musa’ya Tevrat indi, yani kitap gönderildi. Bunun için kendisine resul deniyor. Peygamber efendimize de kitap gönderildiği için bir çok âyette resul deniyor. Resul denilince nebi de içine girdiği için daha çok resul tabiri geçiyor. Kelime-i şehadette de Resul deniyor. Nebilik daha yüksek olsa idi o geçer idi.</p>
<p>(Musa&#8217;yı mucizelerimizle Firavun ve topluluğuna gönderdik. Musa, &#8220;Ben âlemlerin Rabbinin resulüyüm&#8221; dedi.) [Zuhruf 46] (Bu âyette de, Hazret-i Musa’nın resul olduğunu açıkça bildiriyor.)</p>
<p>Hazret-i Musa da, Peygamber efendimiz gibi, hem resul, hem de nebi idi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Kitapta Musa&#8217;yı da an; elbette o, muhlis bir kul ve resul olan nebi idi.) [Meryem 51]</p>
<p>Hazret-i İsa da, kendisine kitap gönderilen resul idi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Meryem&#8217;in oğlu Mesih [İsa] ancak bir Resuldür.) [Maide 75]</p>
<p>(“Biz, Allah&#8217;ın Resulü olan Meryem oğlu İsa&#8217;yı öldürdük&#8221; demeleri sebebiyle onları [Yahudileri] lanetledik, rahmetimizden kovduk.) [Nisa 157]</p>
<p>Kitap sahibi resul olan Musa aleyhisselam, kardeşi Harun’un da kendisine vezir yani yardımcı olmasını istedi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Ya rabbi, ailemden kardeşim Harun’u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl!) [Taha 29-32]</p>
<p>Allahü teâlâ, onun bu duasını kabul ederek buyuruyor ki:<br />
(Allah, “Ey Musa! İstediğin sana verildi” dedi.) [Taha 36]</p>
<p>(Biz, Musa‘ya Kitab verdik, kardeşi Harun’u da ona vezir [yardımcı] yaptık.) [Furkan 35]</p>
<p>Kitap verilen resul olan Hazret-i Musa’dır. Hazret-i Harun ise onun veziri, yani yardımcısıdır. Yardımcısı daha üstün olur mu hiç? Hazret-i Musa Resul iken, Hazret-i Harun da nebi oldu. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Rahmetimizden, kardeşi Harun’u bir nebi olarak ona bağışladık.) [Meryem 53]</p>
<p>Hazret-i Harun, Musa aleyhisselamın getirdiği dini, yani Museviliği tebliğ eden bir nebi idi.<br />
(Zekeriyya mihrabda namaz kılarken melekler ona, &#8220;Allah sana, Kelimullahı [İsa’yı] doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir nebi olarak Yahya&#8217;yı müjdeler&#8221; diye seslendiler.) [Al-i İmran 39] (Hazret-i İsa’nın kitap gönderilen bir resul olduğu yukarıdaki âyetlerde bildirildi. Hazret-i Yahya ise, Hazret-i İsa’nın getirdiği dini, yani İseviliği tebliğ eden bir nebi idi.)</p>
<p>Bu örneklerde de açıkça görüldüğü gibi kendisine kitap verilen peygamberlere Resul denir. Resullerin getirdiği dini tebliğ edenlere de Nebi denir. Her resul aynı zamanda nebidir. Peygamber efendimizden sonra, nebi gelmeyecektir. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(O, Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]</p>
<p>Nebi gelmeyince, Resul hiç gelmez. Çünkü resullük makamı, nebilikten daha özel ve yüksektir. Bu âyetlerden sonra, bu konudaki hadis-i şerifleri bildirelim:<br />
(Nübüvvet ve risalet sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi]</p>
<p>(Nebiler benimle son buldu.) [Müslim]</p>
<p>(Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed’dir.) [Hakim, Taberani]</p>
<p>(Övünmek için söylemiyorum [hakikati bildiriyorum], ben mürsellerin [Nebi ve resul olarak gönderilen peygamberlerin] efendisiyim. Hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi]</p>
<p>(Diğer nebilere göre benim durumum şu misale benzer. Bir kimse, güzel bir ev yapar, fakat bir kerpici noksandır. Ziyarete gelen halk, evi beğenir. Yalnız &#8220;Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı&#8221; derler. İşte ben o kerpicim. &#8220;Hatem-ün-nebiyyin&#8221; yani nebilerin sonuncusu, tamamlayıcısıyım.) [Buhari, Müslim]</p>
<p>(Ya Ali, Musa’nın yanında Harun nasıl idiyse, sen de, benim yanımda öylesin. Ancak, benden sonra nebi gelmeyecektir.) [Buhari, Müslim,Tirmizi, İbni Mace, İmam-ı Ahmed, Taberani]</p>
<p>Peygamber efendimiz, sadece zamanının ve Arabistan’ın değil, kıyamete kadar bütün insanların, bütün dünyanın resulüdür. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmez.) [Sebe 28]</p>
<p>Bir hadis-i şerif meali: (Ben bütün insanlara gönderildim.) [Müslim]</p>
<p>(Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151] (Bu âyet de kitabın nebiye değil, resule geldiğini göstermektedir.)</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde, Resulullahın son nebi olduğu bildirildikten sonra, İslam binasının tamamlandığı şöyle açıklanıyor:<br />
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]</p>
<p>Allahü teâlâ, son nebi ve son resulünü gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur’an-ı kerimi inkâr olur.</p>
<p>Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 164. âyeti, resul sayısının Kur’an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Nebiler 124 bin, resuller ise 313 tür.) [Hakim]</p>
<p>Bu hadis-i şerif de, kitap getiren resullerin nebilere göre daha az olduğunu göstermektedir. Nebilerin çok olması, resullerin dinlerini yaymalarından dolayıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fnebi-ve-resul-nedir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/nebi-ve-resul-nedir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullahın çok evlenmesi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullahin-cok-evlenmesi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullahin-cok-evlenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 06:08:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[hz.muhammed evlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullahın çok evlenmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6296</guid>
		<description><![CDATA[Resulullahın çok evlenmesi Sual: Peygamberimiz niye çok evlenmiştir? CEVAP Resulullah efendimiz, önce 25 yaşında iken, 40 yaşında dul bir kadın olan Hazret-i Hatice ile evlendi. 25 yıl onunla yaşadı. Peygamber efendimiz, ilk zevcesi Hazret-i Hatice hayatta iken başkası ile evlenmedi. Hazret-i Hatice validemizin vefatından uzun bir müddet sonra, 55 yaşında iken, Allahü teâlânın emri ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullahin-cok-evlenmesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Resulullahın çok evlenmesi</p>
<p>Sual: Peygamberimiz niye çok evlenmiştir?<br />
CEVAP<br />
Resulullah efendimiz, önce 25 yaşında iken, 40 yaşında dul bir kadın olan Hazret-i Hatice ile evlendi. 25 yıl onunla yaşadı. Peygamber efendimiz, ilk zevcesi Hazret-i Hatice hayatta iken başkası ile evlenmedi.</p>
<p>Hazret-i Hatice validemizin vefatından uzun bir müddet sonra, 55 yaşında iken, Allahü teâlânın emri ile Hazret-i Âişe’yi nikahladı. Mekke, Medine gibi Ekvatora yakın yerlerde kızlar erken yaşta mesela dokuz yaşında büluğa eriyorlar. Rusya, Hollanda gibi soğuk ülkelerde ise, büluğa erme yaşı uzuyor. Bu bakımdan ekvatorla kutuplar mukayese edilmez. Hazret-i Âişe validemiz 9 yaşında iken nikahlandı, daha sonra evlendi.</p>
<p>Hazret-i Âişe, kendisinin, ezvac-ı tahiratın hepsinden daha üstün olduğunu söyler, Allahü teâlânın nimetlerini sayar, (Resulullah benimle evlenmeden önce, Cebrail aleyhisselam, benim resmimi Resulullaha gösterip “Bu senin zevcendir” demişti) derdi. O zaman canlı resmi yapmak haram olmamıştı ve resmi, insan da yapmamıştı. Resulullah efendimiz, Âişe validemize buyurdu ki:<br />
(Seni üç gece rüyada gördüm. Melek, beyaz ipek üzerindeki resmini bana gösterdi. Bu senin zevcendir, dedi. Rüyada, meleğin gösterdiği resmini unutmadım.) [Buhari ve Müslim]</p>
<p>Resulullah efendimize, Hazret-i Âişe’den başka, hiçbir zevcesinin yatağında (vahiy) gelmedi. Bu da, Hazret-i Âişe’nin Allahü teâlâ indinde kıymetinin pek çok olduğunu göstermektedir. Ümmi Seleme validemiz Hazret-i Âişe için bir şey söyleyince, Resulullah efendimiz, (Âişe için beni incitme. Bana vahiy, yalnız Âişe’nin yatağında iken gelmektedir) buyurdu ve Ümmi Seleme validemiz de, tevbe etti.</p>
<p>Diğerlerini dini sebeplerle veya ihsan ederek nikah etti. Bunların hepsi dul ve çoğu da yaşlı idi.</p>
<p>Birkaç örnek:<br />
Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişti. Habeş padişahı Necaşi, İsevi idi. Müslümanlara sorular sorup, aldığı cevaplara hayran kalarak imana geldi. Ubeydullah bin Cahş, papazlara aldanıp, hıristiyan olmuştu. Karısı Ümmi Habibe’yi de dinden çıkarıp zengin olmaya zorladıysa da, o, fakirlik ve ölüme razı olacağını, ama dinden çıkmayacağını söyleyince, sefalet içinde sürünmesi için bunu boşadı. Hazret-i Ümmi Habibe, Mekke müşriklerinin baş kumandanı Ebu Süfyan’ın kızı idi. Resulullah, o zamanlarda, onlarla, çok çetin savaşlar yapıyordu.</p>
<p>Resulullah efendimiz, Hazret-i Ümmi Habibe’nin dininin kuvvetini ve başına gelenleri işitince, Necaşi’ye mektup yazıp, (Ümmi Habibe ile nikahımı yapıp buraya gönder) buyurdu. Necaşi daha önce Müslüman olduğu için mektuba çok hürmet edip, oradaki müslümanları sarayına davet ederek, ziyafet verdi. Nikah yapılıp, hediye ve ihsanlarda bulundu. Bu suretle, Hazret-i Ümmi Habibe, imanının mükafatına kavuştu. Onun sayesinde, oradaki müslümanlar da rahat etti. Bu nikah, Ebu Süfyan’ın ileride müslüman olmasını hazırlayan sebeplerden birisi oldu.</p>
<p>Hazret-i Ömer, dul kalan kızı Hazret-i Hafsa’yı alması için Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Osman’a teklif etti ise de olumlu cevap alamadı. Durumu öğrenen Resulullah efendimiz, çok sevdiği üç arkadaşının üzüntülerini giderip onları sevindirmek için, (Ya Ömer, kızını, bu ikisinden daha iyisi ile evlendireyim) buyurdu Hazret-i Ömer şaşırdı. Zira onlardan daha iyisinin olmadığını biliyordu. (Ya Ömer kızınla ben evleneyim) buyurdu.</p>
<p>Beni Mustalak kabilesinden alınan yüzlerce esir arasında, Cüveyriyye, kabilenin reisi Haris’in kızı idi. Bunu satın alıp azat ederek, kendilerine nikah edince, Eshab-ı kiramın hepsi, (Resulullahın ailesinin, annemizin akrabasını hizmetçi olarak kullanmaktan haya ederiz) dedi. Hepsi, esirlerini azat etti. Bu nikah, yüzlerce esirin azat olmasına sebep oldu.</p>
<p>İnsafı olana da, bu üç misal, elbette yetişir. İkinci bir husus, her bakımdan, insanların en üstünü olduğu halde, sadece birkaç yıl dokuz ailesi ile yaşamıştı. O zamanlar, zaten hep savaşlarla uğraşıyor, evinde az kalıyordu. Genç kızlarla evlenme imkanı olduğu halde evlenmemişti. Savaşlarda, Ona canlarını feda eden o aslanlar, kızlarını Ona vermezler mi idi? Ama O, istemedi.</p>
<p>Resulullah efendimiz, halasının kızı Zeyneb’i, evlatlığı Zeyd ile evlendirdi. Epey sonra, Hazret-i Zeyd, boşayacağını söyledi. (Boşama) buyurdu ise de, Allahü teâlâ, Resulünün buna mani olmamasını istedi. Hazret-i Zeyd boşayınca, Allahü teâlâ, Resulüne onu nikah eyledi. (Mevahib)</p>
<p>Çok evlenmesinin önemli bir sebebi de, dini bildirmek içindi. Hicab âyeti gelip, kadınların yabancı erkeklerle oturmaları, konuşmaları yasak edilince, yabancı kadınları kabul etmedi. Hazret-i Âişe’den sormalarını emretti. Soranların çokluğundan, Hazret-i Âişe, hepsine cevap vermeye zaman bulamıyordu. Bu hizmeti kolaylaştırmak ve Hazret-i Âişe’nin yükünü hafifletmek için, gerektiği kadar hanımı nikah etti. Kadınlara ait yüzlerle ince bilgileri, kadınlara, mübarek hanımları yolu ile bildirdi. Hanımı bir tek olsaydı, bütün kadınların ondan sorması güç ve hatta imkansız olurdu.</p>
<p>Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6]</p>
<p>Hazret-i Mariye<br />
Sual: Peygamberimizin eşi olan Mariye, Müslüman mıydı?<br />
CEVAP<br />
Evet, Müslümandı. Peygamber efendimizin İslamiyet’e davet ettiği Heraklius’un Mısır valisi olan Mukavkas, bazı kıymetli hediyelerin yanında, Mariye ve Sirin isminde iki cariye de gönderdi.</p>
<p>Mariye Hatun, Resulullah’ın tevazuuna hayran kalıp hemen Müslüman oldu. Peygamberimiz de, onun Müslüman oluşundan çok memnun oldu ve onunla evlendi. Resulullah’ın oğullarının üçüncüsü ve bütün çocuklarının sonuncusu olan İbrahim’in annesi Mariye validemizdi. Hicretin 16. senesinde Medine’de vefat eden Mariye validemizin cenaze namazını Hazret-i Ömer kıldırdı.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullahin-cok-evlenmesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullahin-cok-evlenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullaha mahsus hükümler</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullaha-mahsus-hukumler.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullaha-mahsus-hukumler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 06:06:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[hz.muhammed evlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullaha mahsus hükümler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6294</guid>
		<description><![CDATA[Resulullaha mahsus hükümler Sual: Her hususta Peygamberimize uymak gerekir mi? CEVAP Peygamber efendimizi bazı hususlarda taklit caiz olmaz. Çünkü sadece Ona ait haram ve farzlar var idi. Bu konuda Mevahib-i Ledünniyye’de buyuruluyor ki: Yalnız Peygamber efendimize mahsus farzlar ve haramlar vardır. Mesela kurban kesmek, kuşluk namazı, sabah namazının sünneti ile gece namazı kılması, misvak kullanması, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullaha-mahsus-hukumler.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Resulullaha mahsus hükümler</p>
<p>Sual: Her hususta Peygamberimize uymak gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimizi bazı hususlarda taklit caiz olmaz. Çünkü sadece Ona ait haram ve farzlar var idi. Bu konuda Mevahib-i Ledünniyye’de buyuruluyor ki:<br />
Yalnız Peygamber efendimize mahsus farzlar ve haramlar vardır. Mesela kurban kesmek, kuşluk namazı, sabah namazının sünneti ile gece namazı kılması, misvak kullanması, istişare ile iş görmesi, gördüğü yerde ve zamanda münker bir işi değiştirmesi, ölen fakir bir Müslümanın borcunu ödemesi, başladığı işi bitirmesi sadece Peygamber efendimize mahsus farzlardan idi. İnsanlara müdara etmesi [insanlarla iyi geçinmesi, ahiret için dünyalık vermesi] de farz idi.<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Rabbin için kurban kes.) [Kevser 2]</p>
<p>(Geceleri kalk namaz kıl.) [Müzemmil 2]</p>
<p>(Bir iş yapacağın zaman arkadaşlarınla istişare et.) [A. İmran 159]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Vitir namazı, sabah namazının sünneti ve iki rekat kuşluk namazı bana farz, sizlere sünnettir.) [İ. Ahmed, Taberani]</p>
<p>(Ümmetime zor gelmeseydi gece namazını onlara da mecburi kılardım.) [Müslim]</p>
<p>(Ben misvak kullanmakla emrolundum.) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Borçlu ölen müminin borcunun ödenmesi benim üzerimedir.) [Müslim]</p>
<p>(Farzları yapmam gibi müdara etmem de emredildi.) [Tirmizi]</p>
<p>Peygamber efendimizin, zekat, sadaka alması haram idi. Zengin değildi ama, zengin de olsa zekat vermesi farz değil idi. Öldürülmesi gereken birinin katline yahut dövülmesine gizlice işaret etmesi de haram idi. Açıkça söylemesi gerekirdi. Miras bırakması, yazı yazması, şiir söylemesi, soğan sarmısak gibi çirkin kokulu şeyleri yemesi de haram idi. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Biz Peygamberler, miras bırakmayız. Bize kimse vâris olamaz. Bizden kalanlar sadaka [vakf] olur.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]</p>
<p>(Bir dinarım bile vârislerime miras kalmaz. Zevcelerimin ve memurlarımın nafakasından başka bıraktığımın hepsi sadaka [vakf]dır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]</p>
<p>(Ben sadaka alıp yemem.) [Müslim]</p>
<p>(Şiir söylemem.) [Ebu Davud] [Ancak atasözü gibi olan hikmetli beyitleri söylerdi. (Tirmizi)]</p>
<p>(Yanıma melek geldiği için soğan sarmısak yemem.) [Hakim]</p>
<p>(Biz, ümmi bir milletiz.) [Buhari] (Yazı yazmadığı âyetle de sabittir.)</p>
<p>Kendini istemeyen kadını nikahında tutması ve kitap ehli kâfir kadınla evlenmesi de haramdı. Önceleri, hanımını boşamak caiz idi. Hafsa validemize bir talak vermiş idi. (Ey habibim, Ona geri dön! Çünkü o çok oruç tutar, çok namaz kılar. Cennette de senin hanımındır) mealindeki vahiy ile Ahzab suresinin, (Boşadığın hanımlarından istediğini tekrar nikahlamanda, sana günah yoktur) mealindeki 51. âyeti üzerine, onu tekrar nikahladı. Daha sonra, hanımlarını boşaması ve başka kadınlarla evlenmesi de haram edildi. Resulullahın hanımları müminlerin anneleri olduğu için, Onun hanımları ile evlenmek de Müslümanlara haram edildi. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Peygamberin hanımları, müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6]</p>
<p>(Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen sana helal değildir.) [Ahzab 52)</p>
<p>(Ey iman edenler, Resulullahı üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikahlamanız asla caiz olmaz, büyük günahtır.) [Ahzab 53]</p>
<p>Sünnetle farz arasında konuşmak<br />
Sual: Sünnetle farz arasında konuşulmazken, Resulullah’ın sabah namazının farzından önce konuşmasının hikmeti nedir?<br />
CEVAP<br />
İslam âlimleri, Peygamber efendimizin yaptığı şeyleri üçe ayırmışlardır:<br />
1- Müslümanların da yapması lazım olan şeylerdir. Bunlara, (Sünnet) denir.<br />
2- Âdete bağlı şeylerdir. Bunları her Müslüman, bulunduğu yerin âdetine uyarak yapar.<br />
3- Resulullah’a has olan, Hasais denilen özel şeylerdir. Bunları başkasının yapması caiz değildir.</p>
<p>Resulullah efendimiz, sabah namazının sünnetini evinde kılıp, Hazret-i Aişe ile bir miktar konuştuktan sonra, farzı kıldırmak için mescide giderdi. Bu hal, hasais-i peygamberi’dir. Yani Peygamber efendimize has özel işlerdendir. Âişe validemizle konuşmadan dışarı çıksaydı, ilahi tecellilerden ve nurlardan dolayı, yüzüne kimse bakamazdı. (H.L.O. İman)</p>
<p>Peygamberimizin boşaması<br />
Sual: Peygamberimizin Hafsa validemizi boşayıp sonra tekrar aldığı söyleniyor. Hanımını boşamak Peygamberimize yasak değil miydi?<br />
CEVAP<br />
Önce serbestti, daha sonra âyet-i kerimeyle yasak edildi. Hafsa validemizi boşaması da, yasak edilmeden önceydi.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fpeygamber-efendimiz%2Fresulullaha-mahsus-hukumler.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/peygamber-efendimiz/resulullaha-mahsus-hukumler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam peygamberi demek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/islam-peygamberi-demek.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/islam-peygamberi-demek.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 08:16:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam peygamberi demek]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6292</guid>
		<description><![CDATA[İslam peygamberi demek Sual: Peygamber efendimize, İslam peygamberi demek uygun mudur? CEVAP Kesinlikle uygun değildir. Peygamber efendimiz, Resulullah efendimiz demelidir. Kur’an-ı kerimde mealen, (Seni âlemlere rahmet olarak gönderdim) ve (Seni bütün insanlara Peygamber gönderdim) buyurulmasına rağmen, Miracı ve başka mucizeleri, tevil suretiyle inkâr eden Hamidullah ise, yazdığı kitaba, yalnız Müslümanların Peygamberi olduğunu anlatan İslam Peygamberi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fislam-peygamberi-demek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>İslam peygamberi demek</p>
<p>Sual: Peygamber efendimize, İslam peygamberi demek uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Kesinlikle uygun değildir. Peygamber efendimiz, Resulullah efendimiz demelidir. Kur’an-ı kerimde mealen, (Seni âlemlere rahmet olarak gönderdim) ve (Seni bütün insanlara Peygamber gönderdim) buyurulmasına rağmen, Miracı ve başka mucizeleri, tevil suretiyle inkâr eden Hamidullah ise, yazdığı kitaba, yalnız Müslümanların Peygamberi olduğunu anlatan İslam Peygamberi ismini vermiştir. Kâfirlerin inançları böyledir, ama Müslüman olan böyle inanmaz ve böyle yazmaz.</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
Peygamberlerin en yükseği, son Peygamber olan Muhammed aleyhisselamdır. Yeryüzündeki dinli dinsiz herkese, her yere, her millete Peygamber olarak gönderilmiştir. Bütün insanların, meleklerin ve cinlerin Peygamberidir. Dünyanın her yerinde, herkesin, o yüce Peygambere tâbi olması, uyması lazımdır. (Kimya-i saadet)</p>
<p>İki hadis-i şerif meali de şöyledir:<br />
(Ben insanların tamamına peygamber olarak gönderildim.) [Buhari]</p>
<p>(Her peygamber yalnız kendi kavmine geldi, ben ise bütün insanlara gönderildim.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]</p>
<p>O halde her Müslüman, Hamidullah gibi İslam peygamberi dememeli, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bildirdiği gibi, bütün insanların peygamberi demelidir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fislam-peygamberi-demek.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/islam-peygamberi-demek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vedâ Hutbesi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/veda-hutbesi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/veda-hutbesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 08:14:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Vedâ Hutbesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6290</guid>
		<description><![CDATA[Vedâ Hutbesi Hamd, Allahü teâlâya mahsustur. Ona hamd eder, Ondan bağışlanmak diler ve Ona tevbe ederiz. Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allahü teâlâya sığınırız. Allahü teâlânın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun eşi, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fveda-hutbesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Vedâ Hutbesi</p>
<p>Hamd, Allahü teâlâya mahsustur. Ona hamd eder, Ondan bağışlanmak diler ve Ona tevbe ederiz. Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allahü teâlâya sığınırız. Allahü teâlânın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun eşi, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed [aleyhisselam] Onun kulu ve resulüdür.</p>
<p>Ey Allah’ın kulları! Size, Allahü teâlâdan korkmanızı ve Ona itaat etmenizi vasiyet ederim.</p>
<p>Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyin! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamıyacağım.</p>
<p>Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz [Mekke] nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da böyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur.</p>
<p>Eshabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bu günkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp de birbirinizin boynunu vurmayın! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.</p>
<p>Eshabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın. Allahü teâlânın emriyle, faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü, ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmuttalib’in oğlu Abbas’ın faizidir.</p>
<p>Eshabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmuttalib’in torunu İyas bin Rebîa’nın kan davasıdır.</p>
<p>Ey insanlar! Harp edebilmek için haram ayların yerlerini değiştirmek, küfürde çok ileri gitmektir. Bu, kâfirlerin kendisiyle dalâlete düşürüldükleri bir şeydir. Bir sene, helal olarak kabul ettikleri bir ayı, öbür sene haram olarak ilan ederler. Cenab-ı Hakk’ın helal ve haram kıldıklarının sayısına uydurmak için bunu yaparlar. Onlar, Allahü teâlânın haram kıldığını helal, helal kıldığını da haram ederler. Elbette zaman, Allahü teâlânın yarattığı gündeki şekil ve nizamına dönmüştür.</p>
<p>Ey insanlar! Bugün şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir. Fakat, sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde, kendisine itaat devam edecek, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakının!</p>
<p>Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allahü teâlâdan korkmanızı vasiyet ederim. Siz, kadınları, Allahü teâlânın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allahü teâlâ adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız; onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları bundan sakındırmanıza izin vermiştir.</p>
<p>Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları vardır. Meşru bir şekilde, meşru örf ve âdete göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmeniz gerekir.</p>
<p>Size öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarıldıkça yanlış yola sapmazsınız. 0 da, Allah&#8217;ın Kitabı ve Resulünün Sünneti&#8217;dir.</p>
<p>Ey müminler! Sözümü iyi dinleyin ve iyi muhafaza edin! Müslüman, Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.</p>
<p>Eshabım! Nefsinize (kendinize) de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.</p>
<p>Ey insanlar! Allahü teâlâ her hak sahibine hakkını vermiştir.</p>
<p>Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah katında en kıymetliniz, takvası çok olan Müslümandır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.</p>
<p>Sakat siyah bir köle başınıza âmir olarak tayin edilse, sizi Allah&#8217;ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyin ve itaat edin.</p>
<p>Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.</p>
<p>Ey insanlar! Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmamalısınız:<br />
1- Allah&#8217;a hiçbir şeyi ortak koşmayın.<br />
2- Allah&#8217;ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmeyin.<br />
3- Zina etmeyin.<br />
4- Hırsızlık yapmayın.</p>
<p>Lâ ilahe illallah, Muhammedün resulullah deyinceye [yani Müslüman oluncaya] kadar insanlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allahü teâlâya aittir.</p>
<p>Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?</p>
<p>Eshab-ı kiram; (Allahü teâlânın dinini tebliğ ettin. Vazifeni yerine getirdin. Bize vasiyet ve nasihatte bulundun, diye şehadet ederiz) dediler.</p>
<p>Bunun üzerine Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, mübarek şehadet parmağını kaldırarak cemaat üzerine çevirip indirdiler ve; (Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab!) dediler.</p>
<p>Veda hutbesi ve vehhabiler<br />
Sual: Veda hutbesinde, (Şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir) deniyor. Burada, mübarek beldelerde, kâfirler, hakimiyet kurmaz mı denmek isteniyor?<br />
CEVAP<br />
Bu hadis-i şerifin şerhlerinde, Mekke ve civarında, artık puta tapma şeklinde küfre dönülmeyeceği, yani orada, eskiden tapılan putlara, geri dönüş olmayacağı, şeklinde açıklanmıştır. O hadis-i şerifin tamamı şöyledir:</p>
<p>(Şeytan, artık bu beldenizde, ebediyen, kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir. Fakat, sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde, kendisine itaat devam edecek, bu da onu memnun edecektir.) [Müslim, Tirmizi]</p>
<p>Burada, (Şeytana itaat edenler olacak, bu da, onu memnun edecek) deniyor. Bir de, “önemsiz şeylerde” denmiyor, “sizin önemsiz gördüğünüz şeylerde” deniyor. Bu da, şeytana itaat edilecek hususların önemli olduğunu gösterir. Yani, şeytana itaat edenler, onun hilesine düşüp, kendilerini Müslüman zannedecekler, ibadet yapacaklar, ama itikatlarının bozukluğu yüzünden helak olacaklardır. Vehhabiler, Vehhabi olmayan Müslümanlara, müşrik yani kâfir diyerek, şeytanı memnun etmeye devam edecekledir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fveda-hutbesi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/veda-hutbesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mucize ve Keramet haktır</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mucize-ve-keramet-haktir-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mucize-ve-keramet-haktir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 08:13:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Mucize ve Keramet haktır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6288</guid>
		<description><![CDATA[Mucize ve Keramet haktır Sual: Mucize ve kerameti inkâr eden kâfir olmaz mı? CEVAP Mucizeyi de kerameti de yaratan Allah’tır. Bunu inkâr eden kâfir olur. Mucize, peygamber olduğunu söyleyen kimsenin, doğru söylediğini bildiren şeydir. Mucizeyi Allahü teâlâ yaratmaktadır. Her şeyi Allahü teâlâ yaratmaktadır. Allahü teâlâdan başka yaratıcı yoktur. Şu kadar ki, bu dünyanın ve dünya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmucize-ve-keramet-haktir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Mucize ve Keramet haktır</p>
<p>Sual: Mucize ve kerameti inkâr eden kâfir olmaz mı?<br />
CEVAP<br />
Mucizeyi de kerameti de yaratan Allah’tır. Bunu inkâr eden kâfir olur.<br />
Mucize, peygamber olduğunu söyleyen kimsenin, doğru söylediğini bildiren şeydir.</p>
<p>Mucizeyi Allahü teâlâ yaratmaktadır. Her şeyi Allahü teâlâ yaratmaktadır. Allahü teâlâdan başka yaratıcı yoktur. Şu kadar ki, bu dünyanın ve dünya işlerinin düzgün olması için, Allahü teâlâ, her şeyin yaratılmasını sebeplere bağlamıştır. Bir şeyin yaratılmasını isteyen kimse, o şeyin sebebini kullanır. Sebeplerin çoğu, düşünmekle, tecrübe ile, hesapla bulunacak şeylerdir. Bir şeyin sebebi yapılınca, Allahü teâlâ, o şeyi, dilerse yaratır. Mucize ve keramet böyle değildir. Allahü teâlâ bunları sebepsiz olarak, harika olarak yaratır. Sebebe yapışmak, Allahü teâlânın âdetine uymaktır. Allahü teâlânın sebepsiz yaratması, âdetin haricine çıkmak olur, harika olur.</p>
<p>Mucize, yalnız Peygamberde hasıl olur. Başkasında hasıl olmaz. Herhangi bir kimseyi övmek için (Mucize yaptı) demek, (Mucize olarak kurtuldu) demek, Onun Peygamber olduğunu söylemek olur. Bunda niyete bakılmaz söze bakılır. Herhangi bir kimseye peygamber demek küfür olur. Söyleyenin imanı gider. Allahü teâlâdan başkasına yaratıcı demek, (falanca yarattı) demek de böyledir. Müslümanlar, böyle tehlikeli şeyler söylememelidir.</p>
<p>İnsanların bütün işleri, âdet-i ilâhiyye içinde meydana gelir. Allahü teâlâ, âdetini bozarak, sebepsiz şeyler de yaratır. Bunlar Peygamberlerden meydana gelirse Mucize, evliyadan meydana gelirse Keramet, diğer müminlerden meydana gelirse Firaset, fâsıklardan meydana gelirse İstidrac, kâfirlerden zuhur ederse Sihir denir.</p>
<p>Kur’an-ı kerim ve Harikalar<br />
Her müslümanın Kur’an-ı kerime inanması şarttır. Bir âyetinden bile şüphe eden müslüman olamaz. Kur’an-ı kerimde birçok mucize ve keramet bildirilmiştir. Mesela:<br />
Hazret-i Davud’un elinde demir, hamur gibi yumuşardı. (Sebe 10)</p>
<p>Cinler, kuşlar ve rüzgar Hazret-i Süleyman’ın emrinde idi. Erimiş bakır sel gibi aktı. (Sebe 12, Neml 17)</p>
<p>Dağlar ve kuşlar Hazret-i Davud’a boyun eğdi. (Enbiya 79)</p>
<p>Hazret-i İbrahim’i ateş yakmadı. (Enbiya 69)</p>
<p>Hazret-i İbrahim’in kestiği dört kuş dirildi. (Bekara 260)</p>
<p>Hazret-i Yunus’u balık yuttuğu halde, zarar gelmeden kurtuldu. (Saffat 139-145)</p>
<p>Firavun, Hazret-i Musa’ya, (Peygamberlik sözünde doğru isen haydi bir mucize göster) demişti. Hazret-i Musa da, asasını yere bırakınca, hemen bir ejderha oluverdi. (Araf 106)</p>
<p>Hazret-i Musa’nın asası yılan olup, sihirbazların sihrini bozarak, gösterdikleri şeyleri yuttu (Taha 69) [Kâfirlerin sihir ile harika şeyler yaptığı bu âyetten de anlaşılmaktadır.]</p>
<p>Hazret-i İsa beşikte iken konuştu. Elindeki çamurdan şekle üfleyince, canlı kuş oldu. Körleri iyi etti. Ölüleri diriltti. (Maide 110, A. İmran 49)</p>
<p>Hazret-i Zekeriya, Hazret-i Meryem’in yanında yazın kış, kışın ise yaz meyveleri görürdü. (A.İmran 37)</p>
<p>Hazret-i Süleyman’ın veziri Asaf, iki aylık mesafedeki Belkıs’ın tahtını, göz açıp kapayıncaya kadar getirdi. Hazret-i Süleyman, (Bu Rabbimin bir lütfudur) dedi. (Neml 40) [Hazret-i Süleyman’ın veziri peygamber olmadığı halde, bu kerameti göstermiştir.]</p>
<p>Eshab-ı kehf, yiyip içmeden, 309 yıl uykuda kaldıktan sonra uyanmışlardır. Kur’an-ı kerimde bu olay için, (İşte bu, Allah’ın âyetlerinden [kudretini gösteren delillerden biri]dir) buyuruldu. (Kehf 17)</p>
<p>Hazret-i Hızır’ın harikası, sepetteki pişmiş ölü balık canlandı. (Kehf 63) [Bazı âlimlere göre Hazret-i Hızır, nebi değil velidir. Veli ise, gösterdiği harikalar mucize değil keramettir.]</p>
<p>Ay ikiye ayrılınca, kâfirler, Resulullah için (Bize sihir yaptı) dediler. (Kamer 1,2)</p>
<p>Resulullah, Mescid-i Aksaya ve bilinmeyen yerlere bir anda gidip geldi. Mirac hadisesi. (İsra 1)</p>
<p>Mucizeler de Allah tarafından meydana gelir, fakat kâfirler inanmaz. (Enam 25, 109)</p>
<p>Peygamberlerin, elinde meydana gelen mucizelerin yaratıcısı da Allahü teâlâdır. (Hazret-i İsa, ölüleri diriltirdi) demekle ona yaratıcılık vasfı verilmiş olmuyor. Yine Allah yaratıyor. Nitekim, Allahü teâlâ, peygamberlerine verdiği mucizeleri bildirdikten sonra (Bunları yapan biziz) buyuruyor. (Enbiya 79)</p>
<p>Cin suresinin son âyetlerinin tefsirinde (Allahü teâlâ bazı gaibleri, gizli sırları peygamberlerine bildirir, onların gaibden haber vermeleri mucizedir) buyuruluyor. (Medarik)</p>
<p>Hazret-i Ali anlatır:<br />
Resulullah efendimizle gezerken rastladığımız her ağaç ve her taş, (Esselamü aleyke ya Resulallah) derdi. (Tirmizi)</p>
<p>Bir köylü, yakaladığı keleri Peygamber efendimize göstererek, (Bu hayvan senin peygamberliğini tasdik etmedikçe, inanmam) dedi. Keler de, şehadet etti. (Beyheki)</p>
<p>Birçok deve ve geyik konuşup Peygamberimizi tasdik etmiştir. (Nesai)</p>
<p>Bir çoban, bir kurdun konuştuğunu duyunca hayret etti. Kurt, çobana, (Ey çoban, Muhammed aleyhisselam hak peygamberdir) dedi. Çoban, Resulullahın huzuruna gelip, kurdun söylediklerini anlatınca, (Kurt doğru söyledi, hayvanların konuşması kıyamet alametidir) buyurdu. (Taberani)</p>
<p>Resulullahın gelecekten haber veren çok mucizesi vardır. Mesela halife olacak zatlara, (Emir olunca şöyle yap) ve (Benden sonra, Ebu Bekir’e ve Ömer’e uyun) buyurmuştur. (Tirmizi)</p>
<p>Abdülgani Nablüsi hazretleri buyurdu ki:<br />
(Evliyalığı inkâr etmek, dinin bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. Evliya ve Peygamber, ne kadar yüksek olursa olsun kuldur. Hârika, keramet hasıl olmasında, kulların hiç tesiri yoktur. Her şeyi yalnız Allahü teâlâ yaratmaktadır. Ancak Allahü teâlâ, Peygamberlerini ve evliyasını başka kullarından üstün tutmuş, başkalarına vermediği keramet ve mucize gibi harikaları, nimetleri bu zatlara ihsan etmiştir.) (Hadika)</p>
<p>Not: Geniş bilgi için Vehhabilik maddesinde, (Mucize ve Keramet haktır) kısmına bakınız.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmucize-ve-keramet-haktir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mucize-ve-keramet-haktir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygambersiz din, dinsizliktir</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygambersiz-din-dinsizliktir-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygambersiz-din-dinsizliktir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 08:13:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[dinsizliktir]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygambersiz din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6286</guid>
		<description><![CDATA[Peygambersiz din, dinsizliktir Sual: Bazıları, Yalnız Kur’an sloganı ile, “Peygambere Kur’an harici başka bilgi verilmedi. Vahiy haricindeki sözleri senet olamaz” diyerek peygambersiz bir din meydana çıkarmak istiyorlar. Kur’anda Peygamber efendimize Kur’an harici bilgi verildiğine dair âyet yok mudur? CEVAP Çok âyet var. Kur’anda, (Yalnız Allah’a itaat edin) denmiyor, Resulüne itaati de şart koşuyor: (Allah’a ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fpeygambersiz-din-dinsizliktir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Peygambersiz din, dinsizliktir</p>
<p>Sual: Bazıları, Yalnız Kur’an sloganı ile, “Peygambere Kur’an harici başka bilgi verilmedi. Vahiy haricindeki sözleri senet olamaz” diyerek peygambersiz bir din meydana çıkarmak istiyorlar. Kur’anda Peygamber efendimize Kur’an harici bilgi verildiğine dair âyet yok mudur?<br />
CEVAP<br />
Çok âyet var. Kur’anda, (Yalnız Allah’a itaat edin) denmiyor, Resulüne itaati de şart koşuyor:<br />
(Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Al-i İmran 32]</p>
<p>(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]</p>
<p>(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]</p>
<p>(Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21]</p>
<p>Allahü teâlâ, Resulünü kendi ile beraber bildirirken şu âyetlerde de sadece Resulünü bildiriyor:<br />
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulasınız!) [Araf 158]</p>
<p>(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]</p>
<p>(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]</p>
<p>(İhtilaflarda seni hakem edip verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmeyen iman etmiş olmaz.) [Nisa 65]</p>
<p>Peygamber efendimizin Kur’an dışındaki, dini hükümlere ait bütün emir ve yasaklardaki sözleri de, vahye dayanır. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(Resulüm, kendi arzusu ile konuşmaz. Onun [dini hükümlere ait her] sözü vahiydir.) [Necm 3, 4]<br />
Demek ki dini emir ve yasaklarda hüküm bildiren her sözü vahiyledir. Birkaç örnek verelim:</p>
<p>Birinci örnek:<br />
Bir âyet meali:<br />
(Hani, Allah size, iki taifeden [Kervan veya Kureyş ordusundan] birinin sizin olacağını vaat etmişti. Siz de kuvvetsiz olanın [kervanın] sizin olmasını istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı yıkmak için, Allah hakkı ortaya koymak ve [Kureyş ordusunu yok edip] kâfirlerin kökünü kesmek istiyordu.) [Enfal 7]<br />
Kervan kaçarak kurtuldu. Fakat Kureyş ordusu birkaç misli çok olmasına rağmen Bedir’de yenildi. Allahü teâlâ daha önce bunu bildirdiğini söylüyor. Halbuki daha önce böyle bir şey söylediği Kur’an-ı kerimde yok. Demek ki, Peygamber efendimize vahiy ile bildirdi.</p>
<p>İkinci örnek:<br />
Bir âyet meali de şöyle:<br />
(Hani siz Rabbinizden yardım istemiştiniz de, O da, “Ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim” diyerek bu duanızı kabul etmişti.) [Enfal 9]<br />
Allahü teâlâ, (Bin melekle size yardım edeceğim) dediğini bildiriyor. Bunu Kur’an-ı kerimde daha önce bildirmediğine göre, Kur’andan ayrı olarak Resulullaha vahiy ile bildirdiği ortaya çıkıyor.</p>
<p>Üçüncü örnek:<br />
Peygamber efendimiz Hazret-i Hafsa’ya gizlice bir söz söylemişti. Tefsirlerde bu gizli sözün Hazret-i Ebu Bekir’in halife olacağına dair olduğu bildiriliyor. O da, bunu, mahzur yok diye Hazret-i Âişe’ye anlattı. Allahü teâlâ da bunu Resulüne bildirdi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Peygamber, hanımlarından birine [Hazret-i Hafsa’ya] gizlice bir söz söylemişti. O, bunu [Hazret-i Âişe’ye] haber verince, Allah da Resulüne durumu bildirdi, o da bir kısmını açıkladı, bir kısmını da söylemedi. Hanımı [Hafsa], “Bunu sana kim haber verdi?” dedi, o da, “Bana, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah haber verdi” dedi.) [Tahrim 3]<br />
Allahü teâlâ, Hazret-i Hafsa’nın sözünü Resulüne bildirdiğini söylüyor. Ama bu Kur’anda yok. Demek ki, Allahü teâlâ, Kur’andan başka da, Resulüne vahiy ile bildiriyor.</p>
<p>Dördüncü örnek:<br />
Bir âyet meali de şöyle:<br />
(Siz [Hayber’den gelen] ganimetleri almak için giderken, [Hudeybiye seferinden] geri bırakılanlar, «Biz de sizin arkanızdan gelelim» diyecekler. Onlar [böyle söylemekle] Allah’ın [Hudeybiye seferine katılmayan bedevileri, bundan böyle başka bir sefere çıkarma] emrini değiştirmelerini isterler. De ki: «Bizim arkamıza asla gelemezsiniz. Allah, daha önce böyle buyurdu.» Bunun üzerine de «Hayır, siz bizi çekemiyorsunuz» diyeceklerdir. Halbuki onlar pek az söz anlayan kimselerdir.) [Fetih 15]<br />
Burada Bedevilerin Hayber savaşına katılmalarının yasaklandığı, bu savaşa sadece Hudeybiye’de bulunanların katılacağı, bunun da, Resulullaha daha önce bildirildiği belirtiliyor. Kur’anda bunu bildiren bir âyet yoktur. Bu da gösteriyor ki, Resulullaha Kur’an harici vahiy de gelmektedir.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde hikmet ile ilgili bir çok âyet vardır. Bir tanesinin meali şöyledir:<br />
(Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151]<br />
İmam-ı Şafii hazretleri, (Bu âyetteki hikmet, Sünnettir. Önce Kur’an, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyurdu. (Risale s.78)</p>
<p>Sünnetler de, Kur’an-ı kerim gibi vahiy iledir. Dinimizdeki dört delilin ikincisidir.<br />
Üç hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.) [Darimi]</p>
<p>(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Ben size ancak Allahü teâlânın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum.) [Taberani]</p>
<p>Kur’an dışı gelen üç vahiy de şöyledir:<br />
Bir gün Resulullah efendimizin devesi kayboldu. Münafıklar bunu fırsat bilip, “Hani göklerden, Cennetten, Cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor” dediler. Münafıkların bu sözü Resulullaha ulaşınca, (Vallahi ben ancak Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Şu anda Rabbim, bana devemin nerede olduğunu bildirdi. Devem, şu anda falanca yerdedir) buyurdu. Tarif edilen yere gidip deveyi bir ağaca bağlı olarak buldular. (Mevahib-i ledünniyye)</p>
<p>(Üzeyrin ve Zülkarneynin Peygamber olup olmadığını bilmiyorum. Hazret-i Cebrail gelinceye kadar, oturulacak yerlerin en iyisi ve en kötüsünün ne olduğunu soranlara &#8220;bilmiyorum&#8221; dedim. Cebrail de, &#8220;bilmiyorum&#8221; dedi. Nihayet Allahü teâlâ bildirdi ki, &#8220;Oturulacak yerlerin en iyisi camiler, en kötüsü de sokaklardır.&#8221;) [Ebu Davud]</p>
<p>Peygamber efendimiz, mestleri üzerine mesh edince, (Ya Resulallah, [ayakları yıkamayı] unuttunuz galiba dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Hayır, ben unutmadım, Rabbim böyle yapmamı emretti.) [Ebu Davud]</p>
<p>Resulullah efendimiz, bütün emir ve yasakları mesela namazın ve diğer ibadetlerin farzlarını, sünnetlerini, müfsitlerini vahye uygun olarak ümmetine bildirmiştir. Hiçbir şeyi gizli bırakmamıştır. İşte iki âyet-i kerime meali:<br />
(Eğer O [Peygamber] bize atfen, [Kur’ana] bazı sözler katsaydı, biz onu kuvvetle yakalayıp şah damarını koparır, helak ederdik, hiçbiriniz de buna engel olamazdınız.) [Hakka 44-47]</p>
<p>(O gayb hakkında cimri değildir.) [Tekvir 24]<br />
Müfessirler bu âyeti şöyle açıklıyorlar:<br />
(Gaybdan yani kimsenin bilmediği vahiyle bildirilen bilgileri ümmetine açıklamak hususunda cimrilik yapmaz, hepsini bildirir. Allah’ın bildirdiklerini niye gizledin diye töhmet altında bırakılamaz, itham edilemez.)</p>
<p>Bu gayb bilgilerini de Resulullah ümmetine tebliğ etmiştir. Namazın farzları, nasıl kılınacağı, diğer ibadet bilgileri hep bu gayb bilgilerdendir. Bunları hâşâ bildirmemesi mümkün mü? İşte bir âyet-i kerime meali:<br />
(Ey Resulüm, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan Onun elçiliğini [Peygamberlik görevini] yapmamış olursun.) [Maide 67]</p>
<p>Netice:<br />
Allah Resulüne düşmanlık, Peygambersiz din meydana çıkarma gayreti, İslamiyet’i içeriden yıkmanın başka yoludur. Bu niyette olup, Yalnız Kur’an diyenler kesinlikle Kur’an-ı kerime de inanmıyorlar. Halbuki, Resulüne karşı gelenlerin yapmak istediklerinin çirkinliğini ve akıbetlerini de Allahü teâlâ Kur’an-ı keriminde mealen şöyle bildiriyor:<br />
(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36]</p>
<p>(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]</p>
<p>(Kimi, Resule iman etti, kimi de, yüz çevirdi. Bunlara çılgın ateşli Cehennem kâfi gelir.) [Nisa 55]</p>
<p>Vahiysiz dine ait hüküm yoktur<br />
Sual: Yukarıdaki yazıda (Peygamber efendimizin Kur’an dışındaki sözleri de, vahye dayanır) deniyor. Az da olsa, ictihada dayanan sözleri yok mudur?<br />
CEVAP<br />
Evet vardır. Bazı sözlerine, Allahü teâlâ, yanlış demiş ve affettiğini bildirmiştir. Tevbe suresi, 43. âyetinde mealen, (Hay Allah seni affetsin [iyiliğini versin]; [mazeretinde] doğru olanlar ile, yalancı olanlar belli olmadan, niçin onlara izin verdin?) buyuruldu. Demek ki ictihadla söyledikleri de var. Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin Kur’an-ı kerim dışındaki mübarek sözlerini anlamak için, (Ya Resulallah, bu vahiy mi, yani Allahü teâlânın kesin emri mi, yoksa kendi ictihadınız mı?) diye sorarlardı. Peygamber efendimiz de, vahiyse vahiy, değilse kendi ictihadı olduğunu bildirirdi.</p>
<p>İctihad makamına varmış bulunan yüksek kimseler, kendi ictihadlarına göre hareket etmek mecburiyetindedir. Başka müctehidlerin ictihadlarına tâbi olamazlar. Hatta Peygamberlerin zamanlarında da, sahabeden biri, kendi Peygamberinin ictihadına uymayan ictihadda bulunursa, kendi ictihadına göre hareket ederdi. Peygamberler de ictihad ederlerdi. Fakat ictihadlarında hata ederlerse, Allahü teâlâ, derhal Cebrail aleyhisselamı göndererek, hataları vahiy ile düzeltilirdi. Yani Peygamberlerin ictihadları hatalı kalmazdı. Mesela, Bedir gazasında alınan esirlere yapılacak şey için, Server-i âlem bazı Sahabe-i kiram ile birlikte bir türlü, Hazret-i Ömer ise, başka türlü ictihad etmişti. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ, Hazret-i Ömer’in ictihadının doğru olduğunu bildirdi.</p>
<p>Peygamber efendimiz tarafından böyle ictihadla söylenenler, dini emir ve yasaklara ait hüküm ise, düzeltildiği için, neticede Peygamber efendimizin söyledikleri vahiy oluyor, yani son söylediği vahiy oluyor. Âyet âyeti nesh edebiliyor, hadis hadisi nesh edebiliyor, hadis âyeti nesh edebiliyor. Bunlar da vahiy ile oluyor, yani dine ait bir hüküm vahiy ile oluyor. Vahiysiz dine ait hüküm yoktur.</p>
<p>İctihadda Eshab-ı kiramdan biri, Peygamber efendimize uymayabilirdi. Fakat bu ahkam, Peygamber efendimiz zamanında hatalı ve şüpheli olamazdı. Çünkü, Cebrail aleyhisselam gelerek, yanlış olan ictihadlar, Allahü teâlâ tarafından hemen düzeltilir, hak ile bâtıl birbirinden hemen ayrılırdı. Peygamber efendimizin vefatından sonra meydana çıkarılan ahkam ise, böyle değildir. Bunun için, vahiy zamanında ictihad olunan ahkamı, hem yapmak, hem de inanmak lazımdır. (c.2, m.36)<br />
Düzeltildiği için Resulullahın yanlış olan, vahye dayanmayan bir ictihadı yoktur. Hepsi vahye dayanır.</p>
<p>Peygamber efendimizin zamanında eshab-ı kiramın ictihadı bile hatalı olmuyor, hemen vahiy gelip düzeltiliyor, düzeltilmiş hâli vahiy oluyordu. [Buradan, (Her birine Cenneti vaad ettim, Hepsinden razıyım, onlar da benden razıdır) mealindeki âyet-i kerimelerle ve, sekiz muhaddis âlimin naklettiği (Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz. Eshabımın ihtilafı [farklı ictihadları] sizin için rahmettir) mealindeki hadis-i şerifle methedilen Eshab-ı kiramın derecesini de anlamalıdır. Bu yüzden mezhep imamlarımız da onlardan gelen her haberi senet kabul etmiş, bunlara uymayan ictihadlarını bile hemen terk etmişlerdir.] Önemli olan neticedir. Bunun için Peygamber efendimiz, (Yemin ederim ki, ben size ancak Allahü teâlânın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum) buyuruyor. (Taberani)</p>
<p>Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki, dine ait, hüküm koyan sözler vahiyledir, yanlış olma ihtimali asla yoktur.</p>
<p>Bir başka misal:<br />
Kisra’nın gönderdiği iki elçi sakalsız ve uzun bıyıklı idi. Resulullah, bu elçilere, (Size bunu kim emretti?) diye sordu. Elçiler de, (Rabbimiz Kisra emretti) dediler. Resulullah efendimiz buyurdu ki:<br />
(Benim Rabbim de, bana sakalımı uzatmamı ve bıyığımı kısaltmamı emretti.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>Böyle açık bir emir, Kur&#8217;an-ı kerimde yoktur, Kur&#8217;an-ı kerim haricinde de vahiy geldiğini bu olay göstermektedir. Demek ki, bu hadis-i şerif de, Peygamber efendimizin dine ait sözlerinin vahye dayandığını gösteriyor.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fpeygambersiz-din-dinsizliktir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/peygambersiz-din-dinsizliktir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mirac mucizesi</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mirac-mucizesi-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mirac-mucizesi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 08:11:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Mirac mucizesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6284</guid>
		<description><![CDATA[Mirac mucizesi Sual: Âyet ve hadisle bildirildiği halde, Mirac mucizesini inkâr eden olmuş mudur? CEVAP Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliği ile Miracın hak olduğunu bildiriyorlar. [Fitne] yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı. Resulullahın, Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmirac-mucizesi-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Mirac mucizesi</p>
<p>Sual: Âyet ve hadisle bildirildiği halde, Mirac mucizesini inkâr eden olmuş mudur?<br />
CEVAP<br />
Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliği ile Miracın hak olduğunu bildiriyorlar.</p>
<p>[Fitne] yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı.</p>
<p>Resulullahın, Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur. (Bahr)</p>
<p>Birkaç saniyede Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder.</p>
<p>Mirac hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Birkaçı şöyle:<br />
(İsra gecesi [Miraca çıkınca] Cennetin kapısı üzerinde “Sadakanın on, ödünç vermenin sevabı onsekiz mislidir” yazılmış olduğunu gördüm.) [Beyheki]</p>
<p>(İsra gecesi her gökte, Muhammedün Resulullah ve arkasından Ebu Bekri Sıddık yazılı olduğunu gördüm.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(İsra gecesi, nura gark olmuş bir zat gördüm. “Bu kim?” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Dünyada iken Allahü teâlâyı devamlı anan, kalbi camiye bağlı ve ana-babasına asi olmayan bir zattır” dedi.) [İ. Ebiddünya]</p>
<p>(Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. “Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir” dendi.) [I. Ahmed]</p>
<p>(Mirac gecesi, uğradığım her melek topluluğu, ümmetime hacamatı tavsiye etti.) [Hakim]</p>
<p>(Mirac gecesinde ateşten makasla kendi dudaklarını kesenleri görüp, kim olduklarını sordum. &#8220;İlmi ile amel etmeyen din adamlarıdır&#8221; dendi.) [Buhari, Müslim]</p>
<p>(Mirac gecesi Cehennemi gösterdiler, çoğunun kadın olduğunu gördüm.) [Tirmizi]</p>
<p>(Mirac gecesi, ekin ekip bir günde biçen bir topluluk gördüm. Biçtiği mahsul yeniden eski haline dönüyordu. “Bunlar kim?” dedim. Cebrail aleyhisselam, “Bunlar Allah yolunda cihad edenlerdir. Bunların bir iyiliğine yedi yüz misli sevap verilir. Harcadıklarının yerine yenisi verilir” dedi.) [Bezzar]</p>
<p>Uzun bir hadis-i şerifin özeti şöyle:<br />
(Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim. Cenneti gösterdiler. Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allahü teâlâdan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.) [Müslim]</p>
<p>Bazı bid’at ehli, sahih-i Müslimdeki bu hadis-i şerife inanmıyorlar. Peygamber efendimizin derecesinin Musa aleyhisselamdan daha yüksek olduğu için, ondan öğrenmesi, onun tavsiyesine göre hareket etmesi uygun değil, böyle şey olmaz diyorlar. Halbuki bilindiği gibi, Kur’an-ı kerimde, Musa aleyhisselamın Hazret-i Hızır’dan ilim öğrendiği bildirilmektedir. [Bu kıssayı aşağıda yazdık.] Hazret-i Hızır peygamber olmadığı gibi derecesi Musa aleyhisselamla mukayese bile edilmez. Musa aleyhisselam, ülülazm bir Peygamberdir. Demek ki, mevki ve derecesi yüksek olan bir zat, derecesi daha aşağıdaki bir zattan ilim öğrenebilir, onun tecrübesine istinaden söylediği tavsiyeye uyabilir.</p>
<p>Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da, daha uzaklara gittiğine inanmamak, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeyi gerektirir. İşte mezhepsizlerin anlamadığı husus burasıdır. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın? Peygamber efendimiz, (Göklere ve daha uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkâr etmekteki maksat nedir? Gayri müslimler, İslamiyet’i yıkmak için, böyle konularda yerli maşalarını kullanıyorlar.</p>
<p>İmtihan rüyada olmaz<br />
Sual: Mirac rüyada oldu diyorlar. Peygamberimiz uyanıkken olmadı mı?<br />
CEVAP<br />
Rüyada olanlar da oldu. Ancak meşhur İsra olayı uyanıkken oldu. Namaz da o gece beş vakit olarak farz oldu.</p>
<p>İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinin meali şöyledir:<br />
(Kuluna [Muhammed aleyhisselama] bir gece bazı âyetlerimizi [Allahü teâlânın kudret ve azametine delâlet eden nice harika olayları] göstermek için, onu Mescid-i Haram&#8217;dan [Mekke’den], çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa&#8217;ya [Kudüs’e] götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören Odur.) [İsra 1]</p>
<p>Âyet-i kerimede geçen İsra kelimesi, gece yürümek anlamındadır. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, yürümek manasına kullanılır. Yine aynı surede mealen buyuruluyor ki:<br />
(İsra gecesi, sana, o temaşayı [o gece gösterdiğimiz olayları] ve Kur&#8217;anda lanetlenen [Cehennemdeki Zakkum isimli] ağacı da, yalnız insanlara bir fitne [imtihan] yaptık. [Miracı ve zakkum ağacını inkâr ettiler.] Bizim ikazımız, ancak onların taşkınlıklarını artırıyor.) [İsra 60]</p>
<p>İmtihan rüyada olmaz, uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamaz, kâfirler, hep birlikte isyan etmez, Müslüman görünen münafıklar, böyle şey olmaz demezlerdi. Onları Müslüman sananlar da, bunları mürted oldu zannettiler. Onun için bazı kitaplarda, (Mirac olayı, bir çok kişinin mürted olmasına sebep oldu) diye yazar. İnançları sarsan bir olay olmasaydı, Hazret-i Ebu Bekir de, inkâr fırtınası içinde, Resulullahın miracını tasdik etmezdi. Allahü teâlâ, bu tasdikinden dolayı Resulü Muhammed aleyhisselam vasıtası ile ona Sıddık ismini verdi. Burada sıddık, sözünde ve imanında çok doğru olan demektir. Ebu Bekri Sıddık, Resulullahın Miracını ilk tasdik edenlerden olduğu için yüksek derecelere kavuştu, Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Allah’a ve Resulüne iman edip, Onların sözünü tasdik etmek müminlerin alametlerindendir. Bir âyet meali:<br />
(Müminler, “İşittik, itaat ettik [Allah ve Resulünün sözlerini beğendik, kabul ettik]” derler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.) [Nur 51]</p>
<p>İsra suresinin 60. âyet-i kerimesinde bildirilen fitne [imtihan] hâlâ devam ediyor, aklını ölçü alan mutezile kafalı kimseler, böyle bir mucizeye akıl erdiremedikleri için, Miracı bir türlü kabul edemiyorlar. Evet olay çok büyüktür, bir mucizedir, insanların yapması imkansızdır, ama bunu Allahü teâlâ yapıyor. Onun kudretinden hiç şüphe edilir mi?</p>
<p>Kâfirlerin telaşı ve soruları<br />
Bu gidip gelmek, gayet kısa zamanda oldu. Geldiğinde, mübarek yatakları henüz sıcak idi. Gelince, nasıl gidip geldiğini anlattı. Burak’la Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan gökleri geçerek Cenneti Cehennemi ve daha başka yerleri gezdiğini söyledi. Dönüşte yolda, develi yolcular gördüğünü, bir devenin ürküp yıkıldığını söyledi. (İnşallah çarşamba günü Mekke’ye gelirler) buyurdu. Kâfirler bu olayı işitince inkâr edip, “Akla zıttır, mümkün değildir” dediler. “Bu iş burada bitti, mal, mülk, saltanat verdik, davasından vazgeçiremedik. Ama artık ondan kurtulduk” diye sevinçlerinden oynamaya başladılar. Birkaçı hemen Hazret-i Ebu Bekir’in evine geldi. Çünkü onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu biliyorlardı.</p>
<p>Kapıya çıkınca hemen sordular:<br />
&#8220;Ey Ebu Bekir, sen çok kere Kudüs&#8217;e gittin geldin, iyi bilirsin. Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e gidip gelmek ne kadar zaman sürer&#8221; dediler. Hazret-i Ebu Bekir, &#8220;İyi biliyorum, bir aydan fazla&#8221; dedi. Kâfirler bu söze sevindiler. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Hazret-i Ebu Bekir&#8217;in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, &#8220;Senin efendin, Kudüs&#8217;e bir gecede gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı&#8221; diyerek, Hazret-i Ebu Bekir&#8217;e sevgi, saygı ve güven gösterdiler.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin mübarek adını işitince &#8220;Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir. O, gerçek söyler. Ondan yalan sâdır olmaz&#8221; diyerek içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadılar. &#8220;Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebu Bekir’e sihir yapmış&#8221; diyorlardı.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir hemen giyinip, Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle, &#8220;Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Allah’a sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur, inandım. Canım sana feda olsun&#8221; dedi.</p>
<p>Kâfirler bu hâle çok kızdı. Müminlerin kuvvetli imanına, Peygamberin her sözüne hemen inanmalarına, Onun çevresinde pervane gibi toplanmalarına dayanamadılar. Peygamber efendimiz daha önce Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı görmemişti, bunu kâfirler de bildiği için, Resulullahı mahcup, mağlup etmek için, imtihan etmeye yeltenip dediler ki:<br />
“Sen Kudüs’e gittim diyorsun. Söyle bakalım! Mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var?”<br />
Resulullah hepsine cevap verirken, Hazret-i Ebu Bekir, “Öyledir ya Resulallah, aynen öyledir ya Resulallah” derdi. Çünkü Hazret-i Ebu Bekir, tüccardı, Kudüs’ü Mescid-i Aksa’yı iyi biliyordu, çok gidip gelmişti. Kâfirlerin kendileri de oraları çok iyi biliyorlardı. Bu bakımdan kâfirler, “Yanlış söylüyorsun” diyemiyorlar, inat için dahi olsa, Resulullahın cevaplarını inkâr edemiyorlardı.</p>
<p>Resulullah efendimiz, edebinden, hayasından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Mescid-i Aksa’nın kaç penceresi olduğunu bilmiyordu. Daha sonra bu olayı şöyle anlattı:<br />
(Mescid-i Aksa’da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. Kureyş beni yalanlayınca, o anda Cebrail aleyhisselam, Mescid-i Aksa’yı gözümün önüne getirdi. [Televizyon gibi] görüyor, sayıyordum. Sorularına, hemen cevap veriyordum.) [Buhari]</p>
<p>Çarşamba günü güneş batarken, Resulullahın bahsettiği kervan Mekke’ye geldi. Kervandakiler, fırtına eser gibi olduğunu, bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu hâl müminlerin imanını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığını artırdı.</p>
<p>Kur’an-ı kerim âyetlerinin inmesi, mucizelerin görülmesi müminlerin imanlarını kuvvetlendirdiği gibi, kâfirlerin de düşmanlıklarını artırırdı. İki âyet meali:<br />
(Müminler, Allah anılınca kalbleri ürperen, âyetler okununca, imanları artan [kuvvetlenen] ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.) [Enfal 2]</p>
<p>(Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen âyetler, onların [kâfirlerin] çoğunun azgınlığını ve küfrünü artırır.) [Maide 64]</p>
<p>Hazret-i Hızır ve Musa aleyhisselam<br />
Bir kimse, ilim tahsil etmeden marifet ve keramet sahibi olabilir. Kur’an-ı kerimde, Kehf suresinin 60. âyet-i kerimesinden 82. âyetinin sonuna kadar anlatılan olayda, ilm-i ledünniden, bâtın ilminden bahsedilmektedir.</p>
<p>Kıssa özetle şöyledir:<br />
Hazret-i Musa, “Ya Rabbi, benden âlim olan ve bâtın ilmini bilen zatı nerede bulurum?” diye sordu. Allahü teâlâ da, “Ya Musa, yola çık, çantana koyduğun balık canlanıp denize gittiği yerde, o zatı bulursun” buyurdu. Hazret-i Musa, Hazret-i Yuşa ile yola çıktı. Bir pınarın yanına oturdular. Bu pınar âbı hayat idi. Bu suya dokunan ölü canlanırdı. Bu sudan bir damla balığa değince, balık canlanıp denize gitti. Hazret-i Yuşa bunu gördü ise de söylemeyi unuttu. Hazret-i Musa sorunca, hatırlayıp balığın canlanıp denize gittiğini söyledi. Geri dönüp oraya gelince, o zatı gördüler. Hazret-i Musa, “Bana bâtın ilmini öğretir misin?” dedi. O zat, “Allahü teâlânın bana öğrettiği ilmin hepsini sen bilmezsin. Bilmediğin için de yaptıklarıma sabredemezsin” dedi. Hazret-i Musa, “İnşallah beni sabredenlerden bulursun” dedi. O zat, “Ya Musa, tuhafına gitse de, yaptıklarımdan bana bir şey sormayacaksın” dedi.</p>
<p>Üçü bir gemiye bindiler. Gemiciler, bunların iyi kimseler olduklarını anlayarak para almadılar. O zat, geminin bir tahtasını söktü. İçeri su girmeye başladı. Hazret-i Musa, “Gemiciler, bize iyilik etti, para almadı. Sen de bunları denizde boğacaksın” dedi. O zat, “Hani bana karışmayacaktın?” dedi.</p>
<p>Gemiden inince, sahilde oynayan çocukları gördüler. O zat, çocuklardan birini öldürdü. Hazret-i Musa, “Çocuğun günahı neydi?” demekten kendini alamadı. O zat, “Yine işime karıştın” dedi.</p>
<p>Antakya’ya uğradılar. Kimse yemek vermedi. O zat, yıkılmak üzere olan bir binanın koca duvarını bir eli ile tutup doğrultuverdi. Hazret-i Musa, “Bunu ücretle yapsaydın, bir ekmek parası çıkarırdık” dedi. O zat, “Artık ayrılma zamanımız geldi. Çünkü üç defa işime karıştın” dedi. Hazret-i Musa, “Bunların hikmeti nedir?” dedi. O zat, “Bunları Allahü teâlânın emri ile yaptım. Gemiciler on kardeşti. Geminin kazancı ile geçiniyorlardı. Bir derebeyi, sağlam gemileri zorla alıyordu. Bu geminin arızalı olduğunu duyunca almaktan vazgeçecekti. Biz de iyiliğe iyilik etmiş olduk.</p>
<p>Günahsız çocuğa gelince, bunun ana babası salih idi. Çocuk büyüyünce, küfre zorlayarak onlara zulüm ve işkence edecekti. Bunun yerine neslinden 70 Peygamber meydana gelecek hayırlı bir evlat vermesi için dua ettim.</p>
<p>Doğrulttuğum duvar, öksüzlere aitti. Babaları duvarın altına bir hazine saklamıştı. Duvarı düzeltmeseydim, yıkılıp hazine meydana çıkacak, eller alacaktı. Öksüzlere de bir iyilik etmiş olduk.</p>
<p>Kur’an-ı kerimdeki bu kıssa, bâtın ilmine sahip keramet sahibi kimselerin bulunduğunu açıkça bildirmektedir. Cenab-ı Hakkın ihsanı boldur. Dilediğine bu ilmi verir, onu marifet sahibi yapar.</p>
<p>Miracta Allah’ı görmek<br />
Sual: Mutezile itikadında bir arkadaş, (Peygamberimiz, miraca gidince göklerde Allah’ı gördü demek, ona mekân isnat etmek olduğu için küfürdür. Bu bakımdan mirac diye bir olay yoktur) diyor. Rafızîler de böyle diyor. Bu görüş doğru olamaz mı?<br />
CEVAP<br />
Kesinlikle yanlıştır. Burada iki sual var: 1- Mirac hak mıdır? 2- Allahü teala ile bir yerde konuşmak ona mekân tayin etmek mi olur?</p>
<p>1- Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliğiyle Miracın hak olduğunu bildiriyorlar. Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki: İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice harika olaylardan bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekke’den Kudüs’e götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi rüya için kullanılmaz. Uyanıkken, gece yürümek manasına kullanılır. Yine buyuruldu ki:<br />
(Sana [miracda] gösterdiğimiz temaşayı insanlar için bir fitne kıldık.) [İsra 60]</p>
<p>Fitne yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı.</p>
<p>Resulullahın, Mekke’den Kudüs’e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur. (Bahr)</p>
<p>Birkaç saniyede Mekke’den Kudüs’e götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder. Mirac hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Bu hadis-i şerifler nasıl inkâr edilebilir ki?</p>
<p>Mekke’den Kudüs’e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke’den Kudüs’e varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudretiyle olur. Buna inanıp da daha uzaklara gittiğine inanmamak, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeyi gerektirir. İşte mezhepsizlerin anlamadığı husus burasıdır. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın? Peygamber efendimiz, (Göklere ve daha uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkâr etmekteki maksat nedir? Gayrimüslimler, İslamiyet’i yıkmak için böyle konularda yerli maşalarını kullanıyorlar.</p>
<p>2- Zaman ve mekân mefhumu yaratıklar yani insanlar içindir. Yaratan yani Allahü teâlâ için değildir. Zamanları, mekânları her şeyi o yaratmıştır. İnsanlara göre olan ezelle ebedi birleştirip cenneti cehennemi insanlarla nasıl doldurduğunu Habibine göstermiştir. Şimdi cehennem boşken, ezel ebed birleşince, Resulullah efendimiz Cehenneme girenleri görmüştür. Allahü teâlâyı da, cenneti, cehennemi de ahirete giderek görmüştür.</p>
<p>Allahü teâlânın kullarının cennetlik ve cehennemlik olmasını bilmesi de böyledir. (Allah ileride ne olacaksa bilir) demek insanlara anlatmak içindir. Yoksa Allahü teâlâ için zaman diye bir mefhum yok, ilerisi gerisi diye bir şey yok. Gelecek ve geçmiş, insanlar içindir. Allahü teâlâ hepsini bir anda görüyor, biliyor. An kelimesi de Allah için söylenmez; ama başka kelime olmadığı için böyle söyleniyor.</p>
<p>Bazı bid’at ehli, Peygamber efendimizin bir anda, cenneti, cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdiremeyip inkâr etmiştir. Bir kısmı da hâşâ (Miracı kabul etmek, Allah’a mekân tayin etmek olur) diyerek miracı inkâr ediyor. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselam ile Tur dağında konuşmuştur. Tur dağı Allah’ın mekânı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı görecektir. Cennet de Allahü teâlânın mekânı değildir. Allahü teâlâ mekândan münezzehtir.</p>
<p>Cesed beden demektir<br />
Sual: S. Ebediyye kitabında deniyor ki:<br />
(Ehl-i sünnet vel-cemaat âlimleri buyurdu ki, miracda, ruh ve cesed birlikte olarak, Mekke-i mükerreme’den Kudüs’e ve oradan, yedi kat göke ve sonra Sidre denilen yere ve Sidre’den Kâbe kavseyn makamına, uyanık olarak, gece, bir anda götürülmüş ve getirilmiştir.)<br />
Cesed, ruhsuz bedene denmiyor mu? (Ruh ve cesed birlikte) demek yerine, (Ruh ve beden birlikte) demek gerekmez mi?<br />
CEVAP<br />
Bazı kelimelerin birkaç mânâsı olur. Bu da cümledeki durumuna göre mânâsı değişir. Örnek verelim:</p>
<p>Harç kelimesinin birkaç manası vardır. Mesela maliyede harç demek, vergi demektir. İnşaatta, su, kum karıştırılmış çimento demektir. Ziraatta, gübre karıştırılmış toprak demektir. Mutfakta da harç vardır: Köfte harcı, dolma harcı gibi. Maliyenin harcı, çimento değildir. Ziraattaki harç, vergi değildir. Mutfaktaki köfte harcı da, vergi veya çimento değildir.</p>
<p>Piyasada birçok Osmanlıca sözlük vardır. Hepsinde de cesed için; ten, gövde, vücut, beden, ruhsuz vücut diye yazar. Ruh ve cesed kelimeleri birlikte kullanılınca, ruhsuz yani ölü beden anlaşılmaz. Ölünün cesedi soğuktur denirse, ruhsuz beden olduğu anlaşılır. Cesedin çoğulu ecsaddır. Cesedler, cisimler, tenler, vücutlar demektir. Mesela madde âlemine, âlem-i ecsad denir.</p>
<p>Bir de cümlenin sonunda, (Uyanık olarak, gece, bir anda götürülmüş ve getirilmiştir) deniyor. Uyanık dendiği için de, ölü denmediği, canlı olarak götürüldüğü pek açıktır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmirac-mucizesi-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mirac-mucizesi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Peygamber ve Yapıcı Muhalefeti</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hz-peygamber-ve-yapici-muhalefeti.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hz-peygamber-ve-yapici-muhalefeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 19:03:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber ve Yapıcı Muhalefeti]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[islami radyo]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6282</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz (a.s) ve muhalefet&#8230; İlk bakışta birbirine zıt iki kavram gibi duruyor. Eğer &#8220;muhalefetten&#8221; kasıt peygamberin misyonuna, getirdiği ilahi mesaja ve o mesajdan çıkardığı hükümlere muhalefet ise, muhalefetin peygamberlikle zıt köşelerde olduğu doğru. Zaten bu sayılan hususlarda bir peygambere muhalefet eden Allah&#8217;a muhalefet etmiş olur. Zira elçiye zeval olmaz. Elçi&#8217;ye muhalefet elçiyi gönderene muhalefettir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhz-peygamber-ve-yapici-muhalefeti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Peygamber Efendimiz (a.s) ve muhalefet&#8230;</p>
<p>İlk bakışta birbirine zıt iki kavram gibi duruyor. Eğer &#8220;muhalefetten&#8221; kasıt peygamberin misyonuna, getirdiği ilahi mesaja ve o mesajdan çıkardığı hükümlere muhalefet ise, muhalefetin peygamberlikle zıt köşelerde olduğu doğru. </p>
<p>Zaten bu sayılan hususlarda bir peygambere muhalefet eden Allah&#8217;a muhalefet etmiş olur. Zira elçiye zeval olmaz. Elçi&#8217;ye muhalefet elçiyi gönderene muhalefettir. Adı &#8220;teslimiyet&#8221; olan bir dinin buna izin vermesi de beklenemez. </p>
<p>Fakat &#8220;muhalefet&#8221; ile &#8220;yapıcı muhalefet&#8221; kastediliyorsa, o başka. </p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in kişisel içtihatları söz konusu olduğunda, onun kutlu arkadaşları hiç muhalefet ederler miydi? </p>
<p>Bu önemli soruya &#8220;evet&#8221; cevabı verecek olursak, bu kez de karşımıza bir o kadar önemli ikinci soru çıkıyor: Hz. Peygamber&#8217;in görüşünün kişisel içtihat mı yoksa vahiy mi olduğunu nasıl ayırt ederlerdi? </p>
<p>Nur suresinin 62. ayeti, bizce işte bu suale cevap veriyor: </p>
<p>&#8220;Gerçek mü&#8217;minler, ancak Allah ve Rasulüne yürekten inanıp güvenenler; ve cemaatle ilgili bir mesele görüşüldüğünde ondan izin istemeden farklı bir görüş geliştirmeyenlerdir. Elbet senden izin alan kimseler var ya; işte Allah ve Rasulüne yürekten inanıp güvenen kimseler onlardır. Artık sen de önemli işlerinde izin istedikleri zaman, içlerinden uygun gördüğün kimselere istediği izni ver; onlar için de Allah&#8217;tan bağışlanma dile: Çünkü Allah limitsiz bağışlar, sınırsız mağfiret eder.&#8221; </p>
<p>Ayetteki &#8220;lem yezhebû hattâ yeste&#8217;zinûhu&#8221; ibaresine, klasik tefsir genellikle &#8220;izin istemeden toplantıdan ayrılıp gitmezler&#8221; manası vermiş. Bu takdirde ayetin bize söyleyeceği pek bir şey yok. </p>
<p>Fakat &#8220;zehebe&#8221; fiilinin sadece mekansal anlamda &#8220;bir yeri terk etti&#8221; anlamına değil &#8220;mezhep&#8221;den de anlaşılacağı gibi &#8220;bir görüşe vardı&#8221; anlamına da geldiği bilindiğinde, ayet canlanıyor ve tüm zamanlara hitap etmeye başlıyor. &#8220;Hatta&#8221; edatıyla birlikte düşünüldüğünde anlamın &#8220;bir görüşten ayrılıp bir başka görüşe varmak&#8221; olduğu ayan beyan ortaya çıkıyor. </p>
<p>Durumu özetleyelim: İslam cemaatiyle ilgili sosyal meselelere ilişkin hayati kararlar alınıyor: Savaş ve barış kararları, anlaşma ve sözleşmeler, güvenlik ve vatandaşlık hak ve sorumlulukları? Karar alma mekanizmasının başında Hz. Peygamber bulunuyor. O hem bir peygamber, hem insan. Hem risalet misyonu var, hem devlet başkanı. Hem vahiyden besleniyor, hem bilgi, tecrübe ve birikiminden. </p>
<p>Tecrübe ve birikiminden yola çıkarak vardığı sonuçlarda bazen isabet ediyor, bazen edemiyor. Edemediği durumları görünce bunu tereddütsüz kabul ediyor. Hamile annelerin çocuk emzirmesini önce emen bebeğe zarar verir gerekçesiyle yasaklayıp, bunun böyle olmadığını tecrübeyle öğrenince yasağı kaldırması gibi. Yine hurma aşılamayı ağaçlara zarar verir endişesiyle yasaklayıp, aksine meyveyi cinsleştirdiğini görünce serbest kılması gibi. </p>
<p>Onun vahiyden değil de bilgi, birikim ve tecrübesinden yola çıkarak vardığı sonuçlara muhalif görüş beyan edenler olmuş mu, olmuşsa hangi usul ve üslupla olmuş? </p>
<p>Evet, olmuş. Mesela Bedir savaşında olmuş. Hz. Peygamber İslam ordusu için bir savaş alanı tesbit etmiş. Orduda bulunan Hubâb b. Münzir bu seçimin isabetsiz olduğunu düşünmüş. Muhalif bir görüş beyan etmek için tam da ayette dile gelen nezaketli üslupla sormuş: </p>
<p>&#8220;-Ya Rasulallah! Bu mevziyi seçmeniz vahyin emri mi, yoksa sizin kendi düşünceniz mi?&#8221; </p>
<p>Bu soruda üç şey gizli: </p>
<p>1) Vahye itaatte zerrece kusur yok. </p>
<p>2) Allah Rasulü&#8217;ne nezaket ve saygıda titizlik var. </p>
<p>3) Doğru bildiğini söyleme hususunda özgüven ve akla hürmet var. </p>
<p>Sonuçta bunun bir vahiy değil içtihat olduğu ortaya çıkıyor. Muhalif görüş geliştiren, görüşünün daha isabetli olduğunu isbat edince, Hz. Peygamber bunu mesele yapmadan kendi görüşünü terk etmekte zerrece tereddüt etmiyor. Sonuç malum. </p>
<p>Aynı şey Berire isimli bir gelinin kocasından boşanmak istemesi üzerine gerçekleşiyor. Eşini kendisine dönmesi için ikna etmesini isteyen kocayı kıramayan Allah Rasulü Berire&#8217;ye ricada bulununca, genç kadın vahyin inşa bir akılla şu soruyu soruyor: </p>
<p>&#8220;-Ya Rasullah! Kocama dönme ricasının arkasında vahiy mi var, yoksa ona şefaatçi mi çıkıyorsun?&#8221; </p>
<p>Berire, Rasulullah&#8217;ın bu talebinde vahyin değil ayrılmak istediği kocasının ricasının rol oynadığını öğrenince, &#8220;Ben kararımı verdim ya Rasulallah!&#8221; diyor ve Allah Rasulü&#8217;nün mukabelesi ise, sadece genç kadının ardından şefkatli bir tebessüm oluyor. </p>
<p>Sözün özü: Vahye hakkı olan itaati gösteren şahsiyetler, akla hak ettiği hürmeti de gösterirler. Aklının sınırlarını vahye çizdirmeyen bireyler ise, içgüdülerine vahiy muamelesi yaparlar.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fhz-peygamber-ve-yapici-muhalefeti.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/hz-peygamber-ve-yapici-muhalefeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-3.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 07:55:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamsohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6280</guid>
		<description><![CDATA[Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı? Sual: (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile tefsir eden kâfir olur) mealindeki hadis bildiriliyor. Bir de (72 sapık fırka, Kur’anı yanlış tefsir ettikleri için Cehenneme gideceklerdir, ancak Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır) deniyor. Bu bir çelişki değil midir? CEVAP Çelişki yok. Kendi görüşü ile tefsir etmek başka, âyetleri yanlış anlamak başkadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Yetmiş iki sapık fırka nasıl ortaya çıktı?</p>
<p>Sual: (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile tefsir eden kâfir olur) mealindeki hadis bildiriliyor. Bir de (72 sapık fırka, Kur’anı yanlış tefsir ettikleri için Cehenneme gideceklerdir, ancak Cehennemde sonsuz kalmayacaklardır) deniyor. Bu bir çelişki değil midir?<br />
CEVAP<br />
Çelişki yok. Kendi görüşü ile tefsir etmek başka, âyetleri yanlış anlamak başkadır.</p>
<p>Abdülgani Nablusi hazretleri buyuyor ki,<br />
İcma ile ve zaruri olarak bildirilmiş olan inanılacak ve yapılacak din bilgilerinde ictihad yapmak caiz değildir. Çünkü, bunlara inanmayan kâfir olur. Bu ümmetten bazıları itikatta ictihad yaparak 73 fırkaya ayrıldı. Kur&#8217;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş olan ve açık olanların da manaları icma ile ve zaruri olarak anlaşılmamış olan yapılacak işlerde ictihad etmek caizdir. İnanılacak olan bilgilerde ictihad hiç caiz değildir. Böyle bilgilerde ictihad ederken yanılmak, küfür olmaz ise de, büyük günah olur. Müslümanların 73 fırkasından 72 fırkası böyle yanılmış, doğru yoldan ayrılmış, Bid’at ehli olmuştur. Bunlar sapık inançlarının cezası olarak Cehenneme gireceklerdir. Ama Müslüman oldukları için, Cehennemde sonsuz kalmayacaklar, azap gördükten sonra, çıkarılacaklardır. (Hadika)</p>
<p>Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:<br />
72 bidat fırkasından, kâfir olmayanları, ehli kıbledir. Bunların hiçbiri kâfir değildir. Fakat 72 fırkadan herhangi birinde bulunduğunu söyleyen bir kimse, Kur&#8217;an-ı kerimde veya hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş ve Müslümanlar arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, kâfir olur. (Tahtavi)</p>
<p>Cehenneme gidecekleri bildirilen 72 fırkanın âlimleri, müctehid olmadıkları için ve tefsirlerden yanlış mana çıkarttıkları için, sapıttılar. Kur&#8217;an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin manalarını herkes doğru anlayabilseydi 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. Bu fırkaları çıkaranlar, müctehid değildi ama hepsi de oldukça derin âlim idi. Fakat hiçbiri, Nassların [Kur'an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin] manalarını doğru anlayamadı. Yanlış anlayarak, doğru yoldan ayrıldılar.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yetmis-iki-sapik-firka-nasil-ortaya-cikti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mezhebe göre tefsir</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mezhebe-gore-tefsir-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mezhebe-gore-tefsir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 07:54:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamsohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhebe göre tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6278</guid>
		<description><![CDATA[Mezhebe göre tefsir Sual: (Dört mezhepteki âlimler, taraflı hareket etmişler, âyetleri kasten kendi mezheplerine göre tefsir etmişler, hatta kendi mezheplerini desteklemek için, âyetlere yanlış mana vermişlerdir) deniyor. Böyle bir suçlama doğru olabilir mi? CEVAP Müfessir, kelam-ı ilahiden, murad-ı ilahiyi anlayandır. Müfessir olmayan, Kur’an-ı kerimi tefsir edemez. Hiçbir Ehl-i sünnet âlimi de, kendi görüşüne göre tefsir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmezhebe-gore-tefsir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Mezhebe göre tefsir</p>
<p>Sual: (Dört mezhepteki âlimler, taraflı hareket etmişler, âyetleri kasten kendi mezheplerine göre tefsir etmişler, hatta kendi mezheplerini desteklemek için, âyetlere yanlış mana vermişlerdir) deniyor. Böyle bir suçlama doğru olabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Müfessir, kelam-ı ilahiden, murad-ı ilahiyi anlayandır. Müfessir olmayan, Kur’an-ı kerimi tefsir edemez. Hiçbir Ehl-i sünnet âlimi de, kendi görüşüne göre tefsir yazmamıştır. Bunun aksine bir örnek gösterilemez.</p>
<p>Tefsir, Peygamber efendimizin mübarek lisanından, Eshab-ı kirama ve onlardan Tabiin ve Tebe-i tabiine ve böylece sağlam, kıymetli insanların söylemesiyle gelen haberlerdir. Yani tefsir, yorum değildir, nakle dayanan sağlam bilgidir.</p>
<p>Resulullah, Kur’an-ı kerimin hepsinin tefsirini Eshabı kirama bildirmiştir. (Hadika)</p>
<p>Tefsir, murad-ı ilahiyi anlamak demektir. Kendiliğinden verdiği mânâ doğru olsa bile, meşru yoldan çıkarmadığı için, hata olur. Verdiği mana yanlış ise, kâfir olur. (Berika)</p>
<p>Üç hadis-i şerif meali:<br />
(Kur’an-ı kerimi kendi görüşüyle açıklayan, doğru olsa da, hata etmiştir.) [Nesai]</p>
<p>(Kur’ana ehliyeti olmadan mânâ veren, Cehennemde azap görecektir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Kur’anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [Deylemi, M. Rabbani]</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık da, (Kur’an-ı kerimi kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi toprak kabul eder, hangi gök beni gölgeler?) buyurmuştur. (Şir’a)</p>
<p>Dört mezhebin âlimleri Allah’tan korkmuyor muydu da, kendi mezheplerine uygun tefsir yaptı iftirası ortaya atılıyor. Böyle asılsız iftiralara, mezhep düşmanlarına asla itibar etmemelidir.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmezhebe-gore-tefsir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mezhebe-gore-tefsir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkçe Kur&#8217;an yazılamaz mı?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/kuran-i-kerim/turkce-kuran-yazilamaz-mi.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/kuran-i-kerim/turkce-kuran-yazilamaz-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 07:52:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuran-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamsohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[türk.e kuran okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Kur'an yazılamaz mı?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6276</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe Kur&#8217;an yazılamaz mı? Sual: İnciller, bütün dillere çevrilirken niçin Kur’an Arapça öğretilir ve ibadetlerde Arapça okunur? Her Türkün okuyabileceği Türkçe bir Kur’an yazmak günah mıdır? CEVAP Kur’an-ı kerimi, dili Arapça olanlar bile tam anlayamaz. Hatta ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sorarlardı. Bir hadis-i şerif meali: (Kur’an, Allah’ın metin ipidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fkuran-i-kerim%2Fturkce-kuran-yazilamaz-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Türkçe Kur&#8217;an yazılamaz mı?</p>
<p>Sual: İnciller, bütün dillere çevrilirken niçin Kur’an Arapça öğretilir ve ibadetlerde Arapça okunur? Her Türkün okuyabileceği Türkçe bir Kur’an yazmak günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Kur’an-ı kerimi, dili Arapça olanlar bile tam anlayamaz. Hatta ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sorarlardı. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Kur’an, Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz.) [İbni Mace]</p>
<p>Yusuf suresinin, (Biz Kur’anı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor:<br />
Biz Kur’anı herhangi bir dil ile değil, en geniş, en açık, en âhenkli olan Arap dili ile indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, etkili sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görürsünüz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemediğini, insan sözü olmadığını, ilahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.</p>
<p>Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’anı insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu. (Nahl 44)</p>
<p>Bugüne kadar gelen bütün edebiyatçılar, Kur’an-ı kerimin nazmına ve manasına aciz ve hayran kaldılar. Bir âyetin benzerini söyleyemediler. İcazı ve belagatı insan sözüne benzemiyor. Bir kelime çıkarılsa veya eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Nazmı Arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor. Çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kağıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur’anda bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(De ki, Rabbimin [İlmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109, Beydavi]</p>
<p>Kur’an çok vecizdir. Çok kısa bir cümle içinde bir başka dile tek cümle ile aktarılamayacak kadar çok manalar bulunması özelliğinden dolayı asırlardır yüzlerce, meal ve tefsir yazılmış, hâlâ yazılmaya devam edilmektedir. Bugün Türkçe yazılmış yetmişe yakın meal vardır. Bunların hiçbirinin Kur’anın orijinal metninin taşıdığı ilahi mucizevi edebi niteliği taşıması mümkün değildir. Kur’an âyetlerindeki cümle ve kelimelerin birden çok manaya gelmesinden dolayı mealler birbirini tutmuyor. Bunun için bazı müellifler parantez içinde açıklama getirmektedir. Ama yine de tatminkâr olmaktan uzaktır. Kur’anın diğer kitaplardan önemli bir farkı da, onun bir edebiyat mucizesi olmasıdır. Hatta şiirde ve edebiyatta zirveye çıkan Mekkeli müşrikler, bu yüzden Kur’ana nazım dediler. Bu vasıftaki Kur’anın edebi kıymeti kaybolmadan hiçbir dile tercümesi mümkün değildir. Bunun için bizzat Kur’an meydan okuyor:<br />
(Kulumuza [Resule] indirdiğimizden [Allah’tan geldiğinden] bir şüpheniz varsa, iddianızda doğru iseniz, Allah’tan gayri şahitlerinizi [bilginlerinizi] de yardıma çağırıp, haydi onun benzeri bir sure meydana getirin! Bunu yapamazsınız, asla yapamayacaksınız da.) [Bekara 23, 24]</p>
<p>(De ki: Bu Kur&#8217;anın bir benzerini ortaya koymak üzere insanlar ve cinler toplanıp, birbirine destek de olsalar, yemin olsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.) [İsra 88]</p>
<p>Müşrikler, mucize isteyince de buyuruldu ki:<br />
(Kur’an gibi [eşsiz] bir kitabı sana indirmemiz, [mucize olarak] yetmez mi?) [Ankebut 51]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fkuran-i-kerim%2Fturkce-kuran-yazilamaz-mi.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/kuran-i-kerim/turkce-kuran-yazilamaz-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinimizde tevilin yeri</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dinimizde-tevilin-yeri.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dinimizde-tevilin-yeri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 07:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Dinimizde tevilin yeri]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6274</guid>
		<description><![CDATA[Dinimizde tevilin yeri Sual: Kendilerine selefi denilen bazı gençler, (Kur&#8217;anda, hadiste ve âlimlerin sözünde tevil yoktur. Tevil sapıklıktır) diyerek birçok evliyanın ve onların sözünü tevil eden âlimlerin küfre düştüklerini söylüyorlar. Mesela Muhyiddin-ı Arabi hazretleri, (Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır) dediği için bu büyük veliye küfür isnat ediyorlar. Böyle sözler niçin söylenmiştir, manası nedir? CEVAP Dinimizde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fdinimizde-tevilin-yeri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Dinimizde tevilin yeri</p>
<p>Sual: Kendilerine selefi denilen bazı gençler, (Kur&#8217;anda, hadiste ve âlimlerin sözünde tevil yoktur. Tevil sapıklıktır) diyerek birçok evliyanın ve onların sözünü tevil eden âlimlerin küfre düştüklerini söylüyorlar. Mesela Muhyiddin-ı Arabi hazretleri, (Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır) dediği için bu büyük veliye küfür isnat ediyorlar. Böyle sözler niçin söylenmiştir, manası nedir?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde tevil vardır ve bazen zaruri olur. Mesela görülen, anlaşılan, meşhur olan manayı vermeyip başka mana verilmesi gereken âyetlere müteşabihat denir. Yani bunların açık ve meşhur manalarını vermek, akla ve dine uygun olmazsa, meşhur olmayan mana vermek, yani tevil icap eder. Hicr suresi 88. âyet-i kerimesinde, (Kanadını müminler için indir!) buyuruluyor.</p>
<p>Tefsir âlimleri bu âyetin (Ey Habibim, müminlere merhamet et, şefkat göster, onlara karşı mütevazi ol!) gibi manalara geldiğini bildiriyorlar. Selefiler, bu âyet için (Peygamberimizin tek kanadı vardı) diyebilir mi? Böyle tabirler çeşitli dillerde de, Türkçemizde de vardır. Mesela, zengin bir kimse, bir öksüze acıyıp yardım etse, (Şefkat kanatlarını indirdi) denir. Bunun hakiki kanatla alakası yoktur.<br />
Feth suresi 10. âyet-i kerimesinde (Allah’ın eli onların eli üstündedir) buyuruluyor. Bu kelimelere bakıp, birçok elin üstünde başka bir el olduğu gibi akla ve dine aykırı bir mana verilemez. Tefsir âlimleri, El kelimesine Kudret manasını vermişlerdir.</p>
<p>Şir’adaki hadis-i şerif şöyledir:<br />
(Ya Rabbi onu [İbni Abbası] fakih kıl ve ona Kur&#8217;anın tevilini öğret!) [Buhari]<br />
Bu hadis-i şerif de Kur&#8217;an-ı kerimin tevil edilmesi gerektiğini bildirmektedir. Tevil bir ilimdir, rastgele yapılması çok tehlikeli olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Ümmetime en çok tehlikeli olacak kimse, Kur&#8217;an-ı kerimi yersiz tevil edendir.) [Taberani]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde, tevil gereken Kinaye, Mecaz ifade eden birçok âyet-i kerime vardır. Mesela cima için lems (dokunmak) kelimesi kullanılmıştır. (Nisa 43, Maide 6)</p>
<p>Bekara suresi 115. âyet-i kerimesinde kıble için Allah’ın yüzü tabiri kullanılmıştır. 187. âyetinde ise, kadınlar, elbise olarak bildirilmiş, (Onlar sizin, siz de onlar için libassınız) buyurulmuştur.<br />
Hadis-i şeriflerde de kinaye, mecaz vardır. Mesela (İhtiyar kadın Cennete girmez) hadis-i şerifini tevil gerekir. (Cennete genç olarak girer) diye açıklamak gerekir. (Cami Allah’ın evi) hadis-i şerifi de böyledir. (Hakim)</p>
<p>Evliyanın sözlerinde de tevil edilecek yerler bulunur. (Sizin taptığınız, benim ayağımın altında) sözü, Şeyh-i ekberin vefatından sonra anlaşılmıştır. Bu sözü söylediği yer kazılınca, altın bulunmuş. Demek ki oradakilere (Siz altına tapıyorsunuz) demiştir. Tapmak kelimesi de mecaz olarak kullanılmış, (Siz parayı çok seversiniz) demek istemiş olabilir.</p>
<p>Abdullah-ı Dehlevi hazretleri 61. mektubunda buyurdu ki:<br />
(Mecnun, Leyla’ya olan aşırı sevgisinden dolayı yiyip içmedi. Her şeyden yüz çevirdi. Leyla adını dilinden düşürmedi. Sonra da Ben Leylayım demeye başladı. Her şeyi Leyla olarak gördü. Bu hâl, nefsini tasfiye edenlerde de görülür. Mesela Allah’ı çok anan Hallac-ı Mensur, kendisini tenzih mertebesi ile birleşmiş gördü. Enel Hak dedi. Evliya, böyle sözlerinden dolayı mazurdur, bu sözlerini tevil gerekir.)</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri, Enel Hak sözünü açıklarken buyuruyor ki:<br />
(Bu söz, Ben yokum, Hak teâlâ vardır demektir.) [c.2. m.44]</p>
<p>Görüldüğü gibi, Kur&#8217;an-ı kerimde, hadis-i şeriflerde ve evliyanın sözlerinde tevil edilecek yerler bulunmaktadır. İslam âlimlerinin kitaplarında bulunan bir hadis, akla aykırı gelince, hemen uydurma dememelidir. Âlimlerin o hadisi nasıl açıkladığına bakmalıdır. Evliyanın söz ve yazıları da böyledir. Akla ve dine aykırı gibi görünse de evliya-i kirama dil uzatılmamalıdır.</p>
<p>Sual: Müslümanda, küfrü gerektiren bir durum görülse, buna kâfir denir mi?<br />
CEVAP<br />
Müslüman olduğunu söyleyen, Kelime-i şehadet okuyan kimseye, şüphe ile küfür damgası basılamaz. Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin bir işinde veya sözünde birçok küfür alametleri ile bir iman alameti veya küfür olması şüpheli olan bir alamet bulunsa, buna kâfir dememelidir. Çünkü müslüman iyi zan olunur. (Redd-ül Muhtar)</p>
<p>Bezzâziyye fetvasında şunu da ekliyor ki:<br />
(Küfür alametini dilediği açıkça anlaşınca, kâfir olur. Tevil etmemiz fayda vermez.)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fdinimizde-tevilin-yeri.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dinimizde-tevilin-yeri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlamadan Kur’an okumak</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/kuran-i-kerim/anlamadan-kuran-okumak.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/kuran-i-kerim/anlamadan-kuran-okumak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 07:49:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuran-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamadan Kur’an okumak]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6272</guid>
		<description><![CDATA[Anlamadan Kur’an okumak Sual: (Mukabele okumak ve dinlemek uygun değildir. Kur&#8217;anı okuyanın ve dinleyenin anlaması şarttır. Papağan gibi okumak, fayda yerine zarar verir) diyenler oluyor. Her milletten Müslüman olanlar var. Kur’anı herkesin anlaması mümkün olmadığına göre, Arapça bilmeyenlerin Kur&#8217;an okuması günah mıdır? CEVAP Kur&#8217;an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz; hatta evliyanın ve ulemanın en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fkuran-i-kerim%2Fanlamadan-kuran-okumak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Anlamadan Kur’an okumak</p>
<p>Sual: (Mukabele okumak ve dinlemek uygun değildir. Kur&#8217;anı okuyanın ve dinleyenin anlaması şarttır. Papağan gibi okumak, fayda yerine zarar verir) diyenler oluyor. Her milletten Müslüman olanlar var. Kur’anı herkesin anlaması mümkün olmadığına göre, Arapça bilmeyenlerin Kur&#8217;an okuması günah mıdır?<br />
CEVAP<br />
Kur&#8217;an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz; hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullaha sual ederdi. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Kur&#8217;an-ı kerim Allahü teâlânın metin [sağlam] ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [İbni Mace]</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimin, çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir:<br />
(De ki, Rabbimin [ilmini, hikmetini bildiren, hayrete düşüren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109 - Beydavi]</p>
<p>Demek ki, her Arapça bilen, Kur’an-ı kerimi anlayamaz. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
İmam-ı Ahmed bin Hanbel, Cenab-ı Hakkın, (Anlayarak da anlamayarak da Kur&#8217;an-ı kerim okuyan, benim rızama kavuşur) buyurduğunu bildirmektedir. (İhya)</p>
<p>İslam âlimlerinin en büyüklerinden, Hanbelî mezhebinin reisi imam-ı Ahmed hazretleri böyle buyururken, hâlâ herkesin Kur&#8217;an-ı kerimi anlayarak okuması gerektiğini söylemek ne büyük gaflettir! Nasıl olup da, (Kur&#8217;anı anlayamıyorsan ezberleme!) denebiliyor? Halbuki Kur’an-ı kerimi ezberlemek, hâfız olmak için manasını anlama şartı yoktur. Kur’an-ı kerimi hıfzetmenin sevabı çok büyüktür.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Kur’an-ı kerimi okuyun ve onu ezberleyin! Allahü teâlâ içinde Kur’an-ı kerim bulunan kalbe, azab etmez.) [Şir’a Şerhi]</p>
<p>(Kur&#8217;an hâfızları ehl-i Cennetin arifleridir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Hafızasında Kur’an-ı kerimden bir şey bulunmayan, harap bir ev gibidir.) [Tirmizi]</p>
<p>(Kur&#8217;anı hıfzeden kimse ölünce, Allahü teâlâ toprağa onun etini yememesini emreder. Toprak, &#8220;Ya Rabbi, senin kelamın içinde iken ben onu nasıl yiyebilirim?&#8221; diye cevap verir.) [Deylemi]</p>
<p>Elbette Kur&#8217;an hâfızlarının haramlardan kaçıp ibadetleri yapması gerekir. Aksi takdirde büyük vebal altına girmiş olurlar. Bazı kimseler de, okumasını bilmeyenin evinde Kur’an bulundurmasının uygun olmadığını söylüyorlar. Bunların sözleri de yanlıştır. Çünkü Kur’an-ı kerimi okumasını bilmese de, bereketlenmek için evinde mushaf-ı şerif bulundurmak sevaptır. (Hindiyye)</p>
<p>Mealler hatalıdır<br />
Bilindiği gibi mealler değişiktir. Birbirini tutmayan yerleri çoktur. Prof.Dr. M.Sait Yazıcı Diyanet İşleri Başkanı iken açıkladığı gibi meallerde hata olur. Hiç hata olmasa bile meale &#8220;Allah kelamı&#8221; denmez. Kur’an-ı kerimin başka dillere yapılan çevirmelerine Kur&#8217;an denmez. Bunlara, Kur’an-ı kerimin meali denir. Bunlar, mütehassıs ve halis müslümanlar tarafından hazırlanmış ise, Kur’an-ı kerimin manasını anlamak için okunabilir. Buna bir şey denmez. Ancak bunlar, Kur&#8217;an diye okunamaz. Bunları, Kur&#8217;an diye okumak sevap olmaz, günah olur. İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Kur’an-ı kerim tercümesini, Kur’an-ı kerim yerine okumak haramdır.) [Fetava-i fıkhiyye s. 37]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fkuran-i-kerim%2Fanlamadan-kuran-okumak.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/kuran-i-kerim/anlamadan-kuran-okumak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217; Güzel Bir Borç Veriniz</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-guzel-bir-borc-veriniz.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-guzel-bir-borc-veriniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 21:22:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah cc borc]]></category>
		<category><![CDATA[Allah' Güzel Bir Borç Veriniz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6267</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217; Güzel Bir Borç Veriniz. Bizleri ve bütün kainatı en mümkemmel şekilde yaratan ve tüm bu güzellikleri biz insanların hizmetine sunan Rabbimiz Muzemmil suresi 20. ayetinde &#8221; Allah&#8217;a güzel bir borç veriniz.&#8221; buyurmaktadır Allah (c.c.) bu ayetinde , Allah için verenlerin Allah yoluna yardım edenlerin , Allah katında verikdlerinin çok daha iyisini ve fazlasını bulacaklarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fallah-guzel-bir-borc-veriniz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Allah&#8217; Güzel Bir Borç Veriniz.<br />
Bizleri ve bütün kainatı en mümkemmel şekilde yaratan ve tüm bu güzellikleri biz insanların hizmetine sunan Rabbimiz Muzemmil suresi 20. ayetinde<br />
&#8221; Allah&#8217;a güzel bir borç veriniz.&#8221; buyurmaktadır<br />
Allah (c.c.) bu ayetinde , Allah için verenlerin Allah yoluna yardım edenlerin , Allah katında verikdlerinin çok daha iyisini<br />
ve fazlasını bulacaklarını belirtmektedir.<br />
Ayetin müşriklerle yapılan savaşlar döneminde nazil olmasına bakarak, Mu&#8217;minlerin yapılan cihada katkıda bulunmaları için yapılmış bir teşvik bir vaad bir emir olduğunu görebiliyoruz.<br />
Allah&#8217;a güzel bir borç veriniz ayetiyle müminlerden istenen yardım , fakirlere yardımdan daha çok yapılmakta olan cihada katkıdır.<br />
Allah&#8217;ın dininin yüceltilmesi yayılması insanların hidayetine vesile olunması için yapılan faaliyetlere verilen destektir.<br />
İşte bu yardım ve destekler Allah (c.c) verilen borç kabul edilmiştir.<br />
İşin aslına baktığımızda; O&#8217;nun malını yine O&#8217;nun rızası için O&#8217;nun yoluna harcamış , O&#8217;na borç vermiş oluyoruz.<br />
Allah (c.c.) için verincede verdiğimizi asıl sahibine iade etmiş oluyoruz.<br />
Rabbimizin bize verdiklerinden kullanıyor olduğumuzu , yani gerçeği unutmamış oluyoruz.<br />
Bize her konuda rehber olan Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve kutlu ashabı bize Allah (c.c.) için vermek konusunda en güzel şekilde örnek olmuş ve cömertlikleriyle gözlerimizi yaşartmışlardır.<br />
Allah Resulü (sav) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur : &#8221; Allah azze ve celle buyurdu ki ; İnfak et sana da infak edilsin. &#8221;<br />
Adı sadakat ve cömertlik ile özdeşleşmiş Hz Ebu Bekir (radiyellahu anh) sahip olduğu kırk bin dinarın on binini gece , on binini gündüz , on binini gizli ve on binini de açıktan olmak üzere tüm malını Allah yolunda vermiş ve bu olayın sonrasında da<br />
yüce Mevla &#8221; Mallarını gece ve gündüz gizlice ve açıkça infak edenler yok mu ? İşte onların Rableri katında ecir ve mükafatları vardır ve onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiç bir zamanda mahzun olmazlar.<br />
buyurarak Hz Ebu Bekir (radiyallahu anh) şereflendirmiştir.<br />
Yazımızın başlığında da kullandığımız Allah&#8217;a borç vermek ayeti nazil olduğunda; Ebu Delha El-Ensari (radiyellahu anh) Resurullah(sav) gelerek Ya Resurullah Allah (cc) bizden borç mu istiyor ? diye sordu.<br />
Resurullah (sav) &#8221; evet &#8221; diye cevap verince Ebu Delha , Hz Peygamber&#8217;den (sav) elini uzatmasını istedi ve elini tutarak &#8221; Ben bağımı Allah&#8217;a borç olarak veriyorum &#8221; dedi.<br />
Hemen gidip hanımına &#8221; O bağdan topladıklarını al ve çık .Çünkü ben bu bağı Allah&#8217;a (cc) borç verdim &#8221; der. Hanımıda &#8221; Ne güzel ne kârlı bir alış veriş yaptın ya Ebu Delha &#8221; deyip ordan çıkar ..<br />
Bu ve bunun gibi örnekleri asr-i saadette sıkça rastlanır değerli kardeşlerim. Bu hassasiyet ve anlayışın zirvede olduğu her devirde muminler topluluğu , daima huzur içinde yaşamışlar ve hem dünyalarını hemde ahiretlerini korumuşlardır. Bugun yine bu düzeni sağlayabilmek için yeni bir asr-i saadet dönemi tahsis edebilmek için tekrardan bu şuura bu bilince bu imani kuvvete erişmemiz gerekiyor.<br />
Rabbimizin verdiklerini O&#8217;nun rızası için O&#8217;nun yoluna harcayarak asıl iyiliği kendimize yapmış oluruz. Çünkü Allah (c.c) asla vaadinden dönmez.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fallah-guzel-bir-borc-veriniz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-guzel-bir-borc-veriniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemin ederken,</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yemin-ederken.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yemin-ederken.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Apr 2012 16:46:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Yemin ederken]]></category>
		<category><![CDATA[yemin ederken dikkat etmemiz gereken]]></category>
		<category><![CDATA[yemin günahı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6264</guid>
		<description><![CDATA[Yemin ederken Sual: Yeminde, kelimenin sözlük mânası mı, yoksa âdet olarak kullanılan mânası mı esas alınır? CEVAP Şâfiî mezhebinde sözlük mânasına, Mâlikî’de, Kur’an-ı kerimde kullanılan mânasına, Hanbelî’de ise, yemin edenin niyet ettiği mânaya bakılır. Hanefî&#8217;de, o zamanda, o memleketlerde, o kelimenin kullanılması âdet olan mânası kabul edilir. Birkaç örnek verelim: 1- (Hayvana binmeyeceğim) diye yemin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyemin-ederken.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Yemin ederken<br />
Sual: Yeminde, kelimenin sözlük mânası mı, yoksa âdet olarak kullanılan mânası mı esas alınır?<br />
CEVAP<br />
Şâfiî mezhebinde sözlük mânasına, Mâlikî’de, Kur’an-ı kerimde kullanılan mânasına, Hanbelî’de ise, yemin edenin niyet ettiği mânaya bakılır.</p>
<p>Hanefî&#8217;de, o zamanda, o memleketlerde, o kelimenin kullanılması âdet olan mânası kabul edilir. Birkaç örnek verelim:<br />
1- (Hayvana binmeyeceğim) diye yemin eden, insanın sırtına binerse, yemini bozulmaz. Çünkü sözlükte, insan (Hayvan-ı natık = Konuşan hayvan) diye tarif edilirse de, insana hayvan demek âdet değildir.<br />
2- (Direk üstüne oturmayacağım) diye yemin eden kimse, dağ üzerine oturursa, yemini bozulmaz. Kur’an-ı kerimde dağa direk buyurulduysa da, böyle demek âdet olmamıştır.<br />
3- (Ev yıkmayacağım) diye yemin eden kimse, örümcek yuvasını bozunca, yemini bozulmaz. Kur’an-ı kerimde, örümcek yuvasına da ev buyurulduysa da, buna yuva demek âdettir.<br />
4- (Kelimenin Kur’an-ı kerimdeki veya sözlükteki mânasını niyet ederek yemin ettim) diyenin, sözü kabul edilir. Fakat kelime mecaz olarak, yani mânası dışında kullanılıyorsa, (Böyle âdet olan mânaya niyet ettim) demesi kabul edilmez.<br />
5- (Kâğıt parayla bir şey almam) diye yemin eden, altınla satın alınca, yemini bozulmaz. Çünkü altın ayrı, kâğıt para ayrıdır. (Hiçbir şey satın almam) demek istedim denemez. Böyle demek âdet olsa da, kâğıt paranın mânası açıktır. Bu mânayı âdet değiştiremez.<br />
6- (Kapıdan çıkmayacağım) diyen, pencereden çıkarsa, yemini bozulmaz.<br />
7- (Kırbaç vurmayacağım) diyen, sopa vurursa, yemini bozulmaz.<br />
8- (Onun yüzüne bakmayacağım) diye yemin eden, aynadaki görüntüsüne baksa, yemini bozulmuş olmaz.<br />
9- (Onunla konuşmayacağım) diye yemin eden, telefon veya benzeri bir cihazla konuşursa yemini bozulur.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fyemin-ederken.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/yemin-ederken.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbadetle başka şey mukayese edilmez</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ibadetle-baska-sey-mukayese-edilmez.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ibadetle-baska-sey-mukayese-edilmez.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 07:50:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[İbadetle başka şey mukayese edilmez]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6262</guid>
		<description><![CDATA[İbadetle başka şey mukayese edilmez Sual: Tam İlmihal’de, “Hoparlörden çıkan imamın sesine âmin denince namaz bozulur. Çünkü imamın değil, benzeri bir sese âmin denmiş oluyor” deniyor. Hoparlörden çıkan ses, sahibinin gerçek sesi olmadığına göre, radyodan, kasetten dinlediğimiz sesler de gerçek müzik olmaz. O zaman radyodan müzik dinlemek caiz olmuyor mu? İbni Âbidin’de, “Birisinin yüzüne bakmayacağım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fibadetle-baska-sey-mukayese-edilmez.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>İbadetle başka şey mukayese edilmez</p>
<p>Sual: Tam İlmihal’de, “Hoparlörden çıkan imamın sesine âmin denince namaz bozulur. Çünkü imamın değil, benzeri bir sese âmin denmiş oluyor” deniyor. Hoparlörden çıkan ses, sahibinin gerçek sesi olmadığına göre, radyodan, kasetten dinlediğimiz sesler de gerçek müzik olmaz. O zaman radyodan müzik dinlemek caiz olmuyor mu?<br />
İbni Âbidin’de, “Birisinin yüzüne bakmayacağım diye yemin eden, aynadaki görüntüsüne bakabilir. Çünkü, bu görüntü, kendisi değildir, benzeridir” deniyor. Bu duruma göre porno film seyretmek caiz olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
Her ikisi de caiz olmaz. Birinci örnekte ibadetle müzik dinlemek birbirine karıştırılıyor. İbadet ayrı, müzik ayrıdır. İbadetle başka şey mukayese edilmez. Namazda yiyip içmek namazı bozar, ama başka zaman yiyip içmenin mahzuru olmaz. Namazda iken başkasının sözü ile hareket edince namaz bozulur, ama başka zaman mahzuru olmaz. Biz namazda iken, birisi Fatiha okusa, sonunda biz âmin desek namaz bozulur. Ama imamın Fatihasına âmin dense bozmaz. İmamdan gayrisine âmin denmez. Hoparlörden çıkan ses de hakiki bir sestir, ama imamın sesi değildir. Hoparlörden çıkan sese gerçek ses değildir denmez. Gerçek sestir. Ama imamın sesi değildir, benzeri bir sestir. Onun için namaz sahih olmuyor.</p>
<p>Müzik, müziktir, ister bunu Yeliz çalsın, isterse Kaya çalsın, isterse teypten gelsin, fark eden bir şey olmaz. Şarkıcının bizzat kendi sesi olmasa da, benzer bir ses oluyor, yani yine aynı günah oluyor. Burada sesin benzeri ile aynısı fark etmiyor. Ortada bir iş ve bir ses var, benzeri ile aynısı olması neticeyi değiştirmiyor.</p>
<p>Resim bir insanın bizzat kendisi değildir, kendisinin resmidir. Resme bakmakla kendisine bakılmış olmaz. Ama çıplak resmine bakmak haram olur. Şimdi bilgisayarla çıplak kadın resmi de yapılıyor. Bu tamamen hayali bir resimdir buna bakmak haram olmaz denemez.</p>
<p>Bilgisayarla yazılan yazı, asıl yazı değil diye, bu yazılar, şahıslar ve kanun nezdinde ve dinimize göre geçersiz olur mu hiç? İyi ise iyi yazıdır, kötü ise kötü yazıdır.</p>
<p>Bir CD&#8217;nin içine yüzlerce cilt kitap sığıyor. Elektronik ortamda kitaplar, hatta kütüphaneler var. Hakiki kitap değil diye bunlar yok sayılır mı? Radyoda, TV’de, telefonda veya bilgisayarda, çeşitli suç işlesek, sonra bunları dikkate almayın, bunlar bizim hakiki görüntümüz, hakiki sesimiz ve hakiki yazımız değil, benzerleridir desek, suç işlememiş mi oluruz? Yazdığımız ve söylediğimiz şeyler dinen yasak ise, günahtan kurtulur muyuz?</p>
<p>Telefon sapıkları, musallat oldukları insanlara neler çektiriyor. İlanı aşk yapan, sövüp sayan veya müstehcen konuşanları var, her türlüsü var. Şimdi bunların hakiki sesi değil diye yaptıklarını hoş görebilir miyiz? Bu sapık, benim hakiki sesim değil, beni suçlu sayamazsınız diyebilir mi?</p>
<p>Bunun için ibadetle ibadet olmayan işi karıştırmamak gerekir. Robotla çok iş yapılabilir ama, robota namaz kıldırsak kendimiz kılmış olmayız veya namazımızı filme alsak, namaz vakitlerinde onu oynatsak namaz kılmış olmayız. Bazı kimseler, “Hoparlör günlük işlerde kullanılıyor da niye ibadette kullanılmasın” diyorlar. Robotlara bir çok işler yaptırılıyor. Robota imamlık da yaptırılabilir, Kur’an da okutulabilir, namaz da kıldırılabilir. Belki hacca da robot gönderilir. Peki ama, bunların dinimizle ne alakası olur? Bu aletler ibadet olmayan işlerde kullanılır. İbadete bid’at sokulmaz.</p>
<p>Cihazla ibadet etmek<br />
Sual: Hoparlörden çıkan sese âmin diyenin namazı niçin bozulur? Hoparlörle sesin yükseltilmesinin ne mahzuru olur?<br />
CEVAP<br />
Her ilimde olduğu gibi, fen ilminde de o işin uzmanı söz sahibidir. Dinimiz de buna kıymet verir. Çünkü fen ilimleri, İslami ilimlerin bir koludur. Dini bilgilerde ise edille-i şeriyye esastır. Fen bilgileri bunlara göre açıklanır.</p>
<p>Müslüman ve uzman bir doktor, bu hasta guslederse ölür diyorsa, teyemmüm etmeli diyorsa, o doktora inanılması gerektiğini, diğer fen işlerinde de durumun böyle olduğunu dinimiz bildiriyor. Hoparlörden çıkan ses, nakli seda mı, aksi seda mı, yoksa başka bir ses mi, bunu ancak uzmanı bildirir. Bütün uzman mühendisler bildiriyor ki:<br />
(Hoparlörden çıkan ses, nakli seda değildir. Hoparlör, sesi yükseltici bir alet değildir. Yankı da değildir. İmamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Duyulan ses, imamın sesi değil, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatıs kuvvetlerinin titreyerek demir levhanın husule getirdiği sestir. TV ekranındaki resim, imamın bizzat kendisi değil, görüntüsüdür. TV’deki ses de, imamın bizzat kendi sesi değil, sesin benzeridir.)</p>
<p>Uzmanlar böyle söyleyince, dinin emri gereği onlara inanmak gerekir. Helal olan üzüm şırası, alkol haline, şarap haline dönüşünce, o sıvı haram oluyor. Hâlâ bu üzüm şırası diye inat etmek cahillikten başka şey değildir. Şarap da, sirkeleşince helal oluyor. Şarap, sirkeleşmekle nasıl helal olur demek de cahilliktir. Yine uzman kimyager, (Necis yağ, mesela domuz yağı sabun haline dönüşse temiz olur) diyor.</p>
<p>Evet bu işin uzmanı ne diyor? (TV’deki konuşan kimsenin resmi bizzat kendisi olmadığı gibi, sesi de bizzat kendi sesi değil, benzeridir) diyor. Benzer sesle dünya işleri yapılır vaaz, nasihat edilir, ilim öğretilir, sadece ibadet yapılmaz. Bir insanın fotoğrafı veya TV’deki görüntüsü gibidir. Her ne kadar fotoğraf veya TV’deki görüntü, o insana ait ise de, bizzat kendi değildir.</p>
<p>Bu bakımdan radyodan, TV’den okunan secde âyetleri için secde-i tilavet gerekmez. (M. Erbea)</p>
<p>TV’deki görüntüye imam diye uymakla, hoparlörden çıkan sese imamın sesi diye uymak aynıdır. Görüntü bizzat imam olmadığı gibi, ses de bizzat imamın sesi değildir. Onun için görüntüye ve cihazdan çıkan sese uymakla imama uyulmuş olmaz. TV’deki sesler yankı da değildir. Yankıya da uymak caiz olmaz. Redd-ül-muhtar’da, (Dağa çarpıp yankılanan ses, insan sesi olarak kabul edilmez. Vasıtasız, bizzat insanın söylemesi gerekir. Yankı ile gelen ses, hakiki ses hükmünde olmadığı için, yankı ile gelen bir secde âyeti için secde-i tilavet gerekmez) buyuruluyor. Namaz kılarken görüntüsü videoya alınmış imama uymak caiz olmadığı gibi, TV’nin naklen yayınında, imamı da görsek, böyle bir imama da uymak caiz olmaz. Yahut hoparlör veya radyo vasıtasıyla gelen ses de imamın sesi olmadığı için, bu ses ile hareket ederek ibadet etmek de caiz olmaz.</p>
<p>Okunan Kur&#8217;an-ı kerimi kasete alıp, mezara gidince, teybi açarak kaseti dinlemekle bizzat Kur&#8217;an-ı kerim okunmuş olmaz. Bunun gibi, bir kimse, namaz kılarken kendi filmini çekse, sonra her namaz vakti gelince, video ile bu filmi oynatsa, namaz kılmış olmaz. Namaz kılmak, ezan okumak vakitli ibadetlerdir. Bunları teyple, video ile yapmak, bid&#8217;at olup, büyük günahtır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fibadetle-baska-sey-mukayese-edilmez.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/ibadetle-baska-sey-mukayese-edilmez.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Müslüman böyle konuşmaz</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/bir-musluman-boyle-konusmaz.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/bir-musluman-boyle-konusmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 07:49:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Müslüman böyle konuşmaz]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6260</guid>
		<description><![CDATA[Bir Müslüman böyle konuşmaz Sual: 1- Müziğin haram olduğunu söylüyorsunuz. Hangi âyete dayanarak, deliliniz nedir? CEVAP Dinimizde delil sadece âyet mi? Bu dinin Peygamberi yok mu? Hadis-i şerifler delil olmaz mı? Resulullah efendimiz müziğin haram olduğunu bildirmiştir. 2- Hud suresinin onuncu âyeti, Kur’anda her şeyin açıklanmış olduğunu bildiriyor. CEVAP Hud suresinin onuncu âyetine bakalım: (Elif. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fbir-musluman-boyle-konusmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Bir Müslüman böyle konuşmaz</p>
<p>Sual: 1- Müziğin haram olduğunu söylüyorsunuz. Hangi âyete dayanarak, deliliniz nedir?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde delil sadece âyet mi? Bu dinin Peygamberi yok mu? Hadis-i şerifler delil olmaz mı? Resulullah efendimiz müziğin haram olduğunu bildirmiştir.</p>
<p>2- Hud suresinin onuncu âyeti, Kur’anda her şeyin açıklanmış olduğunu bildiriyor.<br />
CEVAP<br />
Hud suresinin onuncu âyetine bakalım:<br />
(Elif. Lam. Râ. Hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri [kesin delillerle] sağlamlaştırılmış, sonra da [iman esasları, ahkam, vaaz, nasihat ve kıssalarla] açıklanmış bir kitaptır.)</p>
<p>Parantez içindeki ifadeler müfessirlerce açıklanmıştır. Yani Kur’an-ı kerimde, peygamber kıssaları, eski milletlerin yaşayışları, iman edilecek hususlar, dine ait hükümler, nasihatler bildirilmiştir. Bunu hangi müslüman inkâr eder. Bu âyetteki açıklama ifadesi, kıssaların ve diğer haberlerin açıklanmış olmasıdır.</p>
<p>Bu âyetten Kur’anın açıklanmasına ihtiyaç yok, hadisler lüzumsuzdur anlamı nasıl çıkarılır ki? Hâşâ sizin dediğiniz gibi burada Kur’an detaylanmış dense, öteki âyetlerle çelişkili olur. Mesela şu âyetle çelişkili olur:<br />
(Ey Resulüm sana indirdiğim Kur’anı insanlara beyan edesin, açıklayasın.) [Nahl 44]</p>
<p>Demek ki açıklanması gerekiyor ki böyle buyuruluyor. Soruyorum, hâşâ Allah çelişkili mi söylüyor? Siz niye bu âyeti görmezden geliyorsunuz ve diğer bir çok âyetleri, mesela (Resulüme tâbi olun, Ona uyun) âyetlerini niye görmezden geliyorsunuz? Sadece Kur’ana uyun, Resulüme uymayın denirdi. Hâşâ bir çok sapık, Resulullahı postacı kabul ediyor. Kitabı getirdi işi bitti diyorlar. Siz de aynı nakaratı okuyorsunuz. Halbuki Allahü teâlâ buyuruyor ki:<br />
(Resulümün verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]</p>
<p>Sadece Kur’ana uyun denir, böyle bir şey söylenmezdi. Demek ki hadis-i şeriflere, Resulullahın bildirdiklerine ihtiyaç var. Mesela namazların kaç rekat olduğu, namazın farzları, namazı bozan şeyler, namazın mekruhları gibi çok şey Kur’anda açıkça bildirilmemiştir. Bunu Resulüne bırakmış, O da açıklamıştır. Resulünün açıklamasından niye korkuyorsunuz? Allahü teâlâ (Açıkla) dedi, O da açıkladı. Yoksa Allah’ın emrine aykırı olarak mı Kur’anı açıkladı? Peygamberimiz binlerce meseleye açıklık getirdi. Bunlar Allah’ın emrine aykırı mı idi?</p>
<p>Resulullah 23 sene bu işin tatbikatını yapmış, göstermiştir. O bildirmeseydi namaz vakitlerinin bile beş olduğunu bilemezdik. Çünkü Kur’anda açıkça yazılı değil. Zekatın ne oranda verileceği yazılı değil. Orucu bozan veya mekruh olan şeyler açıklanmamıştır. Açıklansa idi, Allahü teâlâ, Resulüne (Bunu açıkla) buyurmazdı.</p>
<p>3- Şu âyete neden değinmediniz? Neden bu Allah’ın âyetini görmezden geldiniz? 45. surenin 6.âyeti: (Bunlar, sana gerçek olarak okuduğumuz Allah’ın âyetleridir. Allah’tan ve âyetlerinden başka hangi hadise inanıyorlar?)<br />
CEVAP<br />
Bazı mezhepsizler de aynı oyunu oynadı. O kadar Türkçe kelime arasına niye bir tane Arapça kelime sıkıştırıldı? Âyetin meali şöyledir:<br />
(İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah’ın âyetleridir. Artık Allah’tan ve Onun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?)</p>
<p>Söz kelimesinin Arapçası niye söylenir ki? Hadis-i şerif anlaşılsın diye öyle mi? Hadis, söz demektir. Ama Resulullahın sözlerine hadis-i şerif denir, şerefli söz demektir, mübarek söz demektir. Hâşâ Allah, bir âyetinde Resulullahın hadisine inanmayın diyecek sonra da şöyle buyuracak:<br />
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]</p>
<p>(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]</p>
<p>(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]</p>
<p>(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]</p>
<p>(Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20]</p>
<p>(Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]</p>
<p>Söz kelimesini Resulullahın hadisi olarak açıklamak sahtekârlığın daniskasıdır.<br />
Bu âyetlerde Allah, (Resulüme uyun, Resulüm indirdiğim Kuranı açıkla) diyecek, sizin dediğiniz yerde de sakın hadislere uymayın diyecek, hâşâ Allah böyle çelişkili konuşur mu? Siz Resulullahtan ne istiyorsunuz? Bu kadar hileyi, sahtekârlığı ahmaklardan başka kim yutar ki? Yutan varsa ahmaktır.</p>
<p>4- Şu hadislere hiç değinmemişsiniz. Tutarsızlık yok mu?<br />
Peygamber, &#8216;Benden Kur’an haricinde hiçbir şey yazmayınız. Kim benden bir şey yazdıysa onu imha etsin&#8221; &#8220;Peygamber Amr b. As&#8217;a, söylediği her sözü yazmasını emretti&#8221;<br />
CEVAP<br />
Önceleri Kur’an-ı kerimle karışmaması için, (Sözlerimi yazmayın) buyurdu. Daha sonra buna gerek kalmayınca da birçok hadis-i şerifte, (Sözlerimi yazın) buyurdu. Bunun çelişki neresinde? Çelişki sizin kafanızda. Çelişki kıblenizde, kıbleniz yanlış!</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de aynı numarayı çekiyorsunuz, bazısını delil olarak gösteriyorsunuz. Mezhepsizler de bunu çok yapıyor. Bak Resulullah hadislerimi yazmayın dedi diyorlar. Ötekini yani (Bundan sonra artık hadislerimi yazın) emrini görmezden geliyorlar. Hadis senet olmaz diyorlar. Peki hadis senet değilse ötekini niye söylüyorlar? Siz de aynı numarayı çekiyorsunuz. Halbuki Allahü teâlâ, Resulümün sözlerine uyun buyuruyor. Siz Kur’ana inansanız bu âyetlere de inanırsınız. Din düşmanları hep bu numaraları kullanmıştır ama Ehl-i sünnet âlimleri bunu görmüş, suratlarına çarpmıştır.</p>
<p>5- &#8220;Kur’andan başka hidayet kaynağı arayan sapıtmıştır&#8221; hadisi var.<br />
CEVAP<br />
Çelişki bunun neresinde? Kur’andan başka hidayet kaynağı olur mu hiç? Bu sözün neresini beğenmediniz ki? Hadis-i şerifler, Kur’anın açıklamasından başka bir şey değil ki, Kur’anın emrine uyularak açıklanmış ifadelerdir. Mesela namaz kıl deniyor nasıl kılınacağı bildirilmediği için Resulullah açıklamıştır. Kur’anın açıklaması, Kur’andan başka denir mi? Kur’anda hep Allah ve Resulüne itaat edin geçiyor. Demek ki ayrı değil ki böyle bildiriliyor. Siz Kur’ana inanmıyorsunuz, inanıyorsanız bildirdiğim âyetleri niye inkâr ediyorsunuz?</p>
<p>6- Hadis, Kur’an gibi önemli bir kaynak ise neden Allah Kur’anı korumayı garantiledi de hadisi Kur’an gibi korumadı?<br />
CEVAP<br />
Gerçekte olmasa bile söz ile siz Allah’a ve Kur’ana inanıyorsunuz değil mi? Öyle ise cevap verin: Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa peygamber mi idi? Onlara indirilen Tevrat ve İncil Allah’ın kelamı mı idi? Kur’an gibi onlar da önemli mi idi? Evet ise size soruyorum, niye Allah, Tevrat ve İncili korumayı garantilemedi? Niye bozulup gitti?</p>
<p>Allah, Resulüme uyun diyor bu mantıklı olmuyor da, hadislere ihtiyacımız yok sözü mü mantıklı? Birkaç sapık hariç, bütün Müslümanlar asırlardan beri, Kur’anın emrine, Resulüme tâbi olun âyetine uyarak hadis-i şeriflere inanmış ve onlara göre amel etmiş. Bu mantıksızlık da, peygamberim diyen, Kur’ana ilave yapıldı diyen yalancı adamın [19’cular bâtıl dinini kuran Mısırlı Reşat Halifenin] hadislere inanmayın sözü mü mantıklı? Kur’ana inanmak mantıklıdır. Kur’anda Resulullaha inanın buyuruyor. O güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar buyuruyor. Ona itaat edin buyuruyor. Ona itaat bana itaattir buyuruyor. Bunlara neden inanmıyorsunuz? Bana kalırsa siz misyonersiniz ya da misyonerlerin kullandığı bir maşasınız. Bir müslüman böyle konuşmaz, böyle hareket etmez.</p>
<p>7- Müzik dinlemenin günah olduğunu söylüyorsunuz. Allah’ın kitabında müziğin haram olduğu geçmiyor. Hadislerde geçiyor bu. Yoksa Allah bunu Kur’anda bildirmeyi unuttu mu? Muhammed mi hatırlattı? Bir peygamber kendi başına hüküm veremez.<br />
CEVAP<br />
Bu ne terbiyesizlik, hâşâ, Allah’a unuttu denir mi hiç? Muhammed hatırlattı denilir mi hiç? Allah Resulüne yetki verdi, Kur’anı açıkla buyurdu. O da açıkladı. Yetki verilen âyetlerden birkaçını tekrar yazıyorum:<br />
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]</p>
<p>(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]</p>
<p>(İndirdiğimi insanlara beyan edesin, açıklayasın.) [Nahl 44]</p>
<p>Kur’anın bu emirlerine uymak suç mudur, mantıksızlık mıdır? Resulullah müziği yasak etmişse, elbette yine Allah’ın emrine göre yasak etmiştir. Yukarıda âyetleri yazdım.</p>
<p>8- Peygamberin sözlerinin 1400 yıldır korunup korunmadığını merak ediyorum. Ölçütümde Kur&#8217;andır. Çünkü Ayşe anamız Resulullahın nereden söz söylediği sorulunca, siz Kur&#8217;an okumaz mısınız cevabını veriyor. O Kur&#8217;andan başka bir şey söyleyebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Aynı taktiği mezhepsizler de kullanıyor. İşlerine gelen hadisler sağlamdır, işlerine gelmeyenler uydurmadır. Resulullah efendimizin sözü 1400 yıldır korunamamışsa, Âişe validemizin sözü nasıl<br />
korunmuş? Onun uydurma olmadığını nereden biliyorsunuz?</p>
<p>İkinci bir husus, hadisleri toplayanlar Kur’anı da hazırlamış olan eshab-ı kiramdır. Eğer uydurma hadis varsa, hâşâ uydurma âyet de olur. Çünkü toplayanlar aynıdır.</p>
<p>Diyeceksin Kur’anı Allah indirdi korumasını da Allah yapar. Bu sözü Kur’anı toplayanlar oraya yazamaz mı? Böyle itimatsızlık olursa, niye denmesin? Zaten kâfirlerin taktiği budur, Kur’ana şüphe getirmek için hadislere uydurma demişlerdir.</p>
<p>9- Ölçüt Kur&#8217;an olmalıdır.<br />
CEVAP<br />
Ölçü Kur’an elbette ancak, Allahü teâlâ (Resulüm bu Kur’anı açıkla) buyuruyor. Demek ki Kur’anı açıklaması gerekiyor. Açıklamasaydı anlamamız mümkün olmazdı. Mesela namazların kaç rekat olduğunu bilemezdik. Zekatın oranını bilemezdik. Nelerden zekat verileceğini bilemezdik. Çok şey var.</p>
<p>10- Peygamberin sözü diye Kur&#8217;ana aykırı olanlara iman edemem!<br />
CEVAP<br />
Hâşâ, bu nasıl söz? Kur’anı kim getirdi? Dinin sahibi kim, Peygamberin sözü hiç Kur’ana aykırı olur mu? Bu nasıl müslümanlık? Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor galiba. Bir sözün Kur’ana aykırı olup olmadığını siz nasıl anlıyorsunuz? İmam-ı a’zam anlayamıyor, imam-ı Buhari anlayamıyor ve bütün İslam âlimleri anlayamıyor, siz anlıyorsunuz?</p>
<p>11- Kur&#8217;anda müzik dinlemek haram diyor mu? Eğer demiyorsa Peygamber de demiş olamaz.<br />
CEVAP<br />
Resulullah efendimiz bir iki âyeti açıklamış, bu âyet müziği haram ediyor buyurmuş ve bunu bütün ehl-i sünnet âlimleri kabul etmiş, sizin kabul etmemeniz neyi değiştirir ki? Müzikle ilgili hadis-i şerifler hadis âlimlerinin kitaplarında vardır. Hadis âlimleri bir hadisi sahih kabul ediyor ve kitaplarına alıyor, Kur’ana aykırı görmüyor da siz nasıl görüyorsunuz?</p>
<p>Bütün âlimler bir tarafa siz bir tarafa öyle mi? Bu ne haddini bilmezlik böyle?<br />
Biz istisnasız bütün ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına ve hadis-i şeriflerin hepsine inanırız. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis olmaz. Çünkü Resulullah (Söylemediğim sözü hadis söyleyen Cehenneme gidecektir) buyuruyor. (Uydurma hadis) demek, (Bu sözü, Allah Resulü söyledi) diye Peygamber efendimize iftira etmektir. Hangi müslüman bunu yapar? Sıradan bir müslüman bile bunu hatırından geçiremez.</p>
<p>Bütün ehl-i sünnet âlimleri müzik haram diyor, siz ise onlara aykırı helal diyorsunuz. 1400 senedir gelen âlimlere ve Resulullahın hadislerine mi inanalım yoksa size mi? Güzel ses ayrı müzik ve çalgı aleti ayrı.</p>
<p>12- Müziğin ve Notaların Allah tarafından yaratıldığına kimsenin şüphesi olmaması lazım.<br />
CEVAP<br />
Evet domuzun, köpeğin, her türlü necasetin, pisliğin, kâfirin, Allah tarafından yaratıldığına hiç kimsenin şüphesi olamaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Her şeyi yaratan Allah’tır) [Mümin 62, Enam 101, Rad 16]</p>
<p>(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]</p>
<p>13- Müzik Peygamber tarafından yasaklandı fakat Kur’anda böyle bir yasak yoktur.<br />
CEVAP<br />
Siz anlamıyor musunuz yoksa inanmak mı istemiyorsunuz, yine aynı şeyi söylüyorsunuz. Size birkaç âyeti tekrar yazayım:<br />
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]</p>
<p>(Resulümün verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]</p>
<p>(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36]</p>
<p>(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]</p>
<p>(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]</p>
<p>(İndirdiğimi insanlara beyan edesin, açıklayasın) [Nahl 44]</p>
<p>(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]</p>
<p>(O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]</p>
<p>Demek ki Peygamber efendimiz kendiliğinden haram etmiyor, vahye dayanıyor yani Allah’ın bildirmesine dayanıyor. Bir de bazı âyetler var, onları herkes anlayamıyor. (İndirdiğim Kur&#8217;anı insanlara açıkla) buyuruyor. Bazı âyetlerde müzik haram edilmiştir. Bunu Resulullah açıklayabiliyor. Biz bakınca anlayamıyoruz. Mesela müziği haram eden iki âyet:</p>
<p>Lokman suresinin 6.âyetindeki lehv-el hadis ifadesi müzik olarak bildirilmiştir. Lehv-el hadis, Türkçe olarak boş söz, boş eğlence gibi manalara gelir. Ama bu boş eğlencenin, yani ahirete fayda vermeyen bu eğlencenin müzik olduğu bildirilmiştir.</p>
<p>Allahü teâlâ, şeytana [İsra suresinin 64. âyet-i kerimesinde] (Vestefziz&#8230; bi savtike [Sesinle oynat]) buyuruyor. Bu (Her türlü müzikle, çalgı ile insanları şaşırt) demekmiş. (Medarik, Şeyhzade)</p>
<p>Böyle âyetler olmasa bile Resulullahın bildirdiğini kabul etmemek Allah’ı kabul etmemek olur. Böyle yapanların da kâfir olduğu yine Kur’an-ı kerimde bildiriliyor.</p>
<p>14- Söz konusu âyetin notalarla müzikle yani müziğin kendisiyle hiçbir ilgisi olmadığı gibi boş söz ve boş eğlence olduğunu siz yazdınız. Dolayısıyla boş sözlerin ve boş eğlencenin müzikle hangi bağlantısı var? Fakat boş söz ve eğlence boş müzik diye tanımlanabilir. Fakat âyetle direkt olarak bir ilişki kurulamaz kanaatindeyim.<br />
CEVAP<br />
Peygamberimiz haram diyor, siz hâlâ âyet notalardan bahsetmiyor diye itiraz ediyorsunuz. Böyle müslümanlık olur mu? Peygambere inanmadan nasıl müslümanlık olur?</p>
<p>Atalarımız yenilen doymaz buyuruyor. Ama din iman konusunda yenmek, yenilmek olmaz. İnanmak veya inanmamak, yani iman etmek veya etmemek olur. Müslüman olmak veya kâfir olmak olur.</p>
<p>Müslüman olmak için, akıla lüzum var. Akıllı olan mükelleftir. Deliler iman ile mükellef değildir. Şunu iyi bilin ve unutmayın: Allah’a inanmayan Onun kudretini anlayamaz, Ona giden yolu bulamaz. Allah’ın resulü Muhammed aleyhisselama inanmayan Onun derecesini, makamını, kıymetini bilemez. Muhammed aleyhisselamdan gelen nimetlere kavuşmak için iki şart vardır:<br />
Birincisi Onun Peygamberliğini tasdik etmek, ben Ona iman ettim demektir.<br />
İkincisi Onu çok sevmektir. Gelen nimetlerin miktarı, bu sevginin derecesine bağlıdır. Tasdik olmadan, O yüce Peygamberi gözünüzle de görseydiniz, her mucizesine şahid de olsaydınız yine inanmazdınız. Onun zamanındaki müşrikler böyle olmadı mı? O yüce Peygamberin zamanında nasıl olacağını merak ediyorsanız, şu anda nasıl olduğunuza bakın. Şimdi nasılsanız, o zaman da öyle olurdunuz. Bu herkes için geçerlidir ve böyledir. Siz bu hâlinizle o zaman peygamberlik iddiasında bulunan üç kağıtçıya yani Müseyletemül Kezzaba da inanırdınız. Çünkü ona inananlar da çıkmıştır.</p>
<p>Siz birkaçını defalarca yazdığım âyetlere rağmen direniyorsunuz. Aman bize hadisten söyleme diyorsunuz. Sizin Muhammed aleyhisselama olan bu düşmanlığınız nereden ileri geliyor? Allahü teâlâ Onun sözü senet derken siz niye Allah’ın bu âyetlerini kabul etmiyorsunuz? Defalarca sormama rağmen, Allah Resulüme uyun, Onun sözü senettir buyurduğu halde Muhammed aleyhisselamın sözleri niye senet değil? Niye kabul etmiyorsunuz? Resulullaha uymayan ve âyetlere inanmayan kitapsızlarla, bizim işimiz yoktur. Lütfen bizi daha fazla meşgul ve rahatsız etmeyiniz. Köre bir şey tarif edilemez, kör tarifle görmez.</p>
<p>15- Sorularımı yanıtlamayarak kaçıyorsunuz. Hadi, ispat edin neden müziğin haram olduğunu?<br />
CEVAP<br />
Misyonerliğiniz bir yana siz deli falan değilsiniz değil mi? Siz benim defalarca sorduğum sorulara cevap vermeyin, sonra da kaçan siz değil de biz mi olacağız? Size şu soruları kaç kere sordum.</p>
<p>Bunlara cevap verin ona göre konuşalım:<br />
Allah şöyle buyurmuyor mu?<br />
(Resulüm size neyi verdiyse alın, neden yasakladıysa kaçın.) [Haşr 7]</p>
<p>(Ona tâbi olun ki, doğru yolu bulasınız!) [Araf 158]</p>
<p>(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]</p>
<p>Siz bu âyetlere ve diğer yazdığım âyetlere niye cevap vermiyorsunuz?<br />
Sizin Muhammed aleyhisselama olan bu düşmanlığınız nereden ileri geliyor? Allahü teâlâ Onun sözü senet derken siz niye Allah’ın bu âyetlerini kabul etmiyorsunuz?<br />
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 3, 4]</p>
<p>Yani, söylediği hadis-i şerifler de vahye dayanır, yani Allah’tandır demektir. Peygamberimiz bir şey söylerse kendiliğinden mi söylemiş olur? Allah, O kendiliğinden söylemez diyor siz ise O kendiliğinden söyler diyerek hâşâ Allah’ı yalancı çıkarmaya çalışıyorsunuz.</p>
<p>Siz bunlara cevap verin. Yukarıdaki âyetler yalan mı? Resule itaat Allah’a itaat deniyor, yalan mı? O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar deniyor, yalan mı? O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez deniyor, yalan mı?</p>
<p>Haşr suresinde size neyi verdiyse alın neyi emrettiyse yapın, neden yasakladıysa kaçının buyuruyor. Peygamberin yasak ettiklerini yaparsak Allah’a isyan etmiş olmaz mıyız? Resule itaat Allah’a itaat değil mi? Yoksa bu âyetleri inkâr mı ediyorsunuz?<br />
Hadislere karşı gelmek Resule karşı gelmek değil mi?<br />
(Allah ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki Allah’ın azabı çetindir.) [Enfal 13]</p>
<p>Siz Resulullaha uymuyorsunuz, Onun hadislerini kabul etmiyorsunuz, çetin bir azaba hazırlanın. Mertçe zebralar gibi yan çizmeden açıkça inanmıyorsanız inanmayın, zaten kâfirler inanmaz, bazılarına inanır bazılarını inkâr ederler. Peygamberin emri ile Allah’ın emrini ayıranların kâfir oldukları yine Kur&#8217;anda bildiriliyor:<br />
(Allah’ın yolu ile, Peygamberlerin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150,151]</p>
<p>Siz Peygamberin emrini Allah’ın emri saymadığınız için bu âyete göre de müslüman değilsiniz.<br />
Resule tâbi olun, Ona itaat eden Allah’a itaat eder gibi sayısız âyeti inkâr eden kâfire ne diyeyim ki? Âyetleri inkâr eden elbette kâfir olur. İki âyet meali tekrar:<br />
(De ki, &#8220;Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!&#8221;) [A. İmran 31]</p>
<p>(De ki, &#8220;Allah’a ve Peygambere itaat edin! Eğer [Peygambere uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar.] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A.İmran 32]</p>
<p>Âyete inanmıyorsunuz, hadise inanmıyorsunuz, artık size ne diyeyim? Kur’an-ı kerim baştan sona kadar Resulüme uyun, Ona tâbi olun derken Muhammed aleyhisselamı devre dışı bırakan kâfire ne diyeyim? O postacıydı vazifesi bitti diyen kâfire ne diyeyim? İnanmayana ne diyeyim? Bazı müşrikler Muhammed aleyhisselamı bizzat gördükleri halde, konuştukları halde inanmadılar. Şu mucizeyi göster inanalım dediklerinde, istedikleri mucizeler olunca bile inanmadılar. Size ve sizin gibilere Kâfirun suresini okuyorum, senin dinin sana benim dinim bana.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fbir-musluman-boyle-konusmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/bir-musluman-boyle-konusmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinin emri müslümanın zoruna gitmez</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dinin-emri-muslumanin-zoruna-gitmez-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dinin-emri-muslumanin-zoruna-gitmez-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 07:48:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Dinin emri müslümanın zoruna gitmez]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanak 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6258</guid>
		<description><![CDATA[Dinin emri müslümanın zoruna gitmez Sual: 1- Bir kısmı İslam’da musiki vardır diyen bir toplumda çıkıp da bu haramdır demek ikilik çıkarmak değil midir? CEVAP Allah’ın emrini bildirmek ikilik çıkarmak olur mu? Bu nasıl mantık öyle? Bir kısmı ateist olan yerde, (Allah vardır, âlemlerin Rabbidir, her şeyi O yaratmıştır, Ona iman etmek lazım) dersek, ikilik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fdinin-emri-muslumanin-zoruna-gitmez-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Dinin emri müslümanın zoruna gitmez</p>
<p>Sual: 1- Bir kısmı İslam’da musiki vardır diyen bir toplumda çıkıp da bu haramdır demek ikilik çıkarmak değil midir?<br />
CEVAP<br />
Allah’ın emrini bildirmek ikilik çıkarmak olur mu? Bu nasıl mantık öyle? Bir kısmı ateist olan yerde, (Allah vardır, âlemlerin Rabbidir, her şeyi O yaratmıştır, Ona iman etmek lazım) dersek, ikilik mi çıkartmış oluruz? Dinin emrini bildirmek niye zorunuza gidiyor? İnanmak ayrı, yapıp yapmamak ayrı. </p>
<p>2- İslam’da tevhidi bozmanın, nifak sokmanın hükmü nedir?<br />
CEVAP<br />
Tevhidi bozmak küfürdür, nifak ise haramdır, büyük günahtır. Ama harama haram demek tevhidi bozmak mıdır, nifak mıdır? Resulullaha aynı iftiralar yapıldı, kardeşi kardeşe düşman ettin, atalarımızdan böyle şey duymamıştık dediler.</p>
<p>3- Haram olduğuna dair Kur’anda bir beyan olmayan şeye haram demenin hükmü nedir?<br />
CEVAP<br />
Kim diyor Kur’anda yok diye? Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde buyuruyor ki:<br />
(O ümmi Peygamber, temiz şeyleri helal, pis, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]</p>
<p>Demek ki Resulü de haram etme yetkisine sahiptir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi]</p>
<p>Yine âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:<br />
(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]</p>
<p>Resulullah bildirse, Kur&#8217;anda bulamadık diye inkâr mı edeceksiniz? Bu nasıl Müslümanlık böyle?</p>
<p>4- Lütfen kendi şahsi görüşlerinizi İslam’ı bölmek pahasına da olsa herkese anlatmaya kalkmayın.<br />
CEVAP<br />
Resulullahın bildirdikleri kendi görüşümüz müdür? Siz Kur’ana ve Peygambere inanmıyorsanız biz ne yapalım. Dinde kaynak tek değil dört tanedir. Kur&#8217;an, Sünnet, icma ve kıyastır. Dördünde de müzik haramdır. Harama helal diyenler de kâfir olur. Resulullaha inanmayanlar İslam’ı bölmektedir. Ki bunlar, Yalnız Kur’an diyen bu yalancılar, Kur’ana da kesinlikle inanmıyorlar.</p>
<p>Kur’an-ı kerimin birçok yerinde (Resulüme uyun) buyuruluyor. Eğer Kur’anı herkes anlasaydı, (Resule uymaya lüzum yok, herkes Kur’andan anladığına uysun) denirdi. Aksine Kur’anın açıklanması istenerek buyuruluyor ki:<br />
(İhtilafa düşülen şeyleri açıklayasın diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]</p>
<p>Kur’an-ı kerimde, sadece (Allah’a uyun) denmiyor. Resulüne de uyulması emrediliyor: (Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (Demek ki Resulullaha uymak Allah’a uymaktan ayrı değildir.)</p>
<p>Yine Kur’anda buyuruluyor ki:<br />
(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]</p>
<p>(Resulüm de ki, &#8220;Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!&#8221;) [A. İmran 31]</p>
<p>(Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız!) [Araf 158]</p>
<p>(Allah’a ve Resulüne karşı gelen kâfirler, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfal 13]</p>
<p>(Allah’ın yolu ile, Peygamberlerin yolunu farklı göstermek isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150-1]</p>
<p>(De ki, “Allah’a ve Peygambere uyun! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Allah da kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32]</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(Yakında, &#8220;Allah’ın kitabının dışında uyacağımız bir şey tanımıyorum&#8221; diyenler çıkacaktır.) [Ebu Davud]</p>
<p>(Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “Bunu bırak, Kur&#8217;andan söyle” derler.) [Ebu Ya’la]</p>
<p>(Bir zaman gelir, sünnetimi öldüren kimseler çıkacak. Allah bunlara lanet etsin!) [Deylemi]</p>
<p>(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]</p>
<p>(Bana uyan Cennete girer, uymayan, isyan eden Cennete giremez.) [Buhari]</p>
<p>Sünnetten yüz çevirip yalnız Kur’an diyenlerin kâfir olduklarını bu âyetler ve hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir.</p>
<p>Hep siz soruyorsunuz, bir soruda ben sorayım: Siz bu itirazı bir müslüman olarak mı yapıyorsunuz, bu soruları bir müslüman olarak mı soruyorsunuz?</p>
<p>5- Elbette müslüman olarak soruyorum. Allah’a inanan herkes müslümandır. Artık dinimizden diğer insanları soğutmamamız lazım, hoşgörülü olmak lazım. Dünya globalleşti.<br />
CEVAP<br />
Anlaşıldı, maksadınız ve müslümanlığınız anlaşıldı! Ancak şunu söyliyelim, Allah’a inanan herkes müslüman değildir. Kelime-i şehadete yani Allah’a ve Resulüne inanan müslümandır. Amentü’deki 6 esasa inanan müslümandır. Bunlardan birine bile inanmayan, birini bile beğenmeyen müslüman değildir.</p>
<p>6- İcma konusunda, dinde musikinin olmadığı görüşünde olanlar çok daha fazladır. Bu konuda icmaya uymayan siz oluyorsunuz. Küçük bir misal:<br />
Eğer sizin görüşünüzde olanlar fazla olsaydı, Hazret-i Mevlana’yı anma sema gösterilerine, müzikli âyinlere, neyli gösterilere kimsenin gitmemesi gerekirdi.<br />
CEVAP<br />
Bu sözünüzde kaç tane hata var. Sizin görüşünüz diyorsunuz, dinde sizin görüşünüz bizim görüşümüz olmaz. Bütün insanlar müzik çalsa bunun icma ile ilgisi ne ki? Siz demek icmayı da bilmiyorsunuz. İkinci husus, insanların çoğu açık geziyor icma mı bu? İnsanların çoğu namaz kılmıyor icma mı bu? İnsanların çoğu kâfirdir, icma mı? Sonra insanların çoğunun gittiği yolda giden doğru yoldan ayrılır. Bunu biz değil, Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde bildiriyor. İşte bir âyet meali:<br />
(İnsanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar.) [Enam 116]</p>
<p>7- Bana Dinde musikinin haram olduğuna dair net bir hadis-i şerif söyleyin.<br />
CEVAP<br />
Netten neyi kastediyorsunuz? Aşağıdaki hadis-i şerifler net değil mi?</p>
<p>(İlk teganni eden şeytandır.) [Taberani]</p>
<p>(Musiki, kalbde nifak hasıl eder.) [Beyheki]</p>
<p>(Çalgıları yok etmek için gönderildim.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Cenab-ı Hak, zurna, gırnata, ud, def gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emretti.) [İ. Ahmed]</p>
<p>Evet, birkaçını yazdığımız bu hadis-i şerifler net değil mi? Nasıl bir şey? Bunlar müziğin haram olduğunu göstermiyor mu?
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fdinin-emri-muslumanin-zoruna-gitmez-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/dinin-emri-muslumanin-zoruna-gitmez-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haram iyi niyetle haramlıktan çıkmaz</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haram-iyi-niyetle-haramliktan-cikmaz.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haram-iyi-niyetle-haramliktan-cikmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 07:47:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Haram iyi niyetle haramlıktan çıkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6256</guid>
		<description><![CDATA[Haram iyi niyetle haramlıktan çıkmaz Sual: Hocanın biri, (&#8220;Ameller niyetlere göredir&#8221; hadisine göre, müzik, iyi niyetle dinlenirse haram olmaz) dedi. Doğru mudur? CEVAP Asla doğru değildir. Bu sözü söyleyenin bir hoca olmaması gerekir. Veya bir yanlış anlama var. Cahilce bir söz olup, dinen çok yanlıştır. Çünkü müzik, haram ise, haram iyi niyetle de işlense helal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fharam-iyi-niyetle-haramliktan-cikmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Haram iyi niyetle haramlıktan çıkmaz</p>
<p>Sual: Hocanın biri, (&#8220;Ameller niyetlere göredir&#8221; hadisine göre, müzik, iyi niyetle dinlenirse haram olmaz) dedi. Doğru mudur?<br />
CEVAP<br />
Asla doğru değildir. Bu sözü söyleyenin bir hoca olmaması gerekir. Veya bir yanlış anlama var. Cahilce bir söz olup, dinen çok yanlıştır. Çünkü müzik, haram ise, haram iyi niyetle de işlense helal olmaz. Mesela kuvvetlenmek için içki içilmez. İçki içen, namaz kılmaya kuvvet bulmak niyeti ile içiyorum dese bir kıymeti var mıdır? Bir fahişe de, niyetim sadece erkeklerin ihtiyacını gidermektir dese, iyi niyetle onlara yardım ediyorum dese, zina haram olmaz mı? Bildirilen hadis-i şerif mubahlar içindir.</p>
<p>Sual: Bir hoca, “Müzik, çalgı ne kadar müstehcen olursa olsun Allah sevgisini artıyorsa mubahtır, süslü, açık, güzel bayana bakmak da ferahlık veriyorsa, Allah sevgisini artırıyorsa, çiçeğe bakmak gibi mubah olur” dedi. Haram olan şey mubah olabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Çok yanlış bir kıyas. Güzel bir çiçeğe bakmak, onu koklamak ruha tatlı gelir. Ruhun Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü anlamasına, Onun emirlerine uymasına sebep olmaktadır. Kokulu ve açık bayana bakmak ise, nefse hoş gelir. Kulak, renkten zevk almaz. Göz de sesten zevk almaz. Çünkü, anlamazlar. Nefs, Allahü teâlânın düşmanıdır. Zevklerine kavuşmak için her kötülüğü yapmaktan çekinmez. Onun zevklerinin sonu yoktur. Karıya kıza bakmakla doymaz. Daha başka şeylerin zevkini tatmak ister. Nefsin taşkın zevkleri, insanı sefalete, hastalıklara, aile facialarına, felaketlere sürüklemektedir. Allahü teâlâ, bu facialara mani olmak için, kadınların, kızların açılmalarını, yabancı erkeklere yaklaşmalarını, içkiyi, kumarı, çalgıyı yasak etmiştir.</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
Bir kimse İslamiyet&#8217;e uymaz, Allahü teâlânın düşmanı olan nefsine uyarsa, kalbi bozulur. Çalgı dinlemek ve her günahı işlemek nefsi kuvvetlendirir. Salim, temiz kalb müzikten zevk alamaz. Müzik nefsi kuvvetlendirip, harekete getirip zararlı olur. (Kimya-i saadet)</p>
<p>“Çalgı insanı Allah sevgisine götürüyorsa caiz olur” demek, (Zina, içki, kumar Allah sevgisine götürüyorsa caiz olur) demeye benziyor. Dinimizin yasakladığı çalgıyı böyle savunmanın sebebi nedir?
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fharam-iyi-niyetle-haramliktan-cikmaz.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/haram-iyi-niyetle-haramliktan-cikmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Musikinin dindeki yeri</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/musikinin-dindeki-yeri-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/musikinin-dindeki-yeri-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 07:46:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Musikinin dindeki yeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6254</guid>
		<description><![CDATA[Musikinin dindeki yeri Sual: Dinimizde müzik haram mıdır? CEVAP Simanın caiz olduğu ve caiz olmadığı yerler vardır. Bazıları, kitaplardaki sima kelimesini çalgı olarak tercüme ettikleri için mubah çalgılar da var zannedilmektedir. Aşağıdaki yazıların tamamı İslam âlimlerinin kitaplarından alınmıştır. Nereden alındığı da sonunda yazılıdır. Kendimize ait tek cümle yoktur. Aletsiz, çalgısız nağmeli sese sima denir. Çalgı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmusikinin-dindeki-yeri-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Musikinin dindeki yeri</p>
<p>Sual: Dinimizde müzik haram mıdır?<br />
CEVAP<br />
Simanın caiz olduğu ve caiz olmadığı yerler vardır. Bazıları, kitaplardaki sima kelimesini çalgı olarak tercüme ettikleri için mubah çalgılar da var zannedilmektedir. Aşağıdaki yazıların tamamı İslam âlimlerinin kitaplarından alınmıştır. Nereden alındığı da sonunda yazılıdır. Kendimize ait tek cümle yoktur.</p>
<p>Aletsiz, çalgısız nağmeli sese sima denir. Çalgı aleti ile birlikte olan insan sesine gına [müzik] denir. Gına haramdır. (Dürr-ül mearif)</p>
<p>Lokman suresinin 6. âyetindeki lehv-el hadis ifadesini âlimler musiki, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbni Mesud hazretleri yemin ederek lehv-el hadis’ten kasıt, çalgı aleti ve musiki olduğunu söylemiştir. (Tefsir-i ibni kesir, Tefsir-i medarik) [İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]</p>
<p>(Mevahib-i aliyye) ismindeki tefsirde, lehv-el hadis âyeti şöyle tefsir ediliyor:<br />
Yalan hikayeler yazarak veya şarkıcı kadınlar tutup herkese ses nağmeleri dinleterek, Kur’an dinlemelerine engel olmaya çalışanlara Cehennem ateşini müjdele! (Mevâkib tefsiri)</p>
<p>Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:<br />
(Üçü hariç, her lehv bâtıldır.) [Deylemi]<br />
Demek ki lehv, bir oyun, bir eğlence, bir çalgı olduğu için böyle buyuruluyor.</p>
<p>Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana, (Vestefziz&#8230; bi savtike [Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu, bu âyetin, her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir. (Şeyhzade)</p>
<p>Müfessirler Enam suresinin 70. âyetini, (Dinlerini [şarkı ile, musiki ile] oyun ve eğlence haline sokanlardan uzak dur) şeklinde tefsir etmişlerdir.</p>
<p>(Şimdi siz bu söze [Kur’âna] mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz gafletle oynuyorsunuz.) [Necm 59-61]</p>
<p>Medarik tefsirinde entüm samidün ifadesi, (Kur&#8217;an okunduğunu işittikleri zaman onu dinletmemek için teganniye [şarkı türkü söyleyerek şamataya] başlarlar, oynarlardı) diye açıklanıyor. İbni Abbas ve Mücahid hazretleri de bu ifadenin şarkı olduğunu söylemiştir. (İgaset-ül-Lehfan)</p>
<p>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]</p>
<p>(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]</p>
<p>(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.) [Araf 157]</p>
<p>(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 3, 4]</p>
<p>(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]</p>
<p>(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]</p>
<p>(Kur&#8217;anı sana insanlara açıklayasın diye indirdik.) [Nahl 44]</p>
<p>Şimdi Resulullah efendimiz, yukarıdaki âyet-i kerimeleri nasıl açıklamışsa ona bakalım:<br />
(İlk teganni eden şeytandır.) [Taberani]</p>
<p>(Sesini gına ile yükseltene şeytan musallat olur.) [Deylemi]</p>
<p>(Rahmet melekleri, ceres, [çan, zil, çıngırak] bulunan yere girmez.) [Nesai]</p>
<p>(Rahmet melekleri, köpek ve çan bulunan kafileye yaklaşmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]</p>
<p>(Ceres, şeytanın mizmarıdır.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai] [Mizmar çalgıdır]</p>
<p>(Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır. Parası da haramdır. Kimin eti haramdan beslendi ise, ona Cehennem ateşi layıktır.) [Taberani]</p>
<p>(Bir zaman gelecek, ümmetimden bazısı, zinayı, ipek giymeyi, içki içmeyi, mizmarı [çalgıyı] helal addedecektir.) [Buhari]</p>
<p>(Musiki, zinaya yol açar.) [Mektubat-ı Rabbani 3/41]</p>
<p>(Musiki, kalbde nifak hasıl eder.) [Beyheki]</p>
<p>(Suyun otu büyüttüğü gibi, şarkı, oyun ve eğlence kalbde nifakı büyütür. Allah’a yemin ederim ki, suyun otu büyüttüğü gibi, Kur’an ve zikir de, kalbde imanı büyütür.) [Deylemi]</p>
<p>(Rabbim bana içkiyi, kumarı, darbukayı ve şarkı söyleyen kadınları haram kıldı.) [İ. Ahmed]</p>
<p>(Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.) [Begavi]</p>
<p>(Ümmetimden bazıları, içkilere başka isim vererek içerler. Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenirler. Allahü teâlâ, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar.) [İbni Mace]</p>
<p>(Şu beş şey zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Birbiriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesi.) [Deylemi, Hâkim]</p>
<p>(Ben, mizmarları [çalgıları], putları yok etmek için de gönderildim.) [İ.Ahmed, Ebu Nuaym, İbni Neccar]</p>
<p>(İblis, yer yüzüne indikten sonra, ya Rabbi bana ev ver dedi. Hamamlar senin evin. Yemek istedi. Besmelesiz yenen yemekler senin denildi. Müezzin istedi. Mizmarlar [çalgılar] müezzinin denildi. Yazıların dövme, hadislerin yalandır. Resulün [elçin] kâhinler, falcılar, tuzağın da kadınlardır.) [İbni Ebiddünya, İbni Cerir]</p>
<p>(İblis, benim kitabım nedir dedi. Senin kitabın dövmedir, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sadakatin yalan, müezzinin mizmarlar [çalgılar], mescitlerin de çarşılardır denildi.) [Taberani]</p>
<p>(İki ses, melundur: Nimete kavuşunca [mizmar]çalgı, musibete maruz kalınca feryat.) [Bezzar]</p>
<p>(Allahü teâlânın gazabına sebep olan şeyler: Acıkmadan yemek, uykusu yokken uyumak, tuhaf bir şey olmadan gülmek, musibette feryat etmek, nimete kavuşunca mizmar [çalgı çalmak].) [Deylemi]</p>
<p>(Şarkıcı ve çalgıcı kadınlar çoğalınca, içkiler her yerde içilince, yere batmalar görülecek, gökten taş yağacaktır.) [Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace, İ.Ahmed]</p>
<p>(Şunlar gelmeden önce salih amel işlemekte acele edin. Sefihler başa geçmeden, güvenlik kuvvetleri çoğalmadan, hüküm rüşvetle satılmadan, adam öldürme hafife alınmadan, akraba ziyareti kesilmeden, Kur’an mizmarlardan okunmadan, Kur’anı şarkı gibi okuyanlar öne geçmeden.) [Taberani]</p>
<p>(Kur&#8217;an mizmarlardan okunduğu zaman ölebilirsen öl.) [Taberani]</p>
<p>(Kur&#8217;anı mizmarlardan [çalgı aletlerinden] okuyanlara Allah lanet eder.) [Müsamere]</p>
<p>(Şu 15 kötü haslet işlendiği zaman ümmetim belaya maruz kalır:<br />
1- Ganimete hıyanet edilince<br />
2- Emanetin ganimet sayılınca<br />
3- Zekat cereme kabul edilince<br />
4- Erkek karısına itaat edince<br />
5- Evlat ana babaya isyan edince<br />
6- Kişi, arkadaşına itaat edince<br />
7- Babaya cefa edilince<br />
8- Toplantılarda yüksek sesle konuşulunca<br />
9- En rezil kimse iş başına geçince<br />
10- Şerrinden korkulan kimseye ikram edilince<br />
11- Her yerde içki içilince<br />
12- Erkekler ipek giyinince<br />
13- Şarkıcı kadınlar çoğalınca<br />
14- Çalgı aletleri yayılınca<br />
15- Sonra gelenler, önceki âlimlere lanet edip onları kötülediği zaman.) [Tirmizi]</p>
<p>(Gözün zinası [harama] bakmak, kulağın zinası [haram şeyleri] dinlemektir.) [Müslim]</p>
<p>İbni Hibban’ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah, develerin boyunlarındaki ceresleri [çanları] çıkarmıştır. Halbuki çan şehveti tahrik etmez. Çan bulunan yere rahmet melekleri girmiyor. Artık çalgıyı, çalgı aletlerini siz düşünün. Şeyh-ul-İslâm Ahmed İbni Kemal efendi hazretleri Kırk Hadis kitabında buyuruyor ki:<br />
(Mizmarları kırmak ve hınzırları öldürmek için gönderildim) hadis-i şerifindeki mizmar, bütün çalgı aletleridir. Bu hadis-i şerif, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeyi yasak etmektedir.</p>
<p>Hazret-i Ebu Bekir, iki küçük cariyenin tef çalıp şarkı söylediklerini gördü ve onları azarlayarak “Şeytanın çalgısını mı çalıyorsunuz?” dedi. (Buhari)</p>
<p>İbni Ömer hazretleri, ihramlı bir toplulukta şarkı söyleyen birine, “Allah senin ibadetini kabul etmesin” dedi. (İbni Ebid-dünya)</p>
<p>Enes bin Malik hazretleri, “En pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi. (İbni Ebid-Dünya)</p>
<p>İbni Abbas hazretleri, “Çalgı aletleri haramdır” dedi. (Beyheki)</p>
<p>Âişe validemiz, bir evde şarkı söyleyen birini görünce ona, “Yazıklar olsun sana. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı” dedi ve onu çıkardılar. (Buhari)</p>
<p>Fudayl b. İyad hazretleri, “Müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir” dedi. (İbni Ebid-dünya)</p>
<p>Şeyh Muhammed Rebhami hazretleri buyuruyor ki:<br />
Saz, tanbur, def, ney ve diğer çalgı aletlerini çalmak, Allahü teâlânın emrini tutmamak olur. (Riyad-ün-Nasıhin)</p>
<p>İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:<br />
“Hakim-i Tirmizi’nin Nevadiru’l Usul adındaki kitapta rivayet ettiği hadis-i şerifte Resul-i Ekrem efendimiz, (Her kim şarkı sesine kulak verirse, onun ruhanileri dinlemesine izin verilmez) buyurdu. Oradakilerden biri tarafından, (Ya Resulallah, ruhaniler kimlerdir?) diye soruldu. Resulullah da, (Cennet ehlinin okuyucularıdır) buyurdu. (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi)</p>
<p>İmam-ı Birgivi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Saz dinlemekten kulaklarını korumalıdır. (Risale-i Birgivi)</p>
<p>Mezhepsiz İbni Teymiye bile, “Şarkı ve müzik, şeytani duyguları harekete geçiren en etkili unsurlardan biridir” demiştir. (Mecmu-ul Fetava)</p>
<p>Şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır. (İmam-ı Kurtubi)</p>
<p>Şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu konusunda icma vardır. (İbni Salâh)</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
İmam-ı Ziyaeddin-i Şami, Mültekıt kitabında (Hiçbir âlim, teganniye mubah demedi) buyurdu.(m. 266)</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimi musiki perdelerine uydurarak okumak haramdır. (Bezzâziyye)</p>
<p>Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile bildirildi. (Makamat-ı Mazheriyye)</p>
<p>Çalgı çalarak veya oyun arasında Kur&#8217;an okuyan kâfir olur. (Tergib-üs-salât)</p>
<p>İmam-ı Münavi hazretleri (Nikahı herkese duyurun! Bunun için de, camide yapın ve def çalın) hadis-i şerifini açıklarken, (Mescitlerde def çalınmaz. Hadis-i şerif, mescid dışında çalınmasını, mescitte yalnız nikah yapılmasını emrediyor) diyor. (Hadika)</p>
<p>Camide def çalmak günah olunca, başka çalgının camide çalınması hiç caiz olmaz. Kadınların düğünlerde def çalması caizdir. (Redd-ül Muhtar)</p>
<p>Şimdiki tarikatçıların yaptıkları gibi, dönmek, dümbelek, ney, saz çalmak haramdır. (Tahtavi şerhi)</p>
<p>Teganni ile okuyan bir imamın arkasında kılınan namazın iadesi gerekir. (Halebi)</p>
<p>Kur’an-ı kerimi, Arap şivesine uygun, tecvid ile ve güzel ses ile okumalıdır. Ebu Davud’daki hadis-i şerifte, (Kur&#8217;anı güzel sesle okuyun) buyuruldu. Yani &#8220;Allah’tan korkarak okuyun&#8221; demektir. Bu da, tecvid ilmine uyarak okumakla olur. Yoksa, harfleri, kelimeleri değiştirerek, manayı, nazmı bozarak teganni ile okumak haramdır. (Berika)</p>
<p>Teganni haramdır. (Tıbb-ün-nebevi)</p>
<p>Kur’an-ı kerimi teganni ile okumak ve dinlemek haramdır. Burhâneddin-i Mergınânî buyurdu ki:<br />
Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyan hâfıza, ne güzel okudun diyen kimsenin imanı gider. Tecdîd-i iman gerekir. Kuhistânî de, böyle yazmaktadır. (Dürr-ül-müntekâ)</p>
<p>İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
Eğlence veya para kazanmak için başkalarına şarkı söylemek, sözbirliği ile haramdır. Çalgı ile raks etmek büyük günahtır. Sıkıntısını gidermek için kendi kendine şarkı söylemek günah değildir. Çalgı olarak, yalnız kadınların düğünlerde def çalması caizdir. (Redd-ül-Muhtar)</p>
<p>Fısk ve içki içilen yerlerde çalgı çalmak ve bunu dinlemek haramdır. Resulullah çobanın kavalını işitince, parmakları ile mübarek kulaklarını kapadı ise de, yanında bulunan Abdullah bin Ömer’e kulaklarını kapamasını emretmedi. Bu da, elde olmadan duymanın haram olmadığını göstermektedir. Çalgıyı, içki, oyun ve kadın bulunan yerlerde keyif için çalmak haramdır. Bayramda, savaşta, hac yolunda, sahurda, düğünlerde ve askerlikte davul çalmak da caizdir. [Okullarda, millî ve siyasi toplantılarda bando, mızıka, mehter marşı çalmak caizdir.] (Hadika)</p>
<p>Def, tambur ve her çeşit çalgıyı evinde, dükkânında bulundurmak, kendisi kullanmasa bile, satmak, hediye etmek, ariyet veya kiraya vermek günahtır. (Berika)</p>
<p>Sadece mehter marşında çalınan müzik aletlerini satmak caiz olur.</p>
<p>Tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehiridir, kalbi karartır. (Dürr-ül mearif)</p>
<p>İlahileri çalgı ile, ney çalarak okumak bid&#8217;attir. Harama helal diyen ve haramı ibadete karıştıran kâfir olur. (S.Ebediyye)</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
Resulullah efendimiz, geldiği bir evde, küçük zenci kızları [cariyeler] def çalıp şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı bırakıp, Resulullahı övmeye başladılar. Resulullah efendimiz, (Onu bırakın, oyun arasında beni övmeyin. Beni övmek [mevlid, ilahi] ibadettir. Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir) buyurdu. (K. Saadet)</p>
<p>[Bazıları, bu hadis-i şerife istinaden kadınların şarkı söylemesinin ve çalgının caiz olduğunu söylüyorlar. Şarkı söyleyenler cariye idi. Cariyenin avret yeri erkeğinki gibidir. Sesi de avret değildir. (İhya)]</p>
<p>Her çeşit çalgı dinlemek haramdır. (Fetava-i Bezzaziyye, Hadika, Ahlak-ı alaiyye)</p>
<p>Müzik bütün dinlerde büyük günahtır. (Dürr-ül-münteka)</p>
<p>İncilin yasakladığı müziği, sonradan papazlar Hıristiyanlığa soktu. (Mevahib-i ledünniyye şerhi Zerkani)</p>
<p>Müzik kelimesi, yunanlıların büyük putları olan Zeüs’ün kızları sayılan Mousa (Müz) denilen 9 heykelin adından hasıl olmaktadır. Bozuk dinler, kalbleri ve ruhları besleyemediği için, müziğin, her çeşit çalgı sesinin nefslere hoş gelmesi, nefsleri beslemesi ruhani tesir sanıldı. Bugünkü batı müziği, kilise müziğinden doğdu. Bugün yeryüzünü kaplayan bozuk dinlerin hemen hepsinde, müzik, ibadet halini almıştır. Müzik ile, her çeşit çalgı ile nefsler keyiflenmekte, şehvani, hayvani arzular kuvvetlenmektedir. Ruhun gıdası olan, kalbleri temizleyen ve nefsleri ezip, haramlara olan arzularını yok eden, ilahi ibadetler unutulmaktadır. Müzik, her çeşit çalgı, insanları, alkolikler ve morfinmanlar gibi gaflet içinde, uyuşuk yaşatmaktadır. Böylece, nefsleri azdırarak, sonsuz saadetten mahrum kalmasına sebep olmaktadır. İslam dini, insanları bu felaketten korumak için, müziği kısımlara ayırmış, zararlı olanlarını haram kılmış, yasak etmiştir. (S. Ebediyye)</p>
<p>Bayram günü oyun oynamak<br />
Sual: Bayram günü, sahabe çalgı çalıp oynuyorlarmış. Bize neden caiz değildir?<br />
CEVAP<br />
Çalgı çalmak caiz olmaz. Peygamber efendimiz, Medine’ye geldiği zaman, Medinelilerin iki eğlence günü olduğunu bildirdiler. Cahiliyet zamanındaki eğlencelerden bahsettiler. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Allah, o iki günü onlardan daha hayırlı iki gün olan kurban ve Ramazan bayramının günleriyle değiştirdi.) [Buhari]</p>
<p>Hazret-i Âişe anlatır:<br />
Bayram günü iki cariye, kahramanlık şiirlerini def çalarak terennüm ediyordu. Resulullah yatağına yatıp yüzünü çevirdi, sonra babam [Hazret-i Ebu Bekir] içeri girdi. (Bu ne hâl, Resulullahın huzurunda şeytanın düdüğü ve sesi ne arıyor?) diye beni azarlayınca, Resulullah (Bırak onları, her milletin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır) buyurdu. Babam başka şeyle meşgulken, cariyelere işaret ettim, dışarı çıktılar. (Buhari, Müslim)</p>
<p>Yine Âişe validemiz anlatır:<br />
Bayram günü Habeşiler oyun oynarken Resulullah beni çağırdı, ben de başımı onun omzuna koyup, hevesim gidene kadar seyrettim. (Buhari, müslim, Nesai)</p>
<p>Oyun oynayanlar, eğlenenler, cariyeler ve Habeşi kölelerdir. Def çalıp oynamak cariyelere verilmiş bir ruhsattır. Sesleri de avret değildir. Hür kadınların sesleriyse avrettir. Ancak düğünlerde, kadınlar arasında def çalabilirler. Cariyeler gibi erkekler arasında çalamazlar. Cariyelerin bu hareketlerini hür kadınlara da uygulamak, dinde reforma girer. Habeşi kölelerin oyunları ise, mızrak, kılıç ve kalkan oyunlarıydı. Bu hadis-i şeriflere dayanarak sahabe çalgı çalardı demek çok yanlış ve iftira olur.</p>
<p>Bayramlarda çatılmasın kaşımız,<br />
Düşmanlıktan ağrımasın başımız,<br />
Küçük olsun, büyük olsun yaşımız,<br />
Allah için artık gülsün yüzümüz.</p>
<p>Boynuzlu koçları kurban etmeli,<br />
Akrabayı ziyarete gitmeli,<br />
Dargınlıklar, kırgınlıklar bitmeli,<br />
Allah için artık gülsün yüzümüz.</p>
<p>Küskünlük içinde geçmesin hayat,<br />
Öfkeni yen, kibrini kır, çöpe at,<br />
Bak barışmak için, ne güzel fırsat,<br />
Allah için artık gülsün yüzümüz.</p>
<p>Hayırlı söz söylemeli dilimiz,<br />
Müsafeha etsin iki elimiz,<br />
Gülümseyip, açılmalı gülümüz,<br />
Allah için artık gülsün yüzümüz.</p>
<p>Çalgı ile ibadet<br />
Sual: Fıkıh kitaplarında, fısk meclislerinde, çalgı çalınan yerlerde, tesbih, zikir, çekmek, hatta din kitabı okumanın bid’at ve haram olduğu, çünkü, Peygamber efendimizin böyle okumaları yasak ettiği bildiriliyor. Minibüslerde kadın erkek karışık olduğuna göre fısk meclisi olmuyor mu? Bir de çalgı çalınıyor. Böyle minibüslerde giderken Kur’an okumak, zikir ve tesbih çekmek haram değil mi?<br />
CEVAP<br />
Çalgı çalarak zikretmekle, bir yerde çalgı çalınırken zikretmek ayrıdır. Görmekle bakmak ayrı olduğu gibi dinlemekle duymak da ayrıdır.</p>
<p>Minibüslerde biz çalgı eşliğinde zikir etmiyoruz. Biz istemeden kulağımıza geliyor. Herkes gaflette iken, zikir çekmek günah olmaz aksine çok iyi olur.</p>
<p>Böyle bir durum olmadan çalgı ile zikir çekmek elbette büyük günahtır. Din kitaplarında deniyor ki:<br />
Musiki ile okunan şeyleri dinlememeli. Cahil tarikatçılar teganni ile ilahi okuyorlar. Musikiden hasıl olan şehvet lezzetlerine, ibadette lezzet hasıl olduğunu, feyiz geldiğini sanıyorlar. Böyle sapıklar, Deccal’ın askeridir. Kur&#8217;an-ı kerimi, zikri ve duayı teganni ile okuyanları dinlememek gerekir. Tatarhaniyye fetva kitabı, bunları teganni ile okumanın haram olduğunda sözbirliği bulunduğunu yazmaktadır. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi)</p>
<p>Kilisede org çalarak İncillerden parçalar okunduğu gibi, Kur&#8217;an-ı kerimi çalgı çalarak okumak küfürdür. (S. Ebediyye)</p>
<p>Günah işlenen yerde<br />
Sual: S. Ebediyye’de, (Çalgıyla zikretmek, fısk meclislerinde tesbih çekmek günahtır) deniyor. Radyo dinlerken, TV seyrederken veya müzik çalınan yerde tesbih çekmek de günah mıdır? Ben evde hep TV izliyorum. Eğer TV izlerken tesbih çekemezsem, başka hiç boş zamanım olmuyor. TV’yi bırakamayacağıma göre ne yapmam gerekir?<br />
CEVAP<br />
Müzik eşliğinde zikir, tesbih caiz olmaz. Çalgının ritmine uydurarak salevat vesaire söylemek caiz olmaz. Kumarhaneye gidip kumar oynarken tesbih çekilmez. Meyhaneye gidip orada biraz tesbih çekeyim denmez; ama bir iş için kumarhaneye, meyhaneye veya müzik çalınan yere gidilmişse, orada zikretmekte mahzur yoktur, hatta çok iyi olur. Bindiğimiz dolmuşta, girdiğimiz mağaza ve lokantalarda çalgı çalınırken zikretmekte mahzur yoktur. Bir hadis-i şerifte, (Gafiller arasında Allahü teâlâyı anan, kuru ağaçlar arasındaki yeşil ağaç gibidir) buyuruluyor. TV’de de, günah olmayan bir şey izlerken tesbih çekmenin mahzuru olmaz.</p>
<p>Ney çalgısı<br />
Sual: Dini yayınlarda fon müziği olarak kullanılan ney, diğer çalgılardan farklı mıdır?<br />
CEVAP<br />
Farklı değildir. Ney de diğer çalgılar gibidir. Çalgı ve diğer günahları ibadete karıştırmak daha büyük günah olur. Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur. Tabiin’in büyüklerinden Hazret-i Nafi anlatır: Sahabeden Abdullah bin Ömer’le beraber gidiyorduk. Ney sesi işittik. Kulaklarını parmaklarıyla kapadı. Oradan hızla uzaklaştık. (Ney sesi daha işitiliyor mu?) dedi. (Hayır, işitilmiyor) dedim. Parmaklarını kulaklarından ayırdı. (Resulullah da böyle yapmıştı) dedi. Ben o zaman çocuktum.</p>
<p>Çocuğa günah olmayacağı için, ona da kulaklarını kapat dememiştir. Hazret-i Nafi, (Abdullah bin Ömer takvası sebebiyle kulaklarını kapattı) denmemesi için çocuk olduğunu özellikle bildirdi. (Eşiat-ül-lemeat)</p>
<p>Ruha zulmet veren şey<br />
Sual: Müzik ruhu besler mi?<br />
CEVAP<br />
Haram olan musiki, kâfir olan nefsimize hoş gelir, onu azgınlaştırır, ruhu ise zulmete boğar. Resulullah, (Gına yani musiki, kalbde münafıklığı arttırır) buyurdu. (Beyheki)</p>
<p>Kur’an-ı kerim okumak, musikinin hâsıl ettiği zulmetleri temizler. Kalbi, ruhu nurlandırır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Kur’an okunan evin hayrı artar, sakinlerini sıkmaz, melekler toplanır, şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur’an okunmayan ev, içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Melekler uzaklaşır, şeytanlar oraya dolar.) [Darimi]</p>
<p>Çalgı ve Allah sevgisi<br />
Sual: (Çalgı, Allah sevgisini artıyorsa mubahtır, süslü, açık, güzel bayana bakmak da ferahlık veriyorsa, Allah sevgisini artırıyorsa, çiçeğe bakmak gibi mubah olur) deniyor. Haram olan şey, nasıl mubah olabilir?<br />
CEVAP<br />
Çok yanlıştır. Çalgının haram olduğu çeşitli hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Haram olan şey derttir, derde deva, ruha gıda olmaz. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Allahü teâlânın size haram ettiği şeylerde şifa yoktur.) [Hâkim]</p>
<p>Çalgı nefsin hoşuna gider, o hain nefsi besler. Günah hoşa gidince insanı Allah sevgisine mi kavuşturur?</p>
<p>Güzel bir çiçeğe bakmak, onu koklamak ruha tatlı gelir. Ruhun Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü anlamasına, Onun emirlerine uymasına sebep olmaktadır. Parfümlü açık bayana bakmak ise, nefse hoş gelir. Kulak renkten zevk almaz. Göz de sesten zevk almaz; çünkü anlamazlar. Nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Zevklerine kavuşmak için her kötülüğü yapmaktan çekinmez. Onun zevklerinin sonu yoktur. Namahreme bakmakla doymaz. Daha başka şeylerin zevkini tatmak ister. Nefsin taşkın zevkleri, insanı, sefalete, hastalıklara, aile facialarına, felaketlere sürüklemektedir. Allahü teâlâ, bu facialara mani olmak için, kadınların, kızların açılmalarını, yabancı erkeklere yaklaşmalarını, içkiyi, kumarı, çalgıyı yasak etmiştir.</p>
<p>(Çalgı, Allah sevgisine götürüyorsa caiz olur) demek, (Zina, içki, kumar Allah sevgisine götürüyorsa caiz olur) demeye benziyor. Dinimizin yasakladığı çalgıyı böyle savunmak, tamamen ilim dışıdır.</p>
<p>Ruhun ve nefsin gıdası<br />
Sual: Cahil biri, (Çalgı haram değildir, çünkü insanın çalgıya da ihtiyacı vardır. İyi bilinmeli ki, musiki ruhun gıdasıdır) diyor. Ben bekârım, evlenme ihtiyacı hissediyorum. Ara sıra ihtiyacımı gidermek için geneleve gitmem, bu yazara göre caiz mi oluyor?<br />
CEVAP<br />
İhtiyacı gidermek için, haram caiz olursa, bu da caiz olur. Böyle kıyası ancak dinde reformcu cahiller yapar. Dinimiz çalgıyı kesinlikle haram etmiştir. Müzik, kâfir olan nefsimizin gıdasıdır, ruhumuzun zehridir. Aşağıda vesikaları vardır, açıkça kalbde nifak hâsıl eder deniyor, ruhun zehridir deniyor. Kalbin ve ruhun gıdası ibadet etmektir, Allahü teâlâyı ve onun sevdiklerini sevmektir. Nefsin gıdası ise haramlardır.</p>
<p>Genelevlerin yaygınlaşması, içki festivallerinin düzenlenmesi, içkilerin içilmesi, her yerde çalgı çalınması, (Çalgıyı helal sayanlar çıkacaktır) hadis-i şerifindeki hususların meydana çıktığını göstermektedir.</p>
<p>Saz dinlemek<br />
Sual: S. Ebediyye’de, (Behaüddin-i Buhari hazretlerinin yanına ney ve saz getirdiklerinde, “Biz bunları dinlemeyiz. Dinleyen tasavvufçuları da inkâr etmeyiz” buyurdu) deniyor. Bu söz, çalgının helâl olduğunu göstermez mi?<br />
CEVAP<br />
O yazının hemen altı okunsaydı, mesele anlaşılırdı. (Nağme ve saz dinlemek kalb seyrinde olanlara zevk verir) buyuruluyor. Yani sazın, kalb seyrinde olan Evliya zatlara zarar vermediği bildiriliyor. Bu, o zamanki büyük Evliya zatlar için söylenmiştir. Bugün bu makamda olan yok gibidir. Öyle zatlar olmayınca herkese zarar verir, herkese haram olur. Çalgının haram olduğunda icma hâsıl olmuştur. İcmaya aykırı söz söylemek caiz olmaz.</p>
<p>Sosyolojik açıdan mûsikî<br />
Şeyhülislam Mustafa Sabri efendinin bu konudaki bir yazısının özeti şöyledir:<br />
Mûsikî, mâlâyâni kabilinden bir meşguliyet şeklinde tezahür eden bir atalet [tembellik]tir. Bundan alınan lezzet ise geçici bir hevesten başka bir şey değildir. Mûsikîden hiçbir zaman âhirete ait bir fayda beklenmez.</p>
<p>İnsanları eğlendirici bütün sanatlar, selim fıtrat sahiplerince âdi sanatlardan sayılmıştır. Böyle sanatçıların şöhret bulmasına sebep olan alkış ve hürmetlere aldanmamalı. Bu hürmetler, karşı taraftan bir parça haysiyet koparmak ve bu zararı belli etmemek üzere iftihar hissini okşayarak meydana getirilmek mânâsına olduğu için eksilmez. Nâmuslarından uzaklaştırılmak istenilen kadınlara karşı da pek çok saygı gösterirler. Şarkıcılık ve çalgıcılıkta mevcut olan eğlendirmek konusunda, çocuklarına çalgı öğretmiş olmakla öğünen ana babanın aklına hayret etmemek imkânsızdır.</p>
<p>Mûsikî dinleyenler, bu esnada toplum için bir şey yapmış olmayıp, yalnız bir hayli paranın birçok ceplerden çıkarak bir başka cebe girmesine yardım etmiş oluyorlar. Sonra bu paraların karşılığında bu adamlar ne almış oluyorlar? Hiçbir şey…</p>
<p>Mûsikînin şehvet hislerini tahrik etmesi, fuhşa sürükleyici bir zemin hazırlar. Bundan dolayı, içki kadehleri ve dilberler, mûsikî âleminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu heyecanla, âşıkların dilinde yer alamayan aşk ve sevgi kelimeleri bu iki şeyin teşkil ettiği ahenk sayesinde ortaya çıkar. Bundan dolayı, (Bir güzelin aşkından sabahlara kadar uyuyamıyorum, çıldırıyorum) demeye sıkılan birinin, bu manayı içeren bir şiir ve şarkıyı bütün kuvvetiyle insanların önünde bağıra bağıra söylemesi küstahlık sayılmaz.</p>
<p>(İşsiz kalan genç kız, kendine başka işler bulmak için düşünür) sözüne uygun olarak, çalgıyla meşgul olan kadın, uygunsuz düşüncelere dalmaktan kendini alamaz. Gönlünü birilerine kaptırmaya çalışır. Âşık olmak, sevmek kötü mü diyen çıkabilir. Nasreddin Hoca merhumun, (Başından aşk geçti mi?) diye sorana (Bir defa geçiyordu, üzerimize adam geldi) sözü meşhurdur. Bir erkek yalnız kendisini seven bir kadını sevgi ile anabilir. Bundan başka hiçbir kadının, hiçbir erkek hakkında aşk ve sevdasını mazur görmediği gibi, o kadına da o erkekten başkaları tarafından bir kıymet ve haysiyet izafe edilmez.</p>
<p>Güzel sanatların belki en iyisi olan şiire karşı da şüpheyle bakılmasının sebebi kötülüğünün iyiliğine galip olmasındandır. Hattâ ilim tahsili esnasında bir talebenin şiire dalması haylazlık sayılır. Şiirin baş sermayesini şairlerin kendileri şöyle itiraf ederler:<br />
Sermaye-i şairân tükenmez,<br />
Dünya tükenir, yalan tükenmez.</p>
<p>Bununla beraber, şiir, zekânın parlaması ve bilginin artmasına yardımcı olması cihetiyle mûsikîye kıyas kabul etmez elbette.</p>
<p>Eğer nağmelere, güzel seslere ihtiyaç var denirse, Kur&#8217;an-ı kerim tilâveti ile bu ihtiyaç daha yüksek bir şekilde karşılanır. Kur’an-ı kerimi güzel sesle okumak emredilmiş, bu müstehab görülmüştür. Fakat tecvit kaidelerini ihlâl ederek veya mûsikî nağmelerine uydurarak Kur&#8217;an-ı kerimi teganni ile okumayı dinimiz yasak etmiştir.</p>
<p>Fısk meclisi<br />
Sual: S. Ebediyye’de, (Fısk meclislerinde, tesbih, tehlil, zikir çekmek, hadis, fıkıh ve benzerlerini okumak günahtır) dendiğine göre, fısk meclisi olan otobüslerde tesbih çekmek günah değil midir?<br />
CEVAP<br />
Günah değildir. Fısk meclisi nedir? Haram işlenen yerlere (Fısk meclisi) denir. Meyhaneler, barlar, pavyonlar, kumarhaneler, çalgı çalınan yerler, avret yeri açık olan kadın ve erkeklerin karışık bulundukları yerler fısk meclisleridir.</p>
<p>Sosyetik kadınların, saç ve kollarının açık olarak gidip mevlit okutturdukları camiler bile fısk meclisi olur. Buralara giden günaha girer. Mevlit ve vaaz dinlemek için böyle camilere giden kimse, sevab değil, günah kazanır. Avret mahallini açmak, büyük günah olduğu gibi, böyle açıklara bakmak da büyük günahtır. Bunun için, böyle camilere giden Müslümanlar sevab değil, günah kazanır, gadab-ı ilahiye sebep olur. (İslam Ahlakı)</p>
<p>Belediye otobüsleri her zaman fısk meclisi olmaz. Sıkışık olmayanlarına binmeli. İkincisi, bu otobüslere binmek zorunda kalabiliyoruz. Binince de, tesbih çekmenin mahzuru olmaz, aksine iyi olur. Fâsıklar arasında zikretmek daha sevabdır. Zikrederken kimsenin dikkatini çekmemelidir. Meyhane gibi fısk meclisi olan bir yere bile bir iş için girilince, orada işi bitene kadar tesbih çekebilir. Özel olarak fısk meclisine tesbih çekmeye gidilmez.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmusikinin-dindeki-yeri-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/musikinin-dindeki-yeri-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dilek duası denen hurafe</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dualar/dilek-duasi-denen-hurafe-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dualar/dilek-duasi-denen-hurafe-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 06:52:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dualar]]></category>
		<category><![CDATA[Dilek duası denen hurafe]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6252</guid>
		<description><![CDATA[Dilek duası denen hurafe Sual: Dilek duası denen bir mektup, 1984 yılında Amerika’da bulunmuş. Eline geçip 7 kişiye gönderen zengin olmuş. Göndermeyenin başına felaket gelmiş. Aslı var mı? CEVAP Bir hıristiyan hurafesidir. Müslümanlar arasında da bu tür hurafeleri yaymak istiyorlar. Elimize geçince imha etmeli, başkalarına göndermemeli. Bunların uydurduğu hurafeler hakkında, Büyü Sihir ve Bâtıl İnançlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fdilek-duasi-denen-hurafe-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Dilek duası denen hurafe</p>
<p>Sual: Dilek duası denen bir mektup, 1984 yılında Amerika’da bulunmuş. Eline geçip 7 kişiye gönderen zengin olmuş. Göndermeyenin başına felaket gelmiş. Aslı var mı?<br />
CEVAP<br />
Bir hıristiyan hurafesidir. Müslümanlar arasında da bu tür hurafeleri yaymak istiyorlar. Elimize geçince imha etmeli, başkalarına göndermemeli. Bunların uydurduğu hurafeler hakkında, Büyü Sihir ve Bâtıl İnançlar maddesinde bilgi var.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fdilek-duasi-denen-hurafe-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dualar/dilek-duasi-denen-hurafe-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dilek ve murat duaları ile hacet namazları</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dualar/dilek-ve-murat-dualari-ile-hacet-namazlari-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dualar/dilek-ve-murat-dualari-ile-hacet-namazlari-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 06:51:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dualar]]></category>
		<category><![CDATA[Dilek ve murat duaları ile hacet namazları]]></category>
		<category><![CDATA[dileklerin kabul olması icin okunan dualar]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6250</guid>
		<description><![CDATA[Dilek ve murat duaları ile hacet namazları Sual: Evlenmek isteyen, çocuğu olmayan veya evinde geçimi olmayan yahut imtihana girmek isteyen kimse, muradının hâsıl olması için ne yapmalıdır? CEVAP İnsan, bir işin neticesinin iyi mi, kötü mü olacağını bilemez. Muhakkak şu işim olsun diye ısrar etmemeli, “Hayırlıysa olsun” demeli. Kur’an-ı kerim ve dua, şartları gözetilerek okunursa, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fdilek-ve-murat-dualari-ile-hacet-namazlari-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Dilek ve murat duaları ile hacet namazları</p>
<p>Sual: Evlenmek isteyen, çocuğu olmayan veya evinde geçimi olmayan yahut imtihana girmek isteyen kimse, muradının hâsıl olması için ne yapmalıdır?<br />
CEVAP<br />
İnsan, bir işin neticesinin iyi mi, kötü mü olacağını bilemez. Muhakkak şu işim olsun diye ısrar etmemeli, “Hayırlıysa olsun” demeli. Kur’an-ı kerim ve dua, şartları gözetilerek okunursa, fayda verir. Okuyanın ve hastanın buna inanması gerekir. Kur’an-ı kerimin her harfi şifadır, dileklere devadır. Allahü teâlâ, (Kur’an-ı kerim, müminler için şifa ve rahmettir) buyuruyor. Çocuğu olmayan, evlenmek isteyen veya herhangi bir dileği olan şunları yapmalıdır:<br />
1- İstiğfar okumalı. (Malım çok, ama çocuğum olmuyor. Ne yapayım?) diyen kişiye, bir sahabi istiğfara devam etmesini söyledi. O da günde 700 defa istiğfar okudu. Nihayet on çocuğu oldu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan, fakirlikten, çocuğunun olmadığından şikâyette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, Kur’an-ı kerimden üç âyet-i kerime okudu. Meali şöyle:<br />
(Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullarla yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10–12]</p>
<p>Çocuklarını idarede sıkıntı çeken kişiye Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurmuştur. İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullah min külli mâ kerihallah, Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh) demeli ve manasını düşünerek söylemeli. Manası şöyledir:<br />
(Razı olmadığın şeylerden, yaptıklarımı affet ve yapmadıklarımı yapmaktan koru! Kendisinden başka ilah bulunmayan Hay, Kayyum ve Azim olan Allah’a istiğfar eder ve günahlarıma pişman olup O’na sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde; Hay, ezelî ve ebedi bir hayatla diri olan; Kayyum, zatıyla kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]</p>
<p>2- Dileğine kavuşmak için, iki rekât namaz kılıp, sevabını silsile-i aliyye denilen âlimlerin ruhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diye dua etmeli. Mesela, (Yâ Rabbi, hayırlı bir çocuk nasip eyle) diye dua edip, (Bu duamı Silsile-i aliyye büyükleri hürmetine kabul eyle) demeli. (Mekatib-i şerife)</p>
<p>Sabah ve yatsı namazından sonra Silsile-i aliyye’nin isimlerini, sonra Fatiha okuyarak ruhlarına gönderip, onları vesile ederek yapılan dua kabul olur. Tecrübe edilmiştir.</p>
<p>3- Ayât-i hırz, usulüne uygun okunur ve yanında taşınırsa, murat hâsıl olur.</p>
<p>4- Adakta bulunmalı. Mesela, (Şununla evlenirsem veya şu işim olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak nezrim olsun) denince, bu dileğin kabul olduğu tecrübe edilmiştir.</p>
<p>5- Dua izinli okunmalı! Bir hacetin hâsıl olması için dua okunurken, tesir etmesi, üstadın izniyle okumalı. Üstad vefat etmişse, kitabından öğrenip okumak da izin almak olur. İzin alan, izin verenin vekili olur. Vekilin okuması, üstad gibi tesirli olur.</p>
<p>6- Kör bir zat gelip, (Ya Resulallah! Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın) dedi. Peygamber efendimiz de, (Güzel bir abdest al! Sonra, “Yâ Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam, seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi, bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!”) duasını okumasını söyledi. O da, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. (Tirmizi) Bu duayı okuyanlar, maksatlarına kavuşmuşlardır.</p>
<p>7- Abdülehad Serhendi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(70 kere, “Yâ Allah, Yâ Rahman, Yâ Rahîm, Yâ Kaviyyü, Yâ Kâdir” okuyup da dua eden, ne isterse istesin, Cenâb-ı Hak duasını kabul eder ve ne muradı varsa verir.)</p>
<p>Allah rızası için okumalı. Bir seferde 70 defa okumalı, 71 olsa olmaz, yanına başka isim konsa olmaz, bu bir şifredir. İsm-i a’zam, ism-i Celal, Esma-ül Hüsna’dır. Her namazdan sonra okuyana ne mutlu! Hiç olmazsa günde bir defa okumalı. Dilek için kırk gün kadar okumalıdır.</p>
<p>8- Hacet namazı kılınmalıdır. Hacet namazı birkaç şekilde kılınır:<br />
1- Eshab-ı kiramdan Osman bin Huneyf hazretleri anlatır: Gözleri görmeyen bir kimse, gözlerinin açılması için Resulullaha ricada bulundu. Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
(Abdest al, iki rekât namaz kıl ve şöyle dua et: “Allahümme innî es’elüke ve eteveccehü ileyke bi-Nebiyyike Muhammedin Nebiyyirrahmeti.” Sonra, gözlerinin açılması için, “Yâ Rabbi, Resulünün hürmeti için gözlerimi aç!” diye dua et!) [Nesai]<br />
O kişinin, namaz kılıp dua ettikten sonra, gözlerinin açıldığını gördük. (Tergib)</p>
<p>2- Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allah’tan veya insanlardan bir isteği bulunan, güzelce abdest alıp iki rekât namaz kılsın! Sonra Allahü teâlâya hamd etsin, Resulüne salevat getirip, şu duayı okusun!<br />
Lâ ilâhe illâllah-ül-halîm-ül-kerîm. Sübhânallahi Rabb-il-arş-il-azîm. Elhamdü lillâhi Rabbil âlemin. Es’elüke mûcibâti rahmetike ve azâimi mağfiretike vel ganîmete min külli birrin vesselâmete min külli ismin lâ teda’ lî zenben illâ gafertehü velâ hemmen illâ ferrectehü velâ hâceten hiye leke rıdan illâ kadaytehâ yâ erhâmerrâhimîn.) [Halebi] [Bu duayı İslam harfleriyle yazıp doğru olarak okumak gerekir.]</p>
<p>Hacet namazı iki, dört veya on iki rekât olarak kılınır. Birinci rekâtta Fatiha ve üç Âyet-el kürsi okunur, diğer rekâtlarda Fatihayla birer kere İhlâs ve Muavvizeteyn [iki kul e’ûzü] okunur. Yahut her rekâtta Fatiha, Âyet-el-kürsi ve İhlâs okunur.</p>
<p>3- Bir başka hacet namazı da şöyle:<br />
Yatsı namazını kılıp vitri kılmadan önce, dört rekât namaz kılınır. Birinci rekâtta bir Fatiha, üç Âyet-el-kürsi okunur. İkinci rekâtta Fatihadan sonra üç İhlâs ve Muavvizeteyn [yani iki kul e’ûzü] okunur. Üçüncü rekâtta ilk rekâtta okunanlar okunur. Dördüncü rekâtta ise ikinci rekâtta okunanlar okunur. Namazdan sonra dileğini ister. (İmad-ül-islam)</p>
<p>Türkçe olarak şöyle dua etmek de olur:<br />
(Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!)</p>
<p>Bu duayı müslümanlar, her zaman okuyup maksatlarına kavuşmuşlardır. Bu duaları bir kere okuyup bırakmamalı. Kırk gün ve daha fazla kadar devam etmek iyi olur.</p>
<p>4- Maddi veya manevi bir isteği olan kimse, gece, gusledip veya abdest alıp, iki rekât namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha ve üç İhlas okusa, selamdan sonra secdeye gidip, (Ya Rabbi, benim isteğimi Ebu Bekr-i Sıddık hürmetine yerine getir) diye dua etse; Allahü teâlâ, isteğini verir. (Menakıb-ı ciharı yari Güzin)</p>
<p>(70 kere “Yâ Allah, Yâ Rahmân, Yâ Rahîm, Yâ Kaviyyü, Yâ Kâdir” okuyup da dua eden, ne isterse istesin, Cenâb-ı Hak duasını kabul eder ve ne muradı varsa verir.)</p>
<p>Allah rızası için okumalı. Bir seferde 70 defa okumalı, 71 olsa olmaz, yanına başka isim konsa olmaz, bu bir şifredir. İsm-i a’zam, ism-i Celal, Esma-ül Hüsna’dır. Her namazdan sonra okuyana ne mutlu! Hiç olmazsa günde bir defa okumalı.</p>
<p>Duanın kabul olması için<br />
Duanın kabul edilmesi için bazı şartlar vardır. Duanın kabul edileceğinden şüphe etmemeli, şartlarına riayet edilip edilmediğinden şüphe etmelidir. Gereken şartlara riayet etmeden duanın kabul edilmesini beklemek uygun olmaz.</p>
<p>Önce çalışmak, sonra dua dinin esası,<br />
Kabul edilir ancak, çalışanın duası!</p>
<p>Duanın kabul edilmesi için şartlardan bir kısmı şöyle:<br />
Haram lokmadan sakınmalıdır.</p>
<p>İtikadı düzgün olmalıdır.</p>
<p>Dualarım niçin kabul olmuyor dememelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allahü teâlâdan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.) [Buhari]</p>
<p>İstenilen şeyin olmaması, duanın kabul olmadığını göstermez. Onun için duaya devam etmeli! Duanın kabulünün gecikmesinin başka sebepleri de vardır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Mümin dua edince, Allahü teâlâ, Cebrail’e, “Ben onu seviyorum, isteğini hemen yerine getirme!” Facir [günahkâr] dua edince de, “Ben onun sesini sevmiyorum. İsteğini hemen yerine getir” buyurur.)</p>
<p>Şu halde, duanın kabulünün gecikmesi zararlı değildir.</p>
<p>Bela gelmeden önce çok dua etmelidir.</p>
<p>Duaya hamd ve salevatla başlamalıdır.</p>
<p>Yalvararak dua etmelidir.</p>
<p>Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]</p>
<p>Günah işlemeyen dille dua etmelidir. Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâya günah işlemeyen dille dua edin) buyurdu. Böyle bir dilin nasıl bulunacağı sual edilince, (Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. (Tergib-üs-salât)</p>
<p>Duayı yalnız namazlardan sonra ve belli zamanlarda yapmak mekruhtur. Her fırsatta dua etmelidir! Bilhassa şerefli vakitleri ve şerefli halleri kaçırmamalı, fırsat bilmelidir!
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fdilek-ve-murat-dualari-ile-hacet-namazlari-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dualar/dilek-ve-murat-dualari-ile-hacet-namazlari-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Besmelenin fazileti</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dualar/besmelenin-fazileti-3.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dualar/besmelenin-fazileti-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 06:50:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dualar]]></category>
		<category><![CDATA[Besmelenin fazileti]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6248</guid>
		<description><![CDATA[Besmelenin fazileti Sual: Euzü ve Besmele’nin manası nedir? CEVAP Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah&#8217;ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir. Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fbesmelenin-fazileti-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Besmelenin fazileti</p>
<p>Sual: Euzü ve Besmele’nin manası nedir?<br />
CEVAP<br />
Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah&#8217;ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.</p>
<p>Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.</p>
<p>Besmelenin fazileti<br />
Sual: Besmelenin fazileti nedir?<br />
CEVAP<br />
İlk yazılan, Besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımıyla Sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası Besmele’dir.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Hoca çocuğa Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır.) [S. Ebediyye]</p>
<p>(Kur&#8217;an-ı kerimin anahtarı, Besmeledir) [S. Ebediyye]</p>
<p>(Besmele her kitabın anahtarıdır.) [Hatîb]</p>
<p>(Besmeleyle yenen yemek bereketli olur.) [İbni Mace]</p>
<p>(Besmeleyle başlanmayan her önemli iş noksan kalır.) [Beyheki]</p>
<p>(Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.) [Tibyan]</p>
<p>(Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.) [Tergib-us-salat]</p>
<p>(Besmeleyle yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.) [Deylemi]</p>
<p>(Besmeleyle işe başlayanın günahları af olur.) [İ. Rafii]</p>
<p>(Yemeği Besmeleyle yiyip, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları affolur.) [Taberanî]</p>
<p>(Besmeleyle yenen yemek bereketli olur.) [İbni Mace]</p>
<p>(Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.) [Deylemi]</p>
<p>(Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.) [Tergib-us-salat]</p>
<p>(Besmele yazılı bir kâğıdı yerden kaldıran, sıddıklardan yazılır.) [Tergib-us-salat]</p>
<p>(Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur.) [İbni Sünni]</p>
<p>(Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmeleyle başlayın!) [Taberanî]</p>
<p>(Su içerken Besmele çek, bitince de Elhamdülillah de ve üç nefeste için!) [İbni Sünni]</p>
<p>(Yemeğe başlarken Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin!) [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]</p>
<p>(Yemeğe başlayan kimse, Bismillahi desin. Bismillah demeyi unutursa hatırlayınca, “Bismillahi evvelehü ve âhirehü” desin.) [İbni Mace]</p>
<p>(Şeytandan korunmak için yemek yerken, istirahat ederken ve gece yatarken Besmele çekin!) [Taberanî]</p>
<p>(Helaya girerken çekilen Besmele, cinlerin gözüne perde olur, avret yerini göremezler.) [Tirmizî]</p>
<p>(Kapısını besmeleyle kapatan şeytandan korunur. Bir çubukla da olsa kapları Besmeleyle örtün!) [İ. Hibban]</p>
<p>(Şeytan, Besmele çekilmemiş yemeği kendine helâl görür.) [Müslim]</p>
<p>(Şeytandan korunmak için, eve girerken selam verin ve yemeği besmeleyle yiyin!) [Taberanî]</p>
<p>(Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.) [Tibyan]</p>
<p>(Evden çıkarken “Bismillahi, tevekkeltü alallah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizi]</p>
<p>(Ya Resulallah, çok yediğimiz halde doymuyoruz, yemeğin bereketi olmuyor) dediler. Resulullah, (Yemeği ayrı değil beraber yiyip Besmele çekilirse, bereketli olur) buyurdu. (İbni Mace)</p>
<p>Resulullah efendimiz, Besmele çekip suyu üç nefeste içer, bitince Elhamdülillâh derdi. (İ. Sünnî)</p>
<p>Sual: İşlere başlarken kısaca Bismillah demek yetişir mi?<br />
CEVAP<br />
Yetişir. [“h” harfinin iyice belli olması için] (Bismillahi) demek daha uygundur.</p>
<p>Besmele ile başlanılan iş bitince de, (Elhamdülillah) demeli, yani Allahü teâlâya şükretmelidir!</p>
<p>İbrahim suresinin, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım) mealindeki 7.âyet-i kerimesi ile (Az-çok bir nimete kavuşan &#8220;Elhamdülillah&#8221; derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) ve (Yiyip içtikten sonra &#8220;Elhamdülillah&#8221; diyenden Allahü teâlâ razı olur) hadis-i şerifleri, nimete şükredince, hem eldeki nimetin yok olmaktan kurtulacağını, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olacağını bildirmektedir. (T.Gafilin)</p>
<p>Besmeleyle başlamak<br />
Sual: Her hayırlı işe Besmeleyle başlamak gerektiğine göre, mektuplara, maillere de Besmeleyle başlamak gerekmez mi?<br />
CEVAP<br />
Besmeleyi İslam harfleriyle yazmak gerekir. Ancak Besmele şimdiki mektuplarda yerlerde sürünebileceği için mektuplara yazmamak daha uygun olur. Maillerde ve mektuplarda, İslam harfleriyle yazılı şeklini Latin harfleriyle karışık yazmamalı. İslam harfleriyle yazılı olup elden götürülecek mektuplara ve yine İslam harfleriyle yazılan maillere Besmeleyle başlamak sünnettir. Büyük İslam âlimi Dost Muhammed Kandihârî hazretleri, 29. mektubunda buyuruyor ki:<br />
Peygamber efendimiz, mektupların başına, Bismillâhirrahmânirrahîm yazardı. Mesela, Dıhye-i Kelbî aracılığıyla Rûm kayseri Herakliyus’a gönderdiği mektuba Besmeleyle başladı. Kâfire bile yazılan mektuba Besmeleyle başlamak sünnettir. Hudeybiye barışında Hazret-i Ali’ye Besmele yazmasını emretti.</p>
<p>Her hayırlı işe Besmeleyle başlamalıdır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fbesmelenin-fazileti-3.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dualar/besmelenin-fazileti-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyüden ve Cinden korunmak için</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dualar/buyuden-ve-cinden-korunmak-icin.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dualar/buyuden-ve-cinden-korunmak-icin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 06:49:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dualar]]></category>
		<category><![CDATA[Büyüden ve Cinden korunmak için]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6246</guid>
		<description><![CDATA[Büyüden ve Cinden korunmak için Sual: Ruhi sıkıntılardan, korkulardan ve çeşitli sıkıntılardan kurtulmak ve büyü çözmek için ne yapmak gerekir? Cinden korunmak için hangi duaları okumalı? CEVAP Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratır. Bir şeye kavuşmak için, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapmak gerekir. Her şeyin yaratılmasında ortak olan manevi sebep, sadaka vermek, 70 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fbuyuden-ve-cinden-korunmak-icin.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Büyüden ve Cinden korunmak için</p>
<p>Sual: Ruhi sıkıntılardan, korkulardan ve çeşitli sıkıntılardan kurtulmak ve büyü çözmek için ne yapmak gerekir? Cinden korunmak için hangi duaları okumalı?<br />
CEVAP<br />
Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratır. Bir şeye kavuşmak için, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapmak gerekir. Her şeyin yaratılmasında ortak olan manevi sebep, sadaka vermek, 70 kere (Estağfirullah min külli mâ kerihallah) duasını okumaktır. Bu iki manevi sebep, maddi sebepleri bulmaya da yardım eder. Ruhi sıkıntıların çoğu, cinden ve büyüden meydana gelir. Ruhi hastalıklar, sara ve cinden korunmak için, kıymetli kitaplarda bildirilen dualardan bazıları şunlardır:<br />
1- Euzü Besmele ile Fatiha suresini okumalı.</p>
<p>2- Euzü Besmele ile iki Kul-euzü okumalı.</p>
<p>3- Bir miktar suya Âyet-el kürsi, İhlas ve Muavvizeteyn [Nas ve Felak] surelerini okumalı. Büyü yapılan kimse bundan üç yudum içmeli, kalan su ile gusletmeli.</p>
<p>4- Sedir ağacının 7 tane yeşil yaprağı ezilip su ile karıştırılır. Üzerine Âyet-el kürsi, İhlas ve Kul-euzüler okunur. 3 yudum içip geri kalanla gusledilir.</p>
<p>5- Üç kere Salevat ve Fatiha, Âyet-el kürsi, Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri yedişer defa okunup hastaya üflenir. Bunlar tekrar okunup hastanın yatağına, evin her yerine, bahçeye üflenir.</p>
<p>6- Fatiha, Âyet-el-kürsi ve 4 Kul [Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri] yedişer kere okunup hastaya üflenirse, büyü, nazar, hayvan sokması ve bütün dertler için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de olur.</p>
<p>7- Sabah akşam, Bekara suresinin başından 4 âyet ve Âyet-el kürsi ile, Âyet-el kürsiden sonraki iki âyeti ve Bekara suresinin sonundaki 3 âyet, delinin üzerine okunursa, iyi olur.</p>
<p>8- Sabah akşam 24 kere Estağfirullah denir, sonra (Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) denir. Sonra 11 İhlas ve 7 kere Fatiha ve 33 kere, Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed okuyup, sevabı Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın ve Evliyanın ve sonra isimleri okunarak Silsile-i aliyye büyüklerinin ruhlarına hediye edilir. Bunların hürmetine şifa vermesi için dua edilir. Her gün sabah-akşam böyle dua edilir.</p>
<p>9- Günde 500 kere (La havle vela kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okumalı! Başlarken ve bitirince yüz kere salevat getirmeli. [Bunu her gün muhakkak okumalı, ihmal etmemeli.]</p>
<p>10- Ha-Mim Mümin suresinin başından masir’e kadar ve Âyet-el kürsi okumalı.</p>
<p>11- La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh lehülmülkü velehülhamdü vehüve alâ külli şeyin kadir okumalı.</p>
<p>12- Cuma günü seher vakti, sağ elinin içine Nisa suresi 99. Âyeti, vemen yahruc’dan rahimâ’ya kadar yazılır, sonra dili ile yalanıp yutulur. 40 yıllık büyü de olsa çözülür.</p>
<p>13- Sar’adan kurtulmak ve cinden korunmak için Âyât-i hırz okunmalıdır! Âyât-i hırz, şu sure ve âyetlerdir:</p>
<p>Fatiha,<br />
Bekara 1, 2, 3, 4, 5 ve 163, 164 ve 255, 256, 257 ve 285, 286,</p>
<p>Âl-i İmran 18,19. âyetten sadece: “İnneddine indellâh-il-islam” kısmı,<br />
Âl-i İmran 26, 27 ve 154,</p>
<p>En’âm 17,<br />
A’râf 54, 55, 56,</p>
<p>Tevbe 51 ve 128, 129,<br />
Yunüs 107,</p>
<p>Hud 56,<br />
İbrâhim 12,</p>
<p>İsrâ 43 ve 110, 111,<br />
Mü’minun 116, 117, 118,</p>
<p>Ankebut 60,<br />
Rum 17, 18,</p>
<p>Fatır 2,<br />
Yasin 83,</p>
<p>Saffat 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 180, 181, 182,<br />
Feth 27, 28, 29,</p>
<p>Rahmân 33, 34, 35, 36,<br />
Hadid 1, 2, 3, 4, 5,</p>
<p>Haşr 21, 22, 23, 24,<br />
Cin 1, 2, 3, 4, 5, 6,</p>
<p>Buruc 20, 21, 22,<br />
İhlâs, Felâk ve Nâs sureleri.</p>
<p>Âyât-i hırz nasıl okunur?<br />
Abdest alınıp, 7 istiğfar ve 11 salevat okunup, hastanın sıhhatine niyet ederek, güneş doğduktan ve ikindi namazından sonra, günde iki defa hasta üzerine okunmalı, işaretli yerlerde, hasta üzerine üfürülmeli, şifa buluncaya kadar [kırk gün kadar] devam etmeli. Her defası sonunda, bir Fatiha okuyarak sevabı, Peygamber efendimizin ve Behaeddin Buhari, Ahmed Rıfai ve imam-ı Rabbani hazretlerinin ruhuna hediye edilmeli. Bir nüsha da yazıp, yanında taşırsa, sihirden, büyüden, nazar değmesinden korur. Muradı hasıl olur.</p>
<p>Peygamber efendimizin üç türlü ilaç kullandığı bildirilmiştir. Kur’an-ı kerim veya dua okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı. (Mevahib)</p>
<p>Kur’an-ı kerimin ve duanın etki etmesi için bazı şartların gözetilmesi lazımdır. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması lazımdır. Okuyan kimsenin, itikadının bozuk olmaması, haram işlemekten, kul hakkından sakınması, haram ve habis şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen dua kabul olmaz.) [Tirmizi]</p>
<p>İmam-ı Şarani hazretleri, (Kuşluk namazına devam edene, cin musallat olmaz) buyurdu. Cin mektubunu, yanında veya evinde bulundurana, cin gelmez ve dadanmış olan cin de gider.</p>
<p>Dua, ilaç gibidir. Allahü teâlâ dilerse tesir eder. Yani tesirini Allahü teâlânın verdiğine inanmalıdır!<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Dert-bela gelince, Hazret-i Yunus’un duasını okusun! Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke, inni küntü minez-zâlimin.) [Hakim]</p>
<p>Sual: Muskanın dinimizdeki yeri nedir?<br />
CEVAP<br />
İçinde küfre sebep olan muskaları yazmak ve kullanmak caiz olmaz. Büyüyü büyü yaparak çözmek de haramdır. Büyücü, cinci hoca denilen insanlara gitmemeli, dediklerine inanmamalı. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye’de sihir, büyü bahsini mutlaka okumalıdır.</p>
<p>Üç harflileri çağırmak<br />
Sual: Cin yerine üç harfli diyorlar. Cin denirse, onlar çağırılmış mı oluyor? Böyle bir şey var mı?<br />
CEVAP<br />
Böyle bir şey yok. Cine, cin demenin hiç mahzuru yoktur. Cin çağırılınca gelmez. Çağırılmasa da musallat olabilir. İmam-ı Rabbani hazretleri, cinden korunmak için, ( Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm) okunmasını bildirirdi.</p>
<p>Sual: Bazı kimseler cinlerin varlığını inkâr ediyorlar. Bazıları da, Kur’an-ı kerimde cin suresi olduğu için, cinlerin varlığını inkâr etmiyorlar ama, zarar verebileceklerini kabul etmiyorlar. Cin psikolojik zarar verebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet zarar verebilir, hastalık yapabilir. Hafaza melekleri, insanı cinlerin zararından korurlar. Cinden korunmak için âyât-i hırzı üstümüzde taşımak gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Evinde, Fatiha ve Âyet-el kürsi okuyana, o gün cin ve şeytan zarar veremez.) [Deylemi]</p>
<p>Cinler insanların damarlarına kadar girip zarar verebilirler. Cinlerin meydana getirdiği hastalıklardan korunmak için çeşitli dualar vardır. Duaların en kıymetlisi, faydalısı Fatiha suresidir. Hadis-i şerifte, (İlaçların en iyisi Kur&#8217;an-ı kerimdir) buyuruldu. Hastaya okunursa, hastalığı hafifler. Eceli gelmemiş ise, iyi olur. Eceli gelmiş ise, ruhunu teslim etmesi kolay olur.</p>
<p>Mecmua-tül-fevaid kitabında, (Bir kimse, cin mektubunu, yanında taşısa veya evinde bulundursa, bu kimseye, eve ve etrafına cin gelmez ve dadanmış olup zarar veren cin de gider) diyor.</p>
<p>Sual: Benim kafama takılan nokta şu oldu, mademki dinimizde sihrin, büyünün yeri yoktur, o halde neden olmayan bir şeyden kurtulmanın tavsiyeleri oluyor?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde adam öldürmek, büyü yapmak gibi büyük günahtır. Fakat bir adam bıçaklanmışsa, doktorlar tedavi etse, adam bıçaklamak günahtır, tedavisi niçin yapılıyor denir mi? Büyü sihir yapmak günahtır. Fakat yapılan büyüyü çözmek niye sakıncalı olsun ki? Büyüyü büyü yaparak çözmek haramdır. Yoksa dua ile âyet ile büyüyü çözmek lazımdır. Peygamber efendimize de büyü yapıldı. Tabii sonra çözüldü.</p>
<p>Sual: Bazı hocalar, hırsızın sidikliğini bağlıyoruz diyorlar. Böyle bir şey yaptırmak günah olur mu?<br />
CEVAP<br />
Küfre sebep olmayan çareleri yapmak caizdir. Her çare muhakkak tesir etmez. Bu niyetle yaptırmak günah olmaz. Yapanın salih ve ücret almaması şarttır.</p>
<p>Sual: Büyü çözmek için, (Bâtıl Name) kitabını okumak caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Caiz. Ancak, kâfir, bid&#8217;atçi okursa fayda vermez. En iyi ilaç, Ehl-i sünnet itikadını öğrenip dine uymak, sonra okumak ve dua. Başka ilaca ihtiyaç yok.</p>
<p>Sual: Büyüyü büyüyle çözmek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Büyü çözmek günah olmaz, sevap olur. Büyüyü büyü ile çözmeye kalkmak haramdır. Âyetlerle dualarla çözmek ise caizdir, günah değildir, sevaptır.</p>
<p>Papaza okutmak<br />
Sual: Cinci bir hocaya gittik. (Buna kâfir cinler musallat olmuş, bunu papaza okutun) dedi. Kâfir olmayan cinler Müslümana musallat olur mu?<br />
CEVAP<br />
İnsanlara musallat olan bütün cinler kâfirdir. Müslüman cin, insanlara zarar vermez. Kâfir cinliye de müslümanın okuması lazımdır. Papaza okutmak kesinlikle caiz olmaz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fbuyuden-ve-cinden-korunmak-icin.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dualar/buyuden-ve-cinden-korunmak-icin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beddua etmek</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dualar/beddua-etmek-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dualar/beddua-etmek-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 06:48:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dualar]]></category>
		<category><![CDATA[Beddua etmek]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6244</guid>
		<description><![CDATA[Beddua etmek Peygamber efendimiz beddua etti mi? Peygamber efendimiz, diğer bazı Peygamberler gibi kavimlerine genel bir beddua etmemiş ama muayyen günahları işleyenleri lanetlemiştir. Mesela birkaçı şöyledir: (Lutilere Allah lanet etsin!) [Beyheki] (Paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi] (Bid’at çıkarana lanet olsun.) [Dare Kutni] (Eshabıma sövene lanet olsun.) [Hakim] (Doğruyu bildiği halde susana lanet olsun) [Deylemi] Ayrıca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fbeddua-etmek-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Beddua etmek</p>
<p>Peygamber efendimiz beddua etti mi?<br />
Peygamber efendimiz, diğer bazı Peygamberler gibi kavimlerine genel bir beddua etmemiş ama muayyen günahları işleyenleri lanetlemiştir. Mesela birkaçı şöyledir:<br />
(Lutilere Allah lanet etsin!) [Beyheki]</p>
<p>(Paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi]</p>
<p>(Bid’at çıkarana lanet olsun.) [Dare Kutni]</p>
<p>(Eshabıma sövene lanet olsun.) [Hakim]</p>
<p>(Doğruyu bildiği halde susana lanet olsun) [Deylemi]</p>
<p>Ayrıca isim söyleyerek beddua ettikleri de vardır. Bir tanesi şöyledir: Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Tebbet suresi gelince, Resulullah efendimize hakaret etti. Resulullah çok üzülüp, (Ya Rabbi, buna bir canavar musallat et) dedi. Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Şam’a giderken, bir gece, bir aslan gelip uyuyan arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince onu parçaladı. (Mirat-i kâinat)</p>
<p>Taberani’de rivayet ediliyor ki:<br />
İki kişi, Hazret-i Hamza hakkında aşağılayıcı bir şiir okuduklarından Cehenneme gitmeleri için Resulullah beddua ediyor.</p>
<p>Peygamber efendimiz beddua etmezdi sanarak hadis kitaplarındaki beddua bildiren böyle bir hadis-i şerife şüphe ile bakmak din düşmanlarını sevindirmek olur. O zaman imam-ı Taberani’ye de itimat kalmaz. Zaten din düşmanlarının bütün derdi de bu. (Âlimleri ve hadisleri yıkarsak Kur’anı yıkmak daha kolay olur) diyorlar.</p>
<p>O iki kişi hicri 8. yılda Müslüman olmuştu. Hazret-i Hamza ise bundan 4 yıl önce şehit oldu. Yani o zaman o iki kişi Müslüman değildi. O dua, Müslümanlara yaptıkları zararlardan ve sevgili amcası Hazret-i Hamza’ya dil uzattıklarından dolayı yapılmıştı.</p>
<p>Mekke’nin fethinde, Resulullah efendimiz herkesi affetti. Yalnız on kişinin isimlerini söyleyip, (Bunları görünce hemen öldürün) buyurdu. Bu on kişiden biri olan Vahşi bin Harb, Mekke’den uzaklara kaçtı. Daha sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, (Ya Resulallah, bir kimse Allah’a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup iman etse, bunun cezası nedir?) dedi. Resulullah efendimiz, (Pişman olup iman eden affolur, bizim kardeşimiz olur) buyurdu. (Ya Resulallah, iman ettim, pişman oldum. Ben Vahşi’yim) dedi. Peygamber efendimiz, Vahşi adını işitince, sevgili amcası Hazret-i Hamza’nın parçalanmış hâli gözü önüne geldi.</p>
<p>Ağlamaya başlayıp, (Git, seni gözüm görmesin) buyurdu. Vahşi, öldürüleceğini anlayıp dışarı çıkarken Cebrail aleyhisselam gelip, (Ey Habibim, bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşi’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet) mealindeki ilahi emri bildirdi.</p>
<p>Herkes, öldürün emrini bekliyordu. Resulullah efendimiz, (Kardeşinizi çağırınız) buyurdu. Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Resulullah efendimiz, affolduğu müjdesini verip, (Fakat, seni görünce dayanamıyor, üzülüyorum. Bana görünme) buyurdu. Hazret-i Vahşi, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. (Kurtubi, Süyuti, Taberi)</p>
<p>Sorgusuz sualsiz öldürülmesi gereken bir kâfir, Müslüman olunca, onun hakkındaki nefret, merhamete dönüşüyor, sahabilik şerefine kavuşuyor. Günahları sevaba çevriliyor. Bir âyet meali:<br />
(Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevaplara çeviririm. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.) [Furkan 70)</p>
<p>Bu âyet-i kerime Hazret-i Vahşi için indi. (Hadika)</p>
<p>Sual: Birine beddua için, (Seni Allah'a havale ediyorum) demek, uygun olur mu?<br />
CEVAP<br />
Söyleyen şahsa ve niyetine göre değişir. İbni Mesud hazretleri anlatır:<br />
Ebu Cehil ve arkadaşları, Resulullah Kâbe’nin yanında namazda secdede iken, üstüne deve işkembesi attılar. Resulullah, namazını tamamlayınca, yüksek sesle, (Allahım, Ebu Cehil’i, Ukbe bin Rebia’yı, Şeybe bin Rebia’yı, Velid bin Utbe’yi, Ümeyye bin Halef’i, Ukbe bin Muayt’ı sana havale ediyorum) buyurdu. Bedir savaşında, Resulullahın ismen zikrettiği bu kimselerin, hepsinin yere serilmiş cesetlerini gördüm. (Buhari, Müslim, Nesai)</p>
<p>Bir de, sanki, hâşâ Allahü teâlânın haberi yokmuş da, Ona haber veriyorum, gereğini yapsın, mazlumun hakkını zalimde bırakmasın gibi, bir anlamda söylenirse, hiç uygun olmaz. Allahü teâlâ, hiç kimsenin yaptığından gâfil değildir. Kul, yanlış bir şey yapmışsa, elbette onu hesaba çeker ve cezasını verir.</p>
<p>Allaha havale ediyorum sözü, senin yaptığın bu kötülüğe karşı sabrediyorum, buna karşılık vermiyorum, yaptığının cezası ne ise, Allahü teâlâ versin anlamında söylenirse, mahzuru olmaz.</p>
<p>Dua ve beddua<br />
Sual: (Duanla yaşamıyorum ki, niye bedduanla öleyim) sözü uygun mudur?<br />
CEVAP<br />
Uygun değildir. Dua hafife alınmış olur. Dua veya beddua kabul olabilir. Yani kabul olan dua ile yaşanabilir. Yahut dua kabul olmasa da, beddua ile insan ölebilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Şu dört dua reddolmaz: Din kardeşinin gıyabında yapılan dua, iyileşinceye kadar hastanın, dönünceye kadar hacca ve cihada gidenin duası.) [Deylemi]</p>
<p>(Ana babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları reddedilmez.) [Tirmizi]</p>
<p>Bedduadan kurtulmak<br />
Sual: Annem ve babam, beddua edip vefat ettiler. Bu bedduanın zararlarından kurtulmak ve bana haklarını helâl etmeleri için ne yapmam gerekir?<br />
CEVAP<br />
Onlar için hayır dua edip, yaptığınız ibadetlerin, hayır ve hasenatın sevablarını onlara da göndermelisiniz. Mesela okuduğunuz Kur’an-ı kerimin veya verdiğiniz sadakanın sevabını onlara hediye etmelisiniz. Böylece, yapılan bedduaların zararlarından kurtulmuş ve ana babanızın haklarını ödemiş olursunuz. Bağışladığınız sevablar, hiç eksilmeden size de verilir.</p>
<p>Sual: Bazı hadis-i şeriflerde lanet olsun deniyor. Lanet etmek ne demektir? Kötü anne babanın iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olur mu?<br />
CEVAP<br />
Lanet olsun demek, Allah’ın rahmetinden uzak olsun demektir. Lanet etmek, beddua etmek iyi değildir. Çünkü hadis-i şerifte, (Bir kimse lanet edince, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner) buyurulmuştur. (Beyheki)</p>
<p>İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.) [İbni Mace]</p>
<p>(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.) [Tirmizi]</p>
<p>Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.</p>
<p>Haksız olarak yapılan beddua<br />
Sual: (Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) buyuruluyor. Bu insanlar haksız olarak beddua ederlerse yine mi kabul olur?<br />
CEVAP<br />
(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) demek, (Ana-babanın çocuğuna yaptığı hayır dua, mazlumun [kâfir bile olsa] kendine zulmeden zalime yaptığı beddua, misafirin ev sahibine yaptığı hayır dua kabul olur) demektir. Yoksa misafirin, suçsuz olan ev sahibine yaptığı beddua kabul olmaz.</p>
<p>Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz. Ana-babanın, evladına yaptığı hayır dua kabul olur. Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.</p>
<p>Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz. Beddua etmeye alışmamalıdır! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.) [Müslim]</p>
<p>Sual: Annem, babamdan boşandı. Babam annemi, annem de babamı kastedip (Eğer onunla görüşürsen hakkımı helal etmem, beddua ederim) dediler. Haksız olarak ettikleri beddua geçer mi?<br />
CEVAP<br />
Geçmez. Gizli görüşmek lazımdır.</p>
<p>Sual: Babam beddua etti. Sonra öldü. İşim rast gitmiyor, bunun çaresi nedir?<br />
CEVAP<br />
Tevbe istiğfara devam etmeli, ölü için hayırlı işler yapmalıdır!</p>
<p>Sual: Bir gencin evlenme teklifini kabul etmedim. Bunun üzerine bana, “Allah belanı versin” dedi. Şimdi sağlığım bozuktur. Acaba, sağlığımın bozulması, gencin bedduasından mıdır? Onunla helalleşmem mi gerekiyor?<br />
CEVAP<br />
Evlenme teklifini kabul etmemekle hak geçmez. Haksız olarak yapılan beddualar da geçmez. Helalleşmek gerekmez.</p>
<p>Lanetli olmak<br />
Sual: Hadisi-i şerifte, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin) buyuruluyor. Lanetli olmak ne demektir? Lanetli olacak iş yapınca, insan İblis gibi lanetli mi olur? Yani bir daha müslüman olmayacak şekilde kâfir mi olur?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Lanetin birkaç manası vardır. En kötüsü Allah’ın rahmetinden uzak olmak anlamına kullanılır. Lanetli bir iş yapar da, sonra tevbe ederse, Allah’ın rahmetinden uzak kalmaz.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fbeddua-etmek-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dualar/beddua-etmek-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bazı duaların manaları</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dualar/bazi-dualarin-manalari-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dualar/bazi-dualarin-manalari-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 06:47:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dualar]]></category>
		<category><![CDATA[Bazı duaların manaları]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6242</guid>
		<description><![CDATA[Bazı duaların manaları Sabah akşam 100 kere okununca bütün günahların affedileceği tesbih: (Sübhânallahi ve bi-hamdihi, sübhânallahil azîm) Manası: Kemâl sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan beri olan Allah’ı hamd ile tesbih ederim. Namazda tesbihleri çektikten sonra duaya eller kaldırırken okunursa günahların affedileceği dua: (Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fbazi-dualarin-manalari-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Bazı duaların manaları</p>
<p>Sabah akşam 100 kere okununca bütün günahların affedileceği tesbih:<br />
(Sübhânallahi ve bi-hamdihi, sübhânallahil azîm)<br />
Manası:<br />
Kemâl sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan beri olan Allah’ı hamd ile tesbih ederim.</p>
<p>Namazda tesbihleri çektikten sonra duaya eller kaldırırken okunursa günahların affedileceği dua:<br />
(Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr)<br />
Manası:<br />
Allah’tan başka ilah yoktur. İbadete layık yalnız Allah’tır, O birdir, ortağı yoktur, kâinat Onun mülküdür, hamd Ona mahsustur, O her şeye kadirdir.</p>
<p>Sıkıntılardan kurtulmak için okunan kelime-i temcid:<br />
(Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhilaliyyilazîm)<br />
Manası:<br />
Allah’tan başka güç kuvvet sahibi yoktur. Her şeye kuvvet ve güç veren ancak zati ve sübuti sıfatların sahibi yüce Allah’tır.</p>
<p>Korku ve belalardan kurtulmak için sabah akşam üç kere okunan dua:<br />
(Bismillâhillezi lâ yedurru measmihi şey ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semi ul alim)<br />
Manası:<br />
Allah’ın yüce ismine sığınana yerde ve gökte hiç bir şey zarar veremez, O, her şeyi işitir ve bilir.</p>
<p>Nazardan ve her türlü zarardan korunmak için okunan dua:<br />
(Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka)<br />
Manası:<br />
Bütün yaratıkların şerrinden Allah’ın kusursuz kelamlarına [âyetlerine yani Kur'ana] sığınırım. [Zira âyetlerinde gizli açık her ilim, her ihsan, her tedbir vardır.]</p>
<p>Nazar değene okunacak dua:<br />
(Euzü bi-kelimâtillahittâmmeti min şerri külli şeytânin ve hâmmetin ve min şerri külli aynin lâmmetin) [Bu dua her sabah ve akşam üç defa okunup kendi üzerine veya hastanın üzerine üflenirse, göz değmesinden ve şeytanların ve hayvanların zararından korur.]<br />
Manası:<br />
Şeytanların, haşaratın ve kem gözlerin şerrinden Allah’ın kusursuz kelamlarına [âyetlerine yani Kur'ana] sığınırım. [Zira âyetlerinde gizli açık her ilim, her ihsan, her tedbir vardır.]</p>
<p>Günahları affettiren en kıymetli tesbih:<br />
(Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber)<br />
Manası:<br />
Allah’ı hamd ve tesbih ederim. Allah’tan başka ilah yoktur ve O en büyüktür.</p>
<p>Sabah akşam okunması gereken istiğfar:<br />
(Allahümme ente rabbi lailahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve vadike mestetatü euzü bike min şerri ma sanatü ebuü leke bi-nimetike aleyye ve ebuü bi zenbi fağfirli zünubi feinnehü la yağfirüzzünübe illa ente. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zâlimin) [Bunu sabah okuyan, akşama kadar, akşam okuyan, sabaha kadar ölürse, şehid olur.]<br />
Manası:<br />
Allah’ım, sen benim rabbimsin, senden başka mabud yoktur, ancak sen varsın, beni yoktan yaratan sensin, ve ben senin kulunum, gücüm nispetinde sana verdiğim ahdimde ve sözümde duruyorum, işlemiş olduğum kötü şeylerin şerrinden sana sığınırım, bana olan nimetlerini ve günahlarımı da sana itiraf ederim, benim günahlarımı affet çünkü senden başka bağışlayıcı yoktur. Senden başka hiç bir ilâh yoktur, seni bütün noksanlıklardan, tenzîh ederim. Gerçekten ben, nefsime haksızlık edenlerdenim.</p>
<p>Dinde sebat edip son nefeste iman ile ölmek için:<br />
(Allahümme, ya mukallibel kulüb, sebbit kalbi, alâ dinik)<br />
Manası:<br />
Ey büyük Allah’ım, kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sâbit kıl, dininden döndürme, Müslümanlıktan ayırma!</p>
<p>Tecdid-i iman ve nikah duası:<br />
(Allahümme innî ürîdü en üceddidel-îmâne ven-nikaha tecdîden bikavli la ilahe illallah Muhammedün Resulullah)<br />
Manası:<br />
Ya Rabbi, la ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanımı ve nikahımı tazeliyorum.</p>
<p>Sabah ve akşam okunan iman duası:<br />
(Allahümme inni euzü bike min en üşrike bike şey-en ve ene alemü ve estağfirü-ke li-ma la-alemü inneke ente allamül-guyub)<br />
Manası:<br />
Allah’ım bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmeyerek koştumsa beni affet, sen her şeyi bilirsin.</p>
<p>Yemek duası:<br />
(El-hamdü-lillahillezi eşbeana ve ervana min-gayrı-havlin minna ve la kuvveh. Allahümme at&#8217;imhüm kema at&#8217;amuna. Allahümmerzukna kalben takıyyen, mineşşirki beriyyen lâ kâfiren ve lâ şakıyyen velhamdülillahi rabbilalemin)<br />
Manası:<br />
Bizim gücümüz kuvvetimiz olmadan, bizi nimetleri ile doyuran ve susuzluğumuzu gideren Allahü teâlâya hamd olsun. Ya Rabbi, bize bu yemeğin hazırlanmasında emeği geçen ve bize bu nimetleri ikram edenlere sen de ikram et. Ya rabbi, bizim kalbimizi şirk ve kötülüklerden koru. Bizlere, dinimizin emirlerine uyan bir kalb nasip eyle.</p>
<p>Şükür duası:<br />
(Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükür)<br />
Manası:<br />
Ya Rabbi, bana ve diğer yarattıklarına verdiğin maddi ve manevi nimetlerin sabaha (akşama) kadar bizim yanımızda kalması yalnız Sendendir. Senin ortağın yoktur. Sana hamd ve şükrediyoruz.<br />
[Akşam okurken (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsa) demelidir.]</p>
<p>Salevat: [En kısası]<br />
Allahümme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed:<br />
Manası:<br />
Allah’ım Muhammed aleyhisselama ve Onun âline salat-ü selam olsun.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fbazi-dualarin-manalari-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dualar/bazi-dualarin-manalari-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah razı olsun</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dualar/allah-razi-olsun-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dualar/allah-razi-olsun-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 06:46:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dualar]]></category>
		<category><![CDATA[Allah razı olsun]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6240</guid>
		<description><![CDATA[Allah razı olsun Sual: Allah bin kere razı olsun demek küfür olur mu? Çünkü Eshab-ı kiram kitabında (Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Bunlardan razı olması değişmez) deniyor. Allah bin kere razı olsun denince, Allah’ın razı olma sıfatının sanki değişeceği anlaşılıyor. Bu ise küfürdür. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fallah-razi-olsun-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Allah razı olsun</p>
<p>Sual: Allah bin kere razı olsun demek küfür olur mu? Çünkü Eshab-ı kiram kitabında (Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Bunlardan razı olması değişmez) deniyor. Allah bin kere razı olsun denince, Allah’ın razı olma sıfatının sanki değişeceği anlaşılıyor. Bu ise küfürdür. Şu halde, Allah bin kere razı olsun demek caiz mi?<br />
CEVAP<br />
Caizdir, mahzuru yoktur. Kimse o manada söylemez, tekit [vurgulamak] için; yani işin önemini bildirmek için söylenir. Bu husus Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde de vardır. Eshab-ı kiram için bir kere cennetlik dense yetmez miydi? Ama Allahü teâlâ bir çok âyette, onların cennetlik olduğunu bildiriyor. (Hepsine Cenneti söz verdim. Ben onlardan razıyım, onlar da benden razıdır) buyuruyor. (Hadid 10, Fetih 18, 29, Tevbe 100, Maide 119, Mücadele 22, Beyyine <img src='http://www.islamsohbeti.net/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Daha başka surelerde de bu husus açıklanıyor. Sonuç olarak Allah bin kere razı olsun demenin mahzuru yoktur. Böyle söyleyenin bu işe çok sevindiğini gösterir. Yani maksat, manayı kuvvetlendirmektir.</p>
<p>Sual: Allah ebediyen razı olsun demek küfür müdür?<br />
CEVAP<br />
Hayır, küfür değildir. Ancak, (Allah ebediyen razı olsun) denince, sanki bu duadan, Allahü teâlânın bir müddet razı olacağı anlamı da çıkıyor. Bu itikadımıza terstir. Ebediyen ekleyince yanlış anlamaya müsait oluyor. Üç günlüğüne veya üç seneliğine razı olabilir anlamı da çıkabilir. Yani Allah’ın böyle sıfatı da var sanılır. Bu bakımdan öyle söylemek uygun değilse de, küfür de olmaz, çünkü maksat, Allah&#8217;ın sıfatı böyledir demek değil, Allah&#8217;ın razı olmasıdır. Bir kere razı olması yettiği hâlde bin kere razı olsun diyen gibi, işi pekiştirmek için söylenmiştir.</p>
<p>Sual: Kur’an-ı kerimde, (Allah, Eshab-ı kiramdan razıdır) buyuruluyor. O eshab, Resulullahın vefatından sonra kötü şeyler işlese yine mi Allah onlardan razı olur?<br />
CEVAP<br />
Muteber din kitaplarında buyuruluyor ki:<br />
Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Yani birkaç seneliğine razı olup da sonra vazgeçmez. Hâşâ eshabın daha sonra ne yapacağını Allah bilmiyor muydu? Bilmeyen Allah olur mu? Onlardan razı ise ebediyen razıdır. Bir müddet razı olup sonradan vaz geçmek Allah’ın sıfatlarına aykırıdır. Kur’an-ı kerimde (Allah sözünden dönmez) buyruluyor. [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31, Rum 6]</p>
<p>Razı etmek için<br />
Sual: Allahü teâlâ ile onun sevdiklerini razı etmek için ne yapmak gerekir?<br />
CEVAP<br />
Önce Ehl-i sünnet itikadını öğrenip dinimizin emir ve yasaklarına uymalı. Özellikle kalb kırmamaya ve kul hakkına dikkat etmeli. Şu hadis-i şerifte bildirilen duaları da okumaya çalışmalı:<br />
(Yâ Âişe, bir kere “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ cemî’il Enbiyâi velmürselîn” de ki, bütün peygamberler senden razı olsun. Bir kere “Allahümmağfirlî ve li vâlideyye [ve li-meşâyıhiyye] ve lil mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimâti el ahyâi minhüm vel emvât” de ki, bütün müminler senden razı olur. Bir kere de “Sübhânallahi vel hamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” de ki, Allahü teâlâ senden razı olsun.) [Ey Oğul İlmihali]
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdualar%2Fallah-razi-olsun-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dualar/allah-razi-olsun-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah sevgisi nasıl kazanılır, ne yapmalıdır</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-sevgisi-nasil-kazanilir-ne-yapmalidir.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-sevgisi-nasil-kazanilir-ne-yapmalidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 06:04:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah sevgili nasıl kazanılır]]></category>
		<category><![CDATA[allah sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[dini bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet kazanmak]]></category>
		<category><![CDATA[ne yapmalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[sevilen kul olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6236</guid>
		<description><![CDATA[Biz müslümanlar Cenab-ı Allah&#8217;a yakın olmalıyız, sevgisini ve merhametini kazanmalıyız. Peki bu nasıl olacak? Biz ilk önce Allah&#8217;ın bizlere emrettiklerini yerine getirmeliyiz daha sonra Peygamber efendimizin sünnetlerine uymalıyız. Allah&#8217;a iman eden kimse Onu tanıdıkça hem çok sevecek hem de çok korkacaktır. Bu nedenle Onu sevmenin ve ondan korkmanın yolu Onu, Sıfatlarını, İsimlerini ve Eserlerini tanımakla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fallah-sevgisi-nasil-kazanilir-ne-yapmalidir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Biz müslümanlar Cenab-ı Allah&#8217;a yakın olmalıyız, sevgisini ve merhametini kazanmalıyız. Peki bu nasıl olacak? Biz ilk önce Allah&#8217;ın bizlere emrettiklerini yerine getirmeliyiz daha sonra Peygamber efendimizin sünnetlerine uymalıyız.</p>
<p>Allah&#8217;a iman eden kimse Onu tanıdıkça hem çok sevecek hem de çok korkacaktır. Bu nedenle Onu sevmenin ve ondan korkmanın yolu Onu, Sıfatlarını, İsimlerini ve Eserlerini tanımakla olacaktır. Ayrıca ibadetleri yapmakla ve günahlar- dan sakınmakla da artacaktır.</p>
<p>Muhabbetullah (Allah sevgisi), Allah-ü Teâlâ- &#8216;nın kemâl ve cemâlini idrak ve takdir oranında kalpte oluşan ilâhî bir nurdur. Bu muhabbet ile insan ruhu, kederlerden ve hüzünlerden kurtulur. Safî neşe ve huzura kavuşur. İnsan ruhunu yüksek erdeme ulaştıran sebeplerin en sağlamı, Allah sevgisidir.<br />
Cenâb-ı Hak, insanın kalbine sonsuz bir muhabbet kabiliyeti yerleştirmiştir. Bu sonsuz muhabbet, ancak zât ve sıfatlarıyla nihayetsiz kemâlde bulunan Allah içindir. Yâni, insana lütfedilen bu sevgi kabiliyeti Allah&#8217;ı sevmek içindir.</p>
<p>İnsan bir şeyi ya ondaki kemâl, yahut ondan aldığı lezzet ve gördüğü menfaat için sever. Meselâ, bir Müslüman peygamberleri, evliyaları, irfan ve fazilet sahibi zâtları, onlardaki “kemalât-olgunluk-erdem” için sever. Kendisine ihsan eden kimseleri, onlardan gördüğü lütuf ve ikramları için sever. Yediği yemek ve meyveleri ise lezzetleri için sever. İnsan, aklen ve vicdanen bilir ki, kemâllerini takdir ettiği, ihsanlarından memnun olduğu ve lezzet aldığı bütün bu varlıklar Allah&#8217;ındır. Hepsini O yaratmıştır. Bunlarda tecelli eden bütün kemâl, cemâl ve ihsanlar, hep O&#8217;ndan gelmektedir.</p>
<p>Öyleyse, insan kendindeki bu nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, evvela ve bizzat Allah&#8217;a verecek, diğer bütün muhabbete lâyık zâtları, nimetleri ve ihsanları da Allah için sevecektir. Bozulmamış her akıl, tefessüh etmemiş her vicdan, bu hakikati kabul eder.<br />
Buna binâen, biz Müslümanlar başta Peygam- berimiz (s.a.v) olmak üzere, Dört Halifeyi, Âl-i Beyt&#8217;i, bütün sahabe-i kirâmı Allah nâmına, “Allah onları sevdiği ve sevmemizi istediği” için seviyo- ruz. Eğer bu zâtları, Allah için değil de, sırf kendi şahsiyetleri için sevsek, o zaman Hıristiyanların düştüğü tehlikeye biz de düşmüş oluruz. Zira, onlar Hz. İsa&#8217;yı (as) Allah&#8217;ın bir Resulü, elçisi olarak Allah namına değil de, &#8211; hâşâ &#8211; Allah gibi seviyorlar. O&#8217;nu, Allah&#8217;a ortak koşmakla dinden çıkıyorlar.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim, insanların dünyevî ve uhrevî bütün durumlarına ölçü getirmiştir.</p>
<p>Konuşmalarına, yiyip içmelerine, ticaretlerine.. ölçü koyduğu gibi, fikir ve his âlemlerine de ölçüler koymuştur. Meselâ, konuşmaya ölçü getirmiştir: Müslüman yalan konuşamaz. Düşünce tarzına ölçü getirmiştir: İnsan Cenâbı Hakk&#8217;ın Zâtını, mahiyetini ve nasıl olduğunu düşünemez. Aynı şekilde Allah&#8217;ı sevmeye ve O&#8217;ndan korkmaya da ölçü getirmiştir. Allah sevgisinin ölçüsü, “iyi amel işlemek”, Allah korkusunun ölçüsü ise, “takvâ” yâni günahlardan sakınmaktır.</p>
<p>Konumuzla ilgili olarak “sevgide ölçü” üzerin- de biraz durmakta fayda görüyoruz. Biz Müslü- manlar sonsuz ve şartsız olarak ancak Allah&#8217;ı seve- riz. Sonra Peygamberimizi(s.a.v) severiz. Ama, O&#8217;nu (s.a.v) hâşâ Allah gibi değil, Allah&#8217;ın kulu ve Resulü olarak severiz. O&#8217;ndaki bütün kemalâtın kendi zâtından değil, Allah&#8217;tan olduğuna iman ederiz. O&#8217;nun, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın isim ve sıfatlarının tecellisine en geniş bir ayna olduğunu bilir ve bu itibarla kendisini canımızdan, malımızdan ve akrabalarımızdan kısaca her şeyimizden daha çok severiz.<br />
Allah ve Resulünden sonra diğer peygamberle- ri, sonra dört halifeyi, sonra diğer sahabeleri severiz. Sonra da derecelerine göre, bütün evliyaları ve müminleri severiz&#8230; Sonuç olarak, sevgimizde İslâmîyet&#8217;in koyduğu ölçülere dikkat ederiz.</p>
<p>Allah&#8217;ı sevmenin nasıl olacağına gelince, bu hususta Kur&#8217;ân-ı Kerim şu ölçüyü koymuştur: “De ki: Eğer Allah&#8217;a muhabbetiniz varsa hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı affetmekle örtsün. Allah Gafûr&#8217;dur, Rahîm&#8217;dir.” (Âl-i İmrân, 31 )<br />
Yukarıdaki ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle buyurulmaktadır:<br />
“Allah&#8217;a (c.c.) imanınız varsa, elbette Allah&#8217;ı seveceksiniz. Madem Allah&#8217;ı seveceksiniz, Allah&#8217;ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise Allah&#8217;ın sevdiği zâta benzemelisiniz. O&#8217;na benze- mek ise, O&#8217;na ittiba etmek (tâbi olmak)tır. Ne vakit O&#8217;na ittiba etseniz Allah da sizi sevecek. Zaten siz Allah&#8217;ı seversiniz; tâ ki, Allah da sizleri sevsin” (Lem&#8217;alar,21)</p>
<p>Bu ayet-i kerime ve izahından anlaşıldığı gibi, Allah&#8217;ı sevmenin yöntemi, Peygamber Efendimize (s.a.v) uymaya çalışmaktır. Bir mümin, itikat, ahlâk ve ibadette Resulüllah&#8217;a benzemek ve O&#8217;nun getirdiği bütün hükümleri mümkün olduğu kadar uygulamakla Allah&#8217;ı sevmiş olur. Ashâb-ı kirâmın büyüklüğü, Resulüllah&#8217;a tâbi olmakta en ileri seviyede olmalarındadır. Bu vadide, Hz. Ali (r.a) ve Âl-i Beyt&#8217;in de çok özel bir yeri vardır. Öyleyse onla- rı seven her mümin de, onlar gibi Peygamberimize (s.a.v) tâbi olmakla sorumludur. Sonuç olarak, Peygamberimiz (s.a.v) Allah&#8217;ın sevdiği, razı olduğu insan modelidir. Bir mümin O Rehber-i Ekmel&#8217;e benzediği ölçüde Allah&#8217;ı sevmiş ve O&#8217;nun muhab- betini kazanmış olur.</p>
<p>Peygamberimize benzemek ise, fiilleriyle, sözleri ve emirleriyle, davranışlarıyla O&#8217;nun bütün Sünnet-i Seniyye&#8217;sine tâbi olmakla mümkün olur.</p>
<p>Buna göre, Sünnet-i Seniyye&#8217;ye tam uymak isteyen bir mümin, Resulüllah Efendimiz (s.a.v) gibi -farz, vacip, sünnet- bütün namazlarını kılacak, orucunu tutacak, zengin ise hacca gidecek ve zekât verecek, Kur&#8217;an&#8217;ı okuyacak, O&#8217;nun sevdiklerini sevecek, sevmediklerini sevmeyecek. O&#8217;nun ahlakı- na mümkün olduğu kadar uymaya çalışacaktır.<br />
Allah sonsuz rahmet ve şefkat sahibi olduğu gibi, sonsuz derecede gayret ve izzet sahibidir aynı zamanda. Pekçok Kur&#8217;ân âyetinde tekrarlandığı üzere, Allah hem Rahîm&#8217;dir, hem Azîz&#8217;dir. Rahîm isminin gereği olarak bütün varlık âlemini sonsuz şefkat ve rahmetiyle kucaklarken, Azîz ismiyle de, kanunlarına isyan edenleri ve bu isyanlarıyla izzeti- ne dokunanları cezalandırmaktadır.</p>
<p>Bu itibarla, Cenab-ı Hakkın huzurunda olan bir kul, bir taraftan o sonsuz rahmetin câzibesiyle kendisinden geçmiş, diğer taraftan da gazabının dehşeti karşısında kalbi titrer bir vaziyettedir. Böyle bir insanın Allah&#8217;ın emirlerine isyan edip yasakları- nı çiğnemesi mümkün müdür?<br />
Bu korku da, tıpkı sevgi gibi, insanı Allah&#8217;a götürür. Bediüzzaman&#8217;ın izah ettiği gibi, “Halik-ı Zülcelâlinden havf etmek (korkmak), Onun rahme- tinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Havf [korku bir kamçıdır, Onun rahmetinin kucağına atar.<br />
Mâlûmdur ki, bir vâlide, meselâ bir yavruyu korkutup sînesine celb ediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü şefkat sinesine celb ediyor. Halbuki, bütün vâlidelerin şefkatleri, rahmet-i İlâhiyenin bir lem&#8217;asıdır. (Parıltısıdır)<br />
Demek, havfullahta (Allah korkusunda) bir azîm (büyük) lezzet vardır.” (Sözler, s. 331)<br />
Şu halde, korkunun veriliş maksadı da insanı Allah&#8217;a götürmektir. Bu bakımdan, bu duygumuzu başka yerlerde kullanıp asıl maksadından uzaklaş- tırırsak, büyük zararlara uğrarız. Nasıl sevgimizi yanlış yerlerde kullandığımızda, sevdiklerimizden karşılık görmemek; aksine onlar tarafından tahkir edilmek ve kalbimizdeki onca sevgiye rağmen onlardan ayrılmak gibi acılarla o sevgi bizi ıstırap- lar içinde boğan bir duygu haline gelir. Aynı şekil- de, korku duygusunun yanlış yerde kullanılması da, insanın hayatını zindana çevirir.<br />
Çünkü korkulmaya değmediği halde korktu- ğumuz varlıklar bize gayet sıkıntılı bir zillet yaşat- maktan başka hiçbir şey yapamazlar. Ne yardımcı olabilirler, ne de korkumuzu teskin edebilirler. Aksine, duygusuz bir merhametsizlikle sırtlarını çevirerek veya hücumlarını şiddetlendirerek bizleri perişan ederler.</p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fallah-sevgisi-nasil-kazanilir-ne-yapmalidir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/allah-sevgisi-nasil-kazanilir-ne-yapmalidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sabah uykusu ve erken kalkanın rızkı</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sabah-uykusu-ve-erken-kalkanin-rizki.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sabah-uykusu-ve-erken-kalkanin-rizki.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 05:57:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[erken kalkanın rızgı]]></category>
		<category><![CDATA[erken kalkmak rızık]]></category>
		<category><![CDATA[islami bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[sabah erken kalkmak]]></category>
		<category><![CDATA[Sabah uykusu ve erken kalkanın rızkı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6234</guid>
		<description><![CDATA[Sabah uykusu ve erken kalkanın rızkı İnsan ne kadar erken kalkarsa vücududa o kadar dinç olur. Ayrıca dinimizcede erken kalkan insanın rızgının bol olduğu bilinir. Ve sabahleyin erken kalkmak ve işe erken başlamak, Erken yatıp erken kalkmak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)&#8217;in sünnetidir. Erken kalkıp işine erken başlayanın rızkı bol olur. Çünkü Rasulullah Efendimiz (s.a.v.), &#8216;Allah&#8217;ım!Ümmetimin erken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsabah-uykusu-ve-erken-kalkanin-rizki.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Sabah uykusu ve erken kalkanın rızkı</p>
<p>İnsan ne kadar erken kalkarsa vücududa o kadar dinç olur. Ayrıca dinimizcede erken kalkan insanın rızgının bol olduğu bilinir. Ve sabahleyin erken kalkmak ve işe erken başlamak, Erken yatıp erken kalkmak, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)&#8217;in sünnetidir. Erken kalkıp işine erken başlayanın rızkı bol olur. Çünkü Rasulullah Efendimiz (s.a.v.), &#8216;Allah&#8217;ım!Ümmetimin erken kalkanını bereketlendir, çok ver&#8217; buyurmuşlardır.</p>
<p>(Sabah erken kalkmak, hayra, berekete sebep olur) (Para kazanmak, malı arttırır Fakat, rızkı arttırmaz) deniyor Bu hususlarda açıklama yapar mısınız?</p>
<p>CEVAP<br />
Erken kalkanın nasibi gür olur derler Sabit ücretli de, erken kalksa, nasibi gür olur Ücretin kendisi değil, bereketi artar Bereket, az bir şeyden çok faydalanmaktır Az bir yemek, çok kişiye yetmişse, bereketli olmuş demektir Çok kazandığı halde, maaşını yetiremeyen, bereketsizliği sebebiyle borçlanır Sabah erken kalkmak, hayra, berekete sebep olur Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: </p>
<p>(Ya Rabbi, işine erken gidenin çalışmasını bereketli kıl)</p>
<p>(Sabah namazını kıldıktan sonra uyumayın, rızkınızı aramaya çalışın!)</p>
<p>(Hak teâlâ rızıkları, fecr ile güneşin doğacağı vakitler arasında verir)</p>
<p>(Sabah uykusu rızka manidir)</p>
<p>Rızıkların dağılması sabah namazından sonra olur Manevî rızıkların dağılması ise ikindi namazından sonradır Bu iki vakitte uyumamaya dikkat etmelidir! </p>
<p>Zaruret olmadan, ikindiden sonra ve sabah namazından işrak vaktine kadar uyumayı adet haline getirmemeli, ayrıca akşamdan yatsı namazına kadar da uyumamalıdır! Çok uyumak zararlıdır Çok yiyip içen, istemese de çok uyur Az yiyip içmek ve az uyumak gerekir Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: </p>
<p>(Çok uyumak, insanı ahirette fakir eder)</p>
<p>(Çok yiyip içeni ve çok uyuyanı Allahü teâlâ sevmez)</p>
<p>(Çok uyumak, tembelliktir ve inançta zayıflıktır)</p>
<p>(Yemekten hemen sonra uyuyanın kalbi katılaşır)</p>
<p>(Rızık için çalışmaya erken gidenin işi bereketli olur ve başarı kazanır) </p>
<p>(Sabah uykusu, acizlik, tembellik, gevşeklik ve unutkanlık meydana getirir)</p>
<p>(Sabah namazından sonra, güneş doğana kadar uyumayın!)</p>
<p>(Sabah uyumayı adet haline getiren, yan ve bel ağrılarına müptela olur)</p>
<p>(Kaylûle uykusu faydalıdır Akşam üstü uyumak ahmaklıktır)</p>
<p>(Gündüzün başında uyumak aklı azaltır, ortasında uyumak [kaylûle] enbiya ve evliyanın güzel huylarındandır Gündüzün sonunda uyumak tembelliktir) </p>
<p>Hikmet ehli, (Uykuya düşkün olan muradına eremez) buyurmuştur Genel olarak çok uyumak, çok yiyip içmekten ileri gelir Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, çok yiyip içene ve çok uyuyana buğzeder) buyuruldu </p>
<p>Helal rızka kavuşmak isteyen sebeplerine yapışmalıdır! Para kazanmak, malı arttırır Fakat, rızkı arttırmaz Rızık, mukadderdir Yani ezelde ayrılmıştır Rızık, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir Fakat Allah emrettiği için çalışmak gerekir Çünkü Allahü teâlânın işleri, sebepler altında tecelli eder Adet-i İlahiye böyledir Fakat bazen, sebebe yapışıldığı hâlde, iş hasıl olmayabilir Yahut, sebepsiz de, hasıl olabilir Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: </p>
<p>(Rızkının bol olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin!)</p>
<p>(Sadaka vermeye devam edenin rızkı artar!)</p>
<p>(İstigfara devam eden, ummadığı yerden rızıklanır)</p>
<p>(Namaz kılmak rızkın bereketine sebep olur)</p>
<p>(Hanımı ile [iyi geçinip] şakalaşanın, rızkı artar) </p>
<p>Bazı şeyler fakirliğe yol açar, rızkın güçlükle gelmesine sebep olur Mesela tırnağı uzun olanın rızkı meşakkat ile, sıkıntı ile hasıl olur Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: </p>
<p>(Günah işlemek, rızıktan mahrum olmaya sebep olur)</p>
<p>(Yalan söylemek rızkı azaltır)</p>
<p>(Zina fakirliğe yol açar)</p>
<p>(Rızka kavuşan çok hamd etsin!) </p>
<p>Hamdetmek, şükretmek demektir Şükredilince nimet eksilmez,artar Allahü teâlâ, HzMusa’ya, (Kendine verdiğim nimeti, benden bilip kendinden bilmeyen, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur Rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmeyen ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur) buyurdu</p>
<p>Nasırlı el</p>
<p>Kimseye muhtaç olmamak için çalışmak çok kıymetlidir Peygamber efendimiz, Hz Muaz ile musafeha edince buyurdu ki:</p>
<p>- Ya Muaz, ellerin nasırlaşmış</p>
<p>- Evet ya Resulallah, kazma elimde toprakla meşgul oluyor ve bu sayede çoluk çocuğumun nafakasını kazanıyorum</p>
<p>Fahr-i kainat efendimiz, Hz Muazı öpüp buyurdu ki:</p>
<p>- Bu eli Cehennem yakmaz (Tibyan)</p>
<p>Yine bir gün bir genç, sabah erkenden işine gidiyordu Eshab-ı kiramdan bazıları, bunu uygun görmediler Orada bulunan Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Öyle söylemeyiniz! Eğer kimseye muhtaç olmamak, ana babasını ve aile efradını muhtaç etmemek için işine gidiyorsa, her adımı ibâdettir Eğer kazanacağı para ile öğünmek, keyf sürmek niyetinde ise, şeytanla beraberdir) [Taberânî]</p>
<p>Görüldüğü gibi bir müslümanın iyi niyetle çalışması ibâdettir Fakat kâfirin ve her haramı işleyen kimsenin çalışması ibâdet olmaz (Namaza ne lüzum var, çalışmak da ibâdettir) demek çok yanlıştır Böyle söyleyen kâfir olur Namaz kılan, haramlardan kaçan kimsenin iyi niyetle çalışması ibâdettir (K Saadet) </p>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fsabah-uykusu-ve-erken-kalkanin-rizki.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/sabah-uykusu-ve-erken-kalkanin-rizki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam kanalı görevlimiz medinehurması sohbet</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/islami-sohbet-2/islam-kanali-gorevlimiz-medinehurmasi-sohbet.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/islami-sohbet-2/islam-kanali-gorevlimiz-medinehurmasi-sohbet.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2012 09:04:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslami Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam kanalı görevlimiz medinehurması sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam kanalı sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6232</guid>
		<description><![CDATA[medinehurması> BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM medinehurması> yüce ALLAHA CC HAMD senalar efendimiz sallallahu aleyhi veselleme al ve ashbaına salat selam olsun inşaALLAH CC medinehurması> konumuz medinehurması> HADİSİ ŞERİF medinehurması> EBU HUREYRE R.A rivayetle EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM medinehurması> şöyle buyurdu medinehurması> bir kimse kazandığı helal ve temiz maldan medinehurması> normal olarak medinehurması> sadaka verirse medinehurması> bu helal kazançtan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fislami-sohbet-2%2Fislam-kanali-gorevlimiz-medinehurmasi-sohbet.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>medinehurması> BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM<br />
medinehurması> yüce ALLAHA CC HAMD senalar efendimiz sallallahu aleyhi veselleme<medinehurmas ı> al ve ashbaına salat selam olsun inşaALLAH CC<br />
medinehurması> konumuz<br />
medinehurması> HADİSİ ŞERİF<br />
medinehurması> EBU HUREYRE R.A rivayetle EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM<br />
medinehurması> şöyle buyurdu<br />
medinehurması> bir kimse kazandığı helal ve temiz maldan<br />
medinehurması> normal olarak<br />
medinehurması> sadaka verirse<br />
medinehurması> bu helal kazançtan fakirlere<br />
medinehurması> ALLAH CC rızası için yedirirse<br />
medinehurması> ALLAH CC o kimsenin iyiliklerini kabul buyurur<br />
medinehurması> malına bereker ihsan eyler<br />
medinehurması> bereket<br />
medinehurması> tıpkı bir kimsenin büyüyen çocuğu gibi<br />
medinehurması> o mal büyür artar<br />
medinehurması> Evet<br />
medinehurması> hadisimiz bu<br />
medinehurması> efendimiz sallallahu aleyhi vesellem<br />
medinehurması> bizi iyilik etmeye teşvik ediyor<br />
medinehurması> yapılan iyilikte<br />
medinehurması> ihlas sahibi olmanınn gerekli olduğuna dair<br />
medinehurması> bizi ayık tutmak istiyor<br />
medinehurması> ihlas sahibi olarak<br />
medinehurması> güzel işler yapan için<br />
medinehurması> ecrin kat kat artacağına<br />
medinehurması> ve bu gibi işlerin mutlaka kabul buyuracağına işaret ediyor<br />
medinehurması> bizim özellikle idrak etmemiz gereken şey<br />
medinehurması> anlatılan sadakanın<br />
medinehurması> makbul olma durmunun<br />
medinehurması> mutlak ihlasta<br />
medinehurması> toplandığını bilmektir<br />
medinehurması> kaldıki zaten<br />
medinehurması> bakın ayeti kerimede<br />
medinehurması> yüce ALLAH AZZE VE CELLE şöyle buyuyor<br />
medinehurması> dikkat ediniz ihlasta tutulan işler ALLAH CC içindir<br />
medinehurması> tassavuf ehlinin bilhassa<br />
medinehurması> üzerine düştüğü<br />
medinehurması> bir konudur ihlas<br />
medinehurması> bakın yıllar öncesinden<br />
medinehurması> ahmet er rufai hzlerinin r.a kitabından bir söz<br />
medinehurması> diyorki<br />
medinehurması> oğlum bugun tasavvuf yolunda olan kimselerin ç.oğunu zındık bulursun onlar tasavvufu dillerinde<br />
medinehurması> kalemlerinde bir sermaye<br />
medinehurması> yapmak sevdasına kapılmışlardır<br />
medinehurması> onlkar bütün bağları kırmış<br />
medinehurması> güya hirriyetçi geçinen<br />
medinehurması> kimselerdir<br />
medinehurması> bütün usulleri bozarak kendilerinden icat çıkarırlar<br />
medinehurması> anlayışları kıttır<br />
medinehurması> çok hilekar<br />
medinehurması> kandırıcı kimselerdir<br />
medinehurması> onlar kendilerini beğenirler<br />
medinehurması> peki hakiki tassavvuf ehli nasıldır;?<br />
medinehurması> başta nefis  elinden ve onun kirli işlerinden<br />
medinehurması> kurtulmak<br />
medinehurması> onlar için en büyük emeldir<br />
medinehurması> befse dünyaya pay çıkarmazlar<br />
medinehurması> nefse<br />
medinehurması> hurma efendi onlarda nefis yokmu ?<br />
medinehurması> evet var ama<br />
medinehurması> nefsin cümle çirkinliklrinden uzak olurlar<br />
medinehurması> kalpleride vardır<br />
medinehurması> AMa ALLAH CC adanmış<br />
medinehurması> onalrdan iyilik hasıl olur<br />
medinehurması> ALLAHIN CC azameti karşısında<br />
medinehurması> mütevazi olarak yürürler<br />
medinehurması> herleyi bir yana katar<br />
medinehurması> ancak hakla yetinirler<br />
medinehurması> gayeleri yücedir<br />
medinehurması> ruhlar aleminden gıdalarını alırlar<br />
medinehurması> kalpleri hiç kimseye ısınmaz<br />
medinehurması> sözlersanki<br />
medinehurması> semedan geliyormuş gibidir<br />
medinehurması> her varlıkta tekliği sezeler<br />
medinehurması> dille kalple ALLAH CC ı anarlar<br />
medinehurması> vew bilirlerki işiten ve gören RABLERİ CC vardır<br />
medinehurması> ALLAH CC bizi bu halde iman ile nasiplendirsin<br />
medinehurması> salavat fatiha<br />
medinehurması> amin<br />
medinehurması> İnşallah<br />
Shane2> amin inş<br />
Shane2> ellerinize saglık medinehurması<br />
Shane2> Allah cc razi olsun<br />
medinehurması> sizinde gözlerinize sağlık kardeşim<br />
medinehurması> ecmain olsun inş</medinehurmas>
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fislami-sohbet-2%2Fislam-kanali-gorevlimiz-medinehurmasi-sohbet.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/islami-sohbet-2/islam-kanali-gorevlimiz-medinehurmasi-sohbet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zekat ne zaman verilir?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/zekat-ne-zaman-verilir-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/zekat-ne-zaman-verilir-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2012 08:44:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat ne zaman verilir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6230</guid>
		<description><![CDATA[Zekat ne zaman verilir? Sual: Zekat ne zaman verilir? CEVAP Zekat, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Recebde zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recebin üçü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa zekatını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekat vermekte de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fzekat-ne-zaman-verilir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Zekat ne zaman verilir?</p>
<p>Sual: Zekat ne zaman verilir?<br />
CEVAP<br />
Zekat, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Recebde zengin olmuşsa, bir yıl sonra Recebin üçü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa zekatını verir. Ramazan ayını beklemez. </p>
<p>Günü gelmeden zekat vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur. Hatta gelecek birkaç yılın zekatını önceden vermek de caizdir. Bir kimse, zekatını yanlış hesap edip, bir altın zekat vermesi gerekirken iki altın hesap etse, fakire verdikten sonra tekrar hesap etse, bir altın vereceğini anlasa, ikinci yıl vereceği zekata bu bir altını mahsup eder.</p>
<p>Zekatı acele etmeden bir yıl içinde vermek gerekir diyen âlimler var ise de, acele edip, hemen vermek vaciptir. Özürsüz geciktirmek mekruh olur. Şafii ve Maliki’de, zekat farz olunca, hemen vermek farzdır. Hadis-i şerifte, (Zekat vermekte acele ediniz!) buyuruldu. (İbni Mace)</p>
<p>Sual: Zekat yalnız Ramazan ayında mı verilir?<br />
CEVAP<br />
Her zenginin zekat verme ayı ve günü farklı olur. Ramazan ayını beklemez. Eğer Şevvalın 23&#8242;ünde zengin olmuşsa, gelecek yılın Şevvalin 23&#8242;ünde zekat verir. Şevval ayı gelmeden Ramazan ayında verse de olur. Fakat Şevval ayının 23&#8242;ünde tekrar malını hesap eder. Az vermişse, üstünü tamamlar. Çok vermişse, fazla verdiği nafile olur. Yani zekatı günü gelmeden önce de vermek caizdir. Fakat gününde tekrar hesap etmek gerekir.</p>
<p>Sual: Bir hoca, (Zekat yalnız Ramazan ayında verilir. Bayramdan önce vermek gerekir. Bayramdan sonraya bırakılmaz) dedi. Zekat günü dolmayanlar ne olacaktır?<br />
CEVAP<br />
Bir yanlışlık vardır. Belki sadaka-i fıtır için söylemiştir. Herkesin zekat verme tarihi farklı olur. </p>
<p>Sual: Malımız nisaba ulaştıktan sonra, bir yıl dolunca hemen zekatını vermek farz mıdır? Bugün yarın zekat vereceğim derken ölürse, miras bıraktığı maldan vermek lazım mıdır?<br />
CEVAP<br />
Zekat, farz olur olmaz hemen vermek gerekmez. Vermeden ölürse, bıraktığı maldan verilmez. Bazı âlimlere göre de zekatı geciktirmek mekruhtur, hemen ilk fırsatta vermek gerekir.</p>
<p>Sual: Zengin olduğumuz tarih belli değilse, yani hatırlamıyorsak, zekatı ne zaman vermeliyiz?<br />
CEVAP<br />
Zannı galibe göre tahmini bir tarih kabul edilir. Bundan sonra o tarih esas alınır.</p>
<p>Sual: Nisap tarihim 1 Ramazandır. Mevcut mal varlığım nisap miktarını aşıyor. 1 Ramazan günü hangi saatten itibaren zekat bana farz oluyor?<br />
CEVAP<br />
Şer&#8217;i gün, imsak ile başlar. İmsak vaktinden itibaren zekat size farz olur.</p>
<p>Sual: Zekat vereceğim gün öğle vaktinde paramı veya altınımı çaldırsam, imsak vaktinden sonra zekat vermek bana farz olduğu için, zekat miktarını daha sonra elime geçince ödemem gerekiyor mu?<br />
CEVAP<br />
Hayır. Kendiniz telef etmediğiniz için vermeniz gerekmez.</p>
<p>Sual: Zekat verme günü gelip de zekatını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimsenin zekat borcu af olur mu?<br />
CEVAP<br />
Malı kendi telef ederse, zekat borcu af olmaz, para kendiliğinden telef olursa zekat af olur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekat af olmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekat af olmaz, zekatını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekat vermek gerekmez.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fzekat-ne-zaman-verilir-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/zekat-ne-zaman-verilir-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zekat nisabı nedir?</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/zekat-nisabi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/zekat-nisabi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2012 08:42:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat nisabı nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6227</guid>
		<description><![CDATA[Zekat nisabı nedir? Sual: Zekât nisabı nedir, nasıl hesaplanır? CEVAP Maddeler halinde yazalım: 1- Zekât nisabı, 20 miskal yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekât nisabına malik olana zengin denir. Dinimize göre, erkekle hanımının mal varlığı ayrıdır. Birbirine eklenmez. Hangisi zengin ise, zekâtını o verir. 2- Alacaklar nisap hesabına katılır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fzekat-nisabi-nedir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Zekat nisabı nedir?</p>
<p>Sual: Zekât nisabı nedir, nasıl hesaplanır?<br />
CEVAP<br />
Maddeler halinde yazalım:<br />
1- Zekât nisabı, 20 miskal yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekât nisabına malik olana zengin denir. Dinimize göre, erkekle hanımının mal varlığı ayrıdır. Birbirine eklenmez. Hangisi zengin ise, zekâtını o verir.</p>
<p>2- Alacaklar nisap hesabına katılır. Alacaklar tahsil edildikten sonra zekâtları verilir. Daha almadan da verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir. On yıl sonra alınacak para, zekât nisabına dahil edilir. On yıl sonra ödenecek borç zekâttan düşülür.</p>
<p>3- Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekât nisabına katılmaz. Ticaret için alınan malların, altın, gümüş ve her çeşit paranın zekâtı verilir. Evin, arabanın zekâtı olmaz, fakat araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekâtını verir, çünkü bunların ticaretini yapmaktadır. Ev yaptırmak için arsa alan, bunun zekâtını vermez. (Dürer)</p>
<p>4- Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Diğer para ve ticaret mallarıyla nisaba ulaşırsa zekâtı verilir.</p>
<p>5- Zekâta tâbi malların veya paranın, yıl içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra, elde kalan mal, nisabı bulursa, kırkta biri zekât olarak verilir. Zekât, kârdan değil, mevcut paranın ve eldeki ticaret malının tamamından verilir.</p>
<p>6- Kaybolmuş, gasbedilmiş, saklanılan yeri unutulmuş mal ve inkâr olunan alacaklar, nisaba katılmaz ve ele geçerlerse, önceki yılların zekâtları verilmez. Senetli veya iki şahitli yahut itiraf olunan alacaklar, iflas edende ve fakirde de olsa nisaba katılır. Ele geçince, geçmiş yılların zekâtı da verilir.</p>
<p>7- Borçlu ve fakir olana, hanımı zekât verebilir. Bir hanım mehr-i müeccel olarak kocasından alacağı altınları zekât nisabına katar. Kadının altın ve gümüşten başka diğer ziynet eşyaları zekâta tâbi değildir. Pırlanta, elmas, zümrüt gibi ziynet eşyalarının zekâtı verilmez. Şâfiî’de ise, kadının altın ve gümüş de olsa ziynetlerinin zekâtı verilmez. (Hidaye)</p>
<p>8- Nisabın helak olması, sıfırlanması veya borçlanıp sıfırın altına düşmesi demektir.</p>
<p>9- Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb’de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb’in 3’ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur; hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir. Zekâtını yanlış hesaplayıp, bir altın zekât vermesi gerekirken iki altın veren, bunu anlayınca, ikinci yıl vereceği zekâttan bu bir altını mahsup edebilir.</p>
<p>10- Çalışanların alacakları maaş ve ücretler, ellerine geçmeden önce nisap hesabına katılmaz, çünkü bunlar, hak edilmiş ücret ise de, hak edilen mal, ele geçmeden önce mülk olmaz. Maaşlardan kesilen yardım sandığı ve sigorta paraları zekât hesabına katılmaz. Yıllarca sonra birikmiş olarak ele geçince, yalnız ele geçen para, o senenin zekât nisabının hesabına katılır.</p>
<p>11- Hisse senetlerinin nâma [isme] ve hâmiline [taşıyana] yazılı olanları vardır. İsimsiz, hâmiline yazılı olanların devir kabiliyetleri vardır. Yani döviz gibi elden ele dolaşır. İstendiği zaman satılabilir. Bu senetler ticaret malı gibi, zekâtın hesap edildiği tarihteki piyasa değeri üzerinden nisaba dahil edilir. Nâma yazılı hisse senedi alan, sene sonunda, fabrikanın demirbaş mallarının haricindeki parasını zekât nisabına dahil eder.</p>
<p>12- Gölde yetiştirilen balıklar satılınca, bu para diğer zekâta tâbi mallarla beraber nisaba ulaşırsa zekâtı verilir. Birkaç ineği olup çok süt satan, ineklerin zekâtını vermez, fakat sene sonunda sütten elde ettiği para zekât nisabına dahil edilir.</p>
<p>13- Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek mekruhtur. Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye denilse de caizdir. Zekât, ticareti yapılan maldan veya aynı değerde altın olarak verilir.</p>
<p>Sual: Zenginlik nisabını yeniden ele almalı diyorlar. Zekat nisabı belli değil midir?<br />
CEVAP<br />
Gazeteleri okuyan, TV’leri seyredenler, sanki din yeni ortaya çıkmış gibi, hakiki İslam âlimlerince açıklanıp, onaylanıp 14 asırdır uygulanan dini hükümleri değiştirmeye kalkanlar çıkıyor. Kimi tesettürü kaldırıyor, kimi bayanlara hayz ve nifas hallerinde namaz kıldırıyor, kimi kaderi inkâr ediyor, (Fakirlik kaderimiz değil) diyerek, güya alınyazısını değiştirmeye kalkıyor. Kimi haricileri, İslam tarihinde ilk demokrat ve cumhuriyetçi fırka diye övüyor.</p>
<p>Kimi yakında kıyamet kopacak diyor. Hele tuhaf biri, (İstanbul’da büyük deprem olacak, 5 milyon kişi ölecek, aklı olan İstanbul’u terk etsin) diyor. Kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği Kur’an-ı kerimde yazılıdır. Depremin de bugün için önceden bilinmesi mümkün değildir. Gaybdan haber verircesine, milleti sıkıntıya sokmak haramdır.</p>
<p>Dünyada da reform hareketi sürüyor. İslam’ın beş şartından biri olan namazı, sahih olmasın diye vakti girmeden kıldıran yerler var. Sahih olmaması için hac bir gün önce yaptırılıyor. Zekat, altın, gümüş veya ticaret ettiği maldan verilmesi gerekirken, ticaret malından değil de, başka maldan veriliyor. Böylece zekatlar da sahih olmuyor. Şimdi de kurban ibadeti kaldırılmak isteniyor. Kurban kesilmeyip parası yoksullara verilmesi isteniyor. Dinimiz, (Muhtaç insanlar olduğu zaman kurban kesmeyip parası yoksullara verilsin) diyemez miydi? Peygamber efendimiz böyle bir şeyi düşünememiş mi, 1400 yıldan beri gelen âlimler düşünememiş mi? </p>
<p>Son olarak da zenginlik nisabını yeniden ele alıp bozmaya çalışanlar var. Dinimiz kâmil değil midir? Eksik olan nesi vardır? Namazın, orucun, zekatın, nisabın yeni bir şekli olur mu? Reformcu, (Dine göre, malların değeri değişmiş, kim zengin, kim fakir belli değil. Mesela ortalama 40 davarın değeri 2.5 milyar, beş devenin bedeli 5 milyar, 30 sığırın bedeli 10 milyar. Gümüşe göre 60, altına göre 500 milyondur. Bunun ortalamasını almak gerekir. Siz, 500 milyonu olanı zengin sayar, 29 sığırın bedeli olan 9 milyarlık adamı fakir sayarsanız, bu adaletli olmaz) diyor. Biri çıkıp da niye dinimizle oynuyorsunuz demiyor.</p>
<p>Böyle bir teklifi, ya dini bilmeyenler veya dini kasten bozmak isteyenler yapar. Dinimizde, bir adamın 29 ineği ve 39 koyunu ve 4 devesi olsa, ayrıca 50 gram da altını olsa zekat vermez. Hatta yün için, yük taşımak için, binmek için olan hayvanları varsa onların da zekatı olmaz. Çünkü deve, sığır gibi başka cinsten sâime hayvanlar, birbirlerine ve ticaret eşyasına eklenmezler. Eklenince, altına ve ticaret malına göre, nisabı çok geçer. Bu kadar çok mala sahip olan kimsenin, dinimizin emrine uyarak, zekat vermesi gerekmez. Çünkü din böyle bildirmiş. Sen bunları birbirine ilave edersen, dinin bildirdiği yolu bırakmış olursun. Bu kadar malı olmayıp da 100 gram altını olan kimse, dinen zengindir. Zekat vermesi gerekir. Reformcunun (malı çok olan zekat vermiyor da, malı az olan zekat veriyor) demesi yersizdir. Hatta bir kimse, fakir de olsa, toprak mahsullerinin uşrunu vermesi gerekir. </p>
<p>Problem diye çıkarılan bu meseleler, kitaba uymamaktan ileri gelmektedir. Dinimiz eksik değildir. Kitaplara göre amel edilirse, hiçbir mesele kalmaz. Kitaplarda eşyanın değeri, dövize, koyuna, sığıra veya deveye göre tayin edilmez. (Keşf-i rümûz) kitabında (Eşyanın kıymetleri altın ve gümüş ile anlaşılır) deniyor. Şimdi, gümüşün altına nazaran kıymeti, yedide birden çok düşük olduğu için, zekat hesaplarının yalnız altın lira ile kıymetlendirilmesi lazım olduğu İbni Âbidin’de bildirilmektedir.</p>
<p>Ticaret eşyasının kıymeti, para olarak kullanılmayan altın ve gümüş ile hesap edilmez. Hükümet tarafından damgalı altın liralardan kıymeti en az olanı ile hesap edilir. Kitaba inananlar için işin esası budur.</p>
<p>Fakirin lehi dinde ölçü mü?<br />
Sual: Dinde yenilikçi bir yazar, fakirin lehine diyerek zenginlikteki nisap miktarını 96 gramdan 80’e indiriyor. Yaptığı dinde reform değil midir?<br />
CEVAP<br />
Ölçü birimleri, Şer’i birimler, Urfi birimler olmak üzere ikiye ayrılır. Şer’i birimler, Peygamber efendimizin zamanında kullanılan birimlerdir. Urfi birimler, şer’i birimlerden farklıdır. Urfi birimler, hükümetin kabul ettiği birimlerdir. Altının nisabı 20 miskaldir. Bir miskalin ağırlığı dört mezhepte farklıdır. Hanefi’de bir miskal, 20 kırât’tır. Bir kırât-ı şer’i ise, kabuksuz, uçları kesilmiş, kuru 5 arpadır. Hassas terazi ile bu vasıftaki 5 arpanın 0,24 gr olduğu tespit edildi. Şu halde bir şer’i miskal, yüz arpadır, yani, 4,8 gramdır. 20 miskal altın ise (20&#215;4,8) = 96 gramdır.</p>
<p>Urfi kırâtın ağırlığı olan 0,20 ile çarpılırsa, bulunan 4 gr, miskalin ağırlığı olmaz. Altının nisap miktarını bu yanlış miskale göre yapıp, 4&#215;20 = 80 gr demek doğru olmaz. İbni Âbidin hazretleri, mal zekatı kısmında, (Kırât-ı urfi 4 arpadır) buyuruyor. Yazar, (Önceleri İslam âlimlerine uyarak altının nisabının 96 gr olduğunu açıklamıştım. Fakat fakirin lehine olduğu için şimdi 80 gramı esas alıyorum) diyor. Fakirin lehi her yerde, her zaman dinde ölçü olur mu? Madem ölçü oluyorsa, ne diye 70 gr değil de, 80 gr alınıyor? 10 gr alınsa fakirin daha lehine değil midir? Hatta bu ölçüyü temelli kaldırsalar, fakirlerin lehine olmaz mı? Âlimlerin bildirdiği ölçüye uymadan, fakirin lehine diye altının nisap miktarını değiştirmek dinde reform olur. Kendi görüşüne göre dini değiştirmeye kalkan reformculara itibar etmemelidir! Mutlaka muteber bir kitaptan kaynak istemelidir!</p>
<p>Dinimizle oynayanlar<br />
Sual: Zekât nisabı 96 gram iken, (Fakirin lehine olacağı için 80 grama düşürdük) diyenler olduğu gibi, (Birlik beraberlik sağlanması için 80 gramı esas aldık) diyenler çıkıyor. Dinin bildirdiği ölçü mü önemli, yoksa fakirin lehi mi? Birlik beraberlik için, dinin bildirdiğinden farklı şeyler söylenebilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, fakirin lehine diyerek zenginlikteki nisap miktarını 96 gramdan 80’e indirenler var. Bu sivri zekâlı, (Önceleri İslam âlimlerine uyarak altının nisabının 96 gr olduğunu açıklamıştım, fakat fakirin lehine olduğu için şimdi 80 gramı esas alıyorum) diyor. Fakirin lehi olmak, dinde ölçü olur mu? Madem ölçü oluyorsa, ne diye 70 gr değil de, 80 gr alınıyor? 10 gr alınsa fakirin daha lehine değil mi? Hatta bu ölçüyü temelli kaldırsa, fakirlerin lehine olmaz mı? Âlimlerin bildirdiği ölçüye uymadan, fakirin lehine diyerek altının nisabını değiştirip dinde reform yapmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Başka bir türedi de, (96 gram nisab yanlış değil, ancak çoğunluğa uymak, birlik ve beraberliği sağlamak için, ben de 80 gramı ölçü alıyorum) diyor. Çoğunluğa uyma mantığı, bir önceki görüşe göre daha saçmadır, çünkü hakkı çoğunlukta aramak kadar yanlış bir iş olamaz. (Herkes öyle diyor) demekle din olmaz. Kimisi, (Çok kimse, bir dine inanmadığı için, ben de inanmıyorum) diyor. Kimisi de, (Çok kimse namaz kılmadığı için, ben de kılmıyorum, hemen herkes açık gezdiği için, ben de açık geziyorum) diyor. Genelde çoğunluk örnek gösteriliyor. (Herkes böyle yapıyor, ben de yapsam ne çıkar?) deniyor. İyilik, doğruluk, güzellik, hak gibi hususlar, her zaman çoğunluğun bulunduğu yerde olmaz. Mesela Çin’in, Japonya’nın nüfusu çoktur. Dinleri Budizm’dir. İnsanların çoğu Budist diye, Budizm’in doğru olduğu söylenemez. Dünyada Müslüman olmayanlar, Müslümanlardan daha fazladır. Buradan Müslümanlığın hak din olmadığı söylenemez. Allahü teâlâ, insanların çoğuna uyanın sapıtacağını bildiriyor. (Enam 116)</p>
<p>Demek ki, çoğunluğun yaptığı dinde ölçü olmaz. Din ne diyorsa, muteber fıkıh kitaplarında nasıl bildirilmişse, ona uymak gerekir.</p>
<p>Dini emirler çağa göre değişmez<br />
Sual: Her yıl, zekat için 20 miskal altından, fıtra için şu kadar ölçek un veya buğdaydan söz edilir. Buna ne lüzum vardır? Zekat ve fıtra miktarlarının Türkiye’de TL’ye, Almanya’da Euro’ya göre hesaplanıp ilan edilmesi gerekmez mi? Bir de Şafiiler, deterjan varken, toprakla necaset temizliyorlar. Niçin zamanımıza uymuyorlar?<br />
CEVAP<br />
Dini kuran biz değiliz ki, değiştirme yetkisi bizde olsun! Dinimize ilave ve çıkarma yetkisi kimsede yoktur. Dinde yapılacak değişikliklere bid’at denir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Her bid’at dalalettir, dalalet ehli de Cehennemdedir.) [Müslim]</p>
<p>Dinimiz, zekat, fıtra ve kurban nisabının ve eşyanın kıymetlerinin altın ve gümüş ile tespit edileceğini bildirmektedir. (Keşf-i rümûz) </p>
<p>Nisap miktarları, resmi damgalı, altın veya gümüş paralardan, kıymeti en az olan ile hesap edilir. Para olarak kullanılmayan altın ve gümüş ile hesap edilmez. Kıyamete kadar böyledir. Mesela bugün, Aziz, Hamit gibi altınlardan kıymeti en az olan ile hesap edilir. 20 miskal altını veya bu değerde ticaret malı olan kimse, dinen zengin sayılır. Bu malın üzerinden bir sene geçmişse, zekatını verir. (Redd-ül Muhtar)</p>
<p>Koyun zekatı kırkta birdir. Kırk koyunu olan, birini zekat verir. Bunu otuzda bir veya ellide bir yapmaya hiç kimsenin yetkisi yoktur. Sadaka-i fıtr için de belli ölçekte buğday, un, arpa, hurma ve kuru üzüm verilir. Yani bunların bildirilen miktarı ölçü olarak alınır. Muza göre veya cevize göre olmaz. Dinimiz neyi bildirmişse, o ölçü alınır. Mesela dinimiz, (Fıtra olarak, 3500 gr arpa veya değeri kadar altın veya gümüş verilir) diyorsa, Kıyamete kadar bu böyle devam eder. Karadenizli fındığı, Akdenizli portakalı ölçü alamaz. </p>
<p>Dini kim koydu ise, değiştirme yetkisi de ondadır. Çağa göre dini emirler değişmez. Her çağa göre yeni yorum getirilmez. Çağa göre tefsir olmaz. Şafii mezhebinde, köpek bir yere yaş olarak dokunursa, orasını bir defa topraklı olmak üzere yedi defa su ile yıkamak gerekir. (Bugün sabun ve deterjan var, toprakla yıkamaya lüzum yok) denemez. Dinimizin bildirdiği emirlere aynen uyulur. Uymak istemeyenlere sözümüz yoktur.</p>
<p>Sual: Alınacak maaşlar zekat nisabına katılır mı?<br />
CEVAP<br />
Memur ve işçilerin alacakları maaş ve ücretler, ellerine geçmeden önce nisap hesabına katılmaz.</p>
<p>Sual: İşten çıkarılanlara, ödenmeyen maaş ve tazminatlarına karşılık 3-4 ay sonrasına senet veriyorlar. Bu senetlerin, o gün geldiğinde ödenip ödenmeyeceği de kesin değil. Elinde böyle 3-4 milyarlık senedi olan bunu nisaba katar mı?<br />
CEVAP<br />
Çekler maaş gibi değildir. Bunlar nisap hesabına katılır. Elinde kurban kesecek kadar parası olan kurban keser. Zekat için de, paralar eline geçince zekatını verir. Şimdi de, zekatlarını verse mahzuru olmaz.</p>
<p>Sual: Paylaşılmamış miras malımız var. Nisaba dahil edilir mi?<br />
CEVAP<br />
Evet edilir. </p>
<p>Sual: Altın diş nisaba katılır mı?<br />
CEVAP<br />
Evet katılır.</p>
<p>Sual: Sonradan satmaya niyet edilen arsa zekat hesabına dahil edilir mi?<br />
CEVAP<br />
Edilmez.</p>
<p>Sual: Hanımına mehr borcu olan erkek, bu miktarı zekat nisabından düşer mi?<br />
CEVAP<br />
Evet. Kime borcu olursa olsun, borçlar çıkarılır. </p>
<p>Sual: 25-30 senelik vadeli taksitlerle alınan krediler zekat hesabında borç olarak düşülür mü?<br />
CEVAP<br />
Evet bütün taksitleri düşülür. 30 yıllık taksiti olsa da hepsi düşülür.</p>
<p>Sual: Bugün zekat günümdür. On gün sonra, hac için yatıracağım para, zekat nisabından düşülür mü?<br />
CEVAP<br />
Hayır.</p>
<p>Sual: Zekatı hesaplarken, verilecek kira da borç gibi düşülür mü?<br />
CEVAP<br />
O ay tahakkuk eden kira zekat nisabından düşülür, gelecek aylarınki düşülmez.</p>
<p>Sual: Devre mülk zekat nisabına girer mi?<br />
CEVAP<br />
Girmez.</p>
<p>Sual: Kirada iki veya üç evi olan zekât verir mi? Vermezse zekât alabilir mi?<br />
CEVAP<br />
Birden fazla ev zekat nisabına dahil edilmez, ama kurban nisabına dahil edilir. Kurban nisabına malik olanın da, zekât alması haram olur. (Redd-ül muhtar)</p>
<p>Sual: Kiradaki evlerimizin kira gelirlerinin zekatını nasıl vereceğiz?<br />
CEVAP<br />
Kira gelirinin diğer gelirlerden bir farkı yoktur. Mesela, bir yıllık kira gelirleri toplanarak hesap edilmez. Zekat verilmesi gereken gün, eldeki paraya bakılır, nisabı buluyorsa onun zekatı verilir. </p>
<p>Sual: Evimde gümüş şekerlik, gümüş ibrik, gümüş tabak gibi 12 kiloyu bulan gümüş kap var. 12 kg gümüş için ne kadar zekat vermek gerekir?<br />
CEVAP<br />
İşlenmemiş 12 kilo gümüş için, 300 gram gümüş veya bu değerde altın verilir. İşlenmişse, sanat ve işçilik değeri ile kaç liraysa, o değer üzerinden verilir. Mesela 12 kg gümüşün bugün kilosu 500 liradan 6 bin lira ediyorsa, işlenmiş olarak 10 bin liraysa, 6 bin üzerinden değil, 10 bin üzerinden zekatı verilir. </p>
<p>Sual: Altınımız ve paramız yok. Sadece yarım kilo gümüş eşyamız var. Ama piyasa değeri çok pahalı olup, nisabın üzerine çıkıyor. Zekatını vermemiz gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
Gümüşün nisabı 672 gramdır. Değeri çok olsa da, ağırlık olarak nisabı bulmadığı için zekatı verilmez; çünkü gümüş ve altının zekatı ağırlık olarak ölçülür. Satıp parası elde olsa idi, nisabı geçtiği için zekat vermek gerekirdi.</p>
<p>Gümüş ve altın nisabı<br />
Sual: Gümüş nisabına göre zengin sayılan kimsenin, zekât alması caiz olur mu?<br />
CEVAP<br />
Caiz olur. 200 dirhem [672 gr] gümüş, 20 miskal [96 gr] altının değerinden aşağı olduğu müddetçe, zenginlikte altının nisabı esas alınır.
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fzekat-nisabi-nedir.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/zekat-nisabi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mallarınızı zekat ile koruyun</title>
		<link>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mallarinizi-zekat-ile-koruyun-2.html</link>
		<comments>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mallarinizi-zekat-ile-koruyun-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2012 08:41:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[kanal 7 sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Mallarınızı zekat ile koruyun]]></category>
		<category><![CDATA[zekat vermek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsohbeti.net/?p=6225</guid>
		<description><![CDATA[Mallarınızı zekat ile koruyun Sual: Zekâtın önemi nedir? CEVAP Kur’an-ı kerimde, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah’a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani] (Zekat vermekle müslümanlığınız mükemmel hâle gelir.) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmallarinizi-zekat-ile-koruyun-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Mallarınızı zekat ile koruyun</p>
<p>Sual: Zekâtın önemi nedir?<br />
CEVAP<br />
Kur’an-ı kerimde, çok yerde namazla zekât beraber bildiriliyor. (Namazı kılın, zekâtı verin) buyuruluyor. Zekât vermeyene, Allah lanet eder. Kıtlıklara maruz kalır, temiz malını kirletmiş olur, o mal telef olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Allah’a ve Resulüne inanan, zekât versin!) [Taberani]</p>
<p>(Zekat vermekle müslümanlığınız mükemmel hâle gelir.) [Bezzar]</p>
<p>(En faziletli ibadet namaz, sonra zekâttır.) [Taberani]</p>
<p>(Hastayı sadakayla, malı zekâtla koruyun!) [Deylemi]</p>
<p>(Allahü teâlâ, malınızın temizlenip güzelleşmesi için zekâtı farz kıldı.) [Hakim]</p>
<p>(Zekât vermeyenin namazı kabul olmaz.) [Taberani] (Zekât vermemek haram olduğu için, böyle günahkârın kıldığı namaz, sahih olup borcu ödenirse de, namazdan hâsıl olacak sevaba kavuşamaz.)</p>
<p>(Zekat vermeyen kimseye Allahü teâlâ lanet eder.) [Nesai]</p>
<p>(Zekat vermeyen, temiz malını kirletmiş olur.) [Taberani]</p>
<p>(Zekat vermeyen kimse, kıyamette ateştedir.) [Taberani]</p>
<p>(Zenginlerin zekâtı fakirlere kâfi gelmeseydi, Allahü teâlâ fakirlerin rızkını başka yollardan verirdi. Aç kalan fakir varsa, zenginlerin zulmü yüzündendir.) [El-Askeri] (Eli ayağı tutup da çalışabilenlerin zekât istemesi haramdır. İstemediği halde kendisine zekât verilirse, alması günah olmaz. Zekât, nisaba malik olmayıp çalışamayacak kadar hasta, sakat olanlara ve çalışıp da güç geçinenlere verilir. Allahü teâlâ böyle fakirleri milletin içinde kırkta bir oranında yaratmıştır.)</p>
<p>(Zekat vermeyen bir toplum, rahmetten, iyilikten mahrum kalır. Hayvanlar da olmasa, hiç rahmet görmezlerdi.) [Taberani]</p>
<p>(Zekatı verilmeyen mallar, karada, denizde telef olur.) [Taberani]</p>
<p>(Zekatını veren o malın şerrinden korunmuş olur.) [Beyheki]</p>
<p>Resulullah efendimiz, (Zekâtı verilmeyen mallar, ejderha olup sahibinin boynuna sarılır) buyurup şu mealdeki âyet-i kerimeyi okudu:<br />
(Hak teâlânın ihsan ettiği malın zekâtını vermeyenler, iyi ettiklerini, zengin kalacaklarını zannediyorlar. Hâlbuki kendilerine kötülük etmiş oluyorlar. O mallar Cehennemde azap aleti olacak, yılan şeklinde boyunlarına sarılıp baştan ayağa kadar onları sokacaktır.) [Âl-i İmran 180]</p>
<p>Bu acı azaplardan kurtulmak için, malların zekâtını, tarla mahsullerinin, sebze ve meyvenin uşrunu vermek şarttır. Zekât kırkta bir, uşur onda bir verilir. Kur’an-ı kerimde, (Malı, parayı biriktirip zekâtını vermeyene çok acı azabı müjdele! Zekâtı verilmeyen mal, para, Cehennem ateşinde kızdırılıp, sahibinin alnına, böğrüne, sırtına mühür gibi basılacaktır) buyuruldu. (Tevbe 34, 35)</p>
<p>Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir.</p>
<p>Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasbetmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun hiçbir hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır.</p>
<p>Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek, mekruh olarak caizdir. 10 gr altın kadar borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz. Altınla gümüş, ne niyetle saklanırsa saklansın ticaret eşyasıdır. Nisap miktarıysa zekâtı verilir.</p>
<p>Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır; fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı muhtaçlara vermelidir.</p>
<p>Sual: Tevbe suresi 34. âyetinde, (Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmeyene çok acı bir azap vardır) deniyor. Burada, para biriktirmek yasaklanmıyor mu?<br />
CEVAP<br />
Peygamber efendimiz, Kur’an-ı kerimi açıklamıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
(Zekâtı verilen mal, kenz değildir.) [Ebu Davud, Hâkim, Hatib] (Kenz, biriktirip saklanan, faydalanılmayan mal, define demektir.)</p>
<p>Müslümanın malında, zekâttan başka, kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Resulullah efendimiz, (Malda zekâttan başka hak yoktur) buyurdu. (Ahkâm-üs-sultaniyye)
<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.islamsohbeti.net%2Fdini-bilgiler%2Fmallarinizi-zekat-ile-koruyun-2.html&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsohbeti.net/dini-bilgiler/mallarinizi-zekat-ile-koruyun-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

