KURAN’I KERİM TÜRKÇE MEALİ
(ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)

23-MÜ’MİNUN:

1 – Gerçekten müminler kurtuluÅŸa ermiÅŸtir,

2 – Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,

3 – Onlar ki, boÅŸ ve yararsız ÅŸeylerden yüz çevirirler,

4 – Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,

5 – Ve onlar ki, iffetlerini korurlar,

6 – Ancak eÅŸleri ve ellerinin sahip olduÄŸu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla iliÅŸkilerinden dolayı) kınanmış deÄŸillerdir.

7 – Åžu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, iÅŸte bunlar , haddi aÅŸan kimselerdir.

8 – Yine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler,

9 – Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler,

10 – İşte asıl onlar varislerdir.

11 – Ki, Firdevs’e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar.

12 – And olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık.

13 – Sonra onu emin ve saÄŸlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik.

14 – Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiÄŸnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diÄŸer bir yaratık olarak teÅŸekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.

15 – Sonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz.

16 – Sonra da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz.

17 – Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz, yaratmaktan habersiz deÄŸiliz.

18 – Gökten uygun bir ölçüde yaÄŸmur indirip onu yerde durgunlaÅŸtırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter.

19 – Böylece onun (yaÄŸmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm baÄŸları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.

20 – Tûr-ı Sinâ’da (dahi) yetiÅŸen bir aÄŸaç da meydana getirdik ki, bu aÄŸaç, hem yaÄŸ, hem de yiyenlerin ekmeÄŸine katık edecekleri (zeytin) verir.

21 – Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.

22 – Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz.

23 – And olsun biz, Nûh’u kavmine gönderdik. “Ey kavmim dedi, Allah’a kulluk edin. O’ndan baÅŸka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?”

24 – Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluÄŸu “Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beÅŸer olmaktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. EÄŸer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmiÅŸteki atalarımızdan böyle bir ÅŸey duymadık.”

25 – “Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım.”

26 – Nuh: “Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!”

27 – Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eÅŸler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiÅŸ olanların dışındaki aileni gemiye al. ZulmetmiÅŸ olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boÄŸulacaklardır!

28 – Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleÅŸtiÄŸinde: “Bizi zalimler topluluÄŸundan kurtaran Allah’a hamdolsun” de.

29 – Ve de ki: “Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın.”

30 – Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemiÅŸizdir.

31 – Sonra onların ardından bir baÅŸka nesil getirdik.

32 – Bunun üzerine, onlar arasından kendilerine, “Allah’a kulluk edin; çünkü sizin O’ndan baÅŸka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah’tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik.

33 – Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaÅŸmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiÄŸimiz kodaman güruh dedi ki: “Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediÄŸinizden yer, sizin içtiÄŸinizden içer.”

34 – “Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beÅŸere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz.”

35 – “Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiÄŸinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?”

36 – “Heyhât o size vaad edilen ÅŸey ne kadar uzak!”

37 – “Dünya hayatından baÅŸka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaÅŸarız; bir daha diriltilecek deÄŸiliz.”

38 – “Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz.”

39 – O Peygamber: “Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol!”

40 – Allah şöyle buyurdu: “Pek yakında onlar piÅŸman olacaklar!”

41 – Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuÅŸattık. Zalimler topluluÄŸunun canı cehenneme!

42 – Sonra onların ardından bir baÅŸka nesil getirdik.

43 – Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.

44 – Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiÄŸi her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluÄŸa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!

45 – Sonra birtakım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa’yı ve kardeÅŸi Harun’u gönderdik.

46 – Firavun’a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.

47 – Onun için: Biz, dediler, “kavimleri bize kölelik ederken bizim benzerimiz olan bu iki adama inanacak mıyız?”

48 – Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.

49 – Andolsun biz Musa’ya belki onlar yola gelirler diye, o kitabı da verdik.

50 – MeryemoÄŸlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleÅŸmeye elveriÅŸli, sulu bir tepeye yerleÅŸtirdik.

51 – Ey peygamberler! Temiz ve helal olan ÅŸeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim.

52 – “Ve iÅŸte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının.” (denildi).

53 – Derken insanlar kendi aralarındaki iÅŸlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.

54 – Sen ÅŸimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile baÅŸbaÅŸa bırak!

55 – Sanıyorlar mı ki, onlara verdiÄŸimiz servet ve oÄŸullar ile,

56 – Kendilerine faydalar saÄŸlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar iÅŸin farkına varamıyorlar.

57 – Rablerine olan saygıdan dolayı titreyenler,

58 – Rablerinin âyetlerine inananlar,

59 – Rablerine ortak tanımayanlar,

60 – Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları iÅŸleri kalpleri titreyerek yapanlar;

61 – İşte onlar, iyiliklere koÅŸuÅŸurlar ve iyilik için yarışırlar.

62 – Biz hiç kimseyi, gücünün yettiÄŸinden baÅŸkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uÄŸratılmazlar.

63 – Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü iÅŸleri vardır ki, onlar bu iÅŸleri yapar dururlar.

64 – Nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uÄŸrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.

65 – BoÅŸuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz.

66 – Çünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz.

67 – Kafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz.

68 – Onlar bu sözü (Kur’ân’ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmiÅŸteki atalarına gelmeyen bir ÅŸey mi geldi?

69 – Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?

70 – Yoksa onda bir delilik olduÄŸunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiÅŸtir. Halbuki onlar haktan hoÅŸlanmamaktadırlar.

71 – EÄŸer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara ÅŸan ve ÅŸereflerini getirdik; fakat onlar kendi ÅŸereflerine sırt çevirirler.

72 – (Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

73 – Gerçek ÅŸu ki sen onları doÄŸru bir yola çağırıyorsun.

74 – Fakat ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.

75 – EÄŸer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleÅŸerek azgınlıklarında büsbütün direnirlerdi.

76 – Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eÄŸmediler, tazarru’ ve niyazda da bulunmadılar.

77 – Nihayet üzerlerine, azabı çok ÅŸiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada ÅŸaÅŸkın ve ümitsiz kalmışlardır!

78 – Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O’dur. Ne de az şükrediyorsunuz!

79 – Ve sizi yeryüzünde yaratıp türeden O’dur. Sırf O’nun huzuruna toplanacaksınız.

80 – Ve O, yaÅŸatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün deÄŸiÅŸmesi O’nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?

81 – Hayır, öncekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.

82 – Dediler ki: “Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmiÅŸken, mutlaka yeniden diriltileceÄŸiz öyle mi?”

83 – “Yemin ederiz ki, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiÅŸtekilerin masallarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir!”

84 – (Resulüm!) de ki: “EÄŸer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?”

85 – “Allah’a aittir” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?” de.

86 – “Yedi kat göklerin Rabbi, azametli ArÅŸ’ın Rabbi kimdir?” diye sor.

87 – “(Onlar da) Allah’ındır.” diyecekler. “Åžu halde siz Allah’tan korkmaz mısınız?” de.

88 – “EÄŸer biliyorsanız (söyleyin), her ÅŸeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her ÅŸeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?” diye sor.

89 – “(Bunlar da) Allah’ındır.” diyecekler. “Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?” de.

90 – DoÄŸrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar.

91 – Allah evlat edinmemiÅŸtir; O’nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diÄŸerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları ÅŸeylerden münezzehtir.

92 – Allah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koÅŸtukları ÅŸeylerden çok yüce ve münezzehtir.

93 – (Resulüm!) De ki: Rabbim! EÄŸer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen,

94 – Bu durumda beni, o zalimler topluluÄŸunda bulundurma, Rabbim!

95 – Biz, onlara yönelttiÄŸimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz.

96 – Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları ÅŸeyi çok iyi bilmekteyiz.

97 – Ve de ki: Rabbim! Åžeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!

98 – Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.

99 – Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, “Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,”

100 – “Ta ki, boÅŸa geçirdiÄŸim dünyada iyi iÅŸ (ve hareketler) yapayım.” Hayır! Onun söylediÄŸi bu söz (boÅŸ) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.

101 – Sûr’a üflendiÄŸi zaman aralarında artık ne soysop (çekiÅŸmesi) vardır, ne de birbirlerini soruÅŸturacaklardır.

102 – Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, iÅŸte asıl bunlar kurtuluÅŸa erenlerdir.

103 – Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmiÅŸlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.

104 – Orada diÅŸleri sırıtır halde iken ateÅŸ yüzlerini yalar.

105 – (Allah Teâlâ,) Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız deÄŸil mi?… der.

106 – Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluÄŸu idik.

107 – Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. EÄŸer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.

108 – (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuÅŸmayın artık.

109 – Çünkü kullarımdan bir zümre “Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin.” diyorlardı.

110 – İşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz.

111 – Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir.

112 – (Allah inkârcılara) “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.

113 – “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor.” derler.

114 – (Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keÅŸke siz (bunu) bilmiÅŸ olsaydınız!

115 – Sizi sadece boÅŸ yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceÄŸinizi mi sandınız?

116 – Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O’ndan baÅŸka ilâh yoktur. O, bereketli ArÅŸ’ın sahibidir.

117 – Her kim Allah ile birlikte diÄŸer bir tanrıya taparsa -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Åžurası muhakkak ki, kâfirler kurtuluÅŸa eremezler.

118 – Resulüm! De ki: “Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin.”