KURAN’I KERİM TÜRKÇE MEALİ
(ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)
7-ARAF:
1 – Elif, lâm, mîm, sâd.
2 – (Bu,) sana indirilen bir Kitab’tır. Onunla (insanları) uyarman ve inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın.
3 – (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O’ndan baÅŸka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4 – Nice kentler helak ettik. Gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi.
5 – Azabımız onlara geldiÄŸinde “Biz gerçekten zalimlermiÅŸiz!” demelerinden baÅŸka yalvarışları kalmadı.
6 – Kendilerine elçi gönderilmiÅŸ olanlara da soracağız, gönderilen elçilere de soracağız.
7 – Ve elbette onlara, olan-biten herÅŸeyi bir bilgi ile anlatacağız; çünkü biz onlardan uzak deÄŸiliz.
8 – O gün (amelleri tartacak) terazi haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, iÅŸte onlar kurtulanlardır.
9 – Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, iÅŸte onlar da âyetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.
10 – DoÄŸrusu Biz sizi yeryüzünde, yerleÅŸtirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11 – Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.
12 – (Allah) buyurdu: “Sana emrettiÄŸim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (İblis): “Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateÅŸten yarattın, onu çamurdan yarattın.”
13 – (Allah) buyurdu: “Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin deÄŸildir. Çık, çünkü sen aÅŸağılıklardansın.”
14 – (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.”
15 – (Allah) buyurdu: “Haydi sen süre verilmiÅŸlerdensin.”
16 – “Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doÄŸru yolunun üstüne oturacağım.”
17 – “Sonra (onların) önlerinden arkalarından, saÄŸlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.”
18 – (Allah) buyurdu: “Haydi, sen, yerilmiÅŸ ve kovulmuÅŸ olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım.”
19 – (Sonra Allah, Âdem’e hitab etti): “Ey Âdem! Sen ve eÅŸin cennette durun, dilediÄŸiniz yerden yeyin; fakat ÅŸu aÄŸaca yaklaÅŸmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
20 – Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: “Rabbiniz, baÅŸka bir sebepten dolayı deÄŸil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi ÅŸu aÄŸaçtan men etti.” dedi.
21 – Ve onlara: “Elbette ben size öğüt verenlerdenim.” diye de yemin etti.
22 – Böylece onları aldatarak aÅŸağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). AÄŸacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeÄŸe baÅŸladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben sizi o aÄŸaçtan men etmedim mi ve ÅŸeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?”
23 – Dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eÄŸer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uÄŸrayacaklardan oluruz!”
24 – (Allah) buyurdu: “Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir.”
25 – “Orada yaÅŸayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!” dedi.
26 – Ey ÂdemoÄŸulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah’ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
27 – Ey ÂdemoÄŸulları. Åžeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (ÅŸaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceÄŸiniz yerden sizi görürler. Biz, ÅŸeytanları, inanmayanların dostu yaptık.
28 – Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: “Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti.” derler. De ki: “Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri mi söylüyorsunuz?”
29 – De ki: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O’na doÄŸrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O’na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.”
30 – (O) bir topluluÄŸu doÄŸru yola iletti, bir topluluÄŸa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, ÅŸeytanları Allah’tan baÅŸka dostlar tuttular ve kendilerinin de doÄŸru yolda olduklarını sanıyorlar.
31 – Ey ÂdemoÄŸulları! Her mescide gidiÅŸinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.
32 – De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsustur”. İşte böylece biz âyetleri bilen bir topluluÄŸa uzun uzun açıklıyoruz.
33 – De ki: “Rabbim, sadece fuhÅŸiyatı, onun açık ve gizli olanını, günahları, haksız yere isyanı, haklarında hiç bir delil indirmediÄŸi ÅŸeyleri Allah’a ortak koÅŸmanızı ve Allah hakkında bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri söylemenizi yasaklamıştır”.
34 – Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiÄŸinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
35 – Ey ÂdemoÄŸulları! Size içinizden peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah’tan korkar ve kendini düzeltirse, iÅŸte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
36 – Kim de âyetlerimizi yalanlar ve onlara karşı büyüklük taslarsa, iÅŸte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
37 – Allah’a karşı yalan uyduran yahut âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap’tan nasipleri eriÅŸir. Canlarını alacak elçilerimiz gelince onlara: “Allah’tan baÅŸka taptıklarınız nerede?” derler. Onlar: “O taptıklarımız bizden sapıp ayrıldılar.” derler. Böylece kendilerinin kâfir olduklarına bizzat ÅŸahitlik ederler.
38 – Allah onlara: “Sizden önce geçmiÅŸ cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateÅŸine girin!” der. Cehenneme giren her ümmet kendi din kardeÅŸine lanet eder. Nihayet hepsi oraya toplandığında, sonrakiler öncekiler hakkında derler ki: “Rabbimiz ! İşte ÅŸunlar bizi doÄŸru yoldan saptırdı. Onlara cehennem ateÅŸinden kat kat azab ver”. Allah der ki: “Herkesin azabı kat kattır, fakat siz bilemezsiniz”.
39 – Öncekiler de sonrakilere derler ki: “Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur. O halde yaptıklarınızdan dolayı azabı tadın”.
40 – Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, iÅŸte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iÄŸne deliÄŸinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.
41 – Onlara cehennemde ateÅŸten bir yatak, üstlerine de (ateÅŸten) örtüler vardır. Biz zalimleri iÅŸte böyle cezalandırırız.
42 – İman edenler ve iyi amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir ÅŸey teklif etmeyiz iÅŸte onlar cennet ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
43 – Orada kalblerinde bulunan kini çıkarıp atarız. Onların altlarından ırmaklar akar. “Bizi buna erdiren Allah’a hamdolsun. EÄŸer Allah bizi doÄŸru yola sevk etmeseydi biz doÄŸru yola eriÅŸemezdik. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri bize gerçeÄŸi getirmiÅŸler.” derler. Onlara şöyle seslenilir: “İşte size cennet! Yaptıklarınıza karşılık buna varis oldunuz”.
44 – Cennet ehli, cehennem ehline: “Rabbimizin bize vaad ettiÄŸini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiÄŸini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar da “evet” derler. Bunun üzerine aralarında bir çağırıcı şöyle seslenir: “Allah’ın laneti zalimler üzerine olsun!
45 – Onlar, Allah’ın yolundan men ederler ve onu eÄŸriltmek isterler, ahireti de inkâr ederlerdi”.
46 – Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A’raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kiÅŸiler vardır. Bunlar cennetliklere: “selâm olsun size” diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiÅŸ, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir.
47 – Gözleri cehennemlikler tarafına çevrilince de :”Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla beraber eyleme!” derler.
48 – A’raftakiler yüzlerinden tanıdıkları kiÅŸilere seslenerek şöyle derler: “Ne topluluÄŸunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiç bir yarar saÄŸlamadı”.
49 – “Allah onları hiç bir rahmete erdirmiyecek, diye yemin ettiÄŸiniz kimseler bunlar mıydı?” (Cennetliklere dönerek): “Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz” derler.
50 – Cehennemdekiler, cennettekilere: “Bize biraz su akıtın veya Allah’ın size verdiÄŸi rızıktan bize de verin.” diye seslenirler. Cennettekiler de: “Allah, bunların ikisini de kâfirlere haram kıldı.” derler.
51 – Onlar ki, dinlerini bir eÄŸlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuÅŸacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.
52 – Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik.
53 – İlle onun te’vilini mi gözetiyorlar? Onun te’vili geldiÄŸi (verdiÄŸi haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuÅŸ olanlar derler ki: “DoÄŸrusu Rabbimizin elçileri gerçeÄŸi getirmiÅŸ. Åžimdi bizim ÅŸefaatçilerimiz var mı ki bize ÅŸefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan baÅŸkasını yapalım?” Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları ÅŸeyler kendilerinden saptı, kaybolup gitti.
54 – Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra ArÅŸ üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneÅŸ, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O’nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
55 – Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aÅŸanları sevmez.
56 – Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O’na, korkarak ve rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
57 – Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O’dur. O rüzgarlar, yaÄŸmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yaÄŸmur yaÄŸdırır ve onunla her çeÅŸit ürünü yetiÅŸtiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.
58 – Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise yararsız bitkiden baÅŸka bir ÅŸey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir toplum için âyetleri böyle açıklarız.
59 – Andolsun ki Nûh’u elçi olarak kavmine gönderdik de dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin sizin O’ndan baÅŸka bir ilâhınız yoktur. DoÄŸrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.”
60 – Kavminden ileri gelenler dediler ki: “Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz”.
61 – (Nûh) dedi ki: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiÅŸ bir elçiyim.”
62 – “Size Rabbimin gönderdiÄŸi gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri biliyorum.”
63 – (Allah’ın azabından) sakınıp da rahmete nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir(kitap) gelmesine ÅŸaÅŸtınız mı?”
64 – O’nu yalanladılar, biz de O’nu ve O’nunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boÄŸduk! Çünkü onlar, kalb gözleri körleÅŸmiÅŸ bir kavim idiler.
65 – Âd (kavmin)e de kardeÅŸleri Hûd’u (gönderdik): “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan baÅŸka bir ilâhınız yoktur. (O’na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?” dedi.
66 – Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: “Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz, ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz.”
67 – (Hûd), “Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiÅŸ bir elçiyim.” dedi.
68 – “Size Rabbimin gönderdiÄŸi gerçekleri tebliÄŸ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”
69 – “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine ÅŸaÅŸtınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluÅŸa eresiniz.”
70 – Dediler ki: “Ya, demek sen tek Allah’a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? EÄŸer doÄŸrulardan isen bizi tehdit ettiÄŸin (o azabı) bize getir!”
71 – (Hûd) dedi ki: “Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiÅŸtir. Haklarında Allah’ın hiç bir delil indirmediÄŸi, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
72 – Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.
73 – Semûd kavmine de kardeÅŸleri Sâlih’i (gönderdik): “Ey kavmim dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan baÅŸka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte ÅŸu, Allah’ın devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah’ın yeryüzünde yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar.”
74 – Düşünün ki (Allah) Âd’dan sonra sizi hükümdarlar kıldı. Ve yer yüzünde sizi yerleÅŸtirdi: O’nun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, daÄŸlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
75 – Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: “Siz, dediler, Sâlih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiÄŸini biliyor musunuz?” (Onlar da): “(Evet), doÄŸrusu biz onunla gönderilene inananlarız!” dediler.
76 – Büyüklük taslayanlar: “Biz, sizin inandığınızı inkâr edenleriz!” dediler.
77 – Derken diÅŸi deveyi boÄŸazladılar ve Rablerinin buyruÄŸundan dışarı çıktılar; “Ey Sâlih, eÄŸer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiÄŸin (o azabı) bize getir! “dediler.
78 – Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
79 – Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliÄŸini tebliÄŸ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”
80 – Lût’u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: “Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuÅŸu mu yapıyor sunuz?
81 – Çünkü siz kadınları bırakıp da ÅŸehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aÅŸan bir kavimsiniz.
82 – Kavminin cevabı: “Onları (Lût’u ve taraftarlarını) kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış! “demelerinden baÅŸka bir ÅŸey olmadı.
83 – Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu.
84 – Ve üzerlerine bir (azab) yaÄŸmuru yaÄŸdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!
85 – Medyen’e de kardeÅŸleri Åžuayb’ı (gönderdik): “Ey kavmim, dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan baÅŸka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi: Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eÅŸyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eÄŸer inanan (insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!”
86 – Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolun eÄŸriliÄŸini arayarak öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoÄŸalttı. Bakın ki bozguncuların sonu nasıl olmuÅŸtur.
87 – EÄŸer içinizden bir grup benimle gönderilene inanır, bir grup da inanmazsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
88 – Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: “Ey Åžu’ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!” Dedi ki; “İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?)”
89 – (Andolsun ki), Allah bizi ondan (kâfirlikten) kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek, Allah’a karşı iftira etmiÅŸ oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi hali müstesna geri dönmemiz bizim için olacak ÅŸey deÄŸildir. Rabbimizin ilmi her ÅŸeyi kuÅŸatmıştır. Biz sadece Allah’a dayanırız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
90 – Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: “EÄŸer Åžu’ayb’a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uÄŸrarsınız.”
91 – Derken o (müthiÅŸ) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
92 – Åžu’ayb’ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç ÅŸenlik tutmamış gibi oldular. Åžu’ayb’ı yalanlayanlar var ya iÅŸte ziyana uÄŸrayanlar, onlar oldular.
93 – (Åžu’ayb) onlardan öteye döndü de: “Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin gönderdiÄŸi gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırım?”
94 – Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını -yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
95 – Sonra kötülüğü deÄŸiÅŸtirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoÄŸaldılar ve: “Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuÅŸtu.” dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.
96 – (O) ülkelerin halkı inanıp (Allah’ın azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.
97 – Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceÄŸinden emin mi idiler?
98 – Yoksa o ülkelerin halkı, kuÅŸluk vakti eÄŸlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceÄŸinden emin mi idiler?
99 – Allah’ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uÄŸrayan topluluktan baÅŸkası, Allah’ın tuzağından emin olmaz.
100 – Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâlâ ÅŸu gerçek belli olmadı mı ki: EÄŸer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uÄŸratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) iÅŸitmezler.
101 – İşte o ülkeler ki, sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller (mucizeler) getirmiÅŸlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek deÄŸillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
102 – Onların çoÄŸunda, sözde durma (diye bir ÅŸey) bulamadık. Gerçek ÅŸu ki, onların çoÄŸunu yoldan çıkmış bulduk.
103 – Sonra onların arkasından Musa’yı mucizelerimizle Firavun’a ve topluluÄŸuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!
104 – Musa: “Ey Firavun! Bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiÅŸ bir peygamberim.” dedi.
105 – Allah’a karşı ilk görevim, hak olandan baÅŸka bir ÅŸey söylemememdir. Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize getirdim, artık İsrailoÄŸullarını benimle gönder.
106 – Firavun: “EÄŸer bir mucize getirdiysen ve eÄŸer doÄŸru söyleyenlerden isen onu göster” dedi.
107 – Bunun üzerine Musa, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.
108 – Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi, eli bembeyaz olmuÅŸ, bakanların gözünü kamaÅŸtırıyordu.
109 – Firavun’un kavminden ileri gelenler, “Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır.” dediler.
110 – O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. (Firavun): “O halde siz ne diyorsunuz?” dedi.
111 – Onlar da “onu ve kardeÅŸini beklet, ÅŸehirlere de toplayıcılar gönder.” dediler.
112 – “Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler.”
113 – O sihirbazlar Firavun’a geldiler: “Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var deÄŸil mi?” dediler.
114 – “Evet” dedi (Firavun), “Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız.”
115 – Sihirbazlar, Musa’ya: “Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?” dediler.
116 – Musa, “Siz atın” dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehÅŸete düşürdüler. DoÄŸrusu büyük bir sihir gösterdiler.
117 – Biz de Musa’ya “Sen de asânı bırakıver.” diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdi.
118 – Artık hakikat ortaya çıkmış ve onların bütün yaptıkları boÅŸa gitmiÅŸti.
119 – Orada maÄŸlup olmuÅŸ ve küçük düşmüşlerdi.
120 – Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.
121 – “Âlemlerin Rabbine iman ettik.” dediler.
122 – “Musa’nın ve Harun’un Rabbine.”
123 – Firavun: “Ben size izin vermeden iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu bir hiledir, siz bunu ÅŸehirde kurmuÅŸsunuz, yerli halkı oradan çıkarmak istiyorsunuz, sonra anlayacaksınız!”
124 – “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceÄŸim, sonra da bilin ki, sizi astıracağım.”
125 – Onlar da: “Şüphesiz o takdirde biz Rabbimize döneceÄŸiz.” dediler.
126 – “Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yaÄŸdır ve canımızı müslüman olarak al.” derler.
127 – Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?” Firavun da dedi ki: “Onların oÄŸullarını öldüreceÄŸiz, kızlarını saÄŸ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz.”
128 – Musa, kavmine dedi ki: “Allah’ın yardımını ve lütfunu isteyin ve sabır gösterin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediÄŸini ona mirasçı kılar. Sonunda kurtuluÅŸ müttakilerindir.”
129 – Kavmi de dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de eziyet gördük, sen geldikten sonra da.” Musa dedi ki: “Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı helak edip de sizi yeryüzünde halife kılacaktır ve sizin nasıl iÅŸler yaptığınıza bakacaktır.”
130 – Gerçekten biz, Firavun sülâlesini, senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı içinde tutup kıvrandırdık ki, düşünüp ibret alsınlar.
131 – Fakat kendilerine iyilik geldiÄŸi zaman, iÅŸte bu bizim hakkımızdır, dediler, baÅŸlarına bir kötülük gelince de, iÅŸte bu Musa ile yanındakilerin uÄŸursuzluÄŸu yüzünden, dediler. İyi bilin ki, onların uÄŸursuzluÄŸu Allah katındandır. Lâkin çoÄŸu bunu bilmezler.
132 – “Ve sen büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak deÄŸiliz,” dediler.
133 – Biz de kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri olmak üzere baÅŸlarına tufan, çekirge, haÅŸereler, kurbaÄŸalar ve kan gönderdik, yine inad edip direndiler ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular.
134 – Ne zaman ki, azap üzerlerine çöktü, dediler ki, “Ey Musa! Bizim için Rabbine dua et, sana olan ahdi hürmetine eÄŸer bizden bu azabı kaldırır uzaklaÅŸtırırsan, yemin olsun ki, sana kesinlikle iman edeceÄŸiz. Ve İsrailoÄŸullarını seninle birlikte göndereceÄŸiz.”
135 – Ne zaman ki, belli bir süreye kadar onlardan azabı kaldırdık, derhal yeminlerini bozdular.
136 – Biz de, âyetlerimizi inkâr ettikleri ve onlara kulak vermedikleri için kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde boÄŸduk.
137 – Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de yeryüzünün, bereketle donattığımız doÄŸusuna ve batısına mirasçı yaptık. Ve böylece Rabbinin, İsrailoÄŸullarına olan o güzel vaadi, sabırları yüzünden gerçekleÅŸti. Biz de Firavun ile kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve diktikleri binaları yerle bir ettik.
138 – Ve İsrailoÄŸullarının denizden geçmelerini saÄŸladık? Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa! Onların tanrıları gibi, sen de bize bir tanrı yap! Musa da onlara dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden bir kavimsiniz.
139 – Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkûmdur ve bütün yaptıkları batıldır.
140 – Sizi âlemlere üstün kılan Allah olduÄŸu halde, ben size O’ndan baÅŸka ilâh mı arayayım! dedi.
141 – Hani sizi, Firavun sülâlesinin elinden kurtardığımız zaman, hatırlasanıza, size azabın kötüsünü yapıyorlardı; oÄŸullarınızı öldürüyorlar, kızlarınızı saÄŸ bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük imtihan vardı.
142 – Ve Musa’ya otuz geceye vaat verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı (tayin ettiÄŸi vakit) tam kırk gece oldu. Musa, kardeÅŸi Harun’a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!
143 – Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. “Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana”. dedi. Rabbi ona buyurdu ki; “Beni katiyyen göremezsin ve lâkin daÄŸa bak, eÄŸer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin”. Daha sonra Rabbi daÄŸa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, “Sen sübhansın”, “tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim,” dedi.
144 – Allah buyurdu: Ey Musa! Sana verdiÄŸim peygamberlikle ve kelâmımla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Sana verdiÄŸime sıkı sarıl ve şükredenlerden ol!
145 – Ve onun için o levhalarda her ÅŸeyden yazdık, nasihat ve hükümlerin ayrıntılarına ait herÅŸeyi (belirttik). Haydi bunlara sıkı sarıl, kavmine de emret, onlar da en güzeline sarılsınlar. Size yakında o fasıkların yurdunu göstereceÄŸim.
146 – Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimizi anlamaktan uzak tutacağım. Onlar ki, bütün âyetlerimizi görseler de onlara iman etmezler. DoÄŸru yolu görseler de o yolu tutup gitmezler. EÄŸer sapıklık yolunu görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi âdet edinmiÅŸler ve onlardan hep gafil olagelmiÅŸlerdir.
147 – Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaÅŸmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boÅŸa gitmiÅŸtir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından baÅŸkası mı olacaktır?
148 – Musa’nın arkasından kavmi, tutmuÅŸ süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmiÅŸlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediÄŸini ve bir yol gösteremediÄŸini görmemiÅŸler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.
149 – Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına piÅŸman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. “Yemin olsun ki; eÄŸer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız.” dediler.
150 – Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?” Elindeki levhaları bıraktı ve kardeÅŸi Harun’u başından tutarak kendine doÄŸru çekmeye baÅŸladı. Harun, “Ey anamın oÄŸlu!” dedi, “inan ki, bu kavim beni güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutma.”
151 – Musa dedi ki: “Ey Rabbim! Beni ve kardeÅŸimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”
152 – Şüphesiz o buzağıyı tanrı edinenlere Rablerinden bir gazap, dünya hayatında iken de bir zillet eriÅŸecektir. İşte biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.
153 – O kötü amelleri iÅŸleyip de sonra arkasından tevbe ve iman edenler için hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan sonra yine de affedici ve merhamet edicidir.
154 – Musa’nın öfkesi geçince levhaları aldı. Onlardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve rahmet vardı.
155 – Bir de Musa, mîkatımız için (tayin ettiÄŸimiz vakitte tevbe için) kavminden yetmiÅŸ erkek seçti. Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, iÅŸte o zaman Musa: “Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Åžimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin? O iÅŸ de senin imtihanından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Sen bu imtihanla dilediÄŸini sapıklıkta bırakır, dilediÄŸini de hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla, merhamet et, sen bağışlayanların en hayırlısısın.”
156 – “Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük.” Buyurdu ki, azabım var, onu dilediÄŸime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her ÅŸeyi kaplamış ve kuÅŸatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.
157 – Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoÅŸ ÅŸeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü ÅŸeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki baÄŸları ve zincirleri kırar atar, iÅŸte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliÄŸi ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, iÅŸte asıl murada eren kurtulmuÅŸlar onlardır.
158 – De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah’ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O’nundur. O’ndan baÅŸka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O’dur. Bundan dolayı gelin, Allah’a ve resulüne iman edin. Allah’a ve Allah’ın bütün kelâmlarına iman etmiÅŸ bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.
159 – Musa’nın kavminden doÄŸru yolu gösteren ve doÄŸrulukla adalet yapan bir topluluk da vardı.
160 – Biz onları oniki kabileye, o kadar ümmete ayırdık. Ve kavmi kendisinden su istediÄŸi zaman Musa’ya, elindeki asâ ile taÅŸa vur, diye vahyettik, vurunca hemen o taÅŸtan oniki pınar akmaya baÅŸladı. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak ihsan ettiÄŸimiz nimetlerin temizinden yiyiniz, dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, lakin kendi kendilerine zulmediyorlardı.
161 – Ve o vakit onlara denilmiÅŸti ki; Åžu ÅŸehre yerleÅŸin ve orada dilediÄŸiniz ÅŸeylerden yiyin, “hitta” (günahlarımızı bağışla.) deyin ve secde ederek kapısından girin ki, suçlarınızı bağışlayalım. İyilere nimetlerimizi daha da arttıracağız.
162 – İçlerinden bir kısım zalimler, sözü deÄŸiÅŸtirdiler, kendilerine söylenenden baÅŸka ÅŸekle soktular. Zulmü alışkanlık haline getirdikleri için biz de üzerlerine gökten azap yaÄŸdırdık.
163 – Bir de onlara, o deniz kıyısındaki ÅŸehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı, yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları iÅŸte böyle sınıyorduk.
164 – İçlerinden bir topluluk, “Allah’ın helâk edeceÄŸi, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz” dediÄŸi vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; “Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye.”
165 – Onlar yapılan bunca nasihatı unuttukları zaman, o kötülükten sakındıranları kurtardık, o zalimleri de fena hareketlerinden dolayı ÅŸiddetli bir azaba uÄŸrattık.
166 – Böylece onlar kibre kapılıp yasak kılınan ÅŸeylerden vazgeçmeyince, biz de onlara, hor ve zelil maymunlar olun, dedik.
167 – O Vakit Rabbin iÅŸte ÅŸu ahdi ilan edip bildirdi ki: Kıyamet gününe kadar onlara en kötü muameleyi yapacak olan kimseleri baÅŸlarına gönderecektir. Muhakkak ki, Rabbin hızla cezalandırandır ve yine muhakkak ki O, çok affedici, çok merhametlidir.
168 – Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık. İçlerinde iyi olanları da vardı, olmayanları da. Onları biz, bazan nimetlerle, bazan da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler diye.
169 – Derken kitabı (Tevrat’ı) miras alan bozuk bir nesil bunların yerini aldı. Bize nasıl olsa maÄŸfiret edilecek diyerek, ÅŸu alçak dünya malını alıyorlar, yine onun gibi bir mal ve rüşvet gelse onu da alırlar. Allah’a karşı haktan baÅŸka bir ÅŸey söylemeyeceklerine dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere misak alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri okuyup öğrenmemiÅŸler miydi? Oysa ahiret yurdu Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
170 – Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.
171 – Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik gibi tepelerine çekmiÅŸtik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada demiÅŸtik ki; “size verdiÄŸimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz.”
172 – Bir de Rabbin, ÂdemoÄŸullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine ÅŸahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz deÄŸil miyim?” dediÄŸi vakit, “pekâlâ Rabbimizsin, ÅŸahidiz” dediler. (Bunu) kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu.” demeyesiniz diye (yapmıştık).
173 – Yahut, atalarımız daha önce ÅŸirk koÅŸmuÅŸlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, ÅŸimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin, demeyesiniz diye (yapmıştık).
174 – Ve iÅŸte biz, âyetleri böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki, belki dönerler.
175 – Onlara, kendisine âyetlerimizi sunduÄŸumuz o adamın kıssasını da anlat; âyetlerden sıyrılıp çıktı, derken onu ÅŸeytan arkasına taktı, en sonunda da helak olanlardan oldu.
176 – Ve eÄŸer dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hali o köpeÄŸin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.
177 – Âyetlerimizi inkâr edip, sırf kendilerine zulmeden o kavmin hali ne kadar kötüdür!
178 – Allah kime hidayet ederse, o hidayete erer, kimi de dalalette bırakırsa, iÅŸte onlar hüsrana uÄŸrayanların ta kendileri olurlar.
179 – Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoÄŸunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeÄŸi anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla iÅŸitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aÅŸağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
180 – Oysa en güzel isimler Allah’ındır. Bundan dolayı Allah’a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler.
181 – Yine bizim yarattığımız insanlardan öyle bir ümmet var ki, onlar hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti yerine getirirler.
182 – Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, biz onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe yuvarlayacağız.
183 – Ayrıca ben onlara mühlet de veririm. Fakat benim tuzak kurup helâk ediÅŸim pek çetindir.
184 – Onlar arkadaÅŸlarında herhangi bir cinnet bulunmadığını hiç düşünmediler mi? O, açık bir uyarıcıdan baÅŸka biri deÄŸildir.
185 – Allah’ın göklerdeki ve yerdeki mülkiyet ve tasarrufuna, Allah’ın yaratmış olduÄŸu herhangi bir ÅŸeye ve ecellerinin gerçekten yaklaÅŸmış olması ihtimaline hiç bakmadılar mı? Artık bu Kur’ân’dan sonra baÅŸka hangi söze inanacaklar.
186 – Allah kimi saptırırsa onu yola getirecek bir kimse yoktur. O, onları kendi hâllerine bırakır ve kendi azgınlıkları içinde yuvarlanıp giderler.
187 – Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O’ndan baÅŸkası deÄŸildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuÅŸsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoÄŸu bunu bilmezler.
188 – De ki, ben kendi kendime Allah’ın dilediÄŸinden baÅŸka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik deÄŸilim. Ben eÄŸer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen ÅŸey yanıma uÄŸramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden baÅŸka biri deÄŸilim.
189 – Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eÅŸini de ondan yaratan Allah’tır. O, eÅŸini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eÅŸi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaÅŸtı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah’a şöyle dua ettiler: “EÄŸer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız.”
190 – Fakat Allah, kendilerine salih bir evlat verince, her ikisi de tuttular verdiÄŸi evlatlar üzerine ona ortak koÅŸmaya baÅŸladılar. Allah, onların koÅŸtukları ÅŸirkten münezzehtir.
191 – Hiçbir ÅŸey yaratmayan ve kendileri yaratılmış olan putları mı Allah’a ortak ediyorlar, ona eÅŸ koÅŸuyorlar?
192 – Bu putlar, ne o tapınanlara, ne de kendi kendilerine yardım edebilirler.
193 – EÄŸer siz onları doÄŸru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha çağırmayıp susmuÅŸsunuz, hiç fark etmez.
194 – Allah’ı bırakıp taptıklarınız da tıpkı sizin gibi kullardır. EÄŸer iddianızda doÄŸru iseniz haydi onları çağırın da size cevap versinler.
195 – Onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri veya iÅŸitecek kulakları mı var? De ki: “Haydi çağırın o ortaklarınızı, sonra bana istediÄŸiniz tuzağı kurun ve elinizden gelirse göz açtırmayın.”
196 – “Zira benim velim, o kitabı indiren Allah’tır. Ve O, salih kullarına sahip çıkar.”
197 – “Sizin Allah’tan baÅŸka taptıklarınız ise ne size yardım edebilirler, ne de kendi kendilerine yardımları dokunur.”
198 – “Siz onları doÄŸru yola çağıracak olsanız da duymazlar.” Onların sana baktıklarını görürsün, bakarlar, ama görmezler.
199 – Sen yine de affa sarıl, iyiliÄŸi emret ve cahillerden yüz çevir.
200 – EÄŸer ÅŸeytandan bir vesvese, bir gıcık gelirse hemen Allah’a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla iÅŸiten, kemaliyle bilendir.
201 – Allah’tan korkanlar, kendilerine ÅŸeytandan bir vesvese iliÅŸtiÄŸi zaman, durup düşünürler de derhal kendi basiretlerine sahib olurlar.
202 – Åžeytanların kardeÅŸlerine gelince, onlar öbürlerini sapıklığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
203 – Onlara (arzularına göre) bir âyet getirmediÄŸin zaman, derleyip toplasaydın ya derler, sen de de ki; ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım, iÅŸte bütünüyle bu Kur’ân, Rabbinizden gelen basiretlerdir (kalp gözünü açacak beyanlardır), iman eden bir kavim için hidayettir, rahmettir.
204 – Kur’ân okunduÄŸu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nâil olursunuz.
205 – Sabah akÅŸam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma.
206 – Zira Rabbinin katında olanlar, Allah’a kulluk etmekten asla kibirlenmezler, O’nu tenzih eder, ÅŸanını ulularlar ve yalnızca O’na secde ederler.





