Faziletler ve Rezaletler

Ağır baÅŸlılık (hilim) yiÄŸitlikte (necdetten) baÅŸlı başına bir nevi’dir. Kana’at; cömertlik ve adaletten mürekkebdir. Oburluk tama’dan doÄŸar. Tama; hasedden, hased; raÄŸbetten, raÄŸbet; zulüm ve cimrilikten doÄŸar.

Hırstan bir çok büyük rezalet doÄŸar. Zelillik, hırsızlık, gasb, zina, öldürmek (katillik), aÅŸk, fakirlik üzerine üzüntü, insanların elindekini dilenmek bunlardandır ki, bunlar hırs ile tama’ın arasından doÄŸar. Hırs ile tama’ı biribirinden ayırdık, çünkü hırs; insanın nefsinde gizli olan tama’ı dışarıya vermesidir.

Müdârat; sabır ve hilim (ağırbaÅŸlılık)’tan mürekkep bir fazilettir.

Doğruluk; adalet ve cesaretten mürekkeptir. Bazen haksız olarak sana gelen biri haklı olarak döner, o da şöyle olur. Bir insandan sana yalan haber getirir, seni tahrik eder, sen de cevap verirsin, bundan sakın, söyleyeni tesbit edilmemiş sözlere cevap verme. Yalandan daha kötü bir şey yoktur. Öyle bir ayıptan ne beklenir ki? Yalanın nevilerinden biri de küfürdür. Her küfür yalancılıktır. Yalancılık bir cinstir, onu türlerinden biri de küfürdür.

Yalancılık; zulüm, korkaklık ve cehaletten doğar. Korkaklıktan nefsin mehâneti (kıymetsizliği) doğar. Yalancının nefsi mehindir, nefse kıymet veren izzetten mahrum ve uzaktır. İnsanları merkeplerden, köpeklerden ve diğer haşerattan ayıran konuşmaların da üçe ayrıldığını gördüm;

1- Sözünü nereye sarfettiğini aramaz. Ağzına geleni söyler, ne hakka yardımcı olmayı ve ne de batılı reddetmeyi düşünür. İnsanların çoğu böyledir.

2- Kendi nefsinde hak olarak kabul ettiğim destekler, batıl olarak kabul ettiğinde redetmeye çalışır. Ama bunların hakikatlarını anlamaya çalışmaz, araştırıp tesbit etmez. Tuttuğu yolda inandığına ısrar eder. Bunlar da çoktur ama birinci sınıftan sayılanlar kadar değildir.

3- Sözü yerine oturtandır ki bunlar kibrit-i ahmerden daha nadir bulunur ve daha kıymetlidir de… Hakka teslim olmayan ve onu hazmedemeyenin endiÅŸesi uzun olur.

İki sınıf insan gayet rahattır; biri son derece iyi, diğeri son derece fena. Birincisi dünyayı bırakan, ikincisi hayayı kaldıran insandır.

İnsanın dünyadan uzak durması için baÅŸka bir ÅŸey olmasa da, her gece uyuduÄŸunda uyanıkken sevdiklerini, evladını, makamını, acısını, varlığını, izzetini, zilletini unutur ki bunlar dünyayı anlamaya yeter, aklı olan için…

Allah’ın acaip tedbirindendir ki, alemde en çok ihtiyaç duyulacak ÅŸey, en ucuz ÅŸeydir. Suya bakın. Bundan daha çok lüzumsuz ÅŸeyler bundan pahalıdır. Kırmızı yakut’a bakın, nice insanlar bunun peÅŸinde daÄŸ baÅŸlarında ve ovalarda dolaşır dururlar ki, bundan daha çok lüzumlu ÅŸeyler, bundan ucuzdur.

İnsanlar hayat yolculuÄŸunda vahada yürüyen kiÅŸilerin haline benzerler, bir bölümü aÅŸtıkça karşılarına bölümler çıkar, bir sebebi geçtikçe karşısına yeni sebebler doÄŸar. “Aklı olan dünyada yorulacak” diyen de, “aklı olan dünyada yorulmayacak” diyen de doÄŸru söylemiÅŸlerdir. Aklı olan sıkıntı duyacak. Çünkü, her taraftan bâtılın yayıldığını ve bâtılın devletinin Hakk’ın devletine galib geldiÄŸini görecek, kendisinin Hakk’ı yayma çalışmalarına engel olanlarıyla karşılaÅŸacak, bundan rahatsız olacak, sıkıntı duyacak. Ama rahatlığı ise, bir çok insanın dünya peÅŸinde koÅŸarak katlandıkları fuzuli ÅŸeylerden kendini korumasındandır.

Sakın, kötü insanların meclisine muvafakat etme, onların, senin dünya ve ahiretine zarar verecek nitelikteki söz ve davranışlarına müsade etme, bunlar az şeylerdir diyerek müsamaha ile karşılama. Bunlardan pişmanlıktan başka bir fayda sağlayamazsın ki, o zaman artık pişmanlığın da fayda vermez. Bunları müsamaha ile karşıladığın için kimse seni takdir etmez, bilakis sana küfreder, en azından acı akıbete uğramandan ve aleyhinde gıybette bulunulmasına aldırış duymaz.

Sakın, dünya ve ahiretin için zararlı olmayacak şeyler yüzünden, meclis arkadaşlarınla ve muasırlarınla karşılaşma, hatta basit bir meselede bile olsa.. Zira bundan, nefret ve düşmanlıktan başka bir şey kazanamazsın. Belki bu küçük karşılaşman, sana hiç bir şey sağlamadığı halde, büyük zarara götürecek sonuçlar doğurabilir. Eğer insanları bozarak, Hakkı razı etmek veya Hakkı darıltarak insanları razı etmek arasında kalırsan, Hakkı razı et te, insanların nefretini kazan, onların hatırı için Haktan ayrılma.

Cehalet, masiyet ve rezalet erbabına vaaz ederken, Rasulullah’ın (s.a.v) vaaz ve nasihatlarında riayet ettiÄŸi esaslara sadık kalmak vacibdir. Bunlara sert ve yüz ekÅŸitmek suretiyle vaaz etmek hatadır, Rasûlullah’ın yolunu aÅŸmaktır. Zira bunlar çok kere, kendilerine söylenen ÅŸeylere karşı çıkarak, kendi yolunda inadına ısrar etmek isterler, bunlara karşı sert ve haÅŸin davranmakla ancak onların bu inatları kuvvetlendirilmiÅŸ olur. Böylece iyilik deÄŸil kötülük yapılmış olur. YumuÅŸak ve tatlılıkla yapılan vaazlarda, nasihat edilen kimsedeki kabahat deÄŸil de, baÅŸkalarında olan kabahattan haber veriliyor ve ona iÅŸaret ediliyor görüntüsünü verir ki, bu türlü konuÅŸma daha tesirli ve daha beliÄŸdir. Åžayet nasihat edilen kimse bundan da almazsa, acıtarak ve yalnız yerde, bu da sonuç vermezse, irÅŸad edilmek istenen kimsenin saygı gösterdiÄŸi ve yanında utanacağı birinin yanında tekrarlanır. Sözün yumuÅŸatılması hususunda Allah’ın talim buyurduÄŸu edeb böyledir.

Rasûlullah (s.a.v) vaazlarında bizzat kişinin kendisini muhatap almaz:

“Ne oluyor, bazı kimseler şöyle yapıyorlar?” buyururdu.

Rasûlullah (s.a.v) yumuşaklığı öğmüşler, kolaylaştırmayı emretmişler, zorlaştırmayı nehyetmişlerdir. îrşad ettiği kişileri usandırmamak için sözünü kısaltırlardı. Allah Teala onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“EÄŸer sert ve haÅŸin olsaydın, etrafından dağılırlardı.” (3/159)

Şiddet ve sertlik, Allah adına hadd ikame edilirken gösterilmelidir. Nasihati tesirli kılan hususlardan biri de, irşad edilmek istenilenin yanında, ona terkettirilmek istenen hareketin hilafına hareket edenleri medhetmektir. Bu tutum, hayır işlemeye davet eder. Bundan başka da medhi sevmenin işe yaradığı bir yer olduğunu bilmiyorum. Bu da, onu işitenin ona uymak suretiyle iyiliğe gitmesidir. Onun için biz de, yapılan fazilet ve rezaletin tarihleriyle kaydını yapıyoruz. Böylece, zamanla işlenilen rezaleti işitenler bundan nefret etsinler ve önceden geçmişlerin işlediği iyilikler de duyularak onlara rağbet gösterilsin.

Gök kubbe altında olan canlı cansız her şeyi düşündüm ve uzun uzun inceledim, sonra vardığım netice şu oldu; Her şey, her yerde kendi tabiatını hakim kılmak ister. Onun için, kendi tabiatında olmayanları, tabiatlarından ayırarak, kendi tabiatına sokmak ister. Fazilet sahipleri de, herkesin faziletli olmasını ister. Her konuşan sözünün, her çalışan işinin takdir edilmesini ister. Her mezhep sahibi de, herkesin kendi mezhebinde olmasını ve orada birleşmesini ister. Bu hususu yerde, ağaçlarda, nebatatta suda ve rutubette görürsün. Subhânallah! Bunları yaratıp tedbir eden büyük Allah! Senden başka ibadet edilecek İlah yoktur!

Sonra Allah’ın acaip yaratıklarından olarak, halkın bu kadar çokluÄŸu içinde, biribirine benzeyen çıkmadı. Ben seksen yaşını geçmiÅŸ birine sordum, “Åžimdiye kadar tamamen biribirine benzeyen iki kiÅŸi gördün mü?” diye de, hiç görmediÄŸim söyledi. Alemde olan her ÅŸey de böyledir. Bunlardan bazıları aletlerle, bazıları terkibindeki cisimlerle, bazıları da göz alışkanlıkları ile tanınmaktadır. Bunların tümünü tarif etmeye dilin de takati yoktur. Kudreti sonsuz olan Allah Teâla her türlü noksanlıktan münezzehtir.

Dünyanın hayret edilecek durumlarındandır ki, nice insanlar üzerinde fasit emelleri galip gelmiş peşin olarak nefislerini yoruyor, günah kazanıyor, bir faydası da yok. Bir takım gıdaların pahalı olmasını isteyen birisi gibi ki, bunda kendisinin de helaki var. Birilerinin zararını istemek gibi ki, bu istek bir şey değiştirmeyecek, sadece nefsinde sıkıntı olacak. Halbuki iyi niyetli olsa peşinen sevap kazanacak, nefsi de rahatlayacak. Ahlakın fesadı bu şekilde hiç bir menfaat etmediği halde huzuru kaçırıyor.